Yazılar

Kişisel Gelişiminiz İçin Yazılarımızı Okuyabilirsiniz

Çocuklarda Yas

Çocuklara Ölüm Kavramını Açıklamak ve Çocuklarda Yas

Çocuklara ölüm ve yas kavramlarını açıklamak oldukça zor bir süreçtir. Yetişkinler için bile ölümün ve bir kaybın üstesinden gelmek oldukça zorken bir çocuk için bu süreç daha zor ve karmaşıktır. Özellikle 11-12 yaş öncesi çocuklar soyut kavramları anlamlandıramaz. Birden çok faktörü aynı anda çözümleyemediği için ölümden ve kayıptan kendini sorumlu tutabilir.

Peki çocuğa bakım verenler bu süreci çocuğa nasıl anlatabilir?

Çocuklara, duygularını ifade etme fırsatı sunu ve bu konuda onları destekleyin. Çocuklar bakım verenin, tepkilerinden korkarlarsa, duygularını gizleyebilirler. Çocuklara kötü bir şey olduğunda, insanların üzülebileceklerini, öfkelenebileceklerini, hissettiklerini başkaları alay eder ya da üzülür diye göstermekten kaçınmamaları gerektiğini ifade etmek gerekir. Çocukların duygularını fark etmelerine ve ayırt etmelerine yardımcı olun. “Şu anda üzgünsün, bu olanlar seni üzmüş, mutsuz hissediyorsun, korkmuş gibisin…vb.” Kayıp ve özlem, çocukların normal tepkileridir. Çocuğa bunları gösterebileceğini hissettirin. Çocuğun yakınlık ve güven ihtiyacı artmış olacaktır bu konuda özen göstermek gerekir.

Çocuğa gelecekte de onun yanında olacağınızı hissettirin çünkü çocuk ona bakan kişinin de onu terk edeceğinden korkuyor olabilir.  Çocuklar, olanları anlayabilmek için, kendilerine bir anlam çerçevesi çizmeye çalışırlar dünyayı zihinlerinden yeniden yapılandırırlar.

Çocuğa kaybı haber vermeyi geciktirmeyin. Çocuğa doğru bilgiler verin, ölen kişinin bir daha geri gelmeyeceğini belirtin, cenaze töreninde olacaklardan mutlaka bahsedin. Çocukla konuşmak için zaman ayırın, sorduğu sorulara daha önce sorulmuş olsa bile cevap verin. Çocuğun olanlarla ilgili resimler yapmasına ve oyunlar oynamasına izin verin ki, duygularını kendi “dilinde” ifade edip, olayları tekrar yapılandırabilsin ve zihninde çözebilsin.

Çocuğun cenaze törenine katılmasına izin verin. Kendi duygu ve düşüncelerinizi saklamayın, ölen kişiyi hatırlatacak şeyleri saklamayın. Çocukların, başka bir evde veya yakın akrabalarda kalarak evden uzaklaştırılmalarından kaçının.  Evde normal düzeni sürdürmeye çalışın. Çocuğun en kısa zamanda okula gitmesine ve günlük rutinlerini gerçekleştirmesine izin verin.

Eğer travma belirtileri çok ciddi ise ve çocuk günlük etkinliklerini sürdüremiyorsa, bir uzmandan yardım alması için ona yardımcı olun. Eğer çocuk ölüme tanık olmuşsa ya da tehlikeli bir duruma maruz kalmışsa, olaydan 5-6 hafta sonrasında bile kabus görme, uyku bozuklukları, huzursuzluk, fazla hareketlilik gibi davranışlar veya tuvalet eğitimi alalı uzun zaman geçmiş olmasına rağmen alt ıslatma davranışları gözleniyorsa, parmak emme gibi bebeklik dönemindeki ritüellere dönüş yaşandıysa, çocuk içine kapandıysa, olanları hatırlatabilecek şeylerden kaçınıyorsa, bir uzmandan yardım almanız tavsiye edilir.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Tanı ve Tedavisi

Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği

Yetişkin Dikkat Eksikliği

Dikkat eksikliğinin yalnızca çocuklarda görüleceğine yönelik bir kanı olmasına rağmen yetişkinlerde de dikkat eksikliği gözlenebilmektedir. Bu durum dikkati bir işte odaklayamama veya bir işte başlangıçtaki dikkati sürdürememe şeklinde kişileri etkilemektedir.

Dikkat Eksikliğim Olduğunu Nasıl Anlarım?

*Yetişkin dikkat eksikliği olan bireylerde bir işe başlayamama, iş yaşamında verimsizlik, zamanı iyi kullanamama, çok sayıda işe başlayıp birçoğunu tamamlayamama, toplantı veya konferans gibi bir etkinlikte uzun bir süre boyunca oturamama, araba kullanmada problem yaşama, evlilik ve evle ilgili sorumlulukların yerine getirilememesi şeklinde günlük hayatı etkileyen sorunlar görülmektedir.

* İşe geç kalmak, işleri bir sıraya koyamamak veya işlerin bir türlü bitirilememesi, unutkanlık çok sık görülür.

