Kategori: <span>Bireysel Terapi</span>

Çözüm odaklı terapi eğitimi

Çözüm Odaklı Terapi

ÇÖZÜM ODAKLI TERAPİ

Çözüm Odaklı Terapi, danışanın sorunlarına odaklanmak yerine, terapi sürecinin sonunda elde etmek ve başarmak istedikleri üzerine odaklanan yaklaşık 60 yıllık bir terapi yöntemidir. Çözüm, danışanın kendinden kaynak alır ve bu durum danışanın özgüvenine olumlu bir etki yaratır. Kişinin
şu ana kadar hiç denemediği ve yapamadığı ile değil, geçmişteki başarıları ile ilgilenir. Danışan sorunların daha baş edilebilir olduğu dönemleri hatırlamak konusunda cesaretlendirilir. Çözüm Odaklı Terapi, var olan sorunu ortadan kaldırmayı amaçlamak yerine, olumlu olanları yaratmayı ve
çoğaltmayı hedefler.

Çözüm Odaklı Terapi’nin varsayımları nelerdir?

Çözüm odaklı terapinin temel varsayımları şunlardır:
Danışanların şikayetlerini çözmek için güçlü yanları ve kaynakları vardır. Terapistin görevi, danışanın bu kaynaklara ulaşmasına ve çözüm için kullanmasına yardım etmektir. Değişim sürekli olup, her zaman mümkündür. İzmir psikolog uzmanlarımız çözüm odaklı terapi ile danışanlarımıza profesyonel destek vermektedir.

Çözüm Odaklı Terapinin Diğer Terapi Yöntemlerinden Farkı Nedir?

Çözüm Odaklı Terapi, diğer terapi tekniklerine göre kısa süreli olması ve hızlı sonuç vermesi nedeniyle tercih edilen bir yöntemdir. Özellikle psikodinamik yaklaşımlara göre, çözüm odaklı terapide seans sayılarının daha kısa olduğunu söyleyebiliriz. Buna ek olarak çözüm odaklı terapi;
tanı, teşhis ve bozuklukların ne olduğu ile ilgilenmez. Diğer bir ifadeyle, bireyin tanısı, çözüm odaklı terapide süreci etkilemez. Çözüm odaklı terapide her birey terapiye verdiği yanıtlara göre süreçte ilerler. Bu terapide önemli olan danışanın geçmişi değil, şu andaki durumu ve geleceğidir.

Uzmanlara yönelik verdiğimiz çözüm odaklı terapi eğitimi detayları için bakınız.

Bağımlılık Danışmanlığı Eğitimi

Bağımlılık Danışmanlığı – Bağımlılık Terapisi

Bağımlılık danışmanlığı ve bağımlılık terapisinde temel hedef kişinin bağımlılık yapıcı maddelerden ve davranışlardan kaçınmasını ve bağımlılığından dolayı yaşadığı fiziksel ve sosyal zararlardan kurtulmasını sağlamaktır.

Bağımlılık Nedir?

Bağımlılık, alışkanlık değil; bir şeyin kişiye zarar vermesine rağmen kullanmaya devam etmektir. Bağımlılığın oluşmasında çevresel ve sosyal etmenler rol oynamaktadır.

Bağımlılık kompleks bir yapıdır ve farklı faktörlerin bir araya gelişimiyle oluşur. Bu nedenle bağımlılık terapisi de kişiye özel olarak düzenlenen bir tedavi sürecidir. Ancak Bağımlılık Tedavisi için en sık kullanılan ve en etkili yöntemler ilaç tedavisi ve psikolojik destektir.

Bağımlılık Nasıl Ortaya Çıkar?

Bağımlılığa neden olan faktörler incelendiğinde bağımlılığın nedeni olarak tek bir etkenden söz etmek güçtür. Bağımlılık için birçok etken söz konusu olabilir. Psikolojik ve biyolojik etkenler bağımlılık sürecini etkilemektedir. İçsel sıkıntı, mutsuzluk, huzursuzluk, gerginlik gibi hislerden uzaklaşmak için keyif veren bir maddenin alınımı beyindeki haz alma merkezini harekete geçirir. Kişi aynı haz duygusunu yaşayabilmek için devamlı o keyif verici maddeyi kullanır.Birey bağımlı olma arzusuyla madde kullanmaya başlamaz; ancak maddeyi tekrarlayan biçimde kullandıkça madde kullanımı üzerindeki kontrolünü kaybeder böylece bir bağımlı haline gelmiş olur.

Bağımlılık Türleri Nedir? 

  • Teknoloji Bağımlılığı
  • Alkol Bağımlılığı
  • Kumar Bağımlılığı
  • Kokain Bağımlılığı
  • Tütün Bağımlılığı
  • Sigara Bağımlılığı
  • Taş (Crack) Bağımlılığı
  • Eroin Bağımlılığı
  • Ekstazi Bağımlılığı
  • Uçucu Madde Bağımlılığı
  • Amfetamin Bağımlılığı
  • Metamfetamin Bağımlılığı
  • Eş Bağımlılık
  • Alışveriş Bağımlılığı
  • Çocuk ve Gençlerde Madde Bağımlılığı
  • Cinsel İlişki Bağımlılığı
  • Esrar Bağımlılığı
  • Opiat Bağımlılığı
  • İlişki Bağımlılığı

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre madde bağımlılığı türleri;

  • Opiat Tipi Bağımlılık
  • Alkol, Benzodiazepin Tipi Bağımlılık
  • Esrar Tipi Bağımlılık
  • Kokain Tipi Bağımlılık
  • Uyarıcı Tipi Bağımlılık
  • Hallusinojen Tipi Bağımlılık
  • Solunan Çözücü Tipi Bağımlılık
  • Tütün Tipi Bağımlılık

DSM-5’te 10 ayrı madde kümesi tanımlanmıştır:

  • Alkol
  • Kafein
  • Kenevir (esrar)
  • Halüsinojenler (LSD, meskalin, fensiklidin vb.)
  • Uçucular (tiner, benzin, gazolin, bali vb.)
  • Opiyatlar (morfin, eroin, kodein, metadon vb.)
  • Dinginleştirici, uyutucu ve kaygı gidericiler (diazepam, klorazepat vb.)
  • Uyarıcılar (amfetamin, ekstazi, kokain vb.)
  • Tütün
  • Diğer bilinmeyen maddeler

Davranışsal bağımlılıklar aşağıda sıralanmıştır:

  • İnternet Bağımlılığı
  • Kumar Bağımlılığı
  • Alışveriş Bağımlılığı
  • Cinsel İlişki Bağımlığı
  • İlişki Bağımlılığı
  • Yeme Bağımlılığı

 

İzmir psikolog uzmanlarımız bağımlılık danışmanlığı alanında çok sayıda bireye terapi vermektedir.

 

Fizyolojik ve Psikolojik Bağımlılıklar

Fiziksel Bağımlılık:

Maddenin varlığına karşı duyulan fiziksel bir ihtiyaçtır. Madde vücuda alınmadığı takdirde bulantı, kusma, terleme, titreme ve üşüme gibi olumsuz belirtiler ortaya çıkabilir.

Psikolojik Bağımlılık:

Maddeye alışma, arzu etme, onsuz yapamayacağına inanma halidir. Madde alınmadığı takdirde anksiyete, kaygı, sinirlilik gibi psikolojik belirtiler ortaya çıkabilir.

Fizyolojik (fiziksel) bağımlılık ve psikolojik bağımlılık kişide aynı anda görülebilir ve fizyolojik bağımlılığın tedavisi, psikolojik bağımlılığa oranla daha kolaydır çünkü psikolojik bağımlılıktan kurtulma kişinin isteğine bağlıdır ve uzun terapi süreci gerektirir.

