Yazılar

Kişisel Gelişiminiz İçin Yazılarımızı Okuyabilirsiniz

Oyun Terapisi Sertifikası, Oyun Terapisi Eğitimi

Oyun Terapisi Nedir?

Oyun Terapisi Nedir?

Oyun Terapisi, 5-11 yaş aralığındaki çocuklarda, oyun terapisi eğitimlerini tamamlamış bir uzman tarafından seans süreci sonunda çocuğun huzurlu, mutlu ve uyumlu olmasını hedefleyen, oyun terapisi tekniklerinden faydalanılarak yapılandırılan süreçtir. Oyun terapisi, uzman tarafından çocuğun oyun dünyasını açmasıyla birlikte uygulamaya konulur. Terapist, bazen seanslarında sadece oyun terapisi yöntemi ağırlıklı çalışılırken bazen de çocuğun problemine göre oyun terapisini, diğer kullandığı teknik veya tekniklerle birlikte destekleyici olarak kullanabilir. Özellikle yaş aralığı oyun terapisi tekniğine uygun çocuklarla da mutlaka bu teknikle çalışılmaya başlanır.

Oyun Terapisi Çocukların Hangi Problemlerinde Kullanılmaktadır?

Çocuklarda depresyon, takıntılar, kaygı bozuklukları, cinsel ve fiziksel istismar, travmaya bağlı stres bozuklukları, boşanma süreci ve sonrası, mükemmeliyetçi ebeveyn tutumları ve bunun çocuktaki olumsuz sonuçları, alt ıslatma, mastürbasyon, tırnak yeme, yemek yeme sorunu, uyku sorunu vb. durumlar sonucunda duygusal ve davranışsal problemler yaşayan çocukların iç dünyasını anlamak, duygusal problemleri ile başa çıkmalarını sağlamak, yaşadığı sıkıntılara alternatifler ve çözümler üretmek için başvuran danışanlarda oyun terapisi tekniği kullanılır.

Oyun terapisinde, terapist başvuruda bulunan çocuğu, tüm danışanlarında olduğu gibi koşulsuz kabul eder. Terapistinde bu kabulü gören ve hisseden çocuk zamanla çatışmalarını, sıkıntılarını, oyunu ve oyuncakları kullanarak ortaya koyar. Terapistte, çocuğun oyununu gözlemleyerek, eşlik ederek ve onu anladığını hissettirerek çocuğun rahatlamasını sağlar. Oyun terapisi, çocuğun yaşadığı problemleri ve zorlukları önlemede ya da çözmede yardım sağladığı gibi, çocuğun gelişimine ve büyümesine de katkı sağlar.

Oyun Terapisi ve Aileler

Aileler genellikle çocuklarını terapiye başlatırken oyun terapisi hakkında bilgi sahibi olarak başlamamaktadır, bu nedenle oyun terapisi ile ilerletilen terapi sürecini sadece oyun oynanan bir saatmiş gibi algılayabiliyorlar. Seans içerisinde oynanan oyun, seans odası dışındaki oyunlar gibidir evet ancak  göz ardı edilemeyecek kadar büyük bir fark var ki bu oyun, uzman değerlendirmesi ve bazı tekniklerin kullanılmasıyla da analiz edilmektedir. Çünkü ‘çocuğun dili oyundur’. Oyun  terapisti, aileye oyun terapisi sürecinin başından sonuna nasıl yapılandırıldığına dair, seans süreci içerisinde bilgilendirmeler sağlamalıdır. Ailelerin sürece ve çocuklarına dair seans içerisinde bilgilendirildiklerinde daha rahat ve güvende hissettikleri görülmektedir.

Oyun terapisinde, aile ve çocuk adına en önemli kazanım aileyi oluşturan bireylerin birbirleriyle daha sağlıklı iletişimde bulunabilmeleridir. Sağlıklı iletişim kurmanın kendisi bir beceridir. Bu beceri için temel koşullardan birisi de bireylerin iletişim tarzlarındaki çatışmaya zemin hazırlayan dili bulmalarıdır. Çocuk için bu çatışmayı en dolaysız sunabileceği yol da oyundur. Anne ve babaya, genellikle hangi tutumlarda davranan ebeveynler oldukları, sahip oldukları çocuklarının gelişim dönemi özelliklerinin bilincinde olup olmadıkları, aile içerisinde görev ve sorumlulukların nasıl paylaşılması gerektiğine dair iletişim psiko-eğitimiyle yine oyun terapisti tarafından iletişim becerileri kazandırılabilir. Aslında oyun terapisi çoğu zaman yerini bir aile terapisi sürecine de bırakabilir.

Oyun Terapisinde Filial Terapi Yöntemi ve Aileler

Tüm psikoterapi modellerinde aileler çocuklarla ilgili her süreçte destekçi olmak durumundadır ancak oyun terapisi başlığı altındaki filial terapideki kadar etkin değillerdir. Filial Terapide ebeveynler diğer terapi yöntemlerine göre süreçte doğrudan etkilidirler. Terapinin bir parçası olurlar, terapistin gözetiminde terapi sürecinin bir bölümünü yönetirler. Filial terapide, ailelerin terapi sürecine olan motivasyonunu diri tutmak adına, hem terapist hem de aileler oldukça fedakarlık gösterebilmeye ve sabırlı olmaya davet edilirler. Filial terapide aileler, zaman ve sabırları açısından uzmandan sürekli süpervizyon desteği almayı ihmal etmemelidirler. Bu nedenle oyun terapisti ailelerin bu problemlerini aşmaya yardımcı olmak adına , aileyi  sürece dair düzenli ve eksiksiz olmasına özen göstererek psiko-eğitimlerle bilinçlendirebilmeli, sabırlı olmaları konusunda aileye destek verebilmelidir.

İlişki Koçluğu Sertifika Eğitimi

Mutlu Bir İlişki Yürütme Yolları Nelerdir?

Mutlu Bir İlişki Yürütme Yolları Nelerdir?

İnsan, tek başına varlığını sürdürmekte zorluk yaşayan, birilerinin kendisiyle kurduğu yakın ilişkiye ihtiyacı olan tek canlı türüdür. İnsanın kurduğu yakın ilişkiler, bazen bir komşuluk ilişkisi, bazen mesai arkadaşlığı, akrabalık ilişkisi ve bazen de neredeyse her bireyin en çok ihtiyacını duyduğu romantik ilişkiler…

Mutlu ilişkinin sırrı nedir sorusunu birçok kişi sormaktadır. Elbette mutlu ilişki mümkün, bunun için nitelikli emek çok önemli.

Romantik ilişkiler, bireylerin; yakınlaşma, bağlanma, karşılıklı olarak duygularını alıp-verme; duygusal anlamda birine yatırımda bulunma, güven ilişkisi kurma, saygı duyma, tutku, sevgi besleme, temasta bulunma gibi birçok ihtiyaçlarını karşılar. Bireyler genellikle ihtiyacında oldukları romantik ilişkilerin arayışındayken birçok kriter belirlemiş şekilde veya beklenti içerisinde olabiliyorlar. Bu beklentiler, kriterler de zaman zaman iyi, çoğu zaman da ilişki içerisindeki bireylere zarar verici olabiliyor. Yani bireyler için romantik ilişki başlatmanın zorluğu kadar, sürdürebilmenin de zorlukları vardır. Peki romantik ilişkilerin sağlıklı şekilde sürdürülebilmesi için çiftlerin nelere dikkat etmesi gerekir?

Mutlu İlişki Yürütebilmek İçin Çiftler Neler Yapmalı?

