Kategori: Bireysel Terapi

Bağımlılık Danışmanlığı Eğitimi

İlişki Bağımlılığı

İLİŞKİ BAĞIMLILIĞI, EŞ BAĞIMLILIĞI

Günümüz ilişkilerinde yaşanan sorunlardan birisi ilişki bağımlılığıdır. Bağımlılık; bağlılıktan farklı olarak alışkanlık, ilişkiden vazgeçememe durumudur. Kaybetme korkusu içerir. Kişi bağımlı olduğu kişiyi kaybetmemek adına mükemmel olmak, kişinin beklentilerini karşılamak ister.

Bağımlı ilişkilerde; kişilerin birbirlerine muhtaçlığı arttıkça sosyal hayattan kopmalar, aile ilişkilerinde zayıflamalar görülmektedir. Yine bu ilişkilerde madde ve alkol bağımlılığında olduğu gibi beklentilerin artmasına bağlı olarak bir yoksunluk durumu ortaya çıkmaktadır.

Bağlanma stillerine baktığımızda;

  1. Güvenli Bağlanma
  2. Kaçınmacı Bağlanma
  3. Kaygılı Bağlanma

Bağımlı bireylerde kaygılı bağlanma görülür. Bu kişiler, çocuklukta ebeveynleri tarafından tam ihtiyaçları karşılanamayan, tutarsız davranışlara maruz kalan bireylerdir. Bunun sonucunda kişilerde terk edilme korkusu, diğer insanlara karşı aşırı bağlılık, ilişkide partnerini aşırı yücelme ve ilişkide bağımlılık görülmektedir.

İlişki bağımlılığı için tanı ölçütlerine baktığımızda;

Arzulanan duygusal etkiyi elde etmek için davranışlarda belirgin olarak artış gösterme ihtiyacı

Davranış kesildiğinde (partner yoksunluğu) umutsuz, yalnız hissetme, kalp ağrısı, özlem gibi yoksunluğa benzeyen sübjektif dürtülerin varlığı

Niyet edilenden daha uzun zaman davranışı sürdürme

Davranışın kesilmesi ya da kontrol edilmesine yönelik sürekli istek, boşa giden caba

Davranışa başlama, sürdürme ve sonrasındaki etkilerinden kurtulmak için büyük zaman harcama

Davranıştan dolayı sosyal, mesleki ve serbest zaman etkinliklerinin bırakılması ya da azaltılması

Fiziksel ve psikolojik problemlere rağmen ısrarlı bir istek duyma ve davranışın devam ettirilmesi. (Örneğin; ilişkiden kaynaklanan depresyona da maddi kayıplara rağmen yeni bir ilişkinin pesine düşmek.)

Eş bağımlılığı ise, “aileden öğrenilen veya genetik olan, kişinin kendi gereksinimlerini ihmal etmesi ve başkalarına aşırı odaklanmasıyla sonuçlanan bir davranış” şeklinde tanımlanmaktadır.

Eş bağımlılıkta kişiler, alkol ve madde kötüye kullanımı olan kişilerle, kronik hastalığı, zihinsel rahatsızlığı, kişilik bozukluğu olan kişilerle kendilerini adadıkları bir ilişki yaşamaktadır.

Eş bağımlı kişilerin; kendi başına var olamayan, kendine yetemeyen, duygusal olarak hep başka insanlara bağlanan, kendi mutluluğunu başkalarını memnun etmekte bulan, kendini başkalarının değerlendirmesine göre algılayan, mutsuz olmasına rağmen  ilişkilerine devam eden , aşırı sorumluluk alan kişiler olduğu görülmektedir.

Eş bağımlılar hayatlarında bir şeylerin kayıp ya da eksik olduğu hissindedirler ve bu yüzden sürekli olarak o kaybın pesinden giderler. Kişinin aşağıdaki özelliklere sahip bir ailede büyümüş olması, eş bağımlı birey olmasına ve kendisinde, benliğinde eksiklik hissetmesine sebep olabilir.

Eş bağımlılığını tetikleyen ailelerin özellikleri:

  1. Destekleyici olmayan
  2. Korkutucu ve güvensiz
  3. Duygusal ve / veya fiziksel olarak ihmal edilmiş
  4. Manipülatör
  5. Suçlayan
  6. Aşırı sert veya küfürbaz
  7. Aşağılama
  8. Ailenin sorunlarının olduğunu inkâr etmek ve dışarıdan yardım reddetmek
  9. Ketum
  10. Yargılayıcı
  11. Dikkatsiz
  12. Çocuklar için gerçekçi olmayan beklentiler

Bağımlı kişilik bozuklukları tanı ölçütleri;

(1) Başkalarından bol miktarda öğüt ve destek almadıkça gündelik kararları vermekte güçlük çekme

(2) Yaşamının çoğu önemli alanında sorumluluk almak için başkalarına gereksinme

(3) Desteğini yitireceği ya da kabul görmeyeceği korkusuyla başkalarıyla aynı görüşü paylaşmadığını söylemekte zorluk çekme.