*  Bir işte odaklanmak için tüm enerjiyi harcamak ve bu sebeple başka bir işle ilgilenememe mevcuttur. Yaptıkları işi doğru şekilde yapamayacaklarını hissederler ve sürekli işleri ertelerler. Bu durum da görevle ilgili kaygıyı arttırır ve kişi çoğu zaman kendini gergin ve kaygılı hisseder.

*Anlık öfkelenmeler yaşarlar ve bu öfkeyi kontrol etmekte zorlanılır. Üzüntüye yatkınlardır, üzüntü, odaklanacak bir görev bulunmadığı zaman dikkatin odaklandığı şeydir.

* Bu durum yetişkinlerde farklı ele alınmayı gerektirir çünkü erişkin yaşamı bir çocuğun yaşamından daha karmaşıktır ve birçok unsur içerir.

Tedavi

Yetişkin dikkat eksikliği genellikle çocuklukta başlamış olan ve günlük yaşamın işlevselliğini önemli ölçüde bozan bir durumdur. Bu durumla etkili bir başa çıkma becerileri bulunmadığı için bu kişiler yaşamları süresince tekrarlayan başarısızlık deneyimleri yaşamışlardır. Bu başarısızlık deneyimleri ve duyguları kişinin kendisi hakkında olumsuz düşünceler ve işlevsel olmayan düşünce ve inançlar geliştirmesine yol açar. Bu düşünce ve inançlar kaçınma davranışları ve yönlendirilebilirliğe açık olmayı arttırabilir.  Kişi sorumluluk gerektiren bir görev yahut problemle karşılaştığında dikkati daha da kolay dağılır ve odaklanmakta güçlük çekebilir.

Tedavi için bu kişilerle dikkat dağınıklığı, organizasyon ve planlama, kaytarma ve kaçınma davranışları , anksiyete , depresyon ,öfke belirtilerine odaklanarak  yapılandırılmış bir bilişsel davranışçı psikoterapi yarar sağlayabilir. Psikoterapiyle birlikte uygulanan ilaç tedavisi kişilerin diğer insanlarla olan ilişkilerini, iş ve okul başarılarını olumlu etkilemektedir. Kişilerin özgüvenleri ve kendilerine olan saygıları da artmaktadır.

depresyon

Depresyon Tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi

Depresyon dünyada ve ülkemizde sıklıkla görülen bir sağlık problemidir. Depresyon, yoğun utanç, değersizlik, moralsizlik ve ümitsizlik hislerinden ötürü kişinin yoğun bir şekilde acı hissetmesine neden olur. Ancak depresyon size kendinizi ne kadar kötü hissettirirse hissettirsin, iyileşme süreci oldukça başarılıdır. Özellikle bilişsel davranışçı yaklaşımla uygulanan tedavilerde, duygudurumunuzu iyileştirmek için bazı yöntemleri kullanarak depresyonun üstesinden gelmek, dahası tekrarlamasını önlemek mümkündür.

Depresif hissediyorsanız bunun nedeninin başınıza gelen olaylar olduğunu veya mutsuzluğa mahkum olduğunuzu düşünebilirsiniz. Kendinizi kusurlu ve yetersiz hissedebilir, mutlu olacak kadar zeki veya yetenekli olmadığınıza inanmış olabilirsiniz. Hayatımızda kötü şeyler olabilir ve olacaktır da ve bazen hayat birçok kez bize darbe vurabilir.  Kötü hissetmemizin altında genlerimiz, hormonlarımız, travmalarımız ve kötü anılarımız olduğunu düşünebiliriz. Ama tüm bu düşünceler bizi kurban yapma eğilimi taşırlar. Olaylar hakkındaki düşüncelerimizi ,  temel  değer ve inançlarımızı değiştirip bu kurban rolünden sıyrılmak gereklidir. İşte bilişsel davranışçı yaklaşımın temel hedefi budur. Uygulanan tekniklerle kişi yaşadığı depresif duygularla baş etmeyi, ilerleyen süreçte kendi kendine yardım edebilmeyi, duygularını kontrol etmeyi öğrenir.

Depresyonda olduğumu nasıl anlarım?  Depresyonun temel özelliği ilgi ve zevk azlığı, umutsuzluk ve karamsarlıktır. Kişide depresif duygudurum ile birlikte etkinlik ve sorumluluklara karşı ilgi kaybı gözlenir. Kişiler olağan etkinliklerden zevk alamaz, bireysel ilişkiler, cinsel aktivite de dahil olmak üzere hiçbir etkinlikten keyif alamazlar. Kaygı düzeyi çok artabilir, umutsuzluk ve çaresizlik duyguları çok yoğundur ve  bu durumdan hiçbir şekilde kurtulamayacaklarını düşünürler. Depresif hastalar basit günlük aktiviteleri bile yapmakta güçlük çekerler. Umutsuzluk, kötümserlik, benlik saygısında azalma ve suçluluk duyguları, intihar düşünce ve eylemlerine yönelmeyi arttırır. Düşüncelerde geçmiş olaylar önemli yer tutar. İntihar düşünceleri ve girişimleri depresyonun önemli belirtilerindendir. Bazı durumlarda iştah ve kilo kaybı gözükür. Uyku bozukluğu depresyonun çok sık karşılaşılan bir belirtisidir. Dalgınlık, unutkanlık olabilir.