  • Öncelikle çiftler ilişkilerinde ben değil, biz olabilmeye özen göstermeli, ağırlık vermelidir. Elbette çiftlerin bireysel yaşam alanları olmalı, bireysel kararlar da alabilmelidirler ancak ilişkide ki ben olma ihtiyacı, ‘Biz’ olmaya zarar vermeyecek şekilde dengelenebilmeli, çiftlerin birlikteliğini unutturacak düzeye çıkarılmamalıdır.
  • Çiftler, bireysel olarak mutlu olunan ve mutsuz olunan kaynaklarını belirleyebilmeli, bunlar çiftler arasında paylaşıldıktan sonra, çift olarak yani ‘Biz’ olarak mutlu oldukları ve mutsuz oldukları durumları belirginleştirmelidirler.
  • Çiftlerin ilişkilerinde özellikle belirli bir zaman geçtikten sonra aksattıkları veya unuttukları bir mesele de, takdir edilme, birbirlerinden hoşnut olma, beğenilme arzularının karşılanabilmesidir. Çiftler, karşılıklı birbirini takdir eden, bir takım davranış ve düşüncelerden dolayı hoşnut kaldıklarını belli eden bir iletişim dili kullanmaya özen göstermelidir.
  • Çiftler, birbirlerinin hoşlandıkları, önem verdiği şeylere duyarsız kalmamaya özen göstermelidir. Özelikle birbirlerini etkileyen önemli konularda, paylaşımda bulunarak, birbirlerinin konularına merak duyabilmelidirler, konuyu partneri için, ‘Biz’ oldukları için istekli şekilde masaya yatırabilmelidirler.
  • Çiftler birbirleriyle olan iletişimlerinde ve birbirlerine sergiledikleri davranışlarında sevgiyi ve saygıyı koruyarak davranmaya özen göstermelidirler. Sergilenecek her davranış ve ağızdan çıkacak her sözün aralarındaki sevgi ve saygıya zarar verip vermeyeceği çiftler tarafından değerlendirilmelidir.
  • Çiftler, karşı tarafın kendisi için değerli, özel, biricik olduğunu birbirlerine hissettirebilmelidirler. Genellikle biricik olmayı hissettirme yolunun, özellikle kadınlar tarafından maddi boyutu yüksek hediyelerden geçtiğine inanılır. Evet, hediyelerinde oldukça önemli bir yeri vardır ancak önemli olan yapılan şeyin partneriniz için bir anlam ifade ediyor, duygularına karşılık bulduğunu hissettiriyor olmasıdır. Kimisi için ansızın bir dokunuş, kimisi için birkaç söz ilişkide bireyin kendisini özel hissetmesi için yeterli olabilir.
  • İlişkilerde en çok gözlemlenen çatışma nedenlerinden biri de, iletişimde fark edilemeyen aksaklıkların yaşanıyor olmasıdır. Yani çatışmaların temelinde doğru ve sağlıklı iletişimin çiftler tarafından bilinmiyor olması yatıyor olabilir. Çiftler doğru ve sağlıklı, birbirlerini anladıklarını ifade eden bir iletişim kurup kurmadıklarına dikkat etmelidirler.
  • Çiftler birbirleriyle olan iletişimlerinde kullandıkları dili, yapıcı olmayan eleştiriden, yargılamalardan, etiketleyici bir dilden arındırmış olmaya dikkat etmelidirler.
  • Çiftler, ortak zevklerini bulabilmeli, keyifle vakit geçirebildikleri ortak yaşam alanlarını oluşturabilmeli ve bunları ritüellere dönüştürmeye özen göstermelidirler. Tüm bunlar ritüel haline getirilmeye çalışılırken, çiftler spontanlığa da açık olabilmelidirler.
  • Genellikle çiftler, ilişki yaşayan bireyler, sorunu karşılarına almak yerine birbirlerini karşıya alma eğiliminde olabiliyorlar. Bu nedenle ilişkide ortaya çıkan bir problem de, sorunu karşısına alan çözüm odaklı bir çift olmaya çalışılmalıdır.
  • Evlilik öncesi ilişkiler ve evlilik sonrası için çiftlerin gelecek hayalleri kurmaya devam etmeleri ilişkiyi zinde tutacaktır. Kurulan bu hayalleri çift olarak hedeflere dönüştürmeye çalışmakta yine ilişkinin sahip olması gereken enerjiyi sağlayacak yollardan biri olabilir.
  • İlişkilerde en sık rastlanan hatalardan biri de, kadın veya erkeğin, partnerini bir başka erkek veya kadınla kıyaslaması durumu. Genellikle kadınlar, ilişkilerini bir başkasının ilişkisiyle kıyaslama eğiliminde olabiliyorlar. Bu kıyaslamalar, bireylerde değersizlik, yetersizlik gibi birçok olumsuz duygulara sebebiyet verebilir. Bu olumsuz duygularda elbette ilişki içerisinde yerini olumsuz, istenilmeyen davranışlara bırakacaktır. Tüm bunlar ilişkinizin mutlu sürdürülebilmesi önünde engeller çıkarabilir. Bu nedenle ilişkinizi bir başkasının ilişkisiyle kıyaslamamaya özen göstermelisiniz.
  • İlişkilerde en sık rastlanan bir diğer durum da, çiftlerin birbirlerinin zihinlerini okumaları, belki de doğrusu okuduklarını düşünmeleridir. Çiftler, çoğu zaman ortaya konulan duygu ve düşünceyi tam anlamak ve bu konuda karşılıklı anlaşabilmek yerine, sadece kendilerinin partnerlerinden ne anladıklarıyla ilgilenirler. Yani tek taraflı bir anlaşılma, tek taraflı bir yargıya varma durumu… Oysaki bireyin özellikle de olumsuz durumlarda, partnerinden ne anladığını, partnerine iletebiliyor olması önemlidir. Bu sayede yanlış anlaşılmalar çok daha büyümeden, olayın kahramanından öğrenilmiş olacaktır. Bu nedenle çiftlerin zihin okumalarından kaçınmaya özen göstermeleri, bunun yerine direkt sorarak, hislerini iletebilmeleri önemlidir.
  • İlişkiler de mizahtan yararlanmaya özen gösterilebilir. Faydalanacağınız mizah, olumsuz bir duruma ayırdığınız enerjinin, vaktin kısa süre içerisinde son bulmasına da yardımcı olacaktır.
  • İlişkilerinizde, çevrenizdeki insanlardan elbette dönütler olacaktır. Ancak söylenenlerin direkt ilişkinizle temas etmesini önleyerek, çevredeki insanların ne söylemek istediklerini sadece duyumsayarak, anlamaya çalışabilirsiniz. Kendinize veya ilişkinize almanız gerekeni alabilmeyi, bazen de görmezden, duymazdan gelebilmeyi öğrenebilirsiniz.
  • Son olarak; Mutlu bir ilişki yürütmeye istekli misiniz? Bu soruya verdiğiniz cevabı sorgulayabilirsiniz. Eğer çift olarak niyetiniz, ilişkinizin devamlılığı ise istekli olmanız sizi bir adım öne geçirecektir. Bu isteğin her iki tarafında içinden geliyor olması oldukça önemlidir. Mutlu bir ilişki sürdürmeye isteğiniz varsa ilişki bir şekilde devam edecek ve sorunların çözümü de bir şekilde bulunabilecek demektir.
Çocuklarla Görüşme Teknikleri Eğitimi

Çocuklara Yönelik Duygusal İstismar

Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını şöyle tanımlar: “Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, topluluk, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir.”

“Çocuğun nitelik, kapasite ve arzularının sürekli olarak kötülenmesi, sosyal ilişkiden yoksun bırakılması, çocuğun sürekli olarak insanüstü güçlerle, sosyal açıdan ağır zararlar verme ya da terk etme ile tehdit edilmesi, yaşına ve gücüne uygun olmayan isteklerde bulunulması ve çocuğun topluma aykırı düşen çocuk bakım yöntemleri ile yetiştirilmesi duygusal istismardır”(Kars,1996).

Duygusal istismarda, istismar türlerinden biridir ve maalesef, özellikle ülkemizde herkes bir şekilde maruz kalmış veya bırakılmıştır. Elbette ardında yatan birçok sebep vardır.Duygusal istismar, bireylerin çocuğu reddetme, çocuğa utandırıcı şekilde ceza verme, tehdit, çocuğa yetişkin rolü verme, çocuğu yalnız bırakma, çocuğu suça yöneltme, fiziksel ve duygusal temastan alıkoyma vb. gibi birçok davranışlarda kendisini gösterir. Duygusal istismarın en belirgin şekli sözlü istismardır.

Duygusal istismarın fark edilip ortaya çıkarılabilmesi, göz önüne serilebilmesi oldukça zordur. Çünkü sergilenen tutum her zaman davranışsal, gözle görülür olmayabilir veya çocukta oluşan hasar her zaman somut şekilde gözlenemeyebilir.