Bağımlılık Tanı Kriterleri

  • İstendiğinden daha büyük ölçüde veya uzun süreli kullanım
  • Maddeyi bırakmak veya kontrol altında tutmak için istek veya sonuç vermeyen çabalar
  • Maddeyi elde etmek, kullanmak veya etkilerinden kurtulmak için gerekli etkinliklere çok zaman ayırma
  • Madde kullanımı için çok büyük bir istek duyma veya kendini zorlanmış hissetme
  • Tekrar eden kullanım sonucu sorumluluklarını yerine getirememe (işte, okulda, evde)
  • Olumsuz etkilerine rağmen kullanıma devam etme (toplumsal ve kişiler arası sorunlar)
  • Kullanımdan dolayı günlük etkinliklerin bırakılması veya azaltılması (iş, eğlence vb.)
  • Tehlikeli olabilecek durumlarda dahi kullanmaya devam etme
  • Olumsuz bedensel veya ruhsal etkilerinin bilinmesine rağmen kullanmayı sürdürme
  • Maddeye tolerans gelişmiş olması
  • İstenen etkinin ortaya çıkması için artan madde gereksinimi
  • Aynı miktarda maddenin sürekli kullanımı sonucu etkisinin azalması durumu
  • Yoksunluk belirtileri (Bulantı, uykusuzluk, kusma, sinirlilik, bunaltı, huzursuzluk, saldırganlık, ishal, terleme, titreme, kas sızıları, ateş vb). Her madde yoksunluk belirtisi göstermez.

Bağımlılık Döngüsü

Bağımlılık bir döngü içerisinde ilerler. Yukarıda açıklanan biyo-psiko-sosyal etmenlerle “bir kereden bir şey olmaz” diye merak edilip ilk kez kullanılan madde, vücuda bir kez girdikten sonra kişiyi “alışma ve bağımlı olmaya” doğru götürür. Bir süre daha kullanan kişi artık “bağımlılık aşamasındadır”. Daha sonra bu durumun kendisine ve çevresine zararını fark edip “tedavi süreci” aşamasına girer, ruh sağlığı uzmanlarının desteğiyle kullanma isteği yatışır. Madde bağımlılığı kontrol edilebilen bir durumdur. Ancak sosyal çevre, yoğun stres, günlük hayatın olumsuzlukları, kişinin ilaç tedavisini kabul etmemesi veya yarıda kesmesi ve kişinin dürtüselliği onu tekrar “artık bıraktım bir kereden bir şey olmaz” diye düşündürterek tekrar kullanmasına yol açar. Böylelikle aynı ya da benzer kötü olayları tekrar yaşamaya başlar.

Bağımlılık Tedavisinde Karşılaşılan Güçlükler

  1. Hasta ile ilişkili olanlar: Madde kullanım bozukluğu olan kişi için ilk sorun kişinin kendi durumunu değerlendirme ve hekime başvurması ile ilişkilidir. Kişi kendisini alkol ya da madde ile ilgili bir sorunu olduğunu düşünmediği sürece tedaviye başvurmayacak ya da tedavide önerilenleri uygulamayacaktır.
  2. Terapist ile ilişkili olanlar: Retrospektif analizler kadar prospektif çalışmalar da terapistin tarzının tedavi sonuçlarına katkısı olduğunu vurgulamaktadır. Bağımlılıktaki görüşme ilkeleri psikiyatrik görüşmenin genel ilkelerinden ayrılamaz. Hasta ile ilk görüşmede terapistin temel sorumluluğu hastanın motivasyonunu yükseltmektir. Terapistin hastaya bakışı ilk olarak motivasyon anlayışı ile başlar.
  3. Tedavi ile ilişkili olanlar: Tedavi için başvuran hastalar üzerinde yapılan çalışmalar göstermiştir ki hastanın koşullarına en uygun olan, hastayı fazla yük altında bırakmayan tedavi programlarının sonuçları daha iyidir. Eğer buna dikkat edilmezse tedavide kalma ve tedaviye yanıt verme oranları düşmektedir.

 

Bağımlılık Danışmanlığı

Bağımlılık danışmanlığı ve bağımlılık terapisinde temel hedef kişinin bağımlılık yapıcı maddelerden ve davranışlardan kaçınmasını ve bağımlılığından dolayı yaşadığı fiziksel ve sosyal zararlardan kurtulmasını sağlamaktır. Her terapide olduğu gibi burada da danışan ile ortak çalışılmalıdır.Terapist Kişinin bağımlılığını tanımasına yardımcı olma, bağımlılıktan kurtulma yöntemlerini öğretme, kişiyi motive ve teşvik etme,kişi madde kullanmayı sürdürüyorsa zarar azaltmayı öğretme, medikal tedavilerini düzenli sürdürmesini sağlamak , aile ile koordine çalışarak sağlıklı destek verilmesini sağlamak , riskli davranışlarını fark etmesini ve önlem almasını sağlama gibi görevleri üstlenir.

Bağımlılık Danışmanlığı Eğitimine Kimler Katılabilir?

Psikoloji, Tıp, PDR, Sosyal Hizmet, Sosyoloji, Çocuk Gelişimi ve Hemşirelik bölümlerinin mezunları ve öğrencileri, eğitim, sağlık alanında çalışan bireyler eğitime katılabilir.

Bağımlılık Danışmanlığı Eğitimi İçeriği

Bağımlılık nedir? Bağımlılık türleri nelerdir?
Madde Bağımlılığı
Davranış Bağımlılıkları
Bağımlılık ile ilgili Problemler
Bağımlılık Tanı ve Tedavileri
Bağımlılık Danışmanlığında İlk Görüşme
Bağımlılık Danışmanlığında Kullanılan Yöntemler
Bağımlılık Danışmanlığında Önemli Noktalar

Diğer psikoloji eğitimleri için bakınız

Bağımlılık danışmanı neler yapar?

  • Bağımlılık danışmanının ilk görevi kendisine başvuran kişinin hastalığını nasıl değerlendirdiğini ve bundan sonraki süreci nasıl yapılandırmak istediğini anlamaktır.
  • Kişinin hedefleri değerlendirilerek kişinin hedeflerine ulaşması için ortak hareket edilir.
  • Danışanın süreç içerisinde yaşayabileceği; (korku, öfke, depresif ruh hali) duygu durumları profesyonel şekilde yönetilmelidir.
  • Değişme durumu ve motivasyonu değerlendirilir, gerekli destek verilir.
  • Bağımlılıkla birlikte gelişen hastalık (depresyon, kaygı bozuklukları vb.) veya durumların (travma, cinsel sorunlar vb.) iyileştirilmesi veya gerekli yönlendirilme yapılması
  • Kişinin bağımlılığını tanımasına yardımcı olma
  • Bağımlılığı ve bağımlılıktan kurtulma yöntemlerini öğretme
  • Kişinin madde kullanımını tahlil yaparak izleme ve nükslerini takip etme
  • Kişi madde kullanmayı sürdürüyorsa zarar azaltmayı öğretme
  • Kendi kendine yardım gruplarına katılmasına teşvik etme
  • Destek ağı kurup kişinin destek almasını sağlamak

Klostrofobi Nedir? Klostrofobi Nasıl Geçer?

Klostrofobi Nedir? Klostrofobi Nasıl Geçer?

Kaygı bozukluğunun bir çeşidi olan klostrofobi, bir diğer ismi ile kapalı alan korkusu olarak bilinir. Bu soruna sahip olan kişiler penceresi olmayan ya da kilitli halde bulunan odalarda, uçaklarda, trenlerde ya da dar mağaralarda bulunmakta güçlük çekerler.

Klostrofobiye ait olan iki önemli belirti vardır. Bunlar boğulma ya da kısıtlama korkusudur. Tedavi konusunda da özellikle bu iki semptom üzerinde hareket edilmektedir. Bu soruna sahip olan kişiler, dar bir alanın içerisine girdikleri zaman direkt olarak boğulma hissiyatı ile karşı karşıya kalır. Bu alanlar içerisindeki havanın kendisi için yeterli olmadığını düşünen kişiler, kısa süreli panikler yaşayabilmektedir.

Gün içerisinde yaşanan birçok olay, klostrofobinin yaşanmasını etkilemektedir. Bu durumlardan bazılarının yaşanmadan sadece düşünülmesi bile kişiler için büyük bir tetikleyici durum ortaya çıkartabilir. Bireysel terapi izmir, tüm bu sorunların çözümlenmesi konusunda kişilere profesyonel düzeyde bir destek sağlar. Çok daha iyi bir tedavi için bu adres üzerinden iletişim kurabilirsiniz.