(4) Tasarıları başlatma ya da kendi başına iş yapma zorluğu vardır (böyle bir isteğinin ya da yapacak gücünün olmamasından çok doğru yapıp yapmadığına ya da yeteneklerine ilişkin kendine güveninin yokluğundan ötürü)

(5) Başkalarının bakım ve desteğini sağlamak için hoş olmayan şeyleri yapmayı isteyecek kadar aşırıya gitme

(6) Kendisine bakamayacağına ilişkin aşırı korku nedeniyle tek başına kaldığında kendisini rahatsız ya da çaresiz hissetme

(7) Yakın bir ilişkisi sonlandığında bir bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka bir ilişki arayışı içine girme

(8) Kendi kendine bakma durumunda bırakılacağı korkuları üzerine gerçekçi olmayan bir biçimde kafa yormadır.

Bağımlı kişilikler, çocukluk dönemine dayandığı için, tedavi genellikle çocukluk döneminde yaşantılanan duygulara ve aile dinamiklerini yeniden yapılandırma üzerine odaklanmaktadır. Bu davranışların değişimi için bir uzman desteği alınması gerekmektedir.

Ergenlik Sorunları

Tercih Dönemi Stresi ve Baş Etme

Tercih Dönemi Stresi ve Baş Etme

Tercih dönemi, üniversite adayı öğrenciler için oldukça kaygı verici geçen bir dönemdir. Bu kaygı öğrencilerde istenmeyen ve genellikle kontrol altına alınması zor stresleri ortaya çıkarabilir. Tercih dönemi stresi, sınav sonucu belirlenene kadar anlaşılamayan ancak tercih döneminin içine girildiğinde tercih yapacak öğrencilerin oldukça endişeli hale gelmelerine neden olabilen bir dönemdir. Bazı öğrenciler sınava girdikten sonra üzerinden attıkları derin stresi bu dönemde yeniden edinebilirler. Son yıllarda çoğu öğrenci için öğrenim hayatlarındaki en büyük gaye, üniversiteyi kazanmak ve bunu potansiyeline göre en başarılı şekilde noktalamak. Eğitim-öğretim hayatının küçük yaşlardan itibaren öğrencilerde bıraktığı olumlu veya olumsuz izlenimler, öğrencilerin yaş aldıkça sınav ve sonuçlarına yüklediği anlamları etkiler. Bu nedenle genellikle üniversite, öğrencilerin gözünde koca bir buzdağı gibi görünür. Sırasıyla önce üniversiteye hazırlık dönemi, sınav dönemi ve sınav sonrası dönem yani tercih dönemi. Her bir dönemin kendi içerisinde öğrencilere yaşattığı kaygı, endişe, öfke gibi olumsuz duyguları olabilir. Bu duyguların bireyi esareti altına almasıyla, ortaya tercih sonuçlarını etkileyebilecek panik davranışlar çıkabilir. Bu tür davranışlar tercih döneminin oldukça buhranlı geçmesine neden olabilir. Tüm bunların yanında tercih döneminiz bugüne kadar ki öğrenim hayatınızın altın vuruşunu yapacağınız bir fırsat süreci olarak da geçebilir.

Bu dönemde alınacak kararlar geri kalan yaşamınızın ilk basamağını oluşturuyor olabilir, bunu gözen kaçırmamakta fayda vardır. Tüm bunların yanında tercih dönemi  öğrencinin kendi stresi yanında, en az öğrenci kadar ailesini de yıpratan bir süreçtir. Sınava hazırlıkla başlayan bu süreç, ülkemizde tek başına üniversite adayının süreci değildir. Aileler ve öğrencinin yakın çevresi de en az öğrenci kadar sınav ve tercih dönemi kaygısının esiri olabilir.

Peki bu dönemde üniversite adayı öğrencilerinin, yakın çevresinin yapması gerekenler neler?

İlk olarak sakin olmakta ve sürecin planlamasını bir önceki dönemler esas alınarak, tercih dönemine girmeden önce yavaş yavaş yapmakta fayda var. Tercih dönemi öncesi süreci iyi değerlendiremeyen öğrenciler, tercih yapma tarihleri aralığında kendisini en iyi şekilde analiz etmeye çalışarak ilgi ve yeteneklerine göre okul elemeleri yaparak gidebilirler.

Bu dönemde okumayı hedeflediğiniz üniversiteyi veya bölümün bulunduğu herhangi bir üniversiteyi ziyarette bulunabilirsiniz. Üniversite öğretim görevlileri sanıldığı kadar ulaşılmaz değillerdir, kendilerini odalarında veya fakülte içerisinde bulabilir alana yönelik sorular sorarak kaygılarınızı azaltabilirsiniz. Artık neredeyse tüm üniversitelerde şehrin otogar veya havaalanı karşılama alanlarından başlamak üzere kampüs içlerine kadar üniversite tanıtımları ve oryantasyon çalışmaları yürütülmektedir.

Seçmek istediğiniz mesleğin çevrenizdeki temsilcileriyle iş yaşamı koşullarına dair görüşme yaparak, bilgilendirilme sağlayabilirsiniz. Bazı durumlarda seçmeyi düşündüğünüz birden fazla meslek grubu olabilir, bu grupların temsilcileriyle ayrıntılı görüşmeler yaparak kendi ilgi ve yeteneklerinize, gelecek planlamalarınıza göre elemelerde bulunabilirsiniz.