Duygusal istismar genellikle tekil gerçekleşmez. Uzun süreler boyunca devam eden bir davranış biçimidir. Genellikle ihmal türlerinin neredeyse çoğunu içinde barındırmakla birlikte diğer istismar tipleriyle beraber görülür. Örneğin cinsel istismara maruz kalan bir çocuğun uğradığı cinsel istismarın yanı sıra maruz kaldığı duygusal ve fiziksel ihmal ve istismarından da mutlaka söz edilir. İstismar bir veya birçok ihmalin sonucudur. Çocuğun ebeveynleri veya bakımını sağlayan kişiler tarafından duygusal veya fiziksel olarak cezalandırılması, aşağılanıp, yaşıtlarıyla veya çevresindeki diğer çocuklarla karşılaştırılması, çocuğun ebeveynlerinin sevgi ve şefkatinden yoksun bırakılması, çocuğun gelişim dönemine uygun olmayan şekilde görevlendirilmesi veya çalıştırılması vb. gibi birçok durum duygusal ihmal ve duygusal istismara neden olabilir.

En sık karşılaşılabilecek duygusal istismar türleri;

  • Bağırmak
  • Hakaret veya küfür etmek
  • Suçlamak
  • Alay etmek
  • Lakap takmak
  • Küçük düşürmek
  • Yalnız bırakmak veya terk etmek
  • Psikolojik baskı yapmak
  • Tehdit etmek, korkutmak ve/veya yıldırmak
  • Fikrini sormamak, değer vermemek veya önemsememek
  • Yanıltmak / kandırmak
  • Sevgi göstermemek
  • Kardeşini kayırmak
  • Çocuğun yaşının üzerinde beklenti içinde olmak
  • Başkalarıyla kıyaslamak
  • Aşırı koruyucu veya otoriter davranmaktır.

İstismara uğrayan çocuk mağdurlar, suçluluk ve utanma duygularını çok fazla gösterirler. Çünkü çocuk bu duygularının, yaptıklarının bir sonucu olarak, hak ettiği bir ceza olduğunu düşünür. Eğer çocuğun uğradığı istismar fark edilmezse çocuk bir süre sonra içine kapanır ve yalnızlaşır. Bireyde oluşan duygusal izler, fiziksel yaralardan daha geç iyileşir. Özellikle çocukta oluşan bu izler, çocuğun peşini hayat boyu kovalayacaktır. Çevresindekilere karşı güveni zedelenir, okul başarılarında düşüş görülür. Çocuk mağdurlarının gelişimsel dönemleri sağlıklı ilerleme göstermeyebilir. Çocuk istismarı gerçekleştiren ebeveyn ise genellikle kendisi de çocukluğunda istismara uğramış bir kişidir. Kendi evladına reva gördüğü muamele suçluluk ve yetersizlik duygularına yol açtığı gibi, aynı eylemlerin tekrarına da neden olur.

Duygusal İstismarın çocukta oluşturduğu fiziksel, duygusal, davranışsal, bilişsel göstergeleri vardır, çocuğun bakımından sorumlu kişiler bu belirtileri dikkate almalıdırlar.

Fiziksel Göstergeleri;

  • Konuşma ya da diğer iletişim bozuklukları
  • Fiziksel gelişimin yavaşlaması
  • Çocukta var olan astım ya da alerji gibi bazı hastalıkların şiddetlenmesi
  • Madde bağımlılığı

Davranışsal Göstergeleri;

  • Alışkanlık bozuklukları (parmak emme, sallanma vb. gibi)
  • Suç işleme de dahil olmak üzere anti-sosyal ve yıkıcı davranışlar
  • Nevrotik özellikler (uyku bozuklukları, oyun oynamada tutukluluk)
  • Pasiflik ya da saldırganlık gibi aşırı davranışlar
  • Gelişimsel gecikmeler
  • Davranış bozuklukları (şikâyet etme, pasiflik, saldırganlık vb)
  • Aşırı uyum sorunları (yaşından büyük ya da küçük davranma)
  • Kendine zarar verici davranışlar ya da intihar düşünceleri

Duygusal Göstergeleri;

  • Sosyal ilişkilerini olumsuz yönde etkileme
  • Yaşının gerektirdiği şekilde davranamama

Bilişsel/Akademik Göstergeleri;

  • Duygusal istismara eşlik eden gelişimsel gecikme bilişsel gecikmeye de neden olarak çocuğun akademik performansını etkiler.

Siber Zorbalık

SİBER ZORBALIK

Siber zorbalık, teknolojik zeminin kullanılarak, bir başkasına ya da topluluğa zarar verme davranışıdır. Siber zorbalıkta amaç, kötücüldür. Kötücül amacın içerisinde, ilişkileri koparma, manipülasyon ve kişileri tahrik yoluyla mağduriyet yaratma gibi durumlar yer alır. Siber zorbalar, mağdur duruma düşürdüğü kişi veya kişilerde, açık bulma, mağdur adına kozlar toplama amacını güderler. Çünkü uzaktan bir sistem olan bu platformdaki zorbalar ancak bu  yollarla mağdurları manipüle edilebilecek, onlara şantaj yapılabilecek, onları tehdit edebilecek bir konu elde edilebilirler.

Sosyal medyada kişi veya grup üzerinden yapılan linçler, interaktif oynanan, çocuk veya ergenlerin hatta çoğu zamanda yetişkinlerin davranışlarına yön veren oyunlar, siber zorbalığın aktif görüldüğü ve gelişim gösterdiği alanlardan birkaçıdır.

Siber zorbalar, genellikle özdenetiminin gelişmediği, bireysel sınırlarının bilincinde olmayan, tehlikeli bir durumun varlığının veya gelmekte olduğunun ayırdını yapamayan, hayal ve gerçek ayırdını yapmakta güçlük yaşayan bireyleri seçerler. Siber zorbalık mağduriyeti riskindeki bu bireyler, çocuk ergen, yetişkin fark etmeksizin bu özelliklerde olabilirler. Ancak şüphesiz bir gerçek, çocuklar bu zorbalığın en savunmasız ve ulaşılabilir varlıklarıdır.

Siber zorbalığa maruz kalmış birey veya gruplarda genellikle, içe kapanık olma durumuna özgü davranışlar yani odalarda daha fazla vakit geçirmek, iletişimde göz kontağı kurmaktan kaçınmak, iletişim dilinde çatışmacı bir dil kullanımı, yalan söylemek, uzun süreli telefon, tablet, bilgisayar kullanımı, telefon veya bilgisayar ortamından uzaklaşmada yaşanan güçlükler vb. gibi davranışlar görülebilir. Çocuk, ergen veya yetişkin, normalde olduğundan daha farklı davranışlar sergiliyorsa, rutinde bir bozulma veya nedensiz bir değişiklik varsa aileler veya eşler durumun üzerine gitmelidirler. Bazen bu tür durumlarda, her zaman bir zorbalık mağduriyeti söz konusu olmayabilir ancak dikkatli olmakta ve destekleyici bir kontrolde bulunmakta fayda vardır.

EBEVEYNLER VEYA EŞLER NE YAPMALI?

  • Ebeveynlerin, zorbalığa uğrama ihtimali olan çocukları için dikkat etmeleri gereken en önemli nokta, yetişen çocuk veya çocuklarının öz denetimli bireyler olabilmeleri adına adımlar atmalarıdır. Öz denetimini sağlayan birey, tehlikenin gelmekte olduğunun ayırdına varabilecek, kendi istekleriyle, bir başkasının kendisinden isteklerinin uyuşmadığını, bu durumda hayır diyebilmesinin gerekliliğini daha kolay fark edip, anlayabilecektir.
  • Ailelerin çocuk veya ergen, çiftlerinde eşleriyle olan ilişki tarzları ve tutumları ne otorite içeriyor olmalı ne de çok esnek olmalıdır.
  • Siber zorbalık mağduru bireyler, mağduriyet yaşadıkları durumda, en yakınlarına haber verebilecek, onlardan yardım isteyecek kadar desteği yakınlarında bulabiliyor olmalıdırlar.
  • Mağduriyet yaşayan kişi ne türden bir yakınınız olursa olsun, onun meselesi sizin de meseleniz olmalıdır.
  • Bu tür durumlarda ebeveynler ve eşler arasındaki dinleme sıraları değişmeli, hatta çoğu zaman konuşma hakkı mağdur tarafa verilmeli ve aileler veya eşler, etkin bir dinleyici olabilmelidirler.
  • Çocuk veya ergen gruplarında, aileler çocuklarının yanlarında oldukları kadar aynı zamanda, onları meselelerini tek başlarına da çözebilmeleri konusunda cesaretlendirici olabilmelidirler.
Ergenlik Sorunları

Ergenlerde Özgüven Gelişimi

ERGENLERDE ÖZGÜVEN GELİŞİMİ

Özgüven, bireyin kendisini değerli ve yeterli hissetmesi yani kendisinden memnuniyet duymasıdır. Kişinin bu memnuniyeti, çevresiyle ilişkilerine de yansır ve bu sayede değerin karşılıklı hale gelmesi sağlanabilir. Birey önce kendisine yönelik olumlu duygular beslemeyi öğrenmelidir, kendisini olumlu duyguları hak eder bulan birey,çevresiyle paylaşımlarından da doyum sağlar ve iyi hisseder.