Bu belirtiler sizde de görülüyorsa bir uzmandan yardım almanız yaşam kalitenizi yükseltecektir. Bilişsel terapi depresyon tedavisinde denenmiş ve kabul görmüş bir yöntemdir. Duygularınızı kontrol ederek ilerleyen süreçte daha iyi hissetmeye başlayabilirsiniz.

Bağımlı Kişilik Bozukluğu

Bağımlı Kişilik Bozukluğu

Bağımlı kişilik bozukluğu toplumun  yüzde 2.5′ ini etkileyen bir kişilik bozukluğudur. Bu bozukluğa sahip  kişilerin kendi gereksinimleri ve sorumlulukları başkalarınınkinden sonra gelir. Kendileriyle ilgili kararları başkalarının almasını isterler .Bu kişilerin kendilerine güvenleri yoktur, başkalarının öğüt ve desteğine gereksinim duyarlar.

Bu bozukluğa sahip kişiler kendi başlarına bir iş yürütmekte zorluk yaşarlar. Tek başlarına kaldıklarında kendilerini rahatsız ve çaresiz hissederler. Yakın bir ilişkileri sonlandığında bir bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka bir ilişki arayışı içine girerler.

Etraflarındaki kişiler tarafından fazlasıyla düşünceli, eli açık olarak nitelendirilirler. Olağandışı özverilerde bulunurlar. Ekonomik, sözel veya cinsel istismara katlanabilirler. Kendilerini olduklarından daha aşağıda görme eğilimindedirler. Başarısızlıklarının ve hatalarını büyütürler. Kendilerini başkaları ile kıyasladıklarında daha aşağıda görürler ve başkalarının başına açtıkları sorunlar için kendilerini suçlarlar. Yetersiz olduklarını öne sürerek sorumluluklarından kaçarlar.

Bağımlı kişiler için terk edilme ve ayrılma korkusu ön plandadır. Hiçbir şeyi eleştirmeyen ve her şeyi olduğu gibi kabul eden kişilerdir. Fikirlerini ifade ederlerse sevgi ve ilgiyi kaybetmekten korkarlar. Çevresinin desteğini ve yardımını yitirmekten korkması sebebiyle yanlış olduğunu bildiği şeylere katlanmaya devam ederler. “Başkası benim için gerekli olanı yapmalıdır. “ düşüncesini benimserler.

Bu kişiler ya hep ya hiç bakış açısına sahiptirler. Onlar için ya tam bir başarı ya da tam bir başarısızlık vardır. Karar alırken sorumluluğu başkalarına devretmek için bir başkasının fikrine ihtiyaç duyarlar.

Bağımlı kişilik bozukluğuna sahip kişilerin genel düşünce biçimleri şu şekildedir:

-Ne yapmam gerektiğini söyleyecek ya da kötü bir şey olduğunda bana yardımcı olacak birini hep yanımda isterim.

-Kendi başıma bırakıldığımda kendimi yetersiz veya değersiz hissediyorum.

-Terk edilmekten çok korkuyorum.

-Sevilmezsem mutsuz olurum.

-Ona her zaman ulaşabilmeliyim.

-Kendi başıma karar veremem.

Eğer siz de kendinizde bu tarz düşünce biçimlerinin egemen olduğunu düşünüyorsanız, bir uzmandan yardım alabilirsiniz.

Çocuk Testleri Eğitimi

Özel Öğrenme Güçlüğü Nedir?

Bazı çocuklar gerekli koşullar sağlandığı halde okumayı öğrenmekte veya matematiksel işlemleri yapma da yaşıtlarının gerisinde görünebilirler. Genellikle bu çocukların zekâ yönünden bir sıkıntıları olduğu veya dikkat eksikliği yaşadığı düşünülür. Fakat burada durum sanıldığı gibi olmayabilir. Çocuk Özgül (Özel) Öğrenme Güçlüğü yaşıyor olabilir. Özgül öğrenme güçlüğü (ÖÖG), bireylerin standart testlerde, okuma, yazma ya da matematik alanında yaş, zekâ ve eğitim düzeylerine göre beklenenin önemli ölçüde altında olmasıdır.

Özel öğrenme güçlüğü 3 alanda kendisini gösterir;

“Disleksi” (okuma alanında güçlük),

“Disgrafi” (yazı alanında güçlük)

“Diskalkuli” (matematik alanında güçlük)

“Mikst Tip” (üçünün birlikte görüldüğü) olarak da bilinen terimlerin hepsini içinde barındırmaktadır.

Tüm bunlar önce çocuğun okul başarısını etkiler daha sonra arkadaşlık ilişkilerini ve tüm bunların sonucunda çocuk – aile ilişkilerini etkiler. Çocuklar okulda yaşadıkları başarısızlıkların farkına varır ama nasıl bir yol bulup işin içinden çıkacağını çözemezler ve kendilerini çevrelerine anlatamadıkları için de içlerine kapanmaya ya da çevrelerine karşı saldırgan bir tutum göstermeye başlarlar. Öncelikle her çocuğun bir öğrenme yolu olduğunu kabul etmeli ve kendi çocuğumuz için en uygun öğrenme yolunu bulma konusunda yardımcı olmalıyız. Bazı çocuklar işitsel öğelerle daha iyi öğrenirken bazı çocuklar görsel öğelerle daha iyi öğrenebilir. Burada önemli olan anne baba ve öğretmenin çocuğu çok iyi tanıyor olmasıdır.