Klostrofobi Belirtileri Nelerdir?

Kaygı bozuklu ile benzer niteliklere sahip olan klostrofobi, farklı belirtiler ile kendisini ortaya çıkartır. Yaygın düzeyde görülen belirtiler şunlardır:

  • Titreme krizleri
  • Şiddetli kalp çarpıntısının yaşanması
  • Nefes alma konusunda sorunlar yaşanması ile görülen fizyolojik sorunlar

Klostrofobi sahibi olan kişilerde panik ataklar görülmesi, sık sık rastlanılan durumlar arasındadır. Panik atak sahibi olan kişiler, genel olarak şu belirtileri gösterir:

  • Titreme krizleri
  • Bir anda sıcak basma hissiyatı
  • Nefes alırken büyük bir zorluk hissetme
  • Terlemelerin meydana gelmesi
  • Göğüs bölgesinde hissedilen ağrılar
  • Bir anda gelen boğulma hissi
  • Midede hissedilen bulantılar
  • Göğüs üzerindeki sıkışma hissiyatı
  • Ağzın kuruması

Bu gibi belirtiler sonucunda ise ölüm ile sonuçlanma korkusu, kişilerin kontrolünü kaybetmesi ve bayılma durumları da yoğun olarak görülür.

Klostrofobi Neden Olmaktadır?

Klostrofobiler, neden olduğu kesin olmayan durumlardır ve kişiler arasında farklı sebepler ile meydana gelirler. Bu durumların görülmesinde ise genel olarak genetik faktörler ya da çocukluk döneminde meydana gelen faktörlerin etkili olduğu düşünülür.

  • Genetik Faktörler:

Klostrofobinin görülmesinde yoğun bir etkiye sahip olan genetik faktörler, 2013 yılında yapılan bir araştırma ile kanıtlanmıştır.

  • Çocukluk Döneminde Meydana Gelen Travmalar:

Çocukluk dönemleri içerisinde farklı sebepler sonucunda çocuğun bir kapalı alanda kilitli kalması ya da buna benzer olaylar, ilerleyen dönemler içerisinde klostrofobinin görülmesine sebep olmaktadır.

Bu gibi durumların arasında daha birçok sebep eklenebilir. Çocukluk döneminde meydana gelen boğulma durumları, şaka amaçlı su atılması ile yaşanan panik ataklar, dar bir alanda sıkışma hissiyatının yaşanması ya da asansörde mahsur kalmak, yine bu sebepler arasında örnek olarak verilebilir. Neden var olduğunun anlaşılabilmesi ve tedavinin gerçekleştirilebilmesi için uzman bir hekime başvurulması gerekir. Bireysel terapi İzmir, bu alan üzerinde çalışan üst düzey bir terapi merkezidir. Güvenilir bir tedavi için bu merkeze başvurabilirsiniz.

Hangi Durumlar Sonrasında Doktora Başvurmalıyız?

İnsanların birçoğu klostrofobi durumu ile karşılaşmakta ve ne zaman doktora başvurması gerektiğini bilmemektedir. Bu aşama sonrasında ise hayatında kötü bir dönemin başlaması görülür. Doğru zamanda doktora başvurulması ile beraber ise çok daha kontrollü ve sağlıklı bir hayata sahip olunması sağlanır.

Gün içerisinde kötü bir yaşam standartına sahip olunması ya da kişilerin hareketlerinde sınırlanmaların görülmesi ile kesinlikle bir uzman doktora başvurulması gerekir. Bunun yanında, yaşanan kaygı bozukluklarında da uzmana başvurulması, yine klostrofobinin başlamamasını sağlayacak olan önemli bir faktördür.

Klostrofobinin var olması ile beraber görülen panik ataklar ve sosyal düzeyde fobiler, kişilerin artık doktora başvurması gerektiğini işaret eder. Bunun sonrasında ise detaylı bir inceleme gerçekleştirilecek ve doğru değerlendirmeler ile beraber tedavi aşamasına geçilecektir. Uzman psikoterapistler, tüm süreci kişiye özel olarak planlar. Bu tedavi sürecinde kişilerinde istekli olması ve söylenenleri uygulaması gerekir. Aksi takdirde istenen o olumlu sonuçlar elde edilemez.

Klostrofobi Nasıl Tedavi Edilir ve Nasıl Geçer?

Klostrofobiler, yapılan detaylı araştırmalar ve uygulamalar ile başarıyla atlatılan bir hastalık haline gelmiştir. Geçmişte bu duruma maruz kalanlar ne yazık ki tedavi olamıyor ve tüm hayatları kötü bir standart halinde ilerliyordu. Ancak günümüzde klostrofobinin tedavisi bulunmuş haldedir.

Klostrofobiyi tedavi edebilen yöntemler, farklı çeşit yöntemler olarak ayrılabilir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Çeşitli ilaçların kullanılması
  • Maruz kalma adı verilen terapinin uygulanması
  • Psikoterapinin uygulanması
  • Günümüz teknolojisi ile elde edilen sanal gerçeklik terapileri ve bunun yanında yer alan alternatif terapiler

Klostrofobi rahatsızlığı, var olan korkuların tekrardan üzerine gidilerek çözümlenebileceği bir rahatsızlık değildir. Bu gibi çözümlerin bulunması sonucunda bireyin kapalı bir alanda tutulması, rahatsızlığın çok daha kötü durumlara erişmesi ile sonuçlanabilir. Bu sebepten dolayı da kesinlikle denenmemeli ve bir uzmana danışılmalıdır.

Klostrofobi ile Nasıl Başa Çıkılır? Hangi Yöntemler İşe Yarar?

Birçok birey, yaşadıkları sorunlar ile kendileri başa çıkmayı dener. Bunun için de alternatif olarak birçok yöntem belirlemektir. Bunlar kendilerini telkin etmek, boş bir alana çıkmak ya da daha fazla temiz hava almak gibi çözümlerdir. Bunun yanında, uzmanlar tarafından belirlenen bazı çözümlerde bulunur. Uzmanların belirlediği çözümleri ve yöntemleri şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Düzenli olarak nefes egzersizlerinin yapılması
  • Sayı sayma etkinlikleri (genel olarak yukarı ve aşağı yönlü olmak üzere 7 den geriye doğru sayılır)
  • Kişileri gördüğü, duyduğu, kokladığı, dokunduğu ve tattığı şeyleri düşünmesi ve belirli bir alana not etmesidir. Eğer not edilecek bir alan yok ise, bunları tekrar etmek ve düşünmekte yine bir tedavi yöntemidir.

Profesyonel bir şekilde çalışan uzmanların, bu tedavi yöntemlerinin nasıl yapılacağına dair çok daha iyi bir bilgilendirme yapacaktır. Kişilerin bunları doğru anlaması ve gerekli anlarda uygulaması gerekir. Bir zaman sonra kapalı alanda kalma korkularını hatırlamayacak ve bu sayede de kendilerini çok daha özgüvenli hissedeceklerdir.

Doğru bir tedavi yönetimi için İzmir bireysel terapi ile iletişime geçebilirsiniz. Terapilerin başarısı, birçok kişi üzerinde kanıtlanmıştır. Bu sayede güvenilir bir şekilde sizler de tedavi olabilirsiniz.

Bağlanma Sorunu Nedir? Bağlanma Sorunu Nasıl Çözülür?

Bağlanma Sorunu Nedir? Bağlanma Sorunu Nasıl Çözülür?

Bir insanın başka bir insan ile duygusal ve fiziksel bağlılık içerisinde olması, bağlanma teorisinin ana açıklamasıdır. Bu teori kapsamında yapılan araştırmalar, kişilere ait olan gelişimi ve büyümeyi de araştırır. Bunlar, güvenlik duygularının var olması için önemli ayrıntılardır.

Dünya üzerinde gerçekleşen ilk bağlanma aşamaları, doğum yapan anne ve çocuk arasında gerçekleşir. Bu bağlanma üzerinde gerçekleşen olaylar, insanların tüm hayatları boyunca var olacak olgulara cevap verme şeklinin de belirlenmesinde ana etkendir. İncelenen bağlanma aşamaları, insanları birçok faktör üzerinde etkilemektedir. Fakat bunların arasında en etkili olanı ise, yetişkinlik dönemleri içerisinde gerçekleşen bağlanmalardır. İzmir psikolog, bu aşamalar üzerinde profesyonel olan bir psikologdur.

