Takıntı Hastalığı Nedir?

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Tedavisi İzmir’de merkezimizde uzman psikologlarımız tarafından yapılmaktadır. OKB terapisi ile birlikte psikiyatrik değerlendirme de gerekebilir.

  • Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Terapisi İzmir randevu için bizimle iletişime geçiniz.

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB, Takıntılar) Nedir?

Obsesif kompulsif bozukluk (OKB), insanların obsesyon adı verilen sürekli tekrar eden istenmeyen düşüncelere sahip olması ve bu düşüncenin kendisini rahatsız etmesinden ötürü, genellikle rahatlamak amacıyla ritüel veya kompulsiyon adı verilen sürekli tekrar eden davranışlarda bulunduğu bir patolojidir.

Genel Bakış

DSM V’e göre OKB için tanı konulabilmesi için obsesyon, kompulsiyon ya da her ikisinin bireylerde var olması gerekir. OKB’si olan insanlar düşüncelerinin ve davranışlarının mantıklı olmadığını bilseler de genellikle onları durduramazlar. OKB, kişide fazlasıyla kaygı yaratır ve kişinin günlük hayatını olumsuz yönde etkiler. Genellikle süreğendir, bazen dönemsel alevlenmeler görülebilir. OKB’si olmayan birçok insanın üzücü düşünceleri veya tekrarlayan davranışları vardır. Ancak bu düşünceler ve davranışlar tipik olarak günlük yaşamı aksatıp etkileyecek şekilde şiddetli ve yoğun hale geldiğinde OKB’den söz edilebilir.

Semptomlar

OKB ile ilişkili obsesif düşünceler veya kompulsif davranışlar genellikle her gün bir saatten fazla sürer ve günlük yaşama müdahale eder.

OKB’nin nedenleri nelerdir?

Tam olarak neden kaynaklandığı bilinmemektedir fakat genetik, biyolojik, çevresel nedenler, çocukluk çağı travmaları, kişilik özellikleri ve seretonin düzensizliği vb. faktörler hastalığın gelişimini tetiklemektedir.

Takıntılar, obsesyon nedir?

Takıntılar, aklınıza gelen hoş olmayan düşünceler, imgeler veya dürtülerdir. Kişinin anlamsız, yersiz ve geçersiz olduğunu bildiği halde bazı düşüncelere takılıp kalmasıdır. Kişi, zihninde sürekli tekrarlanan düşüncelerden rahatsız olmasına karşın bir türlü rahatsız edici fikirlerden kaçınamaz.  Rahatsızlık ve huzursuzluk duyar. Obsesif fikirleri kişi, kolayca zihninden uzaklaştıramaz. Söz konusu fikirler çoğu kere tedirgin edicidir.

En yaygın obsesyon belirtiler:

  • Önemli bir şeyi kaybetme veya atma kaygısı
  • Günah sayılabilecek düşüncelerden korkmak
  • Başkasına zarar verme korkusu
  • Pislikten ya da mikroplardan korkmak
  • İnsanlar veya çevre tarafından kirlenme korkusu
  • Rahatsız edici cinsel düşünceler veya görüntüler
  • Düzen, simetri veya hassasiyetle ilgili aşırı endişe
  • Tekrarlayan müdahaleci sesler, resimler, kelimeler veya sayılar düşünceleri

Kompulsiyon Nedir?

Kompulsiyon, yapmanız veya tekrarlamanız gerektiğini düşündüğünüz düşünceler veya eylemlerdir. Genellikle zorlayıcı eylem bir takıntıya cevaptır. Kişi, kompulsiyon denen zorlantılı, emirvari fikirlerin saçma olduğunu çoğu kere bilir. Ancak eyleme geçmekten kendini alıkoyamaz.

En yaygın kompulsiyon belirtiler:

  • Aşırı veya ritüelleştirilmiş el yıkama, duş alma, diş fırçalama veya tuvalet
  • Ev eşyalarının tekrar tekrar temizlenmesi
  • İşleri belirli bir şekilde sipariş etmek veya düzenlemek
  • Kilitleri, anahtarları veya cihazları sürekli kontrol etme
  • El sıkışmamak
  • Kapı kolunu tutmaktan kaçınmak
  • Değeri olmayan eşyalar biriktirmek
  • Yemekleri belirli bir sırada yemek
  • Her zaman yapılan işleri yaparken sayı saymak

OKB,  Terapisi Nedir?

