Kategori: Anksiyete

Pandemi Süreci ve Anksiyete

Pandemi Sürecinde Anksiyete ile Başetme

Tüm dünyayı etkileyen pandemi ve pandemi nedeniyle evde kalma zorunluluğu hepimizin anksiyetelerinin ve kaygılarının artmasına neden oldu. Hepimiz belirsiz bir süreçten geçiyoruz. Tedirginiz, kaygılıyız ve belirsizlik içerisindeyiz. Bu durum (kaygılarımız, endişelerimiz) belli bir seviyeye kadar gayet normalken bazılarımız için bir tehdit oluşturuyor. Özellikle zaten pandemi sürecinden önce de anksiyetesi olan bireyler için daha da tetikleyici olabiliyor. Çünkü kaygının bu seviyenin üzerine çıkmasıyla bilişsel fonksiyonlarımız da bozulmaya başlar.

Sürekli olumsuz senaryolar üretmeye başlayabiliyoruz, duyumsal duygumuzu kaybetme aşamasına gelebiliyoruz ve sağlıksız düşüncelerle zihnimizi sarabiliyor. Bunlar pandemi sürecinin içerisinde psikolojimize de zarar verir. Fiziksel sağlığımız kadar bu dönemde psikolojik sağlığımızı da korumanın yolları var. Öncelikle, planlama yapmak çok önemli oluyor. Böylelikle, günümüzü planlayarak bizim kontrolümüzde de bir şeylerin olduğunu hissetmek kaygımızı ve endişelerimizi minimum düzeye indirgeyeceğine inanıyorum. Mümkün olduğunca dışarı daha az çıkarak günlük aktivitelerimizi evde yapmaya çalışmalıyız. Çünkü, aslında fiziksel sağlığımızın korkusu bizi psikolojik olarak yıpratıyor ve endişelerimizi arttırıyor. Sosyal Medyadan devamlı çok fazla bilgi akışları var ve bu bilgi akışlarına maruz kalıyoruz. Bu dönemde kendimize güvendiğimiz birkaç bilgi kaynağı seçip günün sadece belli saatlerinde o bilgi kaynaklarına başvurmamız çok daha sağlıklı olacaktır. Böylelikle kendimizi hem yanlış bilgilerden korumuş oluruz hem de bizim tetikleyici dediğimiz bu kaygıyı sürekli yükseltecek ya da akut hale getirecek uyarıcıları biraz daha sınırlamış oluruz. Aynı zamanda, sokağa çıkma yasağının uygulandığında ve kısıtlamalar arttığında sanki devamlı bu şekilde yaşayacağız, devamlı kısıtlanacağız evimizden çıkamayacağız, insanlarla görüşemeyeceğiz gibi düşünceler zihnimizi işgal edip, kaygılarımızı maksimum seviyeye çıkardı. Böyle düşünceler aklımıza geldiğinde kendinize bunun geçici bir süreç olduğunu belli bir zaman sonrasında günlük hayatın normal akışına devam edeceğini işlerimize, okula gideceğimizi kendimize hatırlatalım. Özellikle ergenler için durum çok daha zorlayıcı olabiliyor. Zaten çok hoşnut olmadıkları halde aileleriyle, kardeşleriyle sürekli aynı ortamda kalma zorunluluğunda olmak, arkadaşlarıyla görüşememek gibi nedenlerle kaygılı ve öfkelidirler. Yaşı ve gelişiminden dolayı çok umursamaz gibi görünebilirler dışarı çıkmak ve arkadaşlarıyla görüşmek için ebeveynlerinin sert tutumlarıyla karşı karşıya kalabiliyorlar. Bu durumda onlara bilimsel verileri anlatmak onlarla birlikte bilimsel verileri okumak, tartışmak yararlı olabilir. Son derece net olarak emir verici “Hayır evde kalacaksın! Bunu yapmayacaksın” gibi sözler yerine onun duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmak, kaygılarını anlamaya çalışmak, onu anladığınızı belirtip ama şu andaki durum nedeniyle bunu değiştireceğimizi söylemek çok daha faydalı bir yoldur. Çocuk ve ergenlerin anksiyeteleriyle baş etmelerindeki temel koşul evde birlikte yaşadıkları yetişkinlerin kendi anksiyeteleriyle baş etmeleri olduğunu unutmayalım.

Buna ilaveten, anksiyeteyi arttıran nedenlerin başında kendisine ya da ailesine zarar geleceği hatta ölebileceği korkusudur. Kaygı da korona salgını gibi bulaşıcı bir duygudur. Eğer biz kaygımızı belli bir seviyede tutabilir, belirli önlemleri alarak hayatımıza devam edersek hem bizim psikolojimiz bu dönem bittiğinde çok daha iyi olacak hem de çocukların psikolojisini de korumuş olacağız. Virüsü, dünyayı, pandemiyi kontrol edemesek de kendimizi, evimizin içini ve evimizin içinde yapabileceklerimizi her zaman kontrol edebileceğimizi hatırlayalım.

Takıntı Hastalığı Nedir?

Takıntı Hastalığı Nedir?

Obsesif Kompulsif Bozukluk halk arasında takıntı hastalığı olarak bilinir. Bizden yardım isteyen danışanlarımız da zaman zaman “bende takıntılar var”, “takıntı hastalığı yüzünden hayatım çok zor” diyerek durumu açıklarlar.