Bağlanma Çeşitleri

Bağlanmalar, genel olarak 4 farklı çeşit üzerinde meydana gelir. Bunları şu şekilde tanımlayabiliriz:

  • Güvenli Bağlanma:

Güvenli bağlanmalar, kişilere ait benlik hissiyatını geliştiren türden bağlanmalardır. Bunlar, bebeklerin, dışarıda var olan dünyayı benimsemesini sağlar. Yaşanılan herhangi bir olumsuz durum sonrasında bebekler, onları koruyacak ve kollayacak olan kişileri arar.

  • Kaçıngan Bağlanma:

Bu bağlanmalar, bakıcıların duygusal olarak yeterli ilgiyi verememesi ile oluşur. Duygusal olarak ilgi verememe sonucunda ise bebeklerin çok daha utangaç olduğu ve hislerini sakladığı görülür.

  • Kararsız Bağlanma:

Kararsız bağlanmalar, bakıcıların vermiş olduğu ilgiyi bebeğin olumsuz algılaması sonucunda oluşur. Bebekler bu ilginin güvensiz olduğunu hisseder. Kişilere güven duygusunda azalmalar olur ve yaşanan ikilemler sonucunda ise kararsızlıklar meydana gelir.

  • Karışık Bağlanma:

Karışık bağlanma içerisinde bakımı veren kişiler, bakım alanların ihtiyaçlarına yönelik hareketlerde bulunmazlar. Bu sebepten dolayı da büyük bir duygu eksikliği yaşanır. Bununla beraber korkuların da yaşanabildiği görülmektedir.

Bağlanma Sorunu

İlişkiler içerisinde meydana gelen travmalar, kişilerin güven duyduğu kişiler tarafından ihmal edilmeleri ya da bedensel, zihinsel şiddete uğramaları gibi faktörler dahilinde bağlanma sorunlarını meydana getirir. Diğer kişilere nazaran sürekli kaygılı olmak, kişiliklerinde bozukluklar var olmak ve depresif bir ruh haline bürünmek, kişilerin gelecekte de bağlanma sorunları ile karşılaşmalarına sebep olur. Bunun yanında aile yapısının bozuk olması, bu travmaların meydana gelmesinde de büyük bir etkendir.

Günümüzde birçok kişi bağlanma sorunu yaşamaktadır. Özellikle de yetişkinler, bu soruna sahip olmaları ile beraber herhangi bir ilişkide mutlu olamayacağını, kendilerine ve yaşantılarına dair olumlu düşüncelere sahip olamayacağını ve zihinsel olarak sağlıklı bir deneyime giremeyeceğini düşünür. Yetişkinlerde meydana gelen bu sorunların temeli olarak çok daha küçük yaşlarda meydana gelen sorunlar ele alınabilir. İnsanların en önemli ihtiyaçlarından olan güvenme ve korunma duyguları, kişilere küçük yaşlardan beri verilmediği sürece bu bağlanma sorunlarının meydana gelebilmesi de büyük bir olasılık olarak değerlendirilmektedir.

Yetişkinlerin çok daha erken yaşlarda yaşamış olduğu ilişki nedenli travmalar, işlevsel olmayan düşüncelerin var olmasına ve psikopatolojik durumların oluşmasına neden olur. Bu sebepten dolayı da psikolog İzmir gibi yardımcı psikologların bu kişileri tedavi etmesi gerekir.

Yetişkinler Üzerinde Bağlanma Sorunlarının Var Olmasına Dair Riskler

Zayıf uyumlanma olarak bilinen uyumlanmalar, genel olarak yetişkinler üzerindeki bağlanma sorunlarından dolayı kaynaklanır. Bu sorunun var olması ile beraber özgüven düşüklüğü, iyi bir yaşam sürememe ve kendisini yeterli bulamama gibi sorunların da ortaya çıktığı gözlemlenmektedir. Bu problemler, ilişkisel travmalar yaşanması ile çok daha fazla hissedilir.

Yaşanan bağlanma sorunları ile beraber kişiler üzerinde gözlemlenen en net sorun başka insanlar ile kurulan ilişkilerdir. Kişinin yaşama başlaması ile beraber temas kurduğu ilk bağlanmalar, tüm hayatı boyunca kuracağı bağlanmalar ile direkt olarak etkilidir. Dünyaya gelen bebekler, onlarla ilgilenen bakıcılar ile olması gerektiği gibi bir bağ kuramaz ise, gelecekte yaşanacak olan romantik ya da sosyal ilişkilerinde de yeterli düzeyde bağ kuramaz.

Bağlanma Sorunu Yaşandığına Dair Belirtiler

Bağlanma sorunu yaşayan insanların, bunun yanında farklı psikolojik sorunlar da yaşadığı görülmektedir. Bunlar depresyon, kaygı bozuklu ve kişilik bozukluğu gibi sorunlardır.

Yetişkinlerde bağlanma sorunlarının var olduğuna dair bazı belirtiler şu şekildedir:

  • Kişiler ile bağlantı kurmak istememe ve kaçınma
  • Sevgi göstermekte zorlanma
  • İzole durumda hissetme
  • İnsanlar ile herhangi bir ilişki kurmakta zorlanma ve çekinme
  • Kontrol etme konusunda sorunlar yaşama
  • Çok fazla ihtiyaç duymasına rağmen herhangi bir sevgiyi kabul etmeme
  • Kendisini daima güvensiz hissetme
  • Dürtüsellik
  • Yalnız hissetme
  • Öfke konusunda sorunlar yaşama
  • Duyguları tam anlamı ile hissedememe
  • Aidiyetlik duygusuna sahip olmama

Bu gibi semptomları yaşayan bireyler, bağlanma sorunu yaşayabilme ihtimaline sahip olan bireylerdir. Alsancak psikolog, bağlanma sorunları konusunda sizler için profesyonel bir tedavi sunmaktadır. Belirtiler sonrasında muayene olmak için bu adres ile iletişime geçebilirsiniz.

Bağlanma Sorunu Nasıl Çözülür?

Bağlanma sorunu, kişiler üzerinde meydana geldiği andan itibaren büyük bir ümitsizlik, yorgunluk ve mutsuzluk hissettirir. Fakat bu sorunların çözümüzü, günümüzde mümkün hale gelmiştir. Sunulan çözümler sayesinde tüm hayatınız boyunca bu bağlanma sorunları ile yaşamak zorunda kalmayacaksınız.

Kişilerin sorun yaşamasına genel olarak ilişkiler sebep olur. Bu olumsuz ilişkilerin iyileşebilmesi için yine bir ilişki kurulmalı ve bu sefer iyi bir sonuç alınmalıdır. Tüm terapi boyunca kuracağınız sağlıklı ilişkiler, bağlanma aşamalarında da farklılıklara gitmenizi sağlayacaktır.

İzmir psikolog, bağlanma sorunlarının çözümlerine dair profesyonel bir tedavi sunar. Alanında yetkin olan psikologlar, uyguladıkları tedavi yöntemleri ile kısa sürede büyük bir verimlilik alınmasını sağlamaktadır.

Bağlanma Sorunu Tedavisi

Bağlanma sorunu ve daha birçok sorun için tedavi sunan İzmir psikolog, fiyat olarak da ekonomik bir ödeme yöntemi sunar. İzmir psikolog fiyatları, tamamen kişilerin bütçelerine göre oluşturulmaktadır. Bu sayede bütçenizi aşmadan tedavi olabilir ve psikolojik olarak yaşadığınız sorunlarınızdan kurtulabilirsiniz. Bunların tamamı artık mümkün ve çok basit yöntemler ile var oluyor.

Tüm gününüzü hatta  yaşantınızı mahveden bağlanma sorunları, tedavi edilmediği sürece tamamen olumsuz bir hayat yaşamanıza sebep olmaktadır. Eğitimini almış psikologlar ile yapılan tedaviler ise büyük bir etki göstererek kişilerin çok daha pozitif hareket etmesini sağlar. Sizler de Psikolog İzmir ile iletişime geçerek bu konu hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

Anoreksiya Nervoza Nedir?