Kişinin davranış ve düşüncelerini değiştirmek için bilimsel olarak iki teknikten yararlanan Bilişsel-Davranışçı Terapi, OKB için bir tedavi yöntemidir: Maruz kalma, müdahale önleme (ERP) ve bilişsel terapi. Bunun yanında farmakolojik tedavi (ilaçla tedavi) yöntemi de uygulanmaktadır. Bu tedavi yöntemleri ya ayrı ayrı ya da birlikte uygulanır.

Bilişsel davranışçı terapi (BDT) ve maruz bırakma terapisi, birçok insan için etkili olan konuşma terapisi türleridir.

Maruz kalma ve tepki önleme (ERP), OKB’si olan bir kişinin obsesif düşüncelerle ilişkili anksiyeteyle kompulsif davranıştan ziyade başka şekillerde başa çıkmasına izin vermeyi amaçlamaktadır.

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) günlük yaşamda ansızın beynimizi ele geçiren düşünceler ve sonu gelmeyen takıntılar şeklinde ortaya çıkıp, hayatı çok olumsuz etkiler. Çoğunlukla hepimizin aklının bir köşesinde bir acabası, endişesi vardır. Bu durum başta normaldir ve her insanın başına gelebilir. Peki, ne zaman bir OKB haline gelir ve sorun yaratır?

OKB’yi anlatmadan önce konuyu daha iyi anlamak için önce Obsesyon ve Kompulsiyon kavramlarını bilmek gerekir. Obsesyon takıntılı düşünce, fikir ve dürtüler iken; kompulsiyon takıntılı düşüncelerin yarattığı huzursuzluğu azaltmak ve ortadan kaldırmak için yapılan yineleyici davranış ve zihinsel eylemlerdir.

OKB ise, yukarıda tanımı verilen durumların, takıntılı düşüncelerin günlük yaşamı etkileyecek, günlük aktiviteleri kısıtlayacak düzeye gelmesidir. Yani durum günlük hayatınızı etkileyecek düzeye geldiyse artık bir ruh sağlığı uzmanından terapi yardımı almanın vakti çoktan gelmiş demektir.

OKB’nin ortaya çıkış nedeni hakkında kesin bir bilgi belirlenememiştir. Yani kesin bir nedeni yoktur. Fakat genetik nedenler, beyin işlevlerinde bozulma ve serotonin, çocukluk çağı travmaları, kişilik özellikleri sıklıkla bilinen nedenleri arasındadır. OKB zamanla atlatırım diyeceğimiz hastalıklar arasında değildir. Tedavi edilmesi
zorunludur. Çoklukla Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve ilaç tedavisi kullanılmaktadır. Yaygın obsesyon belirtileri arasında: simetri ve düzen dürtüsü, mükemmeliyetçilik, aşırı kuşku duymak, güven ihtiyacı, günahkâr düşüncelerden korkmak, rezil olmaktan çekinmek, hata yapma kaygısı, başkasına zarar verme korkusu, pislikten ya da mikroplardan korkmak sayılabilir.

Yaygın kompulsiyon belirtileri arasında: Obsesyonun neden olduğu sıkıntılı durumdan kurtulmak için kişi, farklı davranışlarda bulunur. Bu davranışlardan bazıları şunlardır: el sıkışmamak, kapı tokmağını tutmamak, sürekli el yıkamak, değersiz nesneler biriktirmek, kilit, ütü gibi nesneleri sürekli kontrol etme ihtiyacı duymak, yemekleri belirli bir sıraya göre tüketmek, belirli kelimeleri tekrarlamak, rutin işleri yaparken sayı saymak, eşyaları belirli bir
düzene göre sıralamak.