Yaşamak istediğiniz şehir veya şehirlerin koşullarını gözden geçirebilirsiniz. Üniversite yaşamınızın geçeceği şehir, size seçeceğiniz bölümle ilgili ne gibi faaliyet alanları sunabilir, öğrendiğiniz bilgileri pratikte uygulayabileceğiniz alanları yeterli sayıda mı ve bunun gibi pek çok mesleki gelişim için gereken tüm fırsatları size sunabilir mi araştırabilirsiniz.

Tüm bunların yanında sonucun sizi hayal kırıklığına uğratabilme ihtimali de olacağını unutmayın, bu nedenle ikinci bir planınız hatta belki birden çok planınız zihninizin bir köşesinde ayrıntıları belirlenmiş şekilde hazır tutulmalıdır.

Düşünün ki çevrenizde bulunan herkes böylesi buhranlı bir dönemden geçtiler ve bu kaygıyla, kendilerine en iyi gelen yönetimi bularak baş etmeyi öğrendikleri için tercih dönemini daha sağlıklı bir dönem olarak atlattılar. Bu dönemde kendinizi başkasıyla kıyaslamaktan sakınmanızda fayda vardır. Ayrıca çevrenizdeki bireylerden sizi kıyaslamalarına engel olabileceğini düşündüğünüz bir yakınınızla, dönemin sizde yarattığı duygusal, davranışsal problemleri paylaşabilir, bu konuda çevrenin size yansıttığı olumsuzluklara karşı bir perde olmasını rica edebilirsiniz.

Unutmayın; her öğrenci bir bireydir, her birey özeldir. Her başarı veya başarısızlık kişiye özgüdür, yargılanmaz. Her bireyin başarı tanımı, her ailenin çocuğundan beklediği başarılılık düzeyi farklıdır. Ancak her ne olursa olsun başarılı olmanın tanımı tek bir sınav sonucu üzerinden değil, birden fazla durumlar üzerinden yapılır. Sınav sonuçları tüm bunlardan sadece biridir.

depresyon

Depresif Kişilikler

DEPRESİF KİŞİLİKLER

Depresif kişilikler olayların kötü yanlarını, olası tehlikelerini ön planda tutarlar. Olumsuzlukları abartarak yaşamlarındaki olumlu yönleri küçümserler. Yolunda gitmeyen bir durum yaşanmasa dahi hep üzüntülü ve ağlamaklıdırlar. Keyif verici şeylerden haz alamazlar. Kendilerinin diğerlerinin seviyesinde görmezler. Başkaları onları takdir etse bile kendilerini küçük görmeye devam ederler.

Gelecek hakkında olumsuz görüşlere sahiptirler.  “İşler iyiye gitmeyecek.”, “Hayat zor ve haksızlıklardan ibaret.” , “Ben asla onların seviyesinde olamam” …vb. düşünce kalıplarına sahiptirler.

Peki kişiyi böyle bir duygu duruma iten etmenler nedir? Bazı araştırmalar depresif kişiliğe sahip kişilerin ailelerinde ve yakın akrabalarında birtakım kalıtsal kanıtlar bulmuştur. Öte yandan verilen eğitimin etkisi de küçümsenmemelidir. Çocuğa, kazanılması mümkün olmayan yetkinlik düşüncelerinin dayatıldığı bazı geleneksel eğitimler ve aile tutumları çocukta yetersizlik ve suçluluk duygularını perçinleyerek depresif bir kişilik oluşumuna zemin hazırlayabilir.

Depresif kişilikler genellikle yardım almakta veya terapiyi devam ettirmekte zorluk çekerler. Bunun nedenleri şunlar olabilir :

Durumlarını bir “hastalık” olarak görmezler.

İradelerinin gücüne inanırlar ve isterlerse kendi kendilerine her şeyi yoluna koyabileceklerini düşünürler. Lakin bu durum uzun yıllar devam eder.

Bir uzmanın onlara yardım edemeyeceklerini düşünürler. Hiçbir şeyin onlara yardımcı olamayacağına inanırlar.

Depresif kişilikler kendilerini bulundukları durumdan çıkaracak hoş bir uğraşı bulmayı genellikle reddederler. Çabalamaktan yıldıklarını ifade ederler ve karamsarlıkları da onların iyi bir şey beklemelerini engeller. Oysa  hayatta her gün aynı davranış biçimlerini tekrarlamak demek , aynı senaryoyla, farklı dekor ve oyuncularla çekilmiş bir filmi izleyip farklı bir son beklemektir.

Depresif kişiliğe sahip kişilerin içinde bulundukları durumdan ikincil bir kazançları vardır. Bu durum bazen etrafın ilgisini çekmek, kendilerini görmeye gelen yakınlarını suçlayabilmek… vb. rahatlamalar sağlar.