Çocuk, doğduğu veya dünyayı tanımaya başladığı ailede, kendisine yönelik hangi tutumlar içerisinde büyüdüyse buna göre dünyasını şekillendirmeye başlar. Desteklenen, sevgi ve ilgi ihtiyacı karşılanan, kendisini değerli hisseden, ailesi tarafından kabul gören çocuk, erişkinlik dönemine kendisini seven ve değerli hisseden olarak başlar, bunlar da çocuğun kendisine güven duymasına kaynaklık eder.

Küçük yaşlardan itibaren bazı tercihlerde bulunma, seçim yapma gibi ihtiyaçlarımız ortaya çıkar. Çocuklar da, benliklerinin farkında olmaya başladıklarından itibaren sorular sormaya ve cevaplarını bulmaya çalışırlar, bu cevapların karşılığını da en güvendikleri kişiler yani anne ve babalarında ararlar. Bu nedenle anne ve baba, bir çocuğun özgüven gelişiminde oldukça önemlidir. Bazen özellikle de babalar, çocukların özgüveninin desteklenmesi konusunda annelerden daha önde olabiliyorlar. Çünkü çoğunlukla anneler yaşanabilen olumlu veya olumsuz birçok durumda, babalara oranla daha duygusal yaklaşma eğiliminde olabiliyorlar. Peki ebeveyn veya bakım veren, çocuğa nasıl davranmalıdır?

AİLELER NELER YAPABİLİR?

  • Ebeveynler genellikle çocuk ve çocuklarından beklenti içerisinde olabiliyorlar, bu beklentiler çocuklarının potansiyellerine göre olmalı, gerçekdışı olup olmadığı değerlendirilmelidir.
  • Çocuk, sınırların, görev ve sorumlukların belirgin olduğu ve tüm bunların ihlal edilmemesi konusunda özen gösterildiği bir aile ortamında büyütülmeye çalışılmalıdır.
  • Çocuğun sevgi ve değer ihtiyacı karşılanmalı, ailede olumlu duyguların paylaşımının yeterince yapılıp yapılmadığına bakılmalıdır.
  • Çocuğun okul hayatında başarabildiği dersler kadar, başaramadığı yetersiz kaldığı alanlarda elbette olacaktır. Bu durumlarda, çocuğun başarılı olduğu alanları ön plana çıkarmaya ve bunun gelişimini desteklemeye özen gösterilebilir. Çocuğun başarısızlık gösterdiği derslerdeki problemlerinin ne olduğunu da yine ebeveynleri veya bakım verenleri çocukla konuşarak, çocuğu gözlemleyerek bulabilmeli ve bunun için ne yapabilecekleri aile içerisinde konuşulabilmelidir.
  • Çocuklar elbette yaşadıkları güzellikler kadar sorunlarda yaşayabilirler, çocuk bir sorunla karşılaştığında ebeveynleri olarak çocuğun sorunu tanımasına ve bununla kendisinin de baş edebileceğine inanmasına izin verebilmelidir. Çocuk, sorunu karşısına alabilmeyi öğrenebilmelidir.
  • Çocuklar, ebeveynlerinden gördükleriyle öğrenmelerini sağlarlar. Aileler, problem çözme becerilerini, çocuklarına göstermeye çalışabilir. Çocuklar, problemlerinin üstesinden gelmeye çalışırken, ebeveynlerin gözden kaçırmaması gereken nokta, ‘Çocuklar her zaman ebeveynlerinin arkasında durduklarını bilmeye ihtiyaç duyarlar’. Bu nedenle çocuktan görünmez ama hissedilir desteği esirgememeye özen gösterilmelidir.
  • Çocukları başarısızlıklarla karşılaştıklarında, ebeveyn veya bakım verenleri tarafından bazen tekrar denemeye cesaretlendirebilmeli, bazen de durumu olumsuz haliyle kabul etmelerine yardımcı olunabilmelidir.
  • Çocuklar, duygularını tanıyabiliyor mu? aile içerisinde konuşulabilir. Ailede herhangi bir problem oluştuğunda mutlaka aile üyeleri arasında küçük toplantılar yapılarak, konu hakkında her üyenin duygu ve düşüncesi paylaşılarak, birbirlerinin ne düşündükleri ve hissetiklerinden haberdar olmaları sağlanabilir.
  • Çocuklar, haklı oldukları durumlarda haklılıklarını gerekçeleriyle birlikte duymalı, haksız oldukları durumlarda da yine yapılan hatanın nasıl telafi edilebileceği üzerine ebeveynleri veya güvendikleriyle konuşulabilmelidir.

Öfke Kontrolü

Öfke kontrolü sorunu ile psikolojik destek almak üzere başvuran çok sayıda kişi vardır. Öfke sorunu, öfke nedenleri, öfke terapisi psikolojik yardım arama nedenleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır.

NEDEN ÖFKELENİRİZ?

Öfke, mutluluk, sevinç, hüzün, üzüntü gibi sağlıklı her insanda bulunması normal bir duygudur. Genellikle, öfkenin de bir duygu olduğu unutulur ve çoğu zaman kişiyi kontrolsüz bırakan, ortaya çıktığında diğer kişileri de olumsuz etkileyen bu duygunun, sadece bir davranış olduğu düşünülür. Yani duygunun öfke, ortaya çıkan davranışlarında öfke duygusunun bir sonucu oluştuğu unutulabilir. Her insan öfke duygusuyla donatılmıştır ve bu duygu zaman zaman yaşanabilir. Yaşanan bu öfkenin dozu, bazen kontrol edilebilir bazen de bireyi kontrolsüz bırakabilir. Yani öfke, kişilerde olumlu veya olumsuz sonuçlara sebep olabilir.

ÖFKELİ  MİSİNİZ?

  • ‘Sinirlenince gözüm kimseyi görmez, herkesi kırar atarım.’
  • ‘Öfke anlarımda elime ne geçerse atarım.’
  • ‘Öfkeli anımda etrafımdaki her yere tekme atarım.’
  • ‘Sinirlendiğim kişilere vurmadan rahatlayamıyorum.’
  • ‘Öfkelendiğim kişilere aşırı yüksek sesle bağırırım.’
  • ‘Öfkeli anlarımda dişleri, yumruğumu sıkarım.’
  • ‘O kadar öfkeli biriyim ki, sinirlendiğimde midem de büyük ağrılar hissediyorum.’

gibi cümleler sarf ediyor veya etrafınızda bu tarz cümleler kuran, davranışlar sergileyen kişiler varsa bir öfke kontrol problemi söz konusu olabilir.

Öfke Nedenleri

Öfke, genellikle kişinin kendisini anlaşılmamış hissetmesi, sevilmediğini hissetmesi, sayılmaması, etrafındaki kişilerce görmezden gelinmesi, duygusal yakınlığa ihtiyaç duyduğumuz kişiler tarafından beklediğimiz değeri görmemek, kabul edilmemek, kısıtlanmak, engellenmiş hissetmek ve buna benzer kişileri kötü hissettirebilen durumlarda ortaya çıkar. Örneğin, öfke problemi için psikolojik danışmanlık hizmetinden yararlanmak isteyen kişilerin çoğunlukla, ihtiyaç ve beklentilerinin karşılanmasında hayal kırıklığı yaşadıkları görülür. Bazı bireylerin etrafındaki kişilerden beklentileri oldukça yüksek veya gerçek dışı olabilir, çevresindeki kişiler bazen bu beklentiyi karşılamakta güçlük yaşadıkları içinde kişi karşılanmayan ihtiyaçları nedeniyle öfkelenebilir. Bu yüzden, kendilerini öfkeli olarak niteleyen bireylerin öfkesinin nedenlerini iyi değerlendirmeleri gerekir. Kendilerini öfkeli bulan, etrafındaki kişiler tarafından öfkeli görülen bireylerin kendilerine ’Neden öfkelenmiş olabilirim?’, ‘Öfkelendiğimi nasıl yansıtıyorum?’ ‘Öfkemi tetikleyen şeyler neler olabilir?’ gibi sorular sorması, bu sorulara cevaplar bulmaya çalışması kendisi için faydalı olabilir.