OKB’nin terapisinde en sık yardımcı olduğumuz durumlar:

  • Kirlenme ya da bulaşma obsesyonu ve temizlik kompulsiyonu: Kişi ne kadar temiz olsa da veya ne kadar temizlese de kir, mikrop ve toz gibi etkenlerden dolayı yapılan temizliğin yeterli olmayacağına inanmasıdır.
  • Cinsel obsesyon: Kişinin kendisine ve yaşına uygun olmadığını ve utanç verici ya da kabul edilemez düşüncelere sahip olduğunu düşünme durumudur. Kişi bu düşünceleri kafasından uzaklaştırmakta zorlanır ve başkalarına karşı yanlış anlaşılabilecek davranışları yapmaktan korkar.
  • Sayma kompulsiyonu: Kişini sürekli olarak bir şeyleri saymasıdır. Bu kaldırım taşları, geçen arabalar ya da bina katları gibi çok farklı nesneler olabilir.
  • Tekrar etme kompulsiyonu: Kapıyı kilitlemeden önce kilidi üç kez açıp kapatmak ya da kapıyı 4 kez tıklatmak şeklinde görülebilen davranışlardır.
Ergenlik Sorunları

Sosyal Fobi Tedavisi

Sosyal Fobi Tedavisi İzmir’de merkezimizde uzman psikologlarımız tarafından yapılmaktadır. Sosyal fobi terapileri sosyal fobinin aşılmasında çok etkilidir.

  • Sosyal Fobi Terapisi İzmir randevu için bizimle iletişime geçiniz.

Sosyal fobi nedir?

Sosyal ortamlarda başkaları tarafından inceleme altında tutulduğu korkusu, performans gösterilmesi gereken durumlarda eleştirilme veya küçük düşme korkusunun yaşanması durumuna sosyal fobi veya sosyal anksiyete bozukluğu adı verilir. Sosyal fobik kişi bu korkunun yaşanmasından kurtulmak için bu tür sosyal ortamlara girmekten kaçınır. Kaçınma nedeniyle kişinin sosyal mesleki ya da aile yaşamı etkilenir.

Sosyal fobi terapileri sosyal fobinin aşılmasında çok etkilidir.

Sosyal fobi tedavisinde, sosyal beceri geliştirme eğitimleri de verilir.

Sosyal fobi dışında da pekçok farklı fobi durumları görülür. Genel olarak fobilere bakalım. Fobi, korkunun, kişinin günlük yaşamını olumsuz yönde etkileyen, bu anlamda kontrolden çıkmış halidir. Fobi kelimesinin, Yunanca Phobos kelimesinden geldiği düşünülürse, fobinin anlamı daha da netlik kazanır. Phobos, Yunan mitolojisinde dehşet tanrısıdır.

Gerçekte korku yaratmayacak bir objeye, aktiviteye veya duruma karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışında bulunmaya fobi denir. Fobik kişiler belli bir durum, nesne veya aktivite ile karşılaştığında aşırı anksiyete duyar.

Kişiler korkularının saçma olduğunun farkındadır, ancak korkularını mantıksal olarak engelleyemezler. Bu korkular fobik kişilerin günlük işlevlerinde bozulmaya neden olur.

Fobiler toplumda sık görülür. Araştırmalarda toplumda %10 oranında fobik olduğu söylenmekle birlikte tahminen bu değer %25 dolayındadır. Araştırmalarda fobi sıklığının beklenenden düşük çıkmasının en önemli nedeni bu kişilerin hastalıklarının farkında olmaması ve tedaviye başvuruların az olmasıdır. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür.

FOBİ ÇEŞİTLERİ

Fobiler başlıca üç gruba ayrılabilir:

Sosyal Fobi -Agorafobi -Özgül Fobiler

Sosyal fobi

Sosyal ortamlarda başkaları tarafından inceleme altında tutulduğu korkusu performans gösterilmesi gereken durumlarda eleştirilme ya da küçük düşme korkusunun yaşanmasıdır. Kişi bu korkunun yaşanmasından kurtulmak için bu tür sosyal ortamlara girmekten kaçınır. Kaçınma nedeniyle kişinin sosyal mesleki ya da aile yaşamı etkilenir.