Öğrenme güçlüğü sadece akademik anlamda değil sosyal becerilerde de çocuğu zorlayabilir. Sağ ve sol kavramlarını sıklıkla karıştırabilirler, yönleri öğrenemeyebilirler. Harf sıralamalarında hata yapabilirler. Bazen de çarpım tablosunu ezberleyemezken, tarihteki savaşların tüm detaylarını bilebilir ve anlatabilirler ya da bir futbol takımındaki tüm futbolcuların boy, kilo, transfer detayları gibi ekstra bilgileri de size sunabilirler.

Öğrenme güçlüğünde etkili olan nokta çocukların bu öğrenmemesinin isteyerek olmadığını bilmektir.  Bazı alanlar ilgilerini çok iyi biliyorken bazı alanları öğrenemeyebilirler. Bunu ebeveyne veya öğretmene inat olsun diye yaptığını düşünürseniz yanılırsınız. Ne kadar erken fark edilirse çocuğa o kadar çabuk ulaşmış ve öğrenmesine katkı sağlamış olursunuz. Bu çocukların genellikle zekâ yönünden düşük olduğuna inanılır fakat yapılan araştırmalar bunun zekâyla doğrudan ilişkili olduğunu göstermemektedir. Hatta bazı öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların zekâlarının üst düzeyde olduğu bilinmektedir. Anne ve babalar öğrenme güçlüğü tanısını duymalarıyla birlikte bir endişeye kapılıyorlar. Oysa iyi planlanan bir süreçle bu çocuklar oldukça başarılı ve yaratıcı bireyler haline gelebilirler, sadece onlara yol göstermek yeterli. Ne olursa olsun çocukla iyi bir iletişim, aile içi huzur hiçbir akademik başarıdan değerli değildir. Eğer çocuğunuzda şu belirtilerde birkaçını görüyorsanız bir uzmanla iletişime geçiniz;

  • Kelimeleri doğru telaffuz etmekte güçlük
  • Kelime dağarcığının yetersiz ve yavaş gelişmesi
  • Bir şey anlatırken zorlanma, az konuşma
  • Sözcükleri seslendirirken bazen harflerin, bazen de hecelerin yerlerini değiştirebilir.
  • Hikâye dinleme ve anlatma etkinliğinde sıkılabilir.
  • Uzun sözcükleri telaffuz ederken zorlanır.
  • Bilmece, şiir, tekerleme, fıkra ezberlemekte zorlanır
  • Büyük-küçük, ince-kalın, üst-alt, iç-dış, önce-sonra gibi kavramları öğrenememe, karıştırma
  • Renk, şekil, sayı gibi kavramlarda sınırlılık görülür
  • Zaman kavramını algılamakta zorluk çeker
  • Yer bildiren deyimleri, yönleri, sağ-sol kavramlarını karıştırır
  • Görsel- işitsel algı ile ilgili sıkıntıları vardır Görsel- işitsel dikkat ve hafıza zorlukları yaşar.
  • Birden fazla yönerge verildiğinde sırasıyla yerine getiremez, birini yapsa diğerini unutabilir.
  • Neden- sonuç ilişkisi sorgulayan etkinliklerden kaçınır
  • Öz-bakım becerilerini öğrenmekte güçlük,
  • Düğme iliklemeyi öğrenememe, beceriksizlik (sakarlık),
  • Çizim veya kopyalamaya karşı isteksizlik
  • Çatal, bıçak, makas ve kalem kullanmada kontrolü zayıflığı

Kardeş İlişkileri ve Kardeş Kıskançlığı

Kardeş İlişkileri ve Kıskançlık

Anneler ve babalar ilk çocuklarını kucaklarına aldıklarında ilk defa anne baba olma duygusu, heyecan, iyi anne baba olabilecek miyim düşünceleriyle boğuşurlar. Zaman geçtikçe daha sakin ve mantıklı düşüncelere sahip olmaya başlarlar. İşte tam o sırada ikinci kez anne baba olacakları haberini alırlar. Bu haberi aldıklarında artık daha sakin ve temkinli olurlar çünkü bir tecrübeleri vardır. Fakat birden yeni bir soru akıllarını kurcalamaya başlar “acaba kardeşini kıskanır mı?” . Daha hamileliğin ilk günlerinden itibaren “acaba çocuğa kardeşinin olacağı ne zaman söylemeli? Nasıl anlatmalıyız?” diye bir telaş başlar.

Kardeşler arası kıskançlığın temeli aslında rekabetten kaynaklanır. Eğer anne ve babalar bu rekabeti beslerlerse kardeş kıskançlığı kaçınılmaz bir hal alır. Kıskançlık temelde kaybetme korkusu ve kendini önemli görme gibi iki arka plana dayanır. Sevdiğin bir şeyi kaybetmekten korkmakla yaşadığın kıskançlıkla, her şeyin en iyisinin kendi hakkı olduğunu savunup benmerkezci bir kıskançlık arasında büyük bir fark vardır. Bu yüzden kıskançlık kötü ve asla olmaması gereken bir duygudur diyemeyiz. Önemli olan bu kıskançlığın zarar verme aracı olarak kullanılmamasıdır.