Anoreksiya Nerzova Nedir?

Günümüzde yaşanan kilo kaygıları ile beraber anoreksiya nevroza nedir sorusu da yoğun olarak sorulmakta. Anoreksiya nerzova, sıklıkla yaşanan bir beslenme bozukluğudur. Bu bozukluk kişinin anormal bir şekilde kilo kaybetmesi, normal ağırlığına nazaran bir anda kilo alma hissiyatı ve çarpık şekilde bulunan kilo algısı ile gerçekleşir. Bunun yanında, iştahsızlık ya da anoreksi adları ile de halk arasında bilinmektedir. Bu rahatsızlığa kapılan kişiler, atlatabilmek için gündelik yaşantıları içerisinde yer alan birçok aktiviteyi değiştirmek zorunda kalırlar. Bu da hayatları üzerinde önemli ölçüde farklılıklar yaratır. Sahip olunan bu durumlar, anoreksiya nerzova ne demek sorusunun da karşılığı olan durumlardır.

Anoreksiya nerzova rahatsızlığını yaşayan kişiler, genel olarak yemiş oldukları yemekler üzerinde büyük bir kısıtlamaya giderler. Bu kısıtlamaların onların kilo almasının ya da kilo vermesinin önüne geçeceğine inanmaktadırlar. Bununla beraber, gün içerisinde yemiş oldukları yemekten sonra kusarak yiyeceği atanlar ya da müshil gibi ilaçları kullanarak yine kısa sürede gıdaları dışarıya atanlarda bulunur. Bunlar, bu tür ilaçların yanlış yönde kullanımını ortaya çıkartmaktadır. Anoreksiya nerzova hastalığına yakalanan insanlar için verilen kilolar hiçbir zaman yeterli gelmemektedir. Bu durumlarda kilo almaktan aşırı derecede korktukları için yine sağlıklarına zarar verecek derecede spor egzersizleri de yaparlar.

Anoreksiya Nerzova Belirtileri

Anoreksiya nerzova belirtileri, açlık hissiyatı ile doğrudan bir bağlantı içerisinde olmaktadır. Bu bağlantı içerisinde kişiler gerçek olmayan seviyeler içerisinde kendilerini aşırı kilolu ya da aşırı zayıf hissetmektedir. Bunun sonucunda da kişiler arasında davranışsal bozukluklar ve farklı davranışlar gözlemlenir.

Anoreksiya nerzova hastalığının vücut üzerinde görülen belirtilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Kan değerleri normal seviyelerde değildir
  • Kişilerin dişleri, fazla kusmaktan dolayı aşınarak kötü bir hal almıştır
  • Kişilerin eklemleri, nasıl içeren bir görüntüye bürünür
  • Kilo artışları ya da anlık kilo kayıpları yaşanmaz
  • Aşırı şekilde bulunan baş dönmeleri ve anında gerçekleşen bayılmalar
  • Dehidrasyon
  • Tansiyon değerlerinin düşük seviyede çıkması
  • Kalp ritimlerinin normal seviyeden farklı olarak düzensiz bir şekilde atması
  • Saçlar eskisi gibi olmaz ve incelir ya da kırılır
  • Parmak uçları ve parmaklar mavi bir renge bürünür
  • Soğuk algınlığı

Anoreksiya nerzova hastalığı, vücut üzerinde belirtiler gösterebildiği gibi aynı zamanda da davranışsal olarak da belirtiler göstermektedir. Bu davranışsal ve duygusal belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Aç olsalar dahi kabul etmemeleri ve yemek yememeleri
  • Yanında birileri varken yemek yemeyi reddetmek
  • Eskisi gibi bir cinsel hayata sahip olmamaları
  • Duyguları yokmuş gibi bir hale bürünme
  • Kilosunu belli etmemek için fazla giysiler giymek
  • Gün içerisinde sıklıkla tartılmak
  • Yediği yemek miktarı hakkında sürekli olarak yalan söylemek
  • Sinirli bir yapıya sahip olmak
  • Uykusuz olmak

Bu gibi davranışsal, anoreksiya nerzova hastalığına sahip olunan kişilerde rastlanılan duygusal belirtilerdir.

Anoreksiya Nerzova Nedenleri

Anoreksiya nerzova nedenleri, kesin olarak tanımlanan bir nedene sahip olmamaktadır. Günümüzde bilim insanları, bu hastalığa çevresel etkenlerin neden olabileceğini düşünmektedir. Bunun yanında, düşünülen bir diğer neden ise genetik olarak bu rahatsızlığın bireylere aktarılabileceğidir. Bu hastalığa yakalanmış olan bireyler, mükemmeliyetçilik ve duyarlılık gibi duygulara da sahiptir. Eğer bir kişinin ailesi içerisinde bu hastalığa yakalanan bir birey varsa, o kişinin de bu hastalığa yakalanacağı düşünülmektedir.

Günümüzde insanların zayıf olma algısı ile güzellik algısını birbirleri ile bağlantılı tuttuğunu görmekteyiz. Bu zaman diliminde yakalanan başarıların insanlar için çok fazla bir değeri yoktur. Bunun yanında, kendi yaşıtları arasında yer alan güzel vücut görüntüleri de kişileri yine baskılayan bir başka etmendir.

Yaşanılan aile bireylerini kaybetme ya da farklı bir şok durumu da kişilerin yine bu hastalığa yakalanmasına sebep olabilmektedir. Bu gibi etmenler, anoreksiya nerzova özellikleri arasında yer alır.

Anoreksiya Nerzova Tedavisi

Anoreksiya nerzova tedavisi, farklı aşamalardan oluşmaktadır. Kişinin kendi başına başarabileceği bir tedavi şekli olmadığı gibi herhangi bir müdahale olmadan da ne yazık ki kişinin düzelme imkanı bulunmamaktadır. Anoreksiya nerzova hastalığına sahip olan bireylerin, bazı alanlar üzerinde uzman kişiler ile hareket etmesi gerekir. Bu alanları ve uzmanları şu şekilde belirtebiliriz:

  • Kilo alımı ya da verimi konusunda kişiye yardımcı olabilecek ve tıbbi bakım ihtiyaçlarını karşılayacak uzman bir doktora ihtiyaç vardır.
  • Akıl sağlığı konusunda bireye yardımcı olacak ve tedavinin tamamında davranışsal stratejiler oluşturabilecek bir uzmana ihtiyaç duyulur. İzmir psikolog, bu alanda sizlere yardımcı olabilmektedir.
  • Bir diyetisyen, düzenli ve olması gerektiği gibi bir yemek planlaması yaparak kişilerin hayatını düzene sokabilir. Bu sebepten dolayı da bu planı hazırlayacak bir diyetisyene ve bunların kontrolünü sağlayacak olan bir yakına ihtiyaç duyulur.

Bu gibi durumlar sağlandığı sürece kişilerin tedavi edilebilme şansı çok daha fazladır. Bu koşullar dahilinde kişilerin hastaneye yatırılması ve çeşitli düzeylerde psikoterapi alması da gerekebilir. Bu gibi etkenler, kişilerin çok daha iyi bir duruma sahip olması için gereklidir.

Kalp ritmi tarzında yüksek risk barındıran rahatsızlıklar sahip olan hastalar, bu gibi durumlar çerçevesinde direkt olarak hastaneye yatırılarak tedavi altına alınmalıdır. Bu sebeple de farklı durumlarda bulunan hastalar için tedavi şekilleri de farklı şekillerde oluşmaktadır.

Günümüzde kişilerin birçoğu anoreksiya nerzova ve bulimia nerzova arasındaki fark konusunda yanlış bilgiye sahiptir. Anoreksiya nerzova rahatsızlığı, kişilerin yemek yeme konusunda kendilerini kısıtlamaya götürmesi iken bulimia nerzova hastalığı, kişilerin yemek yedikten sonra yediklerini tamamı ile kusmasıdır. Bu sebepten dolayı bu iki hastalık arasındaki farkın iyi anlaşılması ve tedavinin buna göre belirlenmesi gerekir.