OKB NEDİR? Takıntı hastalığı nedir?

OKB, obsesyon adı verilen takıntılı düşünce, fikir ve dürtüler ile kompulsiyon adı verilen yineleyici davranışlar ve zihinsel eylemlerden oluşan bir ruhsal hastalıktır. Kişide fazlasıyla kaygı yaratır ve kişinin günlük hayatını olumsuz yönde etkiler. Genellikle süreğendir, bazen dönemsel alevlenmeler görülebilir.


OBSESYON

Kişinin zihnine girmesine engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, anksiyete (kaygı) ortaya çıkartıcı ve yineleyici özellikteki düşünce, dürtü ya da imgelerdir. Kişinin isteği dışında gelirler, kişi tarafından mantıkdışı olarak değerlendirilirler. Sık görülen obsesyonlar şunlardır:

  • Kir, Mikrop, Virüs (Örneğin HIV) vb. Bulaşma Korkusu: Böyle bir durumda genelde aşırı yıkama, evde yaşayan tüm bireylerim tamamen temizlenmesi ile uğraşma gibi kompulsiyonlar ortaya çıkar.
  • Kapıların kilidinin açılmasından endişe duyma, açık pencere ve yanan ocak bırakma vb.
  • Cinsellik: Cinsel içerikli düşüncelerden ve cinsel konuşmalardan dolayı aşırı kaygılanma halidir. Cinsel ilişkiden kaçınma, karşı cinse bakmaktan kaçınma gibi kompulsiyonlar ortaya çıkabilir.
  • Dinsel düşünceler: Din ile ilgili aşırı kaygı ve aşırı uğraşma halidir. Günahkar olmaktan korkma gibi düşüncelere rastlanır. Bu gibi düşünceler sonucunda da tekrar tekrar abdest alma, sürekli besmele çekme gibi kompulsiyonlar ortaya çıkar.
  • Başkalarına ya da kendine zarar verme:Kontrolünü kaybedip yakınlarına ya da kendine zarar verebileceği gibi düşüncelerle aşırı uğraşma hali. Bunun sonucunda kesici aletlerden uzak durmak, çocuğunu kucağına almaktan kaçınmak gibi kompulsiyonlar ortaya çıkar.
  • Simetri/ kesinlik ihtiyacı: Her şeyin tam ve kesin bir düzeni olması gerektiğini düşünmektir. Böyle bir durumda genelde evdeki eşyaları simetrik yerleştirme, ayrıntılı kategoriler oluşturma gibi kompulsiyonlar ortaya çıkar.
  • Bir hata yapmanın ya da kötü davranmanın korkusu.
  • Başkalarının atabileceği şeyleri toplama ihtiyacı (istifleme).

KOMPULSİYON

Kompulsif davranışlar, obsesyonların neden olduğu kaygıyı hafifletmek için kullanılan tekrarlayan ritüellerdir. Aşırı, rahatsız edici ve zaman alıcı olabilirler. Günlük aktivitelere ve ilişkilere müdahale edebilirler. Şunları içerebilirler:

  • Tekrarlanan el yıkama (genellikle günde 100 veya daha fazla kez)
  • Bir kapının kilitli olduğundan emin olmak gibi birçok kez kontrol etme ve yeniden kontrol etme
  • Kıyafetleri her gün aynı sırayla giymek gibi katı düzen kurallarına uymak
  • Nesneleri istifleme
  • Çok saymak ve anlatmak
  • Nesneleri gruplamak veya belirli bir sıraya koymak
  • Kendisinin veya başkalarının söylediği kelimeleri tekrarlamak
  • Aynı soruları tekrar tekrar sormak
  • Tekrar tekrar dört harfli kelimeler kullanmak veya kaba (müstehcen) hareketler yapmak
  • Sesleri, kelimeleri, sayıları veya müziği kendi kendine tekrar etmek

Bulaşma Obsesyonu ve Temizlik Kompulsiyonu

Kişinin bedeninin ve giysilerinin kir, mikrop, toz gibi etkenler; kimyasal maddeler, deterjanlar, zehirler ile idrar, gaita ve diğer beden salgıları ile bulaşacağına ilişkin takıntıları ve bu takıntıların yarattığı sıkıntıyı gidermek için yaptığı davranışlarıdır.

34 yaşında ev kadını, eve gelen misafirlerin dışarıdan mikrop taşıyacağı şeklindeki obsesyon-larından dolayı evdeki tüm terlikleri yıkanabilir terlik olarak değiştirmişti ve misafirler gittikten sonra hepsini çamaşır makinesinde yıkıyordu.

 

43 yaşında erkek hasta, ev ortamı dışında tuvalete gitmiyor, evde de tuvalete her gittiğinde idrar sıçradığı şeklinde takıntılı düşünceler ile çoraplarını ve pantolonunu değiştiriyordu.

 

Bu örneklerde kişilerin bedenlerine ve elbiselerine değişik maddelerin bulaşacağı düşüncesi bulaş obsesyonu, ortaya çıkan sıkıntıyı gidermek için temizlik ve yıkanma davranışları yapmaları ise kompulsiyo-nu oluşturmaktadır.