Agorafobi

Fobiler arasında sık görülen agorafobi eskiden yalnız meydanlardan açık yerlerden korku olarak bilinirdi. Simdi ise agorafobi çok daha geniş bir anlam taşımaktadır. Yalnız başına kalmaktan yalnız sokağa çıkmaktan kalabalık yerlere girmekten örneğin sinema tiyatro, tünel, köprü, pasaj, asansör, otobüs, vapur, uçak gibi yerlerde duyulan korkular artık agorafobi sayılmaktadır. Ağır agorafobikler yaşamın birçok etkinliğinden uzaklaşır. Bir süre sonra yaşamları o kadar kısıtlanabilir ki zamanla ciddi çökkünlük durumlarına da girebilirler.

Özgül Fobiler

Belirli nesneler veya durumlardan anormal korkudur. Bunları agorafobi ve sosyal fobilerden ayıran özellik korkunun özgül durumlar ve nesneler karşısında belirmesidir. Bu özgül durumlar ve nesneler olmadığında hastada rahatsızlık belirtisi yoktur. Bunlardan uzak olduğu sürece hastanın yaşamı etkilenmemektedir. Yalnız fobi nesnesi ya da durumuyla yüz yüze gelince panik derecesinde korku ortaya çıkmaktadır.

Fobiler korkunun ortaya çıktığı uyarana göre üçe ayrılabilirler:
A. Nesne fobileri (böcek kelebek köpek sivri uçlu eşya gibi…)
B. Durum fobileri (kapalı yer açık yer asansör yüksek yer gibi…)
C. İşlev fobileri (altına kaçırma terleme yüz kızarması gibi…)

BAZI ÖZGÜL FOBİLER

Kapalı ve basık yerde kalma korkusu (klaustrofobi)
Kan-yaralanma korkusu: Halk arasında “kan tutması” olarak bilinen kan-yaralanma fobisinde hasta kan görünce rahatsızlık duyma dışında tıbbi işlemlerde bayılacak gibi olma kalp hızında değişme bulantı ve bayılma gibi tepkiler gösterebilir.
Hayvan korkusu (zoofobi): İnsanların bir kısmında korkulan hayvanlara karşı kötü bir deneyim yaşadıktan sonra fobi başlarken bir kısmında böyle bir başlatıcı bulunmaz.
Gök gürültüsü ve fırtına korkusu (astrofobi)
Yükseklik korkusu (akrofobi)
Yalnızlık korkusu (manofobi)
Uçak korkusu
Yutma korkusu
Gece korkusu (niktofobi)
Ateş korkusu (pirofobi)
Giyecek korkusu (endofobi)
Yenilik korkusu (kainatetofobi)
Sivri cisim korkusu (amofobi)

Bütün özgül fobiler tek tek anlatılamayacak kadar çoktur. Hepsi ayrı ayrı tanımlanmıştır.

Örneğin Amerikalı psikiyatrlar tarafından 65000 değişik tür fobi saptanmıştır.

Fobiler için uygulanan tedavi maruz bırakmadır yani kişinin korktuğu durum ya da nesneyle kontrollü biçimde yüz yüze kalmasını sağlamaktır.

Türkiye’de daha sık görülen fobilerle ilgili bilimsel bir çalışma yoktur.

Fobi kişinin yaşamını olumsuz etkiliyorsa tedaviye başvurması önerilmektedir.

Depresyonun Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavi Yöntemleri

Depresyon Tedavisi İzmir’de merkezimizde uzman psikologlarımız tarafından yapılmaktadır. Depresyonda destekleyici terapi en etkili yöntemlerdendir. Aynı zamanda psikiyatrik değerlendirme de gerekebilir.

Depresyon Nedir?