İzmir Psikolog Fiyatları

İzmir psikolog fiyatları, çok uygun fiyatlar dahilinde oluşturulmaktadır. Kişiler, yaşamış oldukları anoreksiya nerzova hastalıklarında da psikolojik bir destek almak için ekonomik fiyatlar ile İzmir psikolog ile irtibata geçerek yardım alabilmektedir. Sizler de bu rahatsızlıktan ya da farklı bir durumdan şikayetçiyseniz iletişim numaraları üzerinden irtibata geçmeyi unutmayın.

izmir psikolog

Doğum Sonrası Sendrom – Lohusa Depresyonu Nedir?

Lohusa Depresyonu – Annelik Hüznü Nedir?

Lohusa dönemi, bir kadının doğum yaptıktan sonra yaşadığı yaklaşık 6 hafta süren bir dönemdir.Gebelik dönemi, bir anne için doğum ve doğum sonrası dönemde (lohusalık dönemi) oldukça önemli bir dönemdir.

Bebek sahibi olmak mutluluk,heyecan ve sevinç duygularını yaşatırken aynı zamanda bazı anneler için ebeveyn olmanın verdiği telaşa,endişeye ve korkuya sebep olur. Bu gibi durumlarda yeni bebek sahibi olmuş anneler, “annelik hüznü” diye adlandırılan lohusa sendromunu yaşarlar. Doğum sonrası depresyon, yeni anne olmuş kadınların yaklaşık olarak %70’inde görülmektedir.

Lohusa Sendromu (Annelik Hüznü) Nedir?

“Lohusa sendromu nedir?” sorusunun cevabı, özellikle yeni anne olmuş birçok kadın tarafından merak edilmektedir. Lohusa depresyonu, annede oluşan fizyolojik değişiklikten ziyade, yeni bir canlı dünyaya getirmenin verdiği rol ve sorumluluk,yaşam düzeninin değişmesi veya ebeveyn olmanın getirdiği kısıtlanmalardan dolayı, annenin doğum sonrası ilk iki haftadaki süreçte yaşadığı duygu değişimleridir.

Bu duygu değişimlerini yaşan anneler, doğum sonrasındaki süreçte kendisini genellikle korku,hüzün veya endişe içinde hissetmektedir.

Uyku yoksunluğu, duygusal kargaşa, “ya bebeğime bakamazsam ve ya yetemezsem” gibi korkular her annede aynı etkiyi yaratmamaktadır. Kimi anne bu durumun normal olduğunu düşünerek atlatırken, kimi anne ise kendini mutsuz hisseder ve depresyona girer. Bu doğum sonrasında hissdilen hüzün ve depresyon hali, lohusa depresyonu ya da bir diğer adıyla annelik hüznü olarak adlandırılmaktadır.

Lohusa Sendromu Nedenleri Nelerdir?

Lohusa sendromu ya da annelik hüznü, yeni doğum yapmış her kadını etkileyebilir. Fakat araştırmalarında bize gösterdiği gibi bu doğum sonrasında ki depresyon durumundan, bazı kadınlar buna daha yatkın olduğu için oldukça fazla etkilemektedir.

Daha önceden kendisi depresyon geçirmiş kadınlar veya akrabaları arasından daha önceden depresyon geçirmiş insanlar varsa, bu durum kadını daha yatkın hale getirebilir. Sadece geçmişinde depresyon olması değil aynı zaman da antidepresan kullanıp gebelik sırasında ilacı bırakan kadınlar da daha fazla risk altındadırlar.

Gebelik esnasında depresyon veya anksiyete belirtileri olan kadınların, doğum sonrasındaki süreçte depresyon geçirme olasılığı daha fazladır. Bu yüzden, gebelik sırasında mutsuzlukluk,kaygı,depresif ruh hali,huzursuzluk gibi belirtiler gösteren kadınların mutlaka bir uzmana görülmeleri gerekmektedir.

Lohusa depresyonunun bunlar dışında da birçok sebebi vardır. Bu sebepler;

  • Evlilikte eş ile yaşanan sıkıntılı süreç ve zorluklar
  • Ekonomik sorunlar
  • Östrojen ve progesteron başta olmak üzere hamilelikte yükselen gebelik hormon seviyelerinin doğum sonrasında aniden düşmesine bağlı olarak duygusal dalgalanmalar yaratması
  • Anneliğe hazır olmamak (bireysel kimliliğini yeterince pekiştirememiş, genç ve ergen anneler)
  • Stresli bir ortam (ev,iş,yaşam koşulları)
  • Geçmişten gelen travmatik olaylar
  • İstenmeyen gebelik

Eğer siz veya çevrenizde yukarıda belirtildiği gibi belirtilen gösteren birisi varsa ve izmir psikolog arayışındaysanız, bizimle iletişime geçmeyi ihmal etmeyin.

Lohusa Sendromu Belirtileri Nelerdir?

Lohusa depresyonu belirtileri, genel olarak doğumdan sonraki ilk 10 gün içinde hafif semptomlar ile kendini göstermektedir. Bu belirtiler hafif oldukları ve 2 hafta içinde azalarak kayboldukları için mühadele gerekmeyebilir. Fakat, özellikle geçmişte depresyon geçirmiş veya duygu durum bozukluğu olan annelerde 2 haftadan sonrasında da devam ediyor ise mutlaka bir uzman tarafından destek alınmalıdır.

Lohuse sendromu belirtileri, genel olarak tüm annelerde uykusuzluk,duygusallık ve halsizlik olarak kendini belli eder.Fakat bunların yanında da lohusa sendromu belirtileri oldukça fazladır. Lohusa sendromu yaşayan annelerde kendini gösteren semptomlar şunlardır;

  • Çaresizlik hissi
  • Dikkat ve konsantrasyon eksikliği
  • Uyku bozuklukları
  • Kendini değersiz hissetme
  • Anksiyete ve depresif duygu durumu
  • Bebeğe karşı ilgi,şefkat ve duygu eksikliği
  • Kaygı
  • Ağlama nöbetleri
  • Aşırı duygusallık
  • Hayattan keyif almama
  • Yorgunluk
  • İştahsızlık
  • Öfke,sinir ve huzursuzluk duygularını hissetme

 

Doğum Psikozu ile Lohusalık Sendromu Arasındaki Farklılıklar Nelerdir?

Doğum psikozu yani bir diğer adıyla postpartum psikoz, doğum sonrası dönemde ortaya çıkan psikiyatrik bozuklukların en şiddetli olanıdır.Başlangıcı genellikle doğumdan 2 hafta sonradır.

Doğum sonrası psikozu, lohusa depresyonunun daha ağır bir halidir. Lohusa depresyonunun yaygın belirtileri ağlama krizleri,mutsuzluk,yorgunluk,unutkanlık veya dikkat dağınıklığı iken, doğum sonrası psikozun yaygın belirtileri halüsinasyonlar,hezeyanlar,bebeğe zarar verme düşüncesi ve ağır depresif belirtilerdir.

Doğum sonrası psikozu yaşayan kadınların, bebeği farklı bir nesne veya canlı görerek bebeğe zarar verme riski vardır. Bazı anneler bu dönemde, bu düşüncelerini eyleme dönüştürebilecekleri için dikkatli olunmalıdır. Araştırmalar sonucunda doğum sonrası psikoz ile özellikle bipolar bozukluklar ve majör depresif bozukluk gibi duygu durum bozukluklarının yakın ilişkisi olduğunu görülmektedir. Şizofreni veya bipolar bozuluk tanısı olan kadınların yaşama ihtimalı oldukça yüksektir.

Lohusa depresyonu bazı kadınlarda kendiliğinden geçerken, bazı kadınlarda ise bir psikolog tarafından bireysel terapi ile çözüme kavuşabilmektededir. Fakat doğum sonrası psikozu yaşayan kadınların mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi ve tıbbi yardım alması gerekmektedir.

Lohusa Sendromunda Eşlere ve Yakınlara Düşen Görevler Nelerdir?