Bir uzmandan yardım almak, özellikle psikoterapiler danışanın kendine koyduğu “ blokaj” ın farkına varmasını sağlar. Bu blokaj onun hayattan keyif almasını engelleyen her şeydir. Terapi danışana, yapıp ettiği her davranışın sorumluluğunun ve sonuçlarının kendi elinde olduğunu anlamasına yardımcı olur.   Sadece durumun bilincine varmak yetersiz olduğundan davranışsal değişimler konusunda yol terapide gösterilir. Zamanında yapılan müdahale ise  kazanılan keyifli bir yaşam demektir.

depresyon

Depresyon Nedir? Depresyon Terapisi

DEPRESYON NEDİR?

Zaman zaman hepimiz üzgün ve karamsar hissederken, bazılarımız bu duyguları uzun süre boyunca (haftalar, aylar hatta yıllar) ve bazen de belli bir sebep olmadan yoğun bir şekilde deneyimliyor. Depresyon bir hastalıktır ve duyguları, düşünceleri, davranışları olumsuz etkiler. Yaygın olarak üzgün hissetmeye, önceden zevk alınan aktivitelerden zevk alamamaya ve ilgisizliğe, iştah ve uyku düzeninde değişimlere, yorgunluğa, değersiz veya suçlu hissetmeye, odaklanmada ve karar vermede zorluklara, intihar ve ölüm düşüncelerine yol açar. 6 kişiden 1’i hayatlarının bir noktasında depresyon yaşar, özellikle son yıllarda depresyondan etkilenen kişi sayısı artmıştır.

BELİRTİLER

İki haftadan uzun bir süredir, çoğu zaman üzgün ve karamsar hissediyorsanız; her zamanki aktivitelere ilginizi yitirmişseniz ve aynı zamanda aşağıdaki kategorilerin en az üçte birinden fazlası size tanıdık geliyorsa İhtimaldir ki ya siz ya da bir tanıdığınız depresyonun bir şekliyle karşı karşıyasınız demektir.

Davranışsal Değişiklikler:

Dışarı çıkma konusunda isteksizlik

İşte / Okulda motivasyon düşüklüğü

Yakın aile üyelerinden ve arkadaşlardan uzaklaşma

Madde ve alkol kötüye kullanımı

Günlük aktivitelere ilgisizlik

Konsantre olamama

Duygusal Değişiklikler:

Bunaltı

Suçluluk

Asabiyet

Hayal kırıklığına uğramışlık

Güven eksikliği

Mutsuzluk

Üzüntü

Düşünsel Değişiklikler:

“Başarısızım”

“Değersizim”

“Hep Benim Hatam”

“Kötü Şeyler Hep Beni Bulur”

“Hayat Yaşamaya Değmez”’

“İnsanlar bensiz daha iyi olurdu” gibi olumsuz düşünceler

Fiziksel Değişiklikler:

Aşırı Yorgunluk

Baş ve kas ağrıları

Düzensiz Bağırsak Hareketleri

Uyku Düzensizliği

İştahta azalma ya da artış

DEPRESYON TEDAVİSİ

Depresyon tedaviye olumlu cevap veren ve tedavi edilebilen bir hastalıktır. Modern tedavi imkanlarının birçoğu depresyon tedavisi için de kullanılmaktadır.
Önemli olan, ihtiyaçlarınız için doğru tedaviyi ve doğru sağlık uzmanını bulmaktır.

  • Psikolojik tedaviler

Psikolojik tedaviler (konuşma terapileri olarak da bilinir) düşünce kalıplarınızı değiştirmenize ve baş etme becerilerinizi geliştirmenize yardımcı olarak yaşamın zorlukları ile başa çıkmak için donanımınızı arttırır.

  • Tıbbi tedaviler

Depresyon için ana tıbbi tedavi antidepresan ilaçlardır.

  • Diğer destek kaynakları

Sağlıklı bir yaşam sürdürmek, destek grupları, gevşeme eğitimi, aile ve arkadaş desteği bunlardandır.

DEPRESYONUN SEBEPLERİ
Depresyonun tek bir nedeni yoktur. Depresyonun ortaya çıkabilmesi için birçok faktörün bir araya gelmesi gerekmektedir.
1-ZorYaşam Olayları (işsizlik, sevilen birinin kaybı, istismar vb…)
2-Kişisel faktörler (kişilik yapısı, tıbbi hastalık, madde kullanımı vb…)
3-Beyindeki ve bedendeki değişiklikler (hormanal dengesizlik -tiroid bezi hastalığı- iltihaplı hastalıklar, Parkinson vb…)