Öfke duygusu, bireylerin kendisine ait, özel belirlediği sınırlara başkaları tarafından müdahale edilmesini, ihlal edilmesini engeller. Yani zaman zaman öfke, insan için gerekli bir duygudur. Öfkede önemli olan, bu duygunun birey tarafından nasıl şekillerde dışa vurulduğudur. Sağlıklı bir öfke dışa vurumu, öfkelenen kişinin hangi davranış veya davranışlara öfkelendiğini, bunun sonucunda hangi duyguların etkisi altında olduğunu ve diğer kişilerden beklentisinin, asıl ihtiyacının ne olduğunu, anlamlı ve somut şekilde karşı tarafa iletebilmesidir. Bu sayede kişiler, öfkelenen bireyin neye öfkelendiğini ve ne ‘hissettiğini’ anlamaya çalışarak daha dikkatli olmaya çalışabilir. Bu sayede öfkelenen bireyde, sağlıklı bir dille iletmiş olduğu bu duygusunun olumlu geri dönütlerinden faydalanmış olabilecektir.

Genellikle öfkeli bireyler, öfke anlarında veya öfkelerini dile getirirken, karşı taraf üzerinden gitme eğilimindedirler. Yani kendisi öfke duygusunu, karşı tarafın davranışları, duygu ve düşünceleri üzerinden dile getirir. Ancak öfkelenen bireyler, bunu yaparken eleştirel, etiketleyici, yargılayıcı, küçümseyici, baskı altına alan bir dil kullanıyor olabilirler. Bu da bazen karşı tarafında savunmaya geçme ihtimalini doğurabilir. Bu nedenle kişilerarasında telafisi mümkün olmayan öfke problemleri ortaya çıkabilir. Aslında burada yapılması gereken, kişilerin öfke anlarında ‘bencil’ olabilmeleridir. Nasıl mı?

Kişi öfkelendiğini vücudundaki bir takım belirtilerden, kafasından geçen bir takım düşünceler veya kendisini etki altına alan bir takım duyguların esareti altında olmasından anlayabilir. Her bireyin öfkelendiği şeyler farklı olabilir, bunu yansıtma biçimleri farklı olabilir. ‘Öfkelendiğinizi nasıl anlıyorsunuz?’ sorusuna öfkeli bireyler mutlaka ayrıntılarıyla cevap verebilmeli. Öfkelendiğini veya öfkeleneceğini fark eden birey, kendisini hatırlamalı.

  • O anda aklından geçenler kendisinde nelere yol açtı?
  • O anda, gördükleri onu hangi duydu durumu içerisine soktu?
  • O anlarda kendisine denilen hangi sözler onun öfke duygusunu cereyan ettirdi ve bunlar ona ne hissettirdi?
  • Öfkelenmesinin ardında yatan asıl duygu neydi? gibi sorularla kendisini yatıştırabilmeyi öğrenmelidir.

Bu soruları kendisine soran birey, sadece kendisi üzerinden, neye bu kadar sinirlendiği, öfkelendiğini karşısındakine dile getirmeli. Yani karşımızdaki her kimse, hangi davranışı, bu bireyi öfkelendiriyor, duyması sağlanmalı.

Bu soruları kendisine soran birey, öfkesinin aslında bir sonuç duygu olduğunu, asıl hissettiği duygusunun ne olduğunu bulabildikten sonra yine karşıdaki kişi veya kişilere dile getirmeli. Samimi ve gerçek duygularımızdan haberdar olan kişiler, sizi öfkelenmeniz konusunda daha iyi anlamaya çalışacaklardır.

Bu soruları kendisine soran birey aynı zamanda, ‘Ne olsaydı daha az öfkelenip sinirlenebilirdim?’ sorusuna bir cevap bularak, karşısındakilere bu istek ve beklentilerini dile getirmeli. Bu beklentileri bilmekte yine karşımızdaki kişilerin bize karşı daha dikkatli olmalarını sağlayacaktır.

Öfke aslında ikincil yani sonuç bir duygudur. Bu nedenle öfkenizin ardındaki gerçek duygu, düşünceleri bulmak, öfkenin kontrol altına alınabilmesinde çok önemli bir boyuttur. Genellikle bireyler, öfke duygusunun somut etkilerine şahit olmadan, bu duygunun zarar veren yanından şikâyetçi olmazlar. Özellikle öfkesinin nedenlerine dair farkındalık oluşturamayan bireyler için, öfke duygusu somut bir sonuç vermeden de bireylerin ruh sağlı için ciddi tehdit oluşturabilirler. Lütfen, öfke problemlerinizin olduğunu düşünüyor veya birilerinin bu grupta yer aldığına inanıyorsanız doğru bir uzman desteğiyle üstesinden gelinebileceğini unutmayın.

çocuk gelişim

Çocuklarda Cinsel Eğitim

ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM

Çocukta Mahremiyet Eğitimi

Çocukların büyüme sürecinde cinsel eğitim de çocuğun ebeveynleri tarafından verilmesi uygun olan, diğer ihtiyaç duyduğu eğitimler kadar önemlidir. Çocuğun mahremiyet eğitiminin bir parçasıdır. Çocuğun kendisine ait sınırları bilmesi, vücudunun özel bölgelerini tanıması ve bu bölgeleri korumanın onun için ne kadar önemli olduğu, başkalarının kendi oluşturduğu sınırlarına müdahale etmeden onunla nasıl iletişim kurabileceği gibi birçok konu çocuk cinsel eğitiminin konularıdır. Mahremiyet eğitimi yani daha özel adıyla çocuğa verilecek olan cinsel eğitim konuları, toplumlara, kültürlere, inançlara göre değişebilir. Mahremiyetteki alan veya sınırlar,bireylerin içinde bulunduğu kültüre göre belirlenir.

Cinsel Eğitim, çocuğun ruh ve beden sağlığını korur. Bu eğitim, çocuğa bakım veren kişi veya gerekli durumlarda kişilerce de verilebilir. Çocuk, dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren, anne ve babası hayatta ise, ebeveynleri tarafından yaşayacağı hayata bir süreye kadar hazırlanır. Çocuğun yaşantısı anne ve babanın süzgecinden geçerek öğrenmeler sağlar. Çünkü ebeveynlerimize sonsuz bir güven duyarız. Bu nedenle mahremiyet eğitimi, cinsel eğitim çocuğun en yakınları, bakım vereni tarafından verilmelidir. Çocuğun, bedeninin dokunulmaz oluşu, özel belirlediği sınırlarının ihlal edilmemesi gerektiği bilinci, ebeveynleri tarafından verilecek olan cinsel eğitimle kazandırılır. Özellikle anneler, bu süreçte oldukça önemli rol almaktadır, babalarda aynı şekilde anneye destek olmalı, gerekli yerlerde çocuğa sınır eğitiminde katkıda bulunmalıdırlar. Eğitim verilirken çocuk korkutulmamalı, özel bölgelerine isim takılmadan, etiketlenmeden, şakalar yapılmadan öğretme sağlanmalıdır. Eğitim sırasında sık sık çocuğun duygu ve düşünceleri kontrol edilerek ilerlenmelidir.

ÇOCUKLARA CİNSEL EĞİTİM NASIL VERİLMELİDİR?