 “Eşim,kızım lohusa sendromu geçiriyor ne yapmam gerekiyor?” sorusunun cevabı annenin çevresi ve eşi tarafından oldukça merak edilir.Lohusa sendromu, genellikle ilaç tedavisi gerektirmeden kendiliğinden düzelir. Ama bu süreçte en önemli noktalardan birisi de, lohusa sendromu yaşayan anneler; aileleri ve sağlık personelleri tarafından desteklenmeli, bu sorun ile nasıl baş edecekleri konusunda bilgilendirilmelidir. Çünkü lohusa sendromunun atlatılmasında sosyal desteğin önemi çok büyük ve önemlidir.

Lohusa sendromu ne kadar sürer sorusu da sık merak edilen sorular arasındadır. Fakat bu süre kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Kimisi bu sendromu hafif yaşarken veya yaşamazken, kimisi ilaç veya psikoterapi desteği alacak duruma kadar gidebilir. Bu dönemde annenin hatta bebeğin en kolay ve sağlık şekilde atlatması için özellikle eşi, kendisi, daha sonrasında çevresi tarafından alınması gereken bazı önemler vardır. Bu önemler;

  • Anneyi anlamaya çalışın, yeni bir bebek dünyaya getirmenin verdiği değişime her iki tarafında alışması için sabırlı olun.
  • Annenin yaşadığı ani duygu değişiklikleri,ağlama krizleri,aşırı duygusallık gibi durumlara hazırlıklı olun ve onu eleştirmeyin.
  • Bebeğinizle bağınızı kuvvetlendirmek için biberonla besliyor olsanız bile cildinizin onunkiyle temas halinde olmasını sağlayın. Bu temas anne-bebek arasında güveni ve tanımayı sağlayacaktır.
  • Anneye karşı hassas olunmalı, kaygılarından kurtulabilmesi için onun yalnız olmadığı hissettirilmelidir.
  • Eşinizle empati kurmaya çalışın, iletişim konusunda açık olun.
  • İsteklerinizi ve düşüncelerinizi sakince dile getirin, bu dönemde sinirli olmak herkes için oldukça yıpratıcı olacaktır.
  • Bebebeğin bakımına yardımcı olun, anneye yüklenen sorumluluğu hafifletecek desteklerde bulunun.
  • Annenin fiziksel ve duygusal olarak kendine zaman ayırmasını sağlayın.
  • Bebeğin uyuduğu vakitlerde annenin de uyuması veya dinlenmesini sağlayın.
  • Bu süreçte beslenme şekline dikkat edilmelidir. Özellikle alkol ve kafeinli içeceklerin tüketiminden kaçınılmalıdır.

Lohusa Depresyonu Tedavisi

Lohusa depresyonu tedavisi, üç çeşitten oluşmaktadır.

  • Psikoterapi
  • Antidepresan ilaç tedavisi
  • Antipsikotik ilaç tedavisi

Lohusa depresyonu eğer hafif belirtiler gösteriyorsa genelde ilaçsız olarak atlatılabilmektedir. Bu üç yöntem arasından en çok kullanılan yöntem, psikoterapidir. Bu psikoterapi sürecinde depresyon izmir bireysel terapi yöntemi uygulanarak ilaçsız olarak atlatılabilmektedir.

Eğer siz,eşiniz veya bir yakınınız lohusa sendromu belirtileri gösteriyorsa veya bu durumdan şüphe ediliyorsa mutlaka hem bebek hem de anne için bir psikolog izmir ile görüşülmelidir. Online psikolog için de bizimle iletişime geçebilir ve bireysel terapi izmir ile anneye hatta belki babaya yönelik terapi hizmeti alabilirsiniz.

izmir psikolog

Öfke Kontrol Bozukluğu Nedir?

Öfke Kontrol Bozukluğu

Öfke, kişinin haz alma duygusunu engelleyen her türlü durum, olay ya da kişiye karşı geliştirdiği bir duygudur.

Öfke, diğer olumsuz duygulara göre daha çok zarar verir. Fakat öfke doğru ve uygun ifade edildiği zaman, sağlıklı ve normal bir duygudur.Eğer kontrolden çıkar ve yıkıcı bir hale gelirse, kötü sonuçları da beraberinde getirebilir. Öfkeyi yıkıcı veya yapıcı yapan nokta; kontrol edilebilirliği ile bağlantılıdır.

Öfke kontrol bozukluğu, insanların içinde bulunduğu ilişkisinde,işinde,ailesinde veya okulunda olumsuz sonuçlar yaratabilir. Bu olumsuz sonuçlar sadece kişinin ve çevresinin mental olarak etkilenmesi değil, öfke doğru kontrol edilmediğinde yasal yani mali sonuçları da beraberinde getirebilir.

Öfke Kontrol Bozukluğu Nedir?

Öfke kontrol problemi, bazen fiziksel olarak kişinin ani dürtüsel,şiddetli,saldırgan orantısız tepki verdiği, bazen de bağırmak, öfkeli bir şekilde sözlü olarak patlamak gibi ortansız tepkiler verdiği durumdur.Bireyin bir tehlike ya da engellenmeyle karşılaştığında yaşadığı çaresizlik, güçsüzlük ve yetersizliğin yarattığı kaygı sonucunda gelişen kızgınlık ve şiddete kadar değişik uzantıları olabilen duygu bütünüdür.

Öfke Kontrol Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

Öfkenin hem psikolojik hem de fiziksel belirtileri vardır. Öfkeyi her zaman tek başına bir duygu olarak düşünmemeliyiz. Öfke kendi başına bir duygu olsa da diğer duyguları da beraberinde getirebilir. Öfke kontrol bozukluğu, mutsuzluk, kaygı, gerginlik, ağlama, suçluluk duyguları, stres duygularıyla beraber de görülebilir.

Öfke kontrol bozukluğunun sıkça görülen fiziksel belirtilerileri şunlardır;

  • Olay anında veya sonrasında kişiye veya nesneye yönelik şiddet uygulaması
  • Tansiyon yükselmesi
  • Kalp çarpıntısı
  • Göğüste sıkışma
  • Vücutta karıncalanma
  • Adrenalin ve noradrenalin seviyelerinde yükselme
  • Nefes alıp vermede düzensizlik (genel olarak çok hızlı nefes alıp verme)
  • Baş ağrısı
  • Aşırı stres ve gerginlik
  • Yüksek sesle konuşma, özellikle bağırma
  • Damar elastikiyetinin azalması
  • Kan basıncının yükselmesi
  • Karşındaki kişiyi tehtid etme, aşağılama
  • Arkadaşlar veya aile üyeleri tarafından öfke problemi olduğuna dair uyarılar alınması

Öfke kontrol bozukluğunun zihinsel belirtileri şunlardır;

  • Uykusuzluk
  • Dikkatsizlik
  • Unutkanlık
  • Konsantrasyon bozukluğu
  • Düşük performans
  • Ruh sağlığının olumsuz etkilenmesi

Kendinizde veya çevrenizde bulunan birinde yukarıdaki belirtilerin olduğunu düşünüyorsanız ve izmir psikolog arayışındaysanız, mutlaka bir uzman desteği için bizimle iletişime geçiniz.

Öfke Kontrol Bozukluğu Nedenleri Nelerdir?

Öfke kontrol bozukluğu sebepleri tedavisi için oldukça önemlidir.Öfke kontrol bozukluğu nedenlerinin en başında çocukluk dönemi gelir.

Tüm duygu durum bozukluklarında olduğu gibi öfke kontrol bozuklukluğu içinde kişinin  çocukluk dönemi yani yetişme dönemi önemli bir rol oynar.

Çocukluk çağında yaşanan olaylar ve aile tutumu yetişkinlik dönemini oldukca etkilemektedir. Ebeveynlerin kendi başa çıkma mekanizmaları, stresi nasıl yönettikleri ve çocukla nasıl model oldukları da oldukça önemlidir. Aile de öfkenin hakim olması, şiddetin kullanılması da çocuğun bunu model almasına neden olur.