Depresyonla alakalı olarak yapılabilecek en genel tanım şu şekildedir: Depresyon kişilerin içinde bulundukları ruh hallerini tanımlayan bir sözcüktür. Depresyon her ne kadar ruh halini tanımlayan bir sözcük olsa da psikiyatrik olarak bir rahatsızlık durumunu da yansıtmaktadır. Depresyonda olan bireyler incelendiği zaman yakınmış olduğu problemlerin başında ruhsal çöküntü içinde bulundukları, gündelik yaşamdaki çeşitli etkinliklerden keyif almadıklarından bahsetmektedirler. Depresyon rahatsızlığını gündelik yaşamda yaşanan ruhsal çökkünlük, üzgünlük, karamsarlık gibi durumlarla karşılaştırılmamalıdır. Bu gibi durumları günlük hayatta bir çok kişi yaşamaktadır, depresyonun bundan ayrılan özellikleri ise şu şekildedir:

  • Kişinin kendini üzgün, mutsuz ve kederli hissetmesi
  • Kişinin içinde bulunduğu durumla alakalı ümitsizlik, çaresizlik ve karamsarlık içinde bulunması. Bu durumun içinden bir çıkış noktası olarak intiharı düşünmesi
  • Davranış olarak kişinin toplumdan kendini soyutlaması, içine kapanması, giderek durgunlaşması hiçbir şeyden zevk alamaması ve sürekli olarak bir isteksizlik göstermesi
  • Bedensel olarak iştahın ve uykunun bozulması

Depresyon Nedenleri Nelerdir?

Depresyona tam olarak neyin etki ettiği tam olarak bilinmemekle birlikte çeşitli faktörlerin varlığı üzerinde durulmaktadır. Bu faktörler şu şekildedir.

  • Genetik faktörler
  • Hormon dengesini etkileyen çeşitli durumlar (Hamilelik, menopoz ve çeşitli tiroit bozuklukları)
  • Beyin kimyasındaki çeşitli bozulmalar (Nörotransmitterlerdeki bozulmalar)
  • Benlik saygısında azalma
  • Fiziksel istismar
  • Anksiyete bozukluğu, yeme bozuklukları ve travma sonrası bozuklukluğunun varlığı

Depresyon Belirtileri Nelerdir?

Depresyon bir beyin hastalığıdır ve depresyonu tanımlayan temel belirtiler şu şekildedir:

  • Karamsar ve kötümser duygu durum bozuklukları
  • Umutsuzluk
  • Çaresizlik halleri
  • Hayattan zevk alamama
  • Günlük hayata dair konularda ilgi kaybı
  • Yalnızlık hissetmek
  • Gelecekle ilgili olumsuz düşünceler olabilir
  • İştah azalması kilo kaybı veya iştah artması kilo artışı görülebilir
  • Ağır depresyon durumlarında kişinin kendisine zarar vermesi görülebilir

Depresyonun Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Depresyon tedavisinde amaç kişinin ruh halini ve duygu durumunu etkileyen olumsuzlukların giderilmesini amaçlayan tedavi planına verilen isimdir. Depresyon tedavisini düzenleyecek olan kişiler alanında uzman psikoterapistler ve psikiyatrlardır.

Depresyon durumuna göre hafif düzeyde depresyon, orta düzeyde depresyon ve ağır depresyon olarak isimlendirilir. Her düzeyde depresyonun tedavi yöntemi farklılık barındırmaktadır.

Hafif Düzeyde Depresyon: Bu durumda tek başınıza da özel bir tedavi görmeden sağlığınıza kavuşmanız mümkündür. Fakat bir uzmandan yardım almanız tavsiye edilir.

Orta Düzeyde Depresyon: Uzman bir hekim tarafından ilaç tedavisine başlamalısınız veya uzman bir psikoterapistten terapi almalısınız.

Ağır Düzeyde Depresyon: Psikoterapi ve antidepresif ilaç tedavisi birlikte uygulanmalıdır. Buna rağmen şiddetini koruyan veya giderek artan depresif şikayetlerde, özellikle intihar düşüncelerinin belirgin olması durumunda, hastanede bir yataklı tedavi uygulanması gerekebilir.

Depresyon Tedavisi İzmir

Depresyon Nedir?

Depresyon Tedavisi İzmir’de merkezimizde uzman psikologlarımızca uygulanmaktadır. Depresyon Terapisi ile birlikte psikiyatrik değerlendirme de gerekebilir.

Depresyon Nedir?