Kuşku obsesyonu ve kontrol kompulsiyonu

En sık görülen obsesyon ve kompulsi-yonlardandır. Kişi gaz ocağı, kapı, kilit gibi nesnelerin açık kalmış olabileceğinden, ütü vs. elektrikli aletlerin fişlerinin prizde takılı kalmış olabileceğinden kuşku duyar (Kuşku obsesyonu) ve emin olmak için tekrar tekrar kontrol etme gereksinimi duyar (Kontrol kompulsiyonu). Bu kuşku ve kontroller yaşamın birçok alanında kendini gösterebilirler.

45 yaşında erkek hasta, her akşam işinden evine döndüğünde otomobilini park edip evine girdikten sonra otomobilin kapısını kilitlediğinden emin olmuyor ve bazen iki-üç kez olmak üzere sokağa çıkıp otomobil kapılarını kontrol ediyordu.

 

54 yaşında erkek hasta, her sabah kendi kullandığı otomobili ile bir kavşaktaki polisin yanından geçiyor, biraz uzaklaştıktan sonra “acaba otomobilin sol aynası ile polise çarpıp yaralamış mıyımdır?” şeklinde kuşkular nedeni ile geri dönüyor, polisin sağlıklı olduğundan emin olduktan sonra rahatlayarak işine gidiyordu.

 

Obsesyon ve kompülsiyonlar, günlük hayatta belirgin sıkıntıya neden olur. Toplumda takıntı hastalığı olarak adlandırılan bu durumlarda, kişi çok ciddi bir zaman dilimini bu yakınmaları ile uğraşarak geçirir. Kişinin olağan günlük işlerini, mesleki görevlerini ya da olağan toplumsal etkinliklerini önemli ölçüde bozar. Dünya Sağlık Örgütü tarafından en fazla yeti yitimi oluşturan 10 hastalık içinde OKB’yi de tanımlanmıştır.

OKB, sadece bilimsel arenada değil edebiyat ve sinemada, birçok kez konu olan bir hastalıktır. Shakespeare’in “Lady Macbeth”i unutulmayacak bir örnektir. Eşini öldürdükten sonra, ellerindeki kanların bir türlü temizlenmediği düşüncesi ile devamlı ellerini yıkaması, edebiyattaki obsesif kompulsif bozukluğa en eski örneklerdendir. Oysa ki ellerini yıkayarak kurtulmaya çalıstığı suçluluk ve günahkarlık duygusudur. Ünlü Ingiliz müzisyen Emilie Ford ise OKB’den ötürü yaşadığı sıkıntıları şöyle anlatmış:

 “Sanki iki beyniniz varmış gibi, biri akılcı beyin ve diğeri akıl dışı olan ve ikisi hiç durmaksızın kavga ediyor.”

1997 yılında çekilen “As Good as it Gets” filminde (Türkiye’de “Benden Bu Kadar” adıyla gösterime girmiştir.) Jack Nicholson pek çok garip davranış sergileyen bir karakteri canlandırır. Her gün öğle yemeğini aynı masada yeme zorunluluğunu hisseder ve kendi plastik çatal-bıçağını restorana getirir. Kapı kollarını dirsekleriyle açar…

Yaptığı çoğu şey, örneğin; yürürken çizgilere basmamak ya da konuşma ve düşünme şekli hayatını sürdürmeyi her geçen gün daha zorlaştırır. Bu karakter sevimli bir OKB’dir.


OKB SIKLIĞI

OKB önceleri nadir olarak görülen bir hastalık olarak kabul edilmesine karşın son yıllarda yapılan araştırmalarda hiç de nadir olmadığı belirlenmiştir. Büyük toplum kesimlerinde yapılan araştırmalarda OKB’nin her 100 kişiden 2-3’ünde görüldüğü saptanmıştır.

Genellikle ergenlik döneminde ve 20-30’lu yaşlarda başlamasına karşın, okul öncesi çağdaki çocuklar dahil herhangi bir yaşta görülebilir. Erkeklerde daha erken yaşlarda başlamasına karşın genel olarak kadınlarda daha sık görülmektedir.

OKB’NİN NEDENLERİ

Herhangi bir kesinlik kazanmamasına karşın OKB’nin nedeni olarak birkaç varsayım üzerinde durulmaktadır.

Genetik Nedenler

OKB’li hastaların anne-babalarında ve diğer birinci derece akrabalarında OKB’nin sık olarak görülmesi hastalığın genetik olabileceğini düşündürmektedir.

Beyin İşlevlerinde Bozulma ve Serotonin

Beyin üzerinde yapılan araştırmalarda beynin bazı bölgelerinde ve özellikle de beyin içindeki sinirsel iletimde önemli rolü olan serotonin maddesinin işlevlerinde bozukluk saptanması bunların OKB’nin nedeni olarak araştırılmasına yol açmıştır.

Çocukluk Çağı Travmaları

Çocukluk çağı travmalarına  (örneğin, cinsel istismar) maruz kalanlarda ileri yaşamlarında önemli bir stres yaşantısı ardından OKB’nin ortaya çıkabilmesi erken çocukluk dönemlerinin OKB gelişiminde önemli rol oynadığını göstermektedir.