Depresyon Geçirenlerin Dikkat Etmeleri Gereken Hususlar

  1. Bir ruh sağlığı uzmanından destek alın.
  2. Ruh sağlığı uzmanına giderken yanınızda sizi iyi tanıyan bir yakınızı götürmeniz bilgilendirme için daha sağlıklı olacaktır.
  3. Depresyon tedavisinin ilaçla yürütüldüğü durumlarda, ilaçlarınızı düzenli kullanmalısınız. Farklı rahatsızlıklarınız için kullanmanız gereken ilaçlar olduğunda, bu durumda doktorunuz ile konuşmayı ihmal etmeyin.
  4. Negatif olaylar ve özellikler üzerinde odaklanmak yerine hayattaki olumlu ve güzel şeyleri görmek için çaba harcayınız.
  5. Bir şeylerle meşgul olmaya ve çalışmaya gayret edin. Kendinizi kapatmayın.
  6. Aşırı katı ve zorlayıcı olmayan günlük veya haftalık planlar hazırlayın.
  7. Arkadaşlarınızı arayın, kısa da olsa arkadaşça ve dostça olan destekleyici görüşmeler sizin için çok önemlidir.
  8. Eğer intihar düşünceleriniz varsa, bunları arkadaşlarınız, eşiniz ve terapistiniz ile konuşun. Bu konudaki görüşmeler, krizi aşmanıza yardımcı olacak ve sizin daha iyi anlaşılmanızı sağlayacaktır.
  9. İyileşmenin ve depresyondan kurtulmanın yavaş yavaş olacağını, zaman zaman kendinizi tekrar kötü hissedebileceğinizi, aşağı inişler de kısa süreli yaşansa da, genel olarak iyiye doğru gideceğinizi unutmayın.

Kaynak:

1.http://www.bilted.com/kizilay/bilgi/depresyon

2.https://www.netdoktorum.net/haber/118/depresyon-melankoli-nedir-depresyon-cesitleri-ve-sebepleri-nelerdir

3.https://gaiadergi.com/depresyon-dusunme-mekanizmalari/

narsistik kişilik bozukluğu

Narsistik Kişilik Bozukluğu

Narsistik Kişilik

Narsisistik Kişilik, Narsistik Kişilik Bozukluğu

Narsist kişilikler, kendilerini olağanüstü ve sıradışı oldukları duygusunu taşırlar. Her şeyi herkesten çok hak etmektedirler. Aşk ve meslek yaşamında elde edilecek büyük başarıların tutkularıyla doludurlar. Fiziksel görünümlerine ve giysilerine çok düşkündürler.

Narsist kişilik bozukluğu olan bireyler, ilgi ve ayrıcalık beklerler ancak karşılık vermek istemezler. Bekledikleri ayrıcalık ve özen kendilerine gösterilmezse kızar ve öfkelenirler. Amaçlarına ulaşmak için başkalarını kullanır ve sömürürler. Empati duyguları gelişmemiştir ve başkalarının duygularından etkilenmez.

Herkesin dışında olma duyguları onları sürekli olarak ayrıcalıklı , itibarlı kişilerle görüşmeye iter. Herkes gibi olmak oldukça rahatsız edicidir.  Temel inançları : “ Ben olağanüstü bir varlığım, diğerlerinden daha çok şeye layığım; herkes bana saygı duymalı” dır.

Narsist kişilerle iletişimde nelere dikkat edilebilir?

Samimi olduğu durumlarda onu takdir edin.

Ona diğerlerinin tepkilerini açıklamaya çalışın.  Diğer kişinin bakış açısını anlayabildiğiniz kadarıyla açıklayarak ona yardım edin.

Görgü ve nezaket kurallarına uymaya dikkat edin.

Sadece zorunlu eleştirileri yapın ve çok açık olun.  Yapılan eleştirilerin amacının onun dünya ve kendine yönelik düşüncelerini değiştirmek olmadığını ama yalnızca bazı davranışlarını değiştirmeye zorlamak, bir farkındalık yaratmak olduğunu unutmayın.

Sistematik olarak ve sürekli ona karşı çıkmayın.

Kullanılma girişimlerine karşı dikkatli olun. Sürekli almadan veren olmayın.

Narsistik kişilerin genel düşünceleri şu şekildedir :

Kazandığım her şeyi yeteneklerime borçluyum, bana iltifat edilmesinden hoşlanırım , başkalarının başarılarını ve ayrıcalıklarını çok kıskanırım, hiç zorlanmadan aldatırım, bekletilmeye dayanamam, meslek hayatımda çok yükseklere erişmeyi hak ediyorum, bana yeterli ilgi gösterilmezse sinirlenirim, ayrıcalıklardan yararlanmaya ve özel ilgiye bayılırım, herkes için yapılmış kurallara uymaktan rahatsız olurum.

Narsisizm kişiyi yoran ve hayattan keyif almasını engelleyen bir durumdur. İnsan ilişkilerinde yıkıcı bir etki yaratır. Eğer siz de bunlara benzer düşünce kalıplarına sahipseniz bir uzmandan destek alabilirsiniz.

Narkissos ile Ekho Efsanesi

Narsisizm terimi, Yunan mitolojisindeki Narcissus isminden gelmektedir. Freud, Narkissos isimli mitolojik kahramandan etkilenerek narsisizm terimini ilk kez kullanan kişidir. Bu kahramanın hikayesinden kısaca şöyledir :  Kendine aşık olanları umursamayıp, onların sevgilerine değer vermeyen Ekho isimli güzel peri kızı, bir gün Narkissos’u avlanırken görür. Peri kızı gördüğü bu çok yakışıklı avcı gence ilk görüşte aşık olur. Ancak Narkissos Ekho’nun aşkına karşılık vermez ve kara sevdaya tutulmuş genç kızı acısıyla tek başına bırakır. Ekho, o günden sonra yavaş yavaş erimeye başlar ve sonunda üzüntüsünden ölür. Bu duruma çok kızan Olimpos tanrıları Narkissos’u cezalandırmak ister. Yakışıklı gencin cezası kendisini taparcasına sevmesi olacaktır. Bir gün su içmek için nehir kenarına eğilen Narkissos, sudaki yansımasını görür ve öylece kalakalır. O zamana kadar farkına varamadığı güzellik, Narkissos’u adeta büyülemiştir. Yemeden içmeden kesilen ve o nehrin kenarından başka bir yere gidemeyen Narkissos da tıpkı Ekho gibi günden güne eriyerek ölür ve bedeni nergis çiçeklerine dönüşür.