Günümüzde sıkça kullanılan depresyon kelimesinin aslında neyi ifade ettiğini bilmek önemlidir. İnsan yaşamı da birçok olay gibi inişli ve çıkışlı seyreder, zaman zaman kendimizi oldukça iyi hissederken zaman zaman da oldukça kötü hissedebiliriz ve bu çok doğaldır. Depresyonun ne olduğunu bilmek ve hangi noktadan sonra depresyonun ortaya çıktığını ayırt edebilmek kişinin yaşam kalitesi için oldukça önemlidir.

Depresyon belirtileri nelerdir?

Üzüntü veren olaylar karşısında her birey üzgün hissedebilir. Depresyonda ise üzgün hissetmekten çok daha farklı özellikler vardır. Bu nedenle depresyon ile üzüntü karıştırılmamalıdır. Başlıca depresyon belirtileri şöyledir:

  • Sürekli üzgün hissetmek
  • Günlük aktivitelere ilgi ve zevk kaybı
  • İştah değişiklikleri: Aşırı yeme veya iştahsızlık
  • Uykuya dalmada zorluk, sık uyanma veya aşırı uyuma
  • Sürekli yorgun hissetme
  • Konuşmada ve hareketlerde yavaşlık
  • Değersiz ve suçlu hissetmek
  • Konsantrasyon kaybı, karar verme zorluğu
  • İntihar eğilimi

Depresyon tanısı nasıl koyulur?

Depresyon tanısı konabilmesi için yukarıdaki belirtilerin en az iki hafta devam ediyor olması gerekir. Depresyon çocukluktan yaşlılığa kadar her yaşta görülebilir. Kadınlarda görülme sıklığı daha fazladır. Bir kez depresyon geçirenlerde hayatın ilerleyen zamanlarında tekrar yakalanma şansı vardır.

Depresyon belirtileri her insanda aynı değildir, aynı şiddette de değildir. Bir insanda depresyona sebep olan herhangi bir olumsuz yaşam olayı başka bir insanın ruh halini hiç etkilemeyebilir. Her kişi depresyonu kendi özellikleri dahilinde deneyimler ancak yine de depresyonun özellikleri olarak sınıflandırabileceğimiz bazı durumlar mevcuttur. Örneğin değersiz hissetme, yalnızlık, halsizlik, uykusuzluk ya da aşırı uyku isteği, iştahsızlık ya da çok yeme isteği gibi durumlar depresyon sırasında kendini gösterebilir. Depresyon tanısı kişilere psikiyatrist tarafından konur ve hafif, orta ve ağır (majör) şiddette olmak üzere üç aşamada sınıflandırılır. Ağır depresyon sırasında kişinin beyninin belirli bölgelerinde kimyasal dengesizlikler ortaya çıkar dolayısıyla bu durum kişinin kendi kendine vereceği ya da dışarıdaki kimselerden alacağı “takma kafana”, “bunlar da geçer” gibi tavsiyelerle ortadan kalkamaz ve kişi tedaviye ihtiyaç duyar.

Depresyon tedavisi nasıl yapılır?

Depresyonu bir hastalık olarak kabul etmek ve profesyonel bir destek almak tedavi için oldukça önemlidir çünkü depresyon tedavilerinde %85 oran ile başarıya ulaşılır. Söz konusu depresyon ağır şiddette seyreden bir depresyon ise psikiyatrist kontrolünde ilaç kullanmanın ve aynı zamanda psikoterapi görmenin tedavide en verimli yöntem olduğu saptanmıştır. Elbette ki tedavi süresi de kişiden kişiye farklılık göstermekle beraber ortalama olarak 2-4 ay aralığında hastalarda büyük oranda iyileşme gözlenmektedir. Depresyonda olup herhangi bir tedaviye başvurmayan kişilerde ise kendi kendine iyileşme gözlenir ise bu sürenin 6-24 ay aralığında değiştiği bilinmektedir. Bu sebeple depresyonun farkına varabilmek ve tedaviye erken başlayabilmek tedavi süresini kısaltıcı etkiye sahiptir.