Kişilik Özellikleri

Kişilik yapısı olarak titiz, kuralcı, ayrıntıcı, mükemmeliyetçi özelliklere sahip olan kişiler OKB’ye yatkın kişiler olarak değerlendirilmektedir.

Bir Takıntı ya da Kişilik Özelliği Ne Zaman Hastalığa Dönüşür?

Her takıntı hastalık değildir. Günlük hayatında “masumane/zararsız” takıntıları olan, ve bunları senelerdir sürdüren birçok insan vardır. Kişinin OKB olması için düşünce ve davranışların hastalık sayılabilmesi için günlük işlevlerimizi etkileyecek, kısıtlayacak, bozacak kadar şiddetli ve yoğun olmalıdır. Örneğin, bir ev kadınının temiz ve düzenli olması doğal olarak hastalık sayılmaz ama hemen her gün, günün her saatinde temizlik yapıyor, her gün çamaşır yıkıyor ve bu davranışları nedeni ile de çocuklarına onları sağlıklı bir biçimde yetiştirebilmek için yeterli zamanı ayıramıyorsa hastalık olarak değerlendirilebilmelidir. Bir kişinin otomobilinin camlarının kapalı, kapılarının kilitli olduğundan emin olması güvenlik nedeni ile garip karşılanmayabilir ama evinden tekrar tekrar çıkarak ya da yolda geriye dönerek cam ve kapıları kontrol etmesi dikkat edilmesi gereken bir durumdur.

TEDAVİ

Yaşam kalitesinin yeniden sağlanması için OKB hastalarında tedavi zorunludur. Günümüzde OKB`li hastaların çoğunun ilaç ve davranış tedavilerinden yararlandığı bilinmektedir. OKB’de kullanılan antidepresanların, depresyon tedavisine kıyasla daha yüksek dozda ve daha uzun süre kullanılması gerekmektedir. Tedavinin olumlu etkileri ancak tedavinin başlamasından birkaç ay sonra ortaya çıkar. Çeşitli araştırmaların sonuçları, ilaç ve davranış tedavilerinin birlikte uygulanmasının en iyi sonucu verdiği yönündedir.

Psikoterapinin temel amacı, hastanın davranış ve duygularının değiştirilebilmesi amacıyla, problemlerinin altında yatan varsayımları ona gösterebilmek ve bunları yenmesinde yardımcı olmaktadır. Tedavide, hastanın, belirli bir program dahilinde, sıkıntısını ve kompulsiyonlarını artıran durumların üstüne gitmesi sağlanmakta ve bir yandan da kompulsiyonları önlenmektedir. Kompulsiyonların etkin bir biçimde durdurulması ya da önlenmesiyle, hastaların en korktukları durumlarla karşı karşıya kalmaları sağlanmış olur. Ve artık bundan etkilenmemeleri sağlanır. Rahatlık ve güven duygusu geliştirilir.

Yanlış inanışlar birçok hastanın bu ilaçları kullanmaktan kaçınmasına ya da ilaçları doktorun önerdiği dozdan daha düşük dozlarda ya da daha kısa sürelerle kullanmalarına neden olmaktadır. Bu durum OKB tedavisinin güçleşmesine neden olmaktadır.
İlaç  tedavisi

Özellikle serotonin sistemi üzerinde etkili olan ilaçlar OKB tedavisinde oldukça yaralı olmaktadır. Serotonin Geri Alım Engelleyiciler adı verilen bu grup ilaçlar OKB tedavisinde yaygın ve başarılı şekilde kullanılmaktadır. Etkilerinin görülmesi için iki hafta kadar beklemek gerekir. İlacın etkili olup olmadığına karar vermek için en az 10 hafta süre geçmesi beklenmelidir. Etkili olduğuna karar verilirse tedavinin gerekirse günlük doz arttırılarak en az iki yıl sürdürülmesi gerekir.

Bilişsel-Davranışçı Tedavi

Obsesif hastalar kaygı verici düşünceler ile bu düşüncelerden kaçarak ve kaçınarak başa çıkmaya çalışırlar. Ne var ki düşüncelerden kaçmaya çalıştıkça bu düşünceler daha da artmakta ve böylelikle kısır bir döngü oluşmaktadır. Davranış tedavilerinde amaç hastayı obsesyonlarla  karşı karşıya getirmek ve bu kompulsiyonları engellemektir. Hedef rahatsızlık veren düşüncenin oluşturduğu kaygıyı söndürmek ve alışma durumunun oluşmasını sağlamaktır. Bu şekilde yapılan tedaviye alıştırma tedavileri adı verilir.

Bilişsel tedavilerde ise amaç rahatsız edici düşüncelerin oluşturduğu sorumluluk algısını azaltmaktır. Sorumluluk biçiminde bir algılama olmadığında hastalar akla gelen rahatsızlık verici düşünceleri yansızlaştırmak ve etkisiz kılmak için tekrarlayıcı davranışlar gösterme ihtiyacı hissetmeyeceklerdir. Amaç düşünceleri gerçek gibi algılamayı azaltmaktır. Bu nedenle tedavide tehdit tehlike ve aşırı sorumluluk algılarının ne oranda gerçekçi olduğu ve hangi düşünce  hataları sonucu abartılı tehdit ve tehlike algılarının ortaya çıktığı hasta ile birlikte araştırılır. Bilişsel hataların belirlenmesinden sonra yeterince işlevsel olmayan bu düşüncelerin daha gerçekçi ve işlevsel olanları ile yer değiştirmesi sağlanır. Düşüncelerinin  bir felaketle sonuçlanacağını düşünen hastalardan bu düşünceleri durdurmak yerine özellikle akla getirmeleri istenmekte ve ardından korkulan sonuçların oluşmadığını görmeleri tedaviye uyum sağlamakta önemli yararlar oluşturmaktadır.