Çocuk ve Ergenlerde EMDR

EMDR

EMDR

(GÖZ HAREKETLERİYLE DUYARSIZLAŞTIRMA VE YENİDEN İŞLEME)

Hepimizin geçmişinde acı veren anılar vardır. Anlayamadığımız şey ise geçmişteki acıları günümüzde de hala hissediyor oluşumuzdur. Bunun nedeni aslında beynimizde oluşan bağlantıların, zihnimizi etkilemesidir. Öğrendiğimiz her şey “nöron” adını verdiğimiz beyin hücrelerinin oluşturduğu ağ içinde fiziksel olarak depolanır. Bu ağda depolanan bilgi ile yaşadıklarımızı yorumlar ve hissederiz. Örneğin kişi 6 yaşında anne babasının ayrılığından sonra, babasının kendisini fazla arayıp sormaması sonrasında yirmili yaşlarında ne zaman bir erkek arkadaşı ile kavga etse “terk edilme” korkusu yaşayıp “ben istenmeyen biriyim” inancı tetiklenecek ve acı yaşamaya devam edecektir.

Bu tür bağlantılar hayatımız boyunca etkisini sürdürmektedir. Bu bellek bağlantılarının saptanması bir olay karşısında nasıl düşündüğümüz, hissettiğimiz ve tepki verdiğimizi anlamak için ilk adım olsa da önemli olan bu konuda ne yapılması gerektiğini bilmektir.

Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) terapisi burada devreye girmektedir. “Beyne açılan bir pencere” sunar bu terapi bize. EMDR Terapisi olumsuz duygu, bedensel duyum ve inanışları içeren, sağlıklı bir şekilde işlenmemiş anıları hedef alır. Beynin “bilgi işleme sisteminin” harekete geçirilmesi ile eski anılar sağlıklı bir şekilde hazmedilir. Dolayısıyla işlevsel olmayan bilgiler işlevsel olanlar ile yer değiştirir ve anı, artık kişiye zarar vermeyecek şekilde depolanır. Anılar sağlıklı bir şekilde depolandıktan sonra sevdiklerimize ve kendimize daha yararlı şekillerde tepki vermeye başlarız.

Şu anı etkileyen geçmiş anılarımız bazen bize önemsizmiş gibi gelebilir ancak olayın yaşandığı zaman o anı, travmatik olarak görülmüş olup beyne sağlıksız bir şekilde hapsolmuştur. Bazen o kadar uzun zaman önce yaşanmıştır ki bu anılar, onları fark edemeyebiliriz. Ancak kronik sorunların sebebi olan olumsuz duygu, bedensel duyum ve inanışlar, genellikle bu anılara dönülerek izlenebilir. Bu şekilde geçmiş hep bugünde yaşanmaya devam eder. EMDR Terapisi şu anki sorunlarınızdan bir anlam çıkartmaya, nedenlerini belirlemenize ve bu acıların etkisinden kurtulmanıza yardımcı olur.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Tanı ve Tedavisi

Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği

Yetişkin Dikkat Eksikliği

Dikkat eksikliğinin yalnızca çocuklarda görüleceğine yönelik bir kanı olmasına rağmen yetişkinlerde de dikkat eksikliği gözlenebilmektedir. Bu durum dikkati bir işte odaklayamama veya bir işte başlangıçtaki dikkati sürdürememe şeklinde kişileri etkilemektedir.

Dikkat Eksikliğim Olduğunu Nasıl Anlarım?

*Yetişkin dikkat eksikliği olan bireylerde bir işe başlayamama, iş yaşamında verimsizlik, zamanı iyi kullanamama, çok sayıda işe başlayıp birçoğunu tamamlayamama, toplantı veya konferans gibi bir etkinlikte uzun bir süre boyunca oturamama, araba kullanmada problem yaşama, evlilik ve evle ilgili sorumlulukların yerine getirilememesi şeklinde günlük hayatı etkileyen sorunlar görülmektedir.

* İşe geç kalmak, işleri bir sıraya koyamamak veya işlerin bir türlü bitirilememesi, unutkanlık çok sık görülür.

*  Bir işte odaklanmak için tüm enerjiyi harcamak ve bu sebeple başka bir işle ilgilenememe mevcuttur. Yaptıkları işi doğru şekilde yapamayacaklarını hissederler ve sürekli işleri ertelerler. Bu durum da görevle ilgili kaygıyı arttırır ve kişi çoğu zaman kendini gergin ve kaygılı hisseder.