  • Cinsel eğitim, çocuğun 2 yaşını doldurmasından itibaren ebeveynleri veya bakım vereni tarafından verilmeye başlanmalıdır.
  • Bu dönemde çocuğa gelişim dönemine uygun sorumluluklar vererek, planlara katılma ve aile için alınan kararlarda düşüncelerini belirtme, tercih yapma gibi imkânları sunarak çocuğun özgüven gelişimine katkıda bulunulmalıdır.Çünkü öz güveni gelişemeyen çocuk, yetişkinlerden çekindiğinden dolayı her denileni,her istenileni yapan çocuklar ‘Hayır diyemeyen çocuk’ ,ileride hayır diyemeyen yetişkin olabilir. Mahremiyeti ihlal edildiği zaman da kendini koruyamayabilir.
  • Çocuğunuzun veya bir başkasının çocuklarını severken, sevginizi dudaktan öpme ve çocuğun mahrem saydığı, özel bölgelerinin sevilmesi dışında davranışlarla göstermeye dikkat edebilirsiniz. Çünkü çocuk, çevresindekilerin bu davranışlarının tekrarıyla, korunması gereken bölgeler bilincini oluşturamayabilir.
  • Çocuğun yaşadığı ortamda, evinde çocuğa ait özel bir mekânın bulunması, mekanını kendi istediği düzen, sınır ve kurallarla düzenlemesi sağlanabilir. Bu ayrıcalık, çocuğa aidiyet ve mülkiyet duygusu verme ve çocuğun benlik duygusunun gelişimi açısından oldukça büyük katkılar sağlar. Unutmamak gerekir ki, çocuklarında bazen yalnız kalmaya ihtiyaçları olabilir.
  • Çocuğun iyi dokunma-kötü dokunma ve ikisi arasındaki farkı ayırt etmesi sağlanmalıdır. Çocuğa vücudunun özel bölgeleri tanıtılmalı, öğretilmelidir. Çocuğa özel bölgelerinin gelişimi,onu ileride nelerin beklediği ile ilgili de ayrıntılı bilgi verilmelidir. Aileler genellikle ‘özel bölge’ demek yerine ‘mahrem bölge’ demeyi tercih ediyorlar. Daha somut, açıklanabilir olması açısından cinsel eğitimde ‘özel bölge’ kullanılabilir. Aileler dokunuşları öğretirken, çocuk üzerinde (yine sınırların önemini göstererek)veya bir kız-erkek bebek üzerinden öğretebilirler. Çocuk, izin vermediği sürece anne ve babası da dahil olmak üzere kimse ona dokunmamalıdır. İstenmeyen dokunuşlar bir sınır ihlalidir, bu bilinç çocuğa kazandırılmalıdır.
  • Çocuk kendisine dokunulduğunda hangi duygusu onu kötü, hangi duygusu iyi hissettiriyor bilir ancak ifade etmekte güçlük yaşar. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte, çocuğun duygularını tanıması üzerinden de paylaşımda bulunmaları önemli katkılar sağlar. Çocuğa, kendisini olumsuz duygu durumu içinde bulduğu her anı aileleriyle paylaşabileceğine dair güven verilmelidir.
  • Çocuk 6 yaşından itibaren kişisel bakımını kendisi yapabilir. Çocuk, ihtiyaç duyduğu her zaman ebeveynlerinden bu konularda yardım isteyeceğinden de emin olmalıdır. Bu nedenle destekleyici bir tutum sergilemek, çocuğun öz bakımını kendisi sağlayabileceğine inanması açısından önemlidir.
İlişki Koçluğu Sertifika Eğitimi

İlişkilerde Neden Yalan Söylenir

İLİŞKİLERDE NEDEN YALAN SÖYLENİR?

Yalan, tüm canlılar için çoğu zaman dert oluşturmuştur. Canlılar aleminde yalan blöf veya kamuflaj olarak geçerken, insanlarda yalanın birçok farklı adlandırması vardır. Düzenbaz, hileci, yapmacık, taklitci, ahlaksız, hain, sadaktsiz, riyakar, dalavereci gibi birçok bireyleri etiketleyici isimleri vardır. En çok dile getirilen ise yalanı söyleyen kişi, yani yalancıdır. Ne kadar rahatsızlık veren ve duyanı kötü hissettiren bir kelime değil mi?

Yalan söylemek, bilinenin aksine farklı bir yönden bakınca bilişsel en büyük mekanizmadır. Bir diğer anlamda savunma mekanizmasıdır. Kişiler, kendilerini veya bir başkasını, birçok sebeple tehlikeden korumak adına yalanlar söyler. Bu tehlike durumu, kişi yalanı söylemezse meydana gelebilecek her şeydir. İşte bu durumlardan bir kaçıştır yalan, kendini korumadır.

Yalan söylemek bir beceridir. Bu nedenle kişilerin yalan söyleyebiliyor olmaları buna dair yeterli bilişsel kapasitelerinin olduğunu, yalanı kurgulayacak düşünme becerilerinin geliştiğini gösterir.

Yalan aslında dürüst davranmamaktır. Bu dürüstlüğün yerine, dürüst olmamayı tercih edenlerin kullandığı bir mekanizmadır. Peki neden kişiler dürüst davranmamayı tercih ediyor olabilirler?

Her şeyden önce yalan, insanların hayatta kalma mekanizmalarından biridir. Bireyler, başlarına gelebilecek kötü bir ihtimale karşı yalan yoluyla önlem alırlar, bu yolla tehlikeye engel olmaya çalışırlar. Yalan söyleyerek içinde bulunduğu durumu kurtarmaya çalışan bireyler, yalanı söyleyecekleri kişi veya kişileri oldukça iyi tanıma isteği ve eğilimi içinde olurlar. Sonuçta yalanı söylediğimiz kişilerin bunu anlamaması uğruna bazı yapılması gerekenler vardır. Bireyler, bunları karşılarındaki kişilere göre karmaşık hale getirir, kurgu bu kişilerin özelliklerine göre ayarlanır.

İnsanların yalan söylemek için birçok nedeni olabilir, hatta bazen haklı bazen de inanılmaz haksız nedenleri olabilir. Yalanı uygun veya uygun olmayan şekillerde dile getiriyor olabilirler.

Yalan, eğer kötüye kullanım varsa o zaman olumsuz,düzeltilmesi gereken, yapılmaması gereken, uygun olmayan davranışın içine girer. Yani bazı yalanlar ‘kötücül bir amaç’ içeriyor olabilir. Genellikle kişiler kendisine yalan söylenildiğinin farkına varabiliyorlar, kimileri bunun bir yalan olduğunu anladığı gerçeğiyle yalan söyleyeni yüzleştirirken, kimileri bilmesine rağmen sessiz kalmayı tercih ediyor olabilir. Bazen de kimilerinde de yalan olduğu gerçeğiyle yüzleşmek çok ağır geleceği için, bunu yadsıma yani gerçeği reddetme görülebilir.

 

İNSANLAR NEDEN YALAN SÖYLER?

Başına gelebilecek cezadan kurtulmak için: Bireyler aslında yalanı bu işlevini gözeterek yaptıklarında kendilerini koruma altına alma amacı güdüyorlardır. Kendisine karşı sergilenebilecek olumsuz düşünce, duygu ve davranışlara karşı gardını almış olurlar.

Yaşayacağı olumsuz duygulardan korunmak için: Bireylerin kendisine sergileyeceği olumsuzluklar tabiki bireyin kendisini doğruca etkileyecek ve hayatında yolunda gitmeyen duygulara sebebiyet verecektir. Bu nedenle kişi, bunlara karşı  önlem almış olur. Genellikle bireyler yaşadıkları durumu yalanla telafi edemezlerse, durumun gerçekliği nedeniyle utanç hissedebilirler. Bazen de gerçekleşmiş durum, bireyin kendisinde oldukça fazla suçluluk duyguları uyandırabilir. Bu olumsuz duygulardan kaçınmak içinde, yalanı tercih edebiliyorlar olabilirler.

Biri veya birilerini korumak için: Bazen söylenen yalanın amacı gerçekten iyi niyet içeren bir amaç olabilir, özellikle yakınını veya masumu korumak adına yapılan şahitlikler, destekleyici sözler, abartılı övgüler gibi… Birilerini, korumaya ilk ne zaman başladığınızı hatırlayın, koruma uğruna neler dediğinizi, nelerin ne kadar gerçekçi olup olmadığını değerlendirin.

Birilerine kasten zarar vermek için: Yalanın kötücül, zarar veren, iyi niyet içermeyen yanıdır. Genellikle insanlar yalanın bu işlevinden etkilenir, bu işlevi nedeniyle yalana karşı tahammülsüz kalırlar. Kişi bir başkasına bu amaçla yalan söylüyorsa müdahale edilmesi gereken bir yalan söz konusudur.