Ebeveynler çoğunlukla kıskançlık konusunda yaşayacaklarından dolayı bir ön yargı ve endişe içindedirler. İlk adımdan itibaren doğru bir yol izlenirse kıskançlık krize dönüşmemiş olur. Burada bebek eve geldiğinde diğer çocuğun duygularını anlamaya çalışmalı ve bu duygularını bizimle paylaşmasını sağlamalıyız. Gerekirse onun duygularını dile getirmesine yardımcı olmalıyız. “Bebeği çok seviyorsun” gibi onun için henüz anlam bulmamış cümleler yerine onun aklındaki sorulara yakın sorularla onun kendisini açmaya yardımcı olmalıyız.” Bebek uyurken sessiz durmanın senin için ne kadar zor olduğunu anlayabiliyorum” diye bir cümle onun duygularından birine dokunmuş ve anlaşıldığını hissetmesine yardımcı olabilir. Çocuk eve yeni gelen bebekle ilgilenilirken kendisinin gözden kaçırıldığını düşünebilir. Burada çocuğa neden bebekle daha çok zaman geçirildiği anlatılırsa daha etkili olacaktır. Tabi bunları yaparken çocuğun dünyasına hitap edecek bir iletişim dili kullanacak önemlidir. Onunla göz teması kurup, yaşına uygun şekilde bir açıklama yapmak faydalı olacaktır. Âmâ burada bütün suçu “ bebeğe” atmadan yapılmalıdır. Sürekli “ bebek” kelimesini duyan çocuk için bir nefret kaynağı oluşturabilirsiniz. Özellikle abi yâda abla pozisyonundaki çocuklar küçükse bebeğe dokunmanın ölçüsünü henüz bilemeyebilirler. Bu gibi durumlarda onları kontrol etmek ve iş zarar verici bir hal almadan dikkatlerini başka yöne çekmek gerekir.

Bebekle çocuğun arasında davranışları da olumlu ifadelerle güçlendirebiliriz. “Baksana kardeşin sana nasıl bakıyor, seni seviyor olmalı” gibi cümleler duymak çocuğunda hoşuna gidip ona karşı iyi duygular beslemesine yardımcı olabilir. Çocuğun arasının iyi olduğu bir yetişkinin çocukla her gün belirli dozlarda zaman geçirmesi de oldukça önemlidir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur, “bu zamanlar sadece bebek yokken olabiliyor o yüzden bebek bizim aramızda engel” düşüncesi oluşturulmamalıdır. Bu zamanlar doğal şekilde gelişmeli, ”çocuk benimle oynar mısın dediğinde onu reddetmek yerine evet sana şu kadar zaman ayırabilirim” diyebiliriz.

Kardeş ilişkilerinde gerçekçi bir düşüncede olmalıyız ve iki egonun bir paylaşım yapmasını beklerken elbette ki rekabet duygusu kaçınılmaz olacaktır. Çocukları kardeşleri arasında kıyaslamak rekabet duygusunu körüklediği gibi kıskançlığı da ateşlendirebilir. Ebeveynler bu konuda gerekli liderliği sağlamayı başardıklarında tatlı bir rekabet içinde, adil, paylaşmayı bilen çocuklara sahip olacaklardır.

Çocuklar için huzurlu ortamı oluşturun ve onların daha çok ne zamanlarda kavga ettiklerine dikkat etmeye çalışın. Ve kavga etmelerinin sebeplerinin altındaki gerçek sebebi bulup ortadan kaldırmaya çalışın. Onların arasında asla hakem görevi üstlenmeyin. Bu rol sizinle olan ilişkilerini yıpratacağı gibi birbirleri arasındaki ilişkiyi de bozabilir. Eğer kavganın olduğu ortamı terk edebiliyorsanız odadan çıkın ve onları kendi sorunlarını aralarında halletmeleri için onlara fırsat bırakın. Durumun çok kötüye gittiğini ve zarar vermenin başlayacağını görmeden müdahalede bulunmayın. Onların bu sorunu aralarında halledebileceklerine dair olumlu bildirimlerde bulunun. Aralarındaki problemin ne olduğunu siz hemen fark edebilirsiniz fakat bunu onlara söylemeyin bırakın kendileri bulsunlar. Sadece yaşına göre küçük ipuçları verebilirsiniz ya da daha küçük yaşlardaki çocuklar için taklit edebilecekleri diyaloglardan faydalanabilirsiniz.

Çocukların her durumda birbirlerini size şikayet etmelerini engelleyin. Eğer sorunları zarar verici bir boyutta değilse size gelmeden kendi aralarında halletmeleri gerektiğini söyleyin. Bunun yanında birbirleriyle iyi geçindiklerini gördüğünüz durumlarda da onları tebrik edin, olumlu cümlelerle yaptıklarının ne kadar güzel olduğunu fark etmelerini sağlayın. Kardeşlerin birbiri için yaptığı ufak şeyleri övün. Çocuklar arasında hep iyiyi görüp sevgiyi artıracak yorumlarda bulunun.