Depresyon kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler, günlük rutinlerden, gerekliliklerden ve hayattan zevk alamamaya sebep olur. Kişiler aslında çok keyif aldıkları veya onlara iyi geleceğini bildikleri aktiviteleri dahi yapacak motivasyonu kendilerinde bulamazlar. Ağır depresyon olgularının %10-15’inde intihar girişimleri söz konusudur. Bu
sebeple depresyonun önemli bir hastalık olduğunu ancak tedavisinin de mümkün olduğunu bilmek hayat kalitemiz ve sağlığımız açısından önemlidir.

Çocuklarda Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

Ayrılık Anksiyetesi

Ayrılma Kaygısı Bozukluğu kişinin gelişim sürecinin dışında bağlandığı insandan ayrıldığında yüksek strese maruz kalmasıdır. Bu yazıda Ayrılma Kaygısı Bozukluğunun belirtilerinden, Ayrılık Anksiyetesinden, tedavilerinden, sebeplerinden ve önlemek için neler yapılması gerektiğinden ve özellikle çocuklarda ayrılma kaygısından bahsedilecektir.

Ayrılma Kaygısı Bozukluğunun birçok belirtisi vardır. Kişinin bağlandığı kişinin başına kötü bir şey geleceğini hayal ettiğinde yoğun bir stresle karşı karşıya kalması, kişinin kendini bağlandığı kişiden ayrıldığını düşündüğünde bile bir stres içinde bulması, kişinin bağlandığı kişinin yanında sürekli olarak bulunmak için sosyal aktiviteleri ertelemesi ve aynı şekilde kişinin bağlandığı kişiden ayrı uyuyamaması ve kabuslarında sık sık bağlanılan kişiden ayrıldığını görmesi, Ayrılma Kaygısı Bozukluğunun belirtilerindendir. Eğer bu belirtilerden en az üçüne sahip ise Ayrılma Kaygısı Bozukluğu tanısı konulabilir. Ayrılma üzerine oluşan stres sonucunda mide bulantısı, baş ağrısı, kusma gibi semptomlar gözlenebilir.

Ayrılma Kaygısı Bozukluğu çocuklarda, yetişkinler de ve birçok yaş grubunda gözlemlenebilir. Genellikle çocuklarda ergenlikte, yetişkinlerde ise 20 yaş ve sonrasında ortaya çıkabilir.

Çocuklarda gözlenen Ayrılma Kaygısı Bozukluğunun belirtileri bir buçuk aydan daha fazla gözlendikten sonra tanı konulabilir. Çocuklukta bu kaygıya sahip olan çocuklar ileri yaşlarda oluşabilecek ruh sağlığı sorunlarına daha yatkın olduğu görülmüştür. Ayrılma Kaygısı Bozukluğuna sahip yetişkinler ise bağlanılan kişi ile daha çok iletişim halinde olmak isterler. Sosyal aktivitelere yalnız katılmakta zorluk yaşayabilirler ve bağlandıkları kişiyi katıldıkları etkinliklerde bir yardımcı olarak kullanmaya meyillidirler.

Ayrılık Kaygısı Bozukluğunun oluşma sebepler arasında birçok sebep vardır. Aile içinde herhangi bir üyenin kaybı, sık okul veya şehir değişikliği, ebeveynlerde olan bağımlı karakter yapısı, sosyal hayatta görülen zorbalıklar, aile içindeki ruhsal sorunlar, travmatik olaylar Ayrılık Kaygısı Bozukluğuna sebebiyet verebilecek etkenlerdendir. Özellikle aile çocuğun tek başına sorumluluk almasına izin vermiyorsa Ayrılık Kaygısı Bozukluğunu tetikleyebilir. Çocuk çağlarında Ayrılma Kaygısı Bozukluğu %4, %5 oranındadır. Yani sık görülebilmektedir. Yetişkinlerde ise bu oran çok daha düşük seyretmektedir.