AİLE VE ARKADAŞLARA DÜŞEN GÖREVLER

OKB’li takıntılı hastalar sıklıkla takıntılı düşünce ve davranışları çevredekiler tarafından fark edildiğinde, öğrenildiğinde nasıl karşılanacakları ile ilgili endişe yaşarlar. Çoğu hasta ayıplanacağı, dalga geçileceği, küçük düşürülebileceği düşüncesi ile hissettiklerini paylaşmaktan ya da açığa vurmaktan kaçınır. Hastalar, damgalanma kaygısı ile tedaviye hastalığın başlamasından çok uzun süre sonra gelebilmektedir.  Aile üyeleri ve arkadaşları hastanın zaman zaman çevreye de huzursuzluk verecek düzeye varan takıntılı davranışlarının hastalar tarafından engellenemeyen, karşı koyamadıkları düşüncelerden kaynaklandığını bilmelidir, tedaviye uyum sağlanması konusunda yardımcı olmalıdırlar.

Obsesif Kompulsif Bozukluk

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK

Çoğumuz zaman zaman, çeşitli konularda ya da günlük hayatımızda korkulara, endişelere ve takıntılara sahip olabiliriz. Ancak çoğu kez günlük hayatımız içinde ortaya çıkan bu duygularımız ve düşüncelerimizle baş edebilir ve sorunlarımızı hayatımızı etkilemeden çözüme ulaştırabiliriz. Herhangi bir konuda takıntılı düşüncelerimizin ya da davranışlarımızın günlük yaşamımızı etkileyecek ve günlük aktivitelerimizi aksatacak/kısıtlayacak duruma gelmesinde “Obsesif-Kompulsif Bozukluk” aklımıza gelmelidir. OKB, daha önceden nadir olarak görülen bir ruhsal bozukluk olarak kabul edilmesine karşın, son yıllarda yapılan araştırmalarda o kadar da nadir olmadığı saptanmıştır. Yapılan araştırmalarda ortalama olarak, OKB’nin her 100 kişiden 2-3’ünde görüldüğü saptanmıştır. Genellikle başlangıcının ergenlik döneminde ve 20-30 yaşlarında olmasına karşın, okul öncesi dönemdeki çocuklarda dahil görülebilmektedir. Erkeklerde daha erken yaşlarda başladığı saptanmasına rağmen, kadınlarda daha sık görülmektedir.

Yapılan araştırmalarda OKB’nin kesin bir nedeni bulunamasa da birkaç varsayım üzerinde durulmaktadır. OKB tanısı bulunan kişilerin anne-babalarında veya birinci derece akrabalarında OKB’nin sık olarak görülmesi, hastalığın genetik olabileceğini düşündürmektedir. Beyin üzerinde yapılan araştırmalarda ise, beynin bazı bölgelerinde ve özellikle sinirsel iletimde önemli rolü olan serotoninin işlevlerinde bozukluk saptanmıştır. Çocukluk çağında yaşanan travmaların (örneğin; cinsel istismar) ve ileri yaşamlarında maruz kalınan stres yaşantısının OKB’nin ortaya çıkışında önemli bir payı olduğu görülmüştür. Ayrıca; titiz, kuralcı, ayrıntıcı ve mükemmelliyetçi gibi kişilik özellikleri olan kişilerin OKB’ye daha yatkın olduğu görülmüştür.

Obsesif Kompulsif Bozukluk’un bileşenlerinden biri olan “obsesyon”, takıntılı düşüncelere, fikirlere ve dürtülere verilen addır. Obsesyonlar kişinin zihninde oluşmasına engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşüncelerdir. Kişi tarafından zaman zaman mantıkdışı olarak değerlendirilebilirler, yoğun sıkıntıya, huzursuzluğa ve anksiyeteye sebep olurlar. “Kompulsiyon” ise, obsesyonları tolere etmek için oluşturulan yineleyici davranışlar ve zihinsel eylemlerdir. Kompulsiyonlar, obsesyonların neden olduğu yoğun sıkıntı ve huzursuzluğu azaltmak ya da ortadan kaldırmak amacıyla yapılırlar.

Her takıntılı, bizi rahatsız eden düşünce ya da davranış obsesyon veya kompulsiyon olarak adlandırılmamaktadır. Bu davranışların/düşüncelerin bozukluk olarak nitelendirilebilmesi için günlük işlevselliği etkileyecek, kısıtlayacak hatta bozacak kadar şiddetli ve yoğun olması gerekmektedir. Örneğin, evden çıkmadan önce evimizin kapılarını/camlarını kontrol etmemiz gayet normal bir durumdur; fakat kişi tekrar tekrar kontrol ediyorsa veya yoldan geriye dönerek cam ve kapıları kontrol ediyorsa bu dikkat edilmesi gereken bir durumdur.