Eğer bu konuda zorlanıyorsanız bir uzmandan yardım alabilirsiniz.

boşanma çocuklar terapi

Boşanma Çocukları Nasıl Etkiler?

Evlilik- Boşanma- Çocuk

Birbirini seven iki insan hayaller ve umutlarla bir evliliğe adım atarlar. Zaman geçer bazen işler yolunda gitmez ve bazı sıkıntılar çıkmaya başlar. Evliliğin üç temel bağı vardır: Sevgi, saygı ve güven. Bunlardan biri ya da birkaçının zayıflamasıyla evlilikte çatışmalar yaşanmaya başlar. Bazen bu durumlarda orta yol bulunup sıkıntılar çözülmeye çalışır ama bazen de artık çözülemez hale gelmiştir. Bu aşamadan sonra evliliğin artı ve eksi yanları muhasebe edilmeye başlar. Eğer ki ailede çocuklarda varsa bu süreç biraz daha farklı ilerlemeye başlar.

Elbette evlilikte hemen bitirmek yerine olası çözümler üzerine konuşmak daha iyi bir yol gibi görünse de bazen sağlıklı boşanma da iyi bir yol olabilir. Çünkü çocuklar daha çok ebeveynlerin nasıl boşandıkları üzerinden olaya bakarlar.

Bazı aileler çocukların yanında asla tartışmazlar ve onları başka bir ortama gönderirler. Tabi ki her konu çocuklarla birlikte konuşulmaz fakat çocuğa bir anlaşmazlık yaşandığı ama konuşarak halledilebildiklerini anlatan bir ebeveyn olması işleri daha kolay bir hale getirebilir. Örtbas edilen tartışma durumlarını çocuklar hisseder ve evdeki sıcak ortamın kaybolduğunu fark ederler. Ve eğer çocuk bu konuda bir iletişimsizlik yaşarsa belirsizliğin verdiği bir endişe içine girebilirler. Evliliklerde bazen tartışmalarında olabildiğini fakat bunlarında çözülebildiğini gören çocuklar daha güven duygulu yetişirler.

Aileler anne baba ve çocukların arasındaki duygusal bağın oluşturulduğu ilk yerdir ve bu ilişkide yaşanan olaylar çocukları oldukça etkilemektedir. Anne babaların ayrılmasına çocukların bazıları suçluluk, bazıları kızgınlık, bazılarıysa yadsımaya varan tepkiler gösterirler.

Çocuklar ailelerinin dağıldığını düşünmeye başladıklarında çevrelerinde gördükleri her mutlu aile onlar için hüzünlü bir olay halini alabilir. Aslında bu durum anne babanın durumu çocuklarına nasıl yansıttığıyla ilgili bir durumdur. Çiftler çocuklarının yaşları uygunsa karşılarına alıp bu konuda konuşabilirler. Birlikte yaşayamadıklarını, başka yolları kalmadığı için boşanma yolunu seçtiklerini fakat bunun anne baba olmaları gerçeğini değiştirmediğini anlatmaları çocuğun gelişimi için önemlidir. Burada yapılacak en büyük yanlış çocuğa boşanma gerçekleştikten sonra anlatılmasıdır. Oysa 7 yaşından büyük çocuklar öncesinde psikolojik olarak bu duruma hazırlanırsa süreç daha kolay atlatılabilir bir hal almaktadır. Eğer bütün olaylar olup bittikten sonra çocuğa söylenirse çocuk öfke duyabilir ve bu da onu çeşitli psikolojik sorunlara itebilir.

Boşanmış anne babalarla ilgili son durum ise evlerin ayrılmasıdır. Evleri ayrılan anne ve babalar çocuk yanlarındayken diğer ebeveyn hakkında kötü yorumlarda bulunmamalı, çocuğun bu durumlarda bir taraf olması beklenmemelidir. Çocuk annesinin yanındayken babası hakkında, babasının yanındayken de annesinin hakkında yapılan olumsuz yorumlar çocuğun anne ve babasına olan saygısını ve güvenini yitirmesine neden olabilir.

Çocuklarla Görüşme Teknikleri Eğitimi

Oyun Terapisi

Çocuğuma kitaplarla öğretmeyi denedim,

Afallayıp şaşkınlıkla suratıma baktı.

Disiplin altına almak için net ifadeler kullandım.

Hiç de kazançlı çıkmadım.

Ümitsizliğe kapıldım, vazgeçtim.

Ben bu çocuğa nasıl ulaşacağım dedim ve ağladım.

Anahtar kelimeyi verdi elime: “Gel” dedi “oyna benimle”

 

Çocuklar oyunu sadece oyun olsun diye oynamazlar. Oyun ile kendini ifade etme imkanı bulurlar. Çünkü OYUN…. Çocukların kendilerini en doğal ifade etme şeklidir….

Nasıl ki “Kuşlar uçar, balıklar yüzer, çocuklar da oyun oynar.”

Dil ile kendini yeterince ifade edemeyen çocuk, yaşadığı olayları oyuna yansıtmaktadır. Oyunda çocuğun hayatının bir bölümünü görebiliriz.

“Oyun Terapisi Nedir?” sorusunun cevabı da buradadır.