Genel olarak ailesi tarafından engellenen,şiddet gören,aşağılamaya maruz kalan,kendini ifade etmesine izin verilmeyen biriylerde ergenlik veya yetişkinlik çağında öfke kontrol bozukluğu görülür.Kişinin yetiştirilme şekli, büyüdüğü ortam ve sosyal çevre öfke kontrolünü öğrenmesinde etkilidir. Ayrıca öfke kontrol sorunu yaşayan kişilerde serotonin hormonunun çalışmasında bir problem olduğu bilinmektedir.

Ayrıca  ailede genetik olarak ruh sağlığı sorununa yatkınlık olması da kişinin öfke kontrol bozukluğu yaşamasında tetikleyici bir sebep olabilir.

Çocukluk çağında yaşananlara ek olarak, epilepsi gibi beyin hastalıklarının da öfke kontrol bozukluğuna neden olabileceği görülmüştür. Bazı epilepsi türlerinin bayılmalar şeklinde değil de öfke patlamaları şeklinde görüldüğü gözlenmiştir.

Öfke tepkisini tetikleyebilecek yaygın görülen durumlar şunlardır:

  • Stres
  • Madde veya alkol bağımlılığı
  • Yas
  • İletişimin zayıf olması
  • Depresyon
  • Finansal sorunlar
  • Aile,ilişki veya iş ile ilgili konularda probmlemler yaşanması

Öfke Nasıl Kontrol Edilir?

Öfke kontrolünü sağlamaya çalışmak,bu konuda sorun yaşayan herkes için zorlu bir mücadeledir. Öfkeyi kontrol edebilmek için bazı yollar şunlardır:

  • Egzersiz,spor yapmak: Spor yapmak,temiz hava almak,yürüyüş yapmak gibi birçok aktivite öfkeye neden olarka sinir ve stresi azaltmaya yardımcı olur. Fiziksel aktiviteler, kişinin vücudunda birikmiş olan enerjinin dışarıya çıkmasına ve hareketi artırarak beyne giden kan seviyesini de yükselmesine yardımcı olur.
  • Nefes egzersizleri: Derin ve doğru nefes alıp vermek kişinin öfkesini kontrol etmesine yardımcı olmaktadır. Doğru nefes alıp vermek için nefes egzersizleri pratikleri yapılmalıdır.
  • Rutin belirlenmeli: Kişinin kendisini sakinleştirecek cümleler belirlemesi, örneğin “iyiyim”, “sakin ol” , “ani bir tepki verme” gibi cümleleri tekrarlamak ve mutlu bir anı hatırlayarak gevşemesi, kişinin öfkesini kontrol etmesine yardımcı olur.
  • Mola vermek: Gün içinde stres seviyesinin yükselmesine ve öfkelenmenize neden olan belirli olaylar varsa böyle anlarda kısa bir mola verilemelidir. Sessiz ve sakin bir ortamda verilen molalar,  kişiyi stresten uzaklaştıracağı için öfke kontrolünü yönetmesine yardımcı olur.

Eğer tüm çabalarınıza rağmen öfkeniz sonradan pişman olacağınız ya da çevrenizdeki kişilerin kırılmasına yol açan davranışlara neden oluyorsa bu konuda  psikolog izmir ile görüşülmelidir.

Öfke Kontrol Bozukluğu Tedavisi

Öfke kontrol bozukluğu tedavisi uzun süreli ancak oldukça etkilidir. Öfke kontrol bozukluğu tedavisi mümkün olan ve müdahale edilmesi gereken bir durumdur.

Öfke kontrol bozukluğu tedavisi için kullanılan çeşitli yöntemler vardır. Fakat tüm yöntemlerde ki ilk adım, kişide öfkenin yarattığı bu duygu durum bozukluğunun nedenini yani altında yatan sebebini bulmaktır.

Bilişte Davranışcı Terapi (BDT), öfke kontrol bozukluğunun tedavi edilmesinde kullanılan bir terapi tekniğidir. Bilişte Davranışçı Terapi tekniğinde, kişinin öfkesini besleyen işlevsiz düşünce kalıpları üzerinde çalışır. Öfkenin neden olduğu,geçmişinde yatan travmalar, nelerin öfkeyi kontrolsüz bir biçimde dışa yansıttığının üzerinde çalışılır.BDT ile,  kişinin makul ve doğal bir sinirlilik öfke yaşaması ve öfke kontrolü sağlanmasını öğrenmesi hedeflenmektedir.

Bunların yanında rahatlama egzersizleri, nefes egzersizleri de yaparak öfkenin kontrol edilerek dışa vurulması sağlanabilir.Tedavi süreci boyunca kişinin ailesi, arkadaşları, temasta bulunduğu kişiler tarafından desteklenmesi oldukça önemlidir.

Öfke kontrol bozukluğu tedavisi mutlaka gerçekleştirilmelidir. Hem kişinin kendisi, hem de çevresi için kötü sonuçlara yol açmaması için mutlaka bir uzman psikolog izmir desteği alınmalıdır.

Eğer kendinizde veya çevrenizde bu problemin olduğunu düşünüyor ve destek almak istiyorsanız istiyorsanız ister online psikolog ile ister izmir uzman psikolog ile bu tedaviyi gerçekleştirebilirsiniz.

 

Anksiyete

Anksiyete Nedir? Anksiyete Tedavisi ve Terapisi

Anksiyete Tedavisi İzmir’de merkezimizde uzman psikologlarımız tarafından yapılmaktadır. Anksiyete Bozukluğu terapisi ile birlikte psikiyatrik değerlendirme de gerekebilir.

  • Anksiyete Bozukluğu Terapisi İzmir randevu için bizimle iletişime geçiniz.

ANKSİYETE – KAYGI

Anksiyete hoş olmayan özellikleri ile diğer duygulanım şekillerinden ayrılan bir duygulanım şeklidir. Anksiyete, korku benzeri, hastalar tarafından iç sıkıntısı, kötü bir şey olacakmış hissi şeklinde tarif edilen bir duygu, uyarıcı bir sinyaldir. Kişinin tehdit ile başa çıkması için gerekli önlemleri almasını sağlar. Korku da benzer bir uyarıcı sinyaldir; ancak anksiyete ile ayırt edilmesi gerekir. Korku, dış odaklı, belirli bir tehdide karşı bir yanıt iken anksiyete bilinmeyen, iç odaklı, çatışmalı tehdide karşı bir yanıttır. Dışardan gelen bir tehlike karşısında birey korku duyarken, içten gelen çatışma ve tehlikeler bunaltı yaratır.
Devamı

Takıntı Hastalığı Nedir?

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Tedavi ve Terapi Yöntemleri

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Tedavisi İzmir’de merkezimizde uzman psikologlarımız tarafından yapılmaktadır. OKB terapisi ile birlikte psikiyatrik değerlendirme de gerekebilir.

  • Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Terapisi İzmir randevu için bizimle iletişime geçiniz.

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB, Takıntılar) Nedir?

Obsesif kompulsif bozukluk (OKB), insanların obsesyon adı verilen sürekli tekrar eden istenmeyen düşüncelere sahip olması ve bu düşüncenin kendisini rahatsız etmesinden dolayı, genellikle rahatlamak amacıyla ritüel veya kompulsiyon adı verilen sürekli tekrar eden davranışlarda bulunduğu bir patolojidir.

Devamı

Depresyon Tedavisi İzmir

Depresyon Nedir?

Depresyon Tedavisi İzmir’de merkezimizde uzman psikologlarımızca uygulanmaktadır. Depresyon Terapisi ile birlikte psikiyatrik değerlendirme de gerekebilir.

Depresyon Nedir?

Günümüzde sıkça kullanılan depresyon kelimesinin aslında neyi ifade ettiğini bilmek önemlidir. İnsan yaşamı da birçok olay gibi inişli ve çıkışlı seyreder, zaman zaman kendimizi oldukça iyi hissederken zaman zaman da oldukça kötü hissedebiliriz ve bu çok doğaldır. Depresyonun ne olduğunu bilmek ve hangi noktadan sonra depresyonun ortaya çıktığını ayırt edebilmek kişinin yaşam kalitesi için oldukça önemlidir.

Depresyon belirtileri nelerdir?

Üzüntü veren olaylar karşısında her birey üzgün hissedebilir. Depresyonda ise üzgün hissetmekten çok daha farklı özellikler vardır.
Devamı