Bulaşma, kuşku, cinsel içerikli, dini içerikli ve simetri/düzen en yaygın görülen obsesyonlardandır. Temizlik, kontrol, simetri/düzen, dokunma, sayma ve biriktirme/saklama kompulsiyonları da yaygın olarak görülmektedir. Pislik veya mikrop bulaşmasından korkma, başkasına zarar vermekten korkma, hata yapmaktan korkma, şeytanca veya günahkar düşünmekten korkma, düzen/simetri/kusursuzluk ihtiyacı, aşırı kuşku veya sürekli güvence ihtiyacı yaygın obsesyonlar arasında gösterilebilir. Tekrarlayan bir şekilde elleri yıkama/duş alma, el sıkışmayı/dokunmayı reddetme, kilit/ocak gibi şeyleri tekrar tekrar kontrol etme, rutin işleri yaparken içinden veya dışından sürekli sayı sayma, bir şeyleri belli bir biçimde sürekli olarak düzenleme, belirli kelimeleri/cümleleri/duaları tekrarlama, işleri belli bir sayıda yapma ihtiyacı, değeri olmayan şeyleri toplama veya biriktirme de yaygın olarak gözlemlenen kompulsiyonlara örnek verilebilir.

Anksiyete

Anksiyete Nedir? Anksiyete Belirtileri Nelerdir?

ANKSİYETE – KAYGI

Anksiyete hoş olmayan özellikleri ile diğer duygulanım şekillerinden ayrılan bir duygulanım şeklidir. Anksiyete, korku benzeri, hastalar tarafından iç sıkıntısı, kötü bir şey olacakmış hissi şeklinde tarif edilen bir duygu, uyarıcı bir sinyaldir. Kişinin tehdit ile başa çıkması için gerekli önlemleri almasını sağlar. Korku da benzer bir uyarıcı sinyaldir; ancak anksiyete ile ayırt edilmesi gerekir. Korku, dış odaklı, belirli bir tehdide karşı bir yanıt iken anksiyete bilinmeyen, iç odaklı, çatışmalı tehdide karşı bir yanıttır. Dışardan gelen bir tehlike karşısında birey korku duyarken, içten gelen çatışma ve tehlikeler bunaltı yaratır.

Fizyolojik olarak ortaya çıkan bazı semptomlara baktığımızda çarpıntı, nefes almada zorluk, hızlı hızlı nefes alma, ellerde ve ayaklarda titreme, aşırı terleme gibi belirtilerin yanında psikolojik olarak ortaya çıkan semptomlar sıkıntı, heyecan, aniden çok kötü bir şey olacakmış hissi ve korkusu sayılabilir. Anksiyete, kişinin yeni koşullara uyumunu sağlayabilir hatta kişinin ruhsal gelişiminin daha üst basamaklara çıkmasında olumlu bir işlev görebilir. Anksiyete, uyum sağlayıcı, ruhsal gelişimi olumlu yönde geliştirici işlevi yanında, engelleyici işlev de görebilir. Bu olumsuz işlevlerine göz attığımızda; kişinin verimini düşüren, kişiler arası ilişkilerde bozulmaya sebep olan, sıklıkla titreme, çarpıntı, ağız kuruluğu, kas gerginliği gibi fiziksel belirtilerin de eşlik ettiği anksiyete durumları patolojik olarak değerlendirilmelidir. Aslında anksiyetenin ne zaman olumlu ne zaman olumsuz etkileyeceğini tespit etmek önem arz etmedir.

Mental bozuklukların tanısal ve sayımsal el kitabı, beşinci baskısı  DSM-V şu anksiyete bozukluklarını bildirir: ayrılma kaygısı bozukluğu,  seçici konuşmazlık (mutizm), özgül fobi, toplumsal kaygı bozukluğu (sosyal fobi), panik bozukluğu, agorafobi, yaygın kaygı bozukluğu, maddenin ilacın yol açtığı kaygı bozukluğu, başka bir sağlık durumuna bağlı kaygı bozukluğu, tanımlanmış diğer bir kaygı bozukluğu, tanımlanmamış kaygı bozukluğu.

Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

Çocukluk döneminde çocuğun maruz kalması muhtemel reddedici tutumlar, ergenlik döneminde diğer yetişkinlerin alaycı tutumları, ceza verirken ebevenylerin ceza ile birlikte itici ve uzaklaştırıcı tutumları, çocuğun fiziksel veya psikolojik baskı altında tutulması, çocukluk çağında yaşanılan fiziksel gelişime bağlı cinsel oyunlara verilen abartılı tepki, aşırı korumacı tutum,ailenin kaygı seviyesinin yüksek olması, çocuktan istenilen ve birbirine karşıt düşen istekler ve bunun gibi benzer bir çok sebep, çocukta kaygının oluşmasına neden olabilmektedir. Ayrılma kaygısı çocuklar için bağlandığı kişilerden veya bir nesneden ayrılma, uzak kalma veya görememe durumu ile ilgili sıkıntılar, rüyalar görme durumu ve bu durumların çocuğun okul ve sosyal hayatındaki işlevselliğini düşmesi ile sonuçlanan bir psikopatolojidir. Ayrılma kaygısı bozukluğu yaşayan çocukların yetişkin dönemlerinde de devam edebileceği ve bu psikopatolojilerin yön değiştirip başka bir patolojiye dönüşebileceğini ileri sürmüştür. DSM-5’in yayınlanmasıyla, yetişkin bireyler için Ayrılma kaygısı bozukluğu, kişinin bağlandığı kişilerden ayrılma, uzak kalma veya görememe durumu ile ilgili, gelişimsel olarak uygun olmayan ve aşırı düzeyde bir kaygı ya da korku duyması durumu olarak tanı kriteri arasına girmiştir.