*Anlık öfkelenmeler yaşarlar ve bu öfkeyi kontrol etmekte zorlanılır. Üzüntüye yatkınlardır, üzüntü, odaklanacak bir görev bulunmadığı zaman dikkatin odaklandığı şeydir.

* Bu durum yetişkinlerde farklı ele alınmayı gerektirir çünkü erişkin yaşamı bir çocuğun yaşamından daha karmaşıktır ve birçok unsur içerir.

Tedavi

Yetişkin dikkat eksikliği genellikle çocuklukta başlamış olan ve günlük yaşamın işlevselliğini önemli ölçüde bozan bir durumdur. Bu durumla etkili bir başa çıkma becerileri bulunmadığı için bu kişiler yaşamları süresince tekrarlayan başarısızlık deneyimleri yaşamışlardır. Bu başarısızlık deneyimleri ve duyguları kişinin kendisi hakkında olumsuz düşünceler ve işlevsel olmayan düşünce ve inançlar geliştirmesine yol açar. Bu düşünce ve inançlar kaçınma davranışları ve yönlendirilebilirliğe açık olmayı arttırabilir.  Kişi sorumluluk gerektiren bir görev yahut problemle karşılaştığında dikkati daha da kolay dağılır ve odaklanmakta güçlük çekebilir.

Tedavi için bu kişilerle dikkat dağınıklığı, organizasyon ve planlama, kaytarma ve kaçınma davranışları , anksiyete , depresyon ,öfke belirtilerine odaklanarak  yapılandırılmış bir bilişsel davranışçı psikoterapi yarar sağlayabilir. Psikoterapiyle birlikte uygulanan ilaç tedavisi kişilerin diğer insanlarla olan ilişkilerini, iş ve okul başarılarını olumlu etkilemektedir. Kişilerin özgüvenleri ve kendilerine olan saygıları da artmaktadır.

depresyon

Depresyon Tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi

Depresyon dünyada ve ülkemizde sıklıkla görülen bir sağlık problemidir. Depresyon, yoğun utanç, değersizlik, moralsizlik ve ümitsizlik hislerinden ötürü kişinin yoğun bir şekilde acı hissetmesine neden olur. Ancak depresyon size kendinizi ne kadar kötü hissettirirse hissettirsin, iyileşme süreci oldukça başarılıdır. Özellikle bilişsel davranışçı yaklaşımla uygulanan tedavilerde, duygudurumunuzu iyileştirmek için bazı yöntemleri kullanarak depresyonun üstesinden gelmek, dahası tekrarlamasını önlemek mümkündür.

Depresif hissediyorsanız bunun nedeninin başınıza gelen olaylar olduğunu veya mutsuzluğa mahkum olduğunuzu düşünebilirsiniz. Kendinizi kusurlu ve yetersiz hissedebilir, mutlu olacak kadar zeki veya yetenekli olmadığınıza inanmış olabilirsiniz. Hayatımızda kötü şeyler olabilir ve olacaktır da ve bazen hayat birçok kez bize darbe vurabilir.  Kötü hissetmemizin altında genlerimiz, hormonlarımız, travmalarımız ve kötü anılarımız olduğunu düşünebiliriz. Ama tüm bu düşünceler bizi kurban yapma eğilimi taşırlar. Olaylar hakkındaki düşüncelerimizi ,  temel  değer ve inançlarımızı değiştirip bu kurban rolünden sıyrılmak gereklidir. İşte bilişsel davranışçı yaklaşımın temel hedefi budur. Uygulanan tekniklerle kişi yaşadığı depresif duygularla baş etmeyi, ilerleyen süreçte kendi kendine yardım edebilmeyi, duygularını kontrol etmeyi öğrenir.

Depresyonda olduğumu nasıl anlarım?  Depresyonun temel özelliği ilgi ve zevk azlığı, umutsuzluk ve karamsarlıktır. Kişide depresif duygudurum ile birlikte etkinlik ve sorumluluklara karşı ilgi kaybı gözlenir. Kişiler olağan etkinliklerden zevk alamaz, bireysel ilişkiler, cinsel aktivite de dahil olmak üzere hiçbir etkinlikten keyif alamazlar. Kaygı düzeyi çok artabilir, umutsuzluk ve çaresizlik duyguları çok yoğundur ve  bu durumdan hiçbir şekilde kurtulamayacaklarını düşünürler. Depresif hastalar basit günlük aktiviteleri bile yapmakta güçlük çekerler. Umutsuzluk, kötümserlik, benlik saygısında azalma ve suçluluk duyguları, intihar düşünce ve eylemlerine yönelmeyi arttırır. Düşüncelerde geçmiş olaylar önemli yer tutar. İntihar düşünceleri ve girişimleri depresyonun önemli belirtilerindendir. Bazı durumlarda iştah ve kilo kaybı gözükür. Uyku bozukluğu depresyonun çok sık karşılaşılan bir belirtisidir. Dalgınlık, unutkanlık olabilir.

Bu belirtiler sizde de görülüyorsa bir uzmandan yardım almanız yaşam kalitenizi yükseltecektir. Bilişsel terapi depresyon tedavisinde denenmiş ve kabul görmüş bir yöntemdir. Duygularınızı kontrol ederek ilerleyen süreçte daha iyi hissetmeye başlayabilirsiniz.