Yalan her şeyden önce doğru olanı saklamak ve çarpıtmak üzerine kurulu olduğu için kişiler açısından oldukça yıpratıcı ve güvensizlik oluşturabilen bir konudur. İlişkide bulunduğumuz kişilerin bize karşı yalan söylememiş olmaları ve ileride söylemeyecek olmalarına olan inancımız ilişki için önemli bir belirleyicidir.

Ne kadar sıklıkta ve neyi veya neleri amaçlayarak yalana başvuruyorsunuz? İlişkide bulunduğunuz kişilerde yalan gözlemliyor, güveninizde sarsılmalar yaşıyorsanız doğru bir uzmandan bireysel danışmanlık desteği veya  çift terapisi desteği almanız önemlidir.

Bilinçaltı Temizliği

BİLİNÇALTI NEDİR?

BİLİNÇALTI TEMİZLİĞİ NEDİR? BİLİNÇALTI TEMİZLİĞİ MÜMKÜN MÜ?

Bilinçaltı temizliği son zamanlarda sıkça konuşulan bir konu haline geldi. Kişiler yaşadıkları olumsuz deneyimlerin etkisinden kurtulmak için bilinçaltı temizliğini bir yol olarak görmektedir.

Bilinç, insanoğlunun dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren zihninde oluşturdukları ile işlerlik kazanan ve ömrünün sonuna kadar devam eden farkında olma,bireyin zihnindekilerin hayatına yansımasına karşın uyanık olma durumu ve faaliyetleridir.Dünyaya karşı oluşan bu ilk yargılarımız yani psikolojideki bir diğer adıyla şemalarımızda bilinçaltına kaydedilir, bilinçli aklımızla yaptığımız tüm seçimlerde bilinçdışımıza göre şekillenir.

Seçimlerimiz, insanoğlunun aktif bilinci sayesinde gerçekleşir ve insanlar da çevresindeki varlıkları, diğer insanları ve en genel haliyle dünyayı buna göre  anlamlandırırlar.

Bilinçaltı, çevremizdeki görüntü, ses, mesaj gibi uyarımların farkında olmadan insan zihnine yerleşmesidir,buraya yerleşendeler de yine bireye özgüdür. Bilinçaltı adıyla bahsedilen aslında bilinçdışıdır. Yani psikolojinin babası olarak bilinen Freud’un Tapografik kuramına göre, insanı oluşturan zihinsel yapı; bilinç, bilinçdışı ve bilinç ötesi olarak 3’e ayrılır. Freud bu kuramında isimlendirmede zihnin anatomik konumlarından ziyade yapıların zihinsel etkinliklerinin, bilince olan uzaklığını esas almıştır.

Bilinç, farkındalığı sağlananların alanıdır. Bunlar yaşanan, algılanan olaylar, duygular, düşünceler gibi insana ait birçok şeydir. Buradaki bilinçdışı yani herkesçe bilinen adıyla bilinçaltı, bilinçten bağımsız olan anlamında kullanılmak için bilinç-dışı kavramıyla isimlendirilmiştir. Bilinç, yüzeye çıkandır, bilinç dışı ise yüzeye çıkmadan kalan, bazen kendisini değişik şekillerde dışa vuran bilinçten bağımsız yerdir. Bu dışa vurumlar genellikle bir savunma mekanizması olan bastırmalar sonucu meydana gelirler, bazen dil sürçmeleri bazen rüya görme,belli konularda aşırı tepkisellik gösterme gibi…

Bilinçaltını, beynimizin kara kutusu’na benzetebiliriz, çünkü bilinçaltı doğumdan ölüme kadar tüm yaşananları, çevremizdeki gördüğümüz, duyduğumuz bütün her şeyi kayıt eder.

Bilindışı dedğimiz yerde, bizim arzularımız, dürtülerimiz, farkında olmadan bastırdıklarımızın yer aldığı anlaşılması zor, en derin bölgemizdir. Burada önemli olan bilinçdışının, bilinçten ayrı bir yer olduğunu vurgulamaktadır. Bilinçaltı denildiğinde, bilince bağlı alt bilinç anlamı ortaya çıkıyor, oysa bilinçdışı bilinçten ayrı, bağımsız ele alınmalıdır. Bu nedenle yazımın devamında herkesçe bilinen bilinçaltına, bilinçdışı diyerek devam etmek isterim.

Bilinç, bilinçdışı ve bilinç ötesi 3 ayrı zihin değildir, aynı zihnin 3 küresidir.

Freud’un tapografik kuramındaki kavramlarını açıkladıktan sonra son zamanlarda oldukça popüler olan, bilinçaltı temizliğinin ne olduğuna ve bunun mümkün olup olamayacağına değinmek isterim.

BİLİNÇALTI TEMİZLİĞİ NEDİR? BİLİNÇALTI TEMİZLİĞİ MÜMKÜN MÜ?

Burada bilinçaltıyla kastedilen aslında dünyayla temasa geçtiğimiz ilk andan itibaren zihnimizde oluşturduğumuz şemalardır. Şemalarımız bilinçaltında, aktive olmayı bekleyen, ruh sağlığını, iyilik halini iyileştirme ve korumaya yönelik danışmanlık hizmetlerinden yararlanmak isteyen kişilerin en çok esas aldığımız yanı şemalarıdır. İyileşmeyi sağlayabilmek için öncelikle çevresindeki nesne, kişi veya herhangi bir şeyin kişi için anlamı ne ve ilk olarak hangi yaşantıyla bu anlamı kodladığıdır. Bilinçaltı temizliğinden kastedilen de aslında bu şemaların değişimidir. Bana göre bu temizlikten ziyade bir değişim, dönüşümdür. En önemlisi bilinçdışında dönüp duran şey veya şeylerin neler olduğuna dair bir farkındalık söz konusudur. Bu kavramın adının bilinçdışı değişimi olmasını tercih ederim. Bu değişim de şu anda bu kadar popüler olmasına karşın oldukça güç ve tehlikeli bir konudur. Bireyler için böylesi tehlikeli bir konunun işin uzmanları tarafından ele alınmasını temenni ederim. Tehlikeden kastım ise, bilinçdışı gibi farkında olmadığımız her şeyi yutan bir hard diske sahibiz, neleri yuttuğunu, içselleştirdiğini bilmek, bunu kişinin kendisiyle birlikte analiz edebilmek öncelikle bir ruh sağlığı uzmanının işidir. Çünkü bilinçdışı bireyin kendisine dair, yaşamının ilk günlerinden bugününe dair bilgi veren en zengin kütüphanesidir. Bazen bilinçdışında dönüp duran şeyleri ortaya çıkarmak kişiyi iyi hissettirip, belirsizliklerini gidermesine yardımcı olurken, bazen de sağaltımı güçleştirici hatta bireyde eski tablosundan çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.

Peki, şimdi adını revize ettiğimiz bu bilinçdışı değişiminden önce hepimiz şu soruya cevap arayalım. Bir düşünün bakalım, gerçekten bilinçaltı temizliği diye bir şey var mı?

Öncelikle bahsettiğim gibi bilinçaltı diye bir şey yok, bilinçten ayrı ele alınan bilinçdışı var. Temizlikten kasıtta eğer tamamen temizlemek ve yok etmek anlamında kullanılıyorsa maalesef bu da mümkün değil. İnsan zihni ekstrem durumlar, ağır travmalar dışında formatlanan bir yapı değildir. Bilinçdışında dönen bizi duygu ve davranışlarımız açısından sekteye uğratan şeyler, sadece bazı psikolojik tekniklerden yararlanarak, doğru ruh sağlığı uzmanı desteğiyle gün yüzüne çıkarılabilir. Bilinçaltı Temizliği, zihnin oluşumlarını tamamen yok etmekten değil, şemalarımızın değişiminden yola çıkmıştır. Bilinçdışı değişimi dediğimiz bu durumda, bireyin kendisine ilişkin farkındalığından, bireyin kendisini tanımasına eşlik ederek, nelerin onu daha iyi hissettirebileceğinden, neleri yapmanın veya yapmanın onun potansiyelinden uzakta kalmasına neden olduğundan haberdar olması şeklidir. Lütfen bu şekilde kısa yoldan, kısa süre içerisinde, popülarite kazanmış ancak altı yanlış kişiler tarafından doldurulmuş bir uygulamadan uzak durmaya özen gösterin. Eğer ‘bilinçaltı temizliği (Bilinçdışı Değişimi)’ne dair talepleriniz varsa önce psikolojik danışmanlık desteği almaya dikkat edebilirsiniz.