Panik Bozukluk

Panik Bozukluk, belirli bir durumla ilişkili olmayan sık yaşanan panik ataklar ve bu panik atakların tekrar geçirileceği endişesiyle karakterize bir bozukluktur. Panik atak, ani şiddetli bir endişe, dehşet, korkunç bir şey olacağı hissi ile karaterizedir. Panik atakları olan bireyin ataklar olmadığı zamanlarda, atağın geleceğine yönelik beklenti ve anksiyete yaşadığı bir klinik tablodur. Basitçe panik atak tanımı ölüm hissinin eşlik ettiği yoğun anksiyete atağıdır.

Panik atak sırasında görülen bulgular:

  1. Çarpıntı
  2. Terleme
  3. Titreme
  4. Nefes darlığı
  5. Boğulma hissi
  6. Göğüs ağrısı
  7. Ürperme
  8. Bulantı ya da karın ağrısı
  9. Baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik hissi
  10. Uyuşmalar
  11. Gerçek dışılık hissi (derealizasyon)
  12. Çıldırma korkusu
  13. Ölüm korkusu

Panik atak oluştuğu zaman durum ne olursa olsun, bireylerin kaçmak için yoğun bir dürtü hissettiklerini belirtmeleri şaşırtıcı değildir. Belirtiler çok hızlı oluşmakta ve 10 dakika içerisinde en yüksek düzeye ulaşmaktadır. Panik atağı, korku sisteminin yanlış ateşlenmesi olarak değerlendirebiliriz. Panik atak anında kişi, yaşamında ani bir tehdit olduğunda birçok insanın yaşadığı sempatik sinir sistemi uyarılmasının fizyolojik olarak benzerini yaşar. Kişi belirtileri anlamaya çalışır ancak belirtiler açıklanamaz.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Yaygın anksiyete bozukluğu (YKB), hemen her gün birçok olay ve etkinlik hakkında aşırı kaygı duymak olarak tanımlanabilir. Yaygın kaygı bozukluğu olan bireylerin endişeleri aşırı, kontrol edilemez ve uzun sürelidir. YKB olan kişilerin endişeleri birçok insanın endişeleri ile benzerdir: ilişkiler, sağlık, maddi konular, günlük sorunlar ile ilgili konularda endişe ederler. YKB’nin diğer belirtileri; odaklanma güçlüğü, kolay yorulma, kolay kızma, huzursuzluk ve kaslarda gerginliktir. En az 6 aylık bir sürede günlük olay ve etkinliklerin çoğu hakkında aşırı bir kaygı olması belirleyici kritlerlerden birisidir. Endişeye bu bulgulardan en az 3 tanesi eşlik etmektedir: Huzursuzluk, Kolay yorulma, Odaklanamama, İrritabilite, Kas gerginliği, Uyku bozukluğu.

Sosyal Anksiyete Bozukluğu (Sosyal Fobi)

Sosyal anksiyete bozukluğu, başkalarının gözünün üzerinde olabileceği sosyal ortamlarda olma ya da sadece tanıdık olmayan insanlarla karşılaşıldığında yaşanan mantıklı olmayan, ısrarlı korkudur. Toplantılar, sözlü sunumlar, yeni insanlarla tanışma gibi durumlarda bulunma korkusu veya bu durumlarda utanabileceği korkusunun olması olarak tanımlanabilir. Bu bozukluk diğer fobilere oranla daha fazla sorunlara yol açma ve normal aktiviteleri daha fazla engelleme eğilimindedir. Sosyal kaygı bozukluğu olan bireyler genellikle değerlendirilebilecekleri durumlardan kaçınmaya çalışırlar ve kaygı belirtileri göstererek utanç yaşarlar. Sosyal kaygı bozukluğu olan bireyler aşırı korkuları nedeniyle genellikle yeteneklerinin daha altında olan işlerde çalışırlar. Birçoğu her gün sosyal durumlara baş etmekten ziyade daha az memnun oldukları ancak sınırlı sosyal taleplerde bulunan işlerde çalışmayı tercih ederler. Birçok çalışmada sosyal fobi tanılı kişilerin ebeveynlerinin, bu tanıyı almamış kişilerin ebeveynlerine göre çocuklarına daha az bakım verdiği, daha reddedici ve daha korumacı olduğu gösterilmiştir. Sosyal fobi genellikle geç çocukluk ve erken ergenlik döneminde başlar.