Bağımlı Kişilik Bozukluğu

Bağımlı Kişilik Bozukluğu

Bağımlı kişilik bozukluğu toplumun  yüzde 2.5′ ini etkileyen bir kişilik bozukluğudur. Bu bozukluğa sahip  kişilerin kendi gereksinimleri ve sorumlulukları başkalarınınkinden sonra gelir. Kendileriyle ilgili kararları başkalarının almasını isterler .Bu kişilerin kendilerine güvenleri yoktur, başkalarının öğüt ve desteğine gereksinim duyarlar.

Bu bozukluğa sahip kişiler kendi başlarına bir iş yürütmekte zorluk yaşarlar. Tek başlarına kaldıklarında kendilerini rahatsız ve çaresiz hissederler. Yakın bir ilişkileri sonlandığında bir bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka bir ilişki arayışı içine girerler.

Etraflarındaki kişiler tarafından fazlasıyla düşünceli, eli açık olarak nitelendirilirler. Olağandışı özverilerde bulunurlar. Ekonomik, sözel veya cinsel istismara katlanabilirler. Kendilerini olduklarından daha aşağıda görme eğilimindedirler. Başarısızlıklarının ve hatalarını büyütürler. Kendilerini başkaları ile kıyasladıklarında daha aşağıda görürler ve başkalarının başına açtıkları sorunlar için kendilerini suçlarlar. Yetersiz olduklarını öne sürerek sorumluluklarından kaçarlar.

Bağımlı kişiler için terk edilme ve ayrılma korkusu ön plandadır. Hiçbir şeyi eleştirmeyen ve her şeyi olduğu gibi kabul eden kişilerdir. Fikirlerini ifade ederlerse sevgi ve ilgiyi kaybetmekten korkarlar. Çevresinin desteğini ve yardımını yitirmekten korkması sebebiyle yanlış olduğunu bildiği şeylere katlanmaya devam ederler. “Başkası benim için gerekli olanı yapmalıdır. “ düşüncesini benimserler.

Bu kişiler ya hep ya hiç bakış açısına sahiptirler. Onlar için ya tam bir başarı ya da tam bir başarısızlık vardır. Karar alırken sorumluluğu başkalarına devretmek için bir başkasının fikrine ihtiyaç duyarlar.

Bağımlı kişilik bozukluğuna sahip kişilerin genel düşünce biçimleri şu şekildedir:

-Ne yapmam gerektiğini söyleyecek ya da kötü bir şey olduğunda bana yardımcı olacak birini hep yanımda isterim.

-Kendi başıma bırakıldığımda kendimi yetersiz veya değersiz hissediyorum.

-Terk edilmekten çok korkuyorum.

-Sevilmezsem mutsuz olurum.

-Ona her zaman ulaşabilmeliyim.

-Kendi başıma karar veremem.

Eğer siz de kendinizde bu tarz düşünce biçimlerinin egemen olduğunu düşünüyorsanız, bir uzmandan yardım alabilirsiniz.

Çocuk ve Ergenlerde EMDR

Çocuk ve Ergenlerde EMDR

EMDR, (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme), oldukça etkili bir terapi yöntemi olup bugüne kadar her yaştan pek çok kişinin başarıyla tedavi edilmesini sağlamıştır.

EMDR terapisinde terapist, danışanın belli bir anıya ve buna eşlik eden duygu ve bedensel duyumlara odaklanmasını isteyerek çift yönlü uyarım verir (parmaklarını gözleri ile takip etmesi gibi) ve beynin her iki yarım küresini uyararak sağlıksız ve işlevsel olmayan şekilde depolanmış anı ağlarını daha işlevsel ve sağlıklı olanlar ile yer değiştirmesini sağlar.

EMDR kaygı bozuklukları, depresyon, suçluluk duygusu, öfke, travma sonrası stres bozukluğu, fobi ve yas gibi rahatsızlık veren semptomların azaltılmasında etkili şekilde kullanılmaktadır.

EMDR, çocuk ve ergenlerin duygusal / davranışsal sorunlarında da kullanılan bir terapi yöntemidir.  Diğer terapi yöntemlerinde olduğu gibi bu yöntemle çalışırken de ailenin desteği ve iş birliği gereklidir. Çocuk ve ergenin danışmanlık sürecine istekli olarak katılımı şarttır.

Uygulamada standart EMDR protokolü uygulanmakla birlikte çocuk ve ergenlerde protokol esnetilebilmektedir. Çocuk ve ergenin bu terapiye olumlu yaklaşımı sağlandıktan sonra çalışılacak hedef birlikte belirlenir. Çocuk ve ergenlerde EMDR’ın etkililik süresi yetişkinlere oranla daha kısa sürede gerçekleşmektedir. Bu terapi yöntemi ile çalışırken ek olarak oyun terapisinden ve bilişsel davranışçı terapi yöntemlerinden de destek alınmaktadır.

Özellikle çeşitli fobilerde ve kaygı sorunlarında (karanlık korkusu-belli bir hayvandan kaçınma-ayrılma kaygısı-travma vb.) oldukça etkili olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.