Büyükler için danışmanlık neyse çocuklar için de oyun terapisi odur.

Oyun terapisi çocukların yaşadığı güçlüklerin üstesinden gelmelerine yardım etme ve onların gelişimlerini destekleme sürecinde oyunu temel olan bir yaklaşımdır.

Oyun terapisi çocuklara düşüncelerini, duygularını, ihtiyaç ve arzularını oyunla iletme şansı verir.

Şöyle de özetleyebiliriz. “Oyuncaklar çocuğun kelimeleridir. Oyunu ise, ne anlatmak istediğidir”.

Çocuğunuzun Oyun Terapisine Ne zaman İhtiyacı Vardır?

Büyüme sürecinin bir noktasında çocukların birçoğu yaşam tecrübeleriyle başa çıkmada zorluk çekerler.

Eğer ki çocuğunuzun davranışlarıyla ilgili endişeleniyorsanız ya da çocuğunuzun baş etmekte zorlandığını görüyorsanız önerimiz oyun terapisi olacaktır. Neden mi? Çünkü…

Oyun terapisi, çocuğun oyuncakları kullanarak kendi hikayesini kelimelere dökerek anlatabilmesi ve duygularını ifade edebilmesi için etkili bir terapi çeşididir.

Oyun Terapisinden Beklentileriniz

Terapist seansta çocuğa kabul edildiği hissini verdikten sonra çocuk çatışmalarını ve sıkıntılarını oyunu ve oyuncakları kullanarak ortaya koyar. Çocuğun oyununu gözlemleyerek ve onu anladığını hissettirerek çocuğun rahatlamasını sağlar. Oyuncaklar yardımıyla çocuk ile terapist arasında bir terapötik ilişki başlar. Oyun terapisi, çocuğun yaşadığı problemleri ve zorlukları önlemede ya da çözmede yardım sağladığı gibi, çocuğun gelişimine ve büyümesine de katkı sağlar

Terapide her oyun mutlaka bir amaca hizmet etmektedir.

Çocuk bulunduğu ortamda kendini güvende hissedebilsin diye sınırlar da gereklidir. Sınır koyma ve uygun seçenekler sağlama çocuğun kendini kontrolü öğrenmesine ve kendine saygısının artmasına yardımcı olur.

Ne Sıklıkla ve Ne Süreyle Oyun Terapisine Gidilmelidir?

Her çocuk terapi sürecinde farklı bir hızla ilerler bu yüzden terapinin süresi çocuğun kişiliğine, sorunun derecesine, ev ve hayat koşullarına göre değişir.

Çocuklar belli bir düzen ve tutarlılık olduğunda daha iyi bir gelişim gösterecektir.

Bu sebeple çocuğunuzu ayarlanan seanslara düzenli olarak getirmeniz önemlidir.

Terapi Seansında Konuşulanlar

Çocuk terapi saatini kendisi ve terapisti arasında özel bir zaman olarak görmelidir.

Bu yüzden çocuğunuzun size oyun terapisinde olan her şeyi anlatmak zorunda hissetmemesi önemlidir.

Çocuğunuza terapisiyle ilgili konuşma başlatmasına izin verin fakat konuşmama hakkı ve özgürlüğü de tanıyın.

Hiç endişeniz olmasın ki süreç içerisinde çocuğunuzun terapisti ilerlemesini görüşmek üzere sizinle düzenli olarak görüşmek isteyecektir.

Arada seanslara da katılmanızı isteyerek seans boyunca size destek ve rehberlik sunacaktır.

çocuklarda kekemelik

Çocuklarda Kekemelik ve EMDR

Sosyal bir varlık olan insan için konuşarak iletişim kurma oldukça önemlidir. Konuşmayı sekteye uğratan kekemelik ise konuşma bozuklukları arasında sık görülen bir bozukluk türüdür.

Kekemelik Nedir?

Kekemelik ses, hece ya da sözcüklerin istem dışı, sık olarak yinelenmesi, uzatılması veya konuşmanın ritmini, akışını bozan duraksama ve aralıklardır.  Bazen kaygı, korku ve sinirlilik gibi duygularda kekemeliğe eşlik edebilmektedir. Bozukluğun şiddeti ise kişinin içinde bulunduğu duruma göre değişmektedir. Şiddetli yaşandığı durumlarda bedensel bir takım jest, mimik ve hareketlerde (başını bir tarafa atma, ayağı yere vurma, göz kırpma, başa vurma gibi) eşlik edebilmektedir.

Kekemelik, konuşmanın dışında kişinin sosyal yaşantısını da olumsuz yönde etkilemektedir. Bu olumsuzluk kişinin duygusal olarak sıkıntılar yaşamasına, çekingen bir kişilik yapısına bürünmesine ve insanlardan uzaklaşarak yalnızlaşmalarına sebep olabilmektedir.

Kekemelik yaygın olarak 2-5 yaş aralığında yeni konuşmaya başlayan çocuklarda sıkılıkla gözlemlenir ve 6 ay-1 yıl içerisinde doğru müdahale ile kendiliğinden geçebilmektedir. Buna “fizyolojik kekemelik” de denmektedir. Görülme sıklığı erkeklerde kızlara oranla daha fazladır ve her 4 çocuktan birinde görülür.

Bu dönemde başlayan kekemelik karşısında ebeveyn tutumu çok önemlidir. Aşırı kaygılı ve mükemmeliyetçi ebeveynlerin beklentileri yüksek olduğunda, çocuğun konuşmasındaki aksama ve duraklamalar üzerine fazla gidildiğinde sorun kalıcılaşmaya başlamaktadır. Başladığı tarihi takiben 6 ay-1 yıl içeresinde kekemelik geçmediyse hatta konuşmanın akıcılığındaki bozukluk arttıysa en kısa sürede bir konuşma terapistinden ve psikologdan destek alınmalıdır. Geç kalındığı taktirde sorunun kalıcılaşma riski artmaktadır.

Sebepleri

Son yıllarda kekemeliğin fizyolojik bir temelinin bulunduğu ancak kekemeliğin gelişiminde ve devam etmesinde öğrenme, aile-çevresel ve psikolojik etmenlerin önemli rol oynadığı üzerinde durulmaktadır.

Ailelere Öneriler

-Kekemeliğin yeni başladığı ilk dönemde kesinlikle çocuğunuzun kekemeliği üzerine fazla vurgu yapmayın.

-Çocuğunuzun cümlelerini onun adına tamamlamayın.

-Ancak bu dönemden sonra kekemelik sorunu artarak devam ediyorsa bir uzmandan destek alın. Sorunu uzun süre görmezden gelirseniz çocuğunuz psikolojik olarak olumsuz etkilenecektir.

-Kullandığınız kelimelere dikkat ederek çocuğunuzla sorunu uygun şekilde konuşmaya çalışın. Kekemelik kelimesi yerine “Konuşmandaki zorluk”, “bazı sözcüklerin ağzından zor çıkması” gibi ifadeler kullanmaya özen gösterin.

– Çocuğunuz konuşma esnasında takıldığında “daha yavaş”, “nefes al” ya da “sakince konuş” gibi ifadeler kullanmayın.

-Okulda konuşmasından dolayı dışlanıyor ya da alay ediliyorsa bunu gelip size rahatlıkla anlatabilmesine olanak tanıyın.

-Okulda gerekli önlemlerin alınması konusunda okuldaki yetkili kişilerle iletişime geçin.

-Başvurduğunuz uzmanlar, kekemelik terapisi ve danışmanlığı boyunca çocuğunuza karşı nasıl davranmanız ve yaklaşmanız gerektiği konusunda bilgi verecektir.

EMDR TERAPİSİ

EMDR adıyla bilinen Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi, bugün travmadan kaygı bozukluğuna, yeme bozukluklarından kekemeliğe birçok sorunun tedavisinde kullanılmaktadır.

Kekemeliğe sebep olan travmatik bir durum ya da ailenin geçmişte istemeden yaptığı sağlıksız müdahalelerin etkileri söz konusu ise bu anıların yükünden çocuğu kurtarmak EMDR Terapisi ile sağlanabilmektedir. Oyun ve sanat terapileri ile birlikte uygulandığında daha kısa sürede sonuç alınmaktadır.

Çocuk ve Ergenlerde EMDR

Çocuk ve Ergenlerde EMDR

EMDR, (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme), oldukça etkili bir terapi yöntemi olup bugüne kadar her yaştan pek çok kişinin başarıyla tedavi edilmesini sağlamıştır.

EMDR terapisinde terapist, danışanın belli bir anıya ve buna eşlik eden duygu ve bedensel duyumlara odaklanmasını isteyerek çift yönlü uyarım verir (parmaklarını gözleri ile takip etmesi gibi) ve beynin her iki yarım küresini uyararak sağlıksız ve işlevsel olmayan şekilde depolanmış anı ağlarını daha işlevsel ve sağlıklı olanlar ile yer değiştirmesini sağlar.

EMDR kaygı bozuklukları, depresyon, suçluluk duygusu, öfke, travma sonrası stres bozukluğu, fobi ve yas gibi rahatsızlık veren semptomların azaltılmasında etkili şekilde kullanılmaktadır.

EMDR, çocuk ve ergenlerin duygusal / davranışsal sorunlarında da kullanılan bir terapi yöntemidir.  Diğer terapi yöntemlerinde olduğu gibi bu yöntemle çalışırken de ailenin desteği ve iş birliği gereklidir. Çocuk ve ergenin danışmanlık sürecine istekli olarak katılımı şarttır.

Uygulamada standart EMDR protokolü uygulanmakla birlikte çocuk ve ergenlerde protokol esnetilebilmektedir. Çocuk ve ergenin bu terapiye olumlu yaklaşımı sağlandıktan sonra çalışılacak hedef birlikte belirlenir. Çocuk ve ergenlerde EMDR’ın etkililik süresi yetişkinlere oranla daha kısa sürede gerçekleşmektedir. Bu terapi yöntemi ile çalışırken ek olarak oyun terapisinden ve bilişsel davranışçı terapi yöntemlerinden de destek alınmaktadır.

Özellikle çeşitli fobilerde ve kaygı sorunlarında (karanlık korkusu-belli bir hayvandan kaçınma-ayrılma kaygısı-travma vb.) oldukça etkili olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.