Ayrılma Kaygı Bozukluğunu gidermek için terapi uygun bir çözümdür. Ancak çocuklar için ebeveynlerin rolü (anne, baba) ve diğer aile üyeleri (kardeş vs.) önemli bir rol oynamaktadır. Eğer anne şüpheli, takıntılı, kaygılı, güvensiz tutumlar sergilerse bu da çocuk üzerinde iyi bir etki bırakmayabilir. Anne evden çocuğa haber vererek ayrılmalıdır. Çocuktan habersiz bir şekilde bir yere gitmemeli ve giderse nereye gideceğini, ne yapacağını, ne kadar kalacağını çocuğa söylemelidir. Annenin döneceği zamanı çocuğun anlayacağı bir şekilde belirtmesinde fayda vardır. Eğer çocuk 1-2 saat kavramını anlayamayacak yaşta ise zamanı mümkün olduğunca somutlaştırarak belirtmekte fayda olabilir.

Sonuç olarak, Ayrılma Kaygı Bozukluğu sanıldığından çok daha yaygın bir hastalıktır. Çocuklarda ve yetişkinlerde görülen bu hastalığın çeşitli sebepleri vardır. Aile bu hastalıkta çok önemli bir rol oynamaktadır. Hastalığın tedavisinde ise terapi uygulanabilir. Çoğunlukla terapi yapmak bu hastalık için uygundur fakat çocuklar için ailede davranışları ile çocuğu desteklemelidir.

Çocuklar Korona ve Pandemi

Korona Pandemi Sürecinde Çocuklar

Tüm dünyada yaşanmakta olan pandemi süreci hem bizleri hem de çocuklarımızı yoğun olarak etkilemektedir. Bir anda değişen hayatlarımıza adapte olmak zorlaşmakta ve virüs, pandemi, kısıtlamalar derken çocuklar bundan daha fazla etkilenmektedir. Çocuklara bu süreçte yardımcı olabilmek için yaşlarına göre gelişim özellikleri dikkate alınmalıdır. Ebeveynlere bu dönemde oldukça fazla görev düşmektedir. Öncelikle kendi korku ve kaygılarını kontrol altına almalı, çocuklara bu sürecin başa çıkılmaz bir olay olmadığını yansıtmalıdır.

Çocuklar yaşları itibariyle sürekli soru sorabilir, virüsle ilgili bilgi edinmeye çalışabilir. Bu durumda ebeveynlerin ile çocukları ile yaptıkları konuşmalar ve etkileşimler çocuğun endişelerini en aza indirmesi açısından ona fırsat tanıyacaktır. Çocukların soruları hiçbir şekilde cevapsız bırakılmamalıdır. Küçük yaş grubundaki çocuklar somut olarak olayları algıladıkları için onun yaşına uygun virüs, pandemi, maske vb. oyunla gösterim yapılabilir. Maskeyi yadırgamamaları için oyuncaklarına maske takılabilir. Sevdiği kahramanlarla eşleştirilebilir. Hijyen ve kalabalık ortamdan uzak durmalarını sağlamak amaçlı anlayacağı bir şekilde konuşma yapılabilir. Gerçek ve somut bilgiler vermek, dürüst bir şekilde konuşma yapmak onlar için en doğrusu olacaktır. El yıkama ve dışarıda elleri dezenfekte etme durumlarını şarkı söyleme gibi aktivitelerle birleştirilerek daha eğlenceli hale getirilebilir. Özellikle bu dönemde çocukların haber izlemelerini sınırlandırmak gerekir. Eğer bu süreçte çocuk kreşe ya da okula gitmiyorsa evde bir rutin oluşturmak onun düzenini biraz olsun devam ettirmesini sağlayacaktır. Bu dönemde çocuk ve ebeveynlerin sürekli aktivite yapması da çocuğu sıkabilir. Çocuk huzursuz davranabilir. Bu duyguyu anne ve babalar kabul etmeli, çocuğa fırsat tanımalıdır. Bunların hepsini yaptıktan sonra çocuğunuz halen çok kaygılı, telaşlı davranıyorsa bir ruh sağlığı uzmanından yardım alabilirsiniz.

Pandeminin Psikolojik Etkileri

UZAKTAN MI YAKINIZ, YAKINDAN MI UZAĞIZ?

COVİD-19 bir anda çığ gibi hayatımızın