Şema Terapi

Şema Terapi

ŞEMA TERAPİ

Jeffrey Young tarafından geliştirilmiş olan Şema Terapi, çocukluk, bazen de ergenlik dönemine uzanan yaşantıların ve edinilen bilgilerin zihinde oluşturduklarının yetişkinlik dönemine yansımalarını ele alır. Ancak Şema Terapi, bu yansımalardan olumsuz olanı, uyum bozucu olanlarıyla ilgilenir. Şema ruhun işlevsel en küçük yaralı parçasıdır.

Şema Terapi, son yirmi yıldır kendisini oldukça ön plana çıkaran ve olumlu sonuçlara imza atan güncel bir psikoterapi modeli olmuştur. Bütüncüldür. Kendisinden önceki tüm ekollerin en önemli ögelerini bünyesine alarak büyümüştür. Bunlar; Psikoanalitik Terapi, özellikle Nesne İlişkileri Kuramı ve Bağlanma, Kişilerarası İlişkiler Terapisi, Bilişsel Terapi, Davranışçı Terapi, gibi birçok ekoldür. Bütüncül olması, problemleri çok yönlü ve geniş açıdan ele almasına olanak sağlar.

İnsan dünyaya gözlerini açtığında kendisine, çevresine, çevresindeki insanlara, dünyada olan bitene dair bilgi sahibi değildir. Zamanla insan, bilgi sahibi olabilme donanımını devreye sokar ve öğrenip, işleme potansiyelini gerçekleştirir. Edindiği bu bilgiler artık kişinin şemalarını oluşturur. İnsanın hayatındaki her şeye ait bir şeması vardır. O şemalar sayesinde, ilk deneyimden sonra karşılaştığımız her şey veya herkesin zihnimizde oluşan haliyle bir değeri, anlamı vardır. Deneyimlediğimiz şeyleri zihnimizde gruplandırırız, birbirlerinden ayırt edebilmemizi sağlayacak şeyleri kodlarız.

Olumsuz, uyum bozucu şemalar, Şema Terapinin ilgi alanıdır. Şema; İnsanın en temel olumsuz psikolojik yapılanmasıdır. Aslında Şema Terapiye göre şu anda olumsuz ne yaşıyorsak, temelinde yaralı şema veya şemalarımız yatıyordur.

Şema Terapi, danışanın kendisine bir tanı koymaktan ziyade, danışandaki psikolojik  problemlerin hangi temel şemaya dayandığını bulmaya çalışır. Yani kişi daha önce bir yaşantı deneyimlemiştir ve belli bir zamana kadar yaşantıları sonucu oluşturduğu bu şemasıyla baş edebilmeyi öğrenmiştir.Yani eğer uyum bozucu davranış veya düşünceler, tutumlar varsa, temellerini danışanın erken çocukluğundaki yaşantılarında aramaya çalışır, erken çocukluk veya ergenliğe giriş dönemlerindeki yıpratıcı süreçleri anlamlandırmaya çalışır.

Şema terapide olumsuz yaşantılardan dolayı oluşan şemaların yeniden değerlendirmesi vardır. Geçmiş yaşantılarda tespit edilen bu uyum bozucu şemalar da etkili bir terapi süreci ve doğru uzman desteğiyle sağlıklı güncelleme yapılabilir. Şemalar sürekli güncellenebilirler. Uyum bozucu şemaların ortaya çıkmasına, bireyin dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren süregelen ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanamadığı etki eder. Bireylerin bakım gereksinimi, temel güven, tutarlılık, süreklilik, sağlıklı rekabet, kabul edilme, onaylanma, özerklik, tutarlı ve sağlıklı kimlik algısı oluşturma, oyun oynama, rol yapma, spontanlık gibi ihtiyaçları vardır. Şema terapiye göre bu ihtiyaçlar evrenseldir. İşte bu ihtiyaçlardaki karşılanamama veya aşırı şekilde karşılanması yani dengenin kaybı durumunda şemalarımız meydana gelir. Oluşan bu şema veya şemalar, bireylerin ileri de karşılarına çıkan herhangi bir durumla baş etmelerine engel oluştururlar. Genellikle ihtiyaçları küçük yaşlarda bir şekilde karşılanamayan bireyler, hayatlarında neyin veya nelerin eksik olduğunun farkında olmazlar. Bu nedenle de sürekli doyurulamayan bir ihtiyacın peşinde sürüklenirler. Giderilemeyen ihtiyaçların bireyde oluşturduğu eksikliklerin sonuçları yaşanır. Genellikle bu sonuçlar bireyler için acı ve uyumunu güçleştirici sonuçlardır. Şema Terapiye göre, psikolojik açıdan sağlıklı insan ise, bu ihtiyaçları uygun şekilde giderebilen insandır.

Bireylerde şema veya şemalarına paralel davranışlar görülür, bu nedenle de bireyin bir tedaviye veya psikoterapiye ihtiyaç duyup duymadığına bakılırken, bireyin şemasına paralel davranışlarının, kendisine veya çevresine, çevresindeki kişilere zarar verip vermediğine bakılır. Uyum bozucu davranışlar varsa ve devam ediyorsa doğru bir şema terapisi uzmanıyla görüşülmesinde, uzmanlarından destek alınmasında fayda vardır.

Jeffrey Young, şemaları 5 alan ve 18 balık altında toplamıştır. Alanlar:

I – Ayrılma Ve Dışlanma(Reddedilme) Alanı:

II – Zedelenmiş Özgürlük (Bozulmuş Özerklik Ve İş Yapma Becerisi)  Alanı:

III – Zedelenmiş/Zayıf Sınırlar Alanı:

IV – Başkaları Yönelimlilik Alanı:

V – Aşırı Duyarlılık Ve Baskılama Alanı:

Alanların altındaki şemaları ise şu şekilde ayırmıştır;

I – Ayrılma Ve Dışlanma(Reddedilme) Alanı:

Terk Edilme Şeması:

Kuşkuculuk/Kötüye Kullanılma Şeması:

Duygusal Yoksunluk Şeması:

Kusurluluk/Utanç Şeması:

Sosyal İzolasyon (Tecrit Edilme/Yabancılaşma) Şeması:

II – Zedelenmiş Özgürlük (Bozulmuş Özerklik Ve İş Yapma Becerisi)  Alanı:

Bağımlılık/Yetersizlik Şeması:

Dayanıksızlık Şeması:

Yapışıklık (Gelişmemiş Benlik) Şeması:

Başarısızlık Şeması:

III – Zedelenmiş/Zayıf Sınırlar Alanı:

Haklılık/Görkemlilik:

Yetersiz Öz denetim Şeması:

 

IV – Başkaları Yönelimlilik Alanı:

Boyun Eğicilik/Geri Çekilme Şeması:

Kendini Feda Etme Şeması:

Onay Arama Şeması:

V – Aşırı Duyarlılık Ve Baskılama Alanı:

Karamsarlık/Hataya Katlanamama Şeması:

Duyguları Bastırma/Aşırı Sorumluluk Şeması:

Yüksek (Acımasız) Standartlar/Aşırı Eleştirellik Şeması:

Cezalandırıcılık (Acımasızlık) Şeması:

Şema Terapi, ilişki sorunları, performans kaygıları yaşama, kalabalık ortamlara girememe, ilişkilerde sürekli terk edilme, herkesten şüphe duyma, kendisini ifade etmekte güçlük yaşama, sürekli hata yaptığına inanma, kronik depresyon ve anksiyete, yeme bozuklukları, tekrarlayan döngüleri içinde barındıran kronik çift sorunları…vb. gibi problemlerle ağırlıklı olarak çalışmaktadır. Öncelikle psikolojik problemleri için uzmana başvuran kişilerin şema terapiye uygun olup olmadığı, uzman tarafından doğru ve ayrıntılı şekilde değerlendirilir. Danışan, Şema Terapiyle çalışmak için uygunsa sürece başlanır.

Şema Terapi süreci sonunda bireyler problemlerinin temelini, yani sebep olan şemalarını tanımış şekilde ayrılırlar. Ancak zamanla başka problemlerin nüksetme ihtimali olabilir. İşte bu durumda danışan aldığı Şema Terapi desteğinden öğrendikleriyle, kendisini yönetebilir. Eğer tekrar uyumsuz süreçleriyle baş edemezse, yine uzmanından destek alabilir.