Agorafobi

Yunanca ‘’agora’’ ve ‘’phobos’’ kelimeleriden türetilmiş olan kelimenin Türkçe karşılığı ‘’pazar yeri korkusu’’dur. Panik bozukluk ile sıklıkla bir arada görülmesine karşılık DSM-5’te ayrı bir tanı olarak yer almıştır. Epidemiyolojik çalışmalarda farklı sonuçlar bulunmaktadır. Sıklıkla agorafobinin başlangıcı travmatik bir olayla tetiklenir. Agorafobik hastalar yardım almalarının zor olduğunu düşündükleri yerlerde bulunmaktan ve bu durumlarda panik benzeri atak geçireceklerinden korkarlar. DSM-5’e göre toplu taşıma araçlarında bulunma, açık yerlerde bulunma, kapalı yerlerde bulunma, sırada veya kalabalık ortamlarda bekleme, tek başına evden dışarı çıkma durumlarında yoğun bir korku veya kaygı duyarlar. Korku veya kaygı süreğen ve süreklidir.

Özgül Fobi

Özgül fobi, bir nesne ya da duruma karşı tekrarlayan, inatçı korkudur. Özgül fobilerde görülme sıklığına göre korkulan nesne ya da durumlar hayvanlar, fırtınalar, yükseklik, hastalık, yaralanma ve ölümdür. Kişi korkunun aşırı olduğunun farkındadır ancak yine de korkulan nesne ya da durumdan kaçınmak için büyük çaba harcar. DSM-5’e göre fobi kaynağı nesne ya da durum, neredeyse her zaman korku ya da kaygı doğurur. Fobi kaynağı nesne ya da durumdan etkin şekilde kaçınılır ya da yoğun bir korku ya da kaygı ile bu duruma katlanılır. Duyulan bu korku ya da kaygı, gerçek tehlikeye göre sosyokültürel anlamda orantısızdır. Duyulan korku ya da kaygı, işlevsellikte bozulmaya neden olur. DSM-5, farklı özgül fobi tiplerini kapsar: hayvan tipi (örümcek, böcek, köpek), doğal çevre tipi (yükseklik, fırtına, su), kan-enjeksiyon-yaralanma tipi (iğne, tıbbi girişimler), durumsal tip (uçak, asansör) ve diğer tip (yüksek sesler, özel giysili kişiler gibi). Her bir fobi tipinde anahtar belirti ise korku ya da kaygı belirtilerinin sadece özgül nesnenin varlığında ortaya çıkmasıdır.

Seçici Konuşmazlık (Selektif Mutizm)

Seçici konuşmazlık çocukluk döneminde başlayan ve çocuğun konuşabilme becerisinin olmasına ve bazı ortamlarda (örn. evde) normal olarak konuşmasına rağmen, konuşmasının beklendiği diğer bazı sosyal ortamlarda (örn. okulda) konuş(a)maması ile karakterize olan psikiyatrik bir bozukluktur. Seçici konuşmazlığın gelişimi genetik, mizaçsal, çevresel ve gelişimsel faktörlerin etkileşimi sonucunda olmaktadır. Seçici konuşmazlığı olan bireylerin ailelerinde hem seçici konuşmazlık hem de sosyal anksiyete bozukluğu öyküsünün sık görüldüğü bildirilmektedir

Madde İle İlişkili Anksiyete Bozukluğu

Madde ile ilişkili anksiyete bozukluğu, hem keyif verici maddelerin, hem de reçetelenen ilaçların kullanımı sonucu görülebilir. Bunların kullanımı, akut ve kronik anksiyeteye sebep olabilir. Belirtiler, madde kullanımı sırasında ya da madde kullanımını bırakmayı takiben 1 ay içerisinde gelişmiş olmalıdır. Madde ile ilişkili anksiyete bozukluğuna eşlik eden klinik belirtiler, kullanılan maddenin özelliğine göre değişmektedir.

Başka Bir Tıbbi Duruma Bağlı Anksiyete Bozukluğu

Hipertiroidi, hipotiroidi, hipoparatiroidi, vitamin B12 eksikliği, feokromasitoma, hipoglisemi, kardiyak aritmi gibi durumlar da anksiyete belirtilerine neden olabilir. Anksiyetenin birincil tıbbi nedeninin ortadan kaldırılması, anksiyete bozukluğu belirtilerinin belirgin olarak gerilemesini sağlar. Tıbbi bozukluk tedavi edildikten sonra anksiyete bozukluğunun uzun süre devam eden belirtileri artık birincil olarak değerlendirilmeli ve uygun tevdi yöntemi uygulanmalıdır.

Anksiyete

KAYGI NEDİR? KAYGI BOZUKLUĞU NEDİR?

Kaygı Nedir?

Kaygı, kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık durumudur.
Dünyaya geldiğimiz anda bir öğrenme süreci içine gireriz ve bu süreç yaşamımızın sonuna dek devam eder. Öğrenme, kişinin yaşamını sürdürebilmesi ve süregelen yaşamdan doyum alması için gerekli tüm bilgi, eylem ve becerilerin kazanılması sürecidir. Devamı

Anxiety treatment for better tomorrow

Anxiety is something that exists in everyone’s life to a certain extent, and in a way it is medically known to be helpful as well. Because, anxiety helps us stay alert and be reactive to our circumstances, whether joyful or painful. However, when the anxiety reaches the stage where it overwhelms you mentally and physically, and affects your normal routine of life, you need the help of a clinical psychologist.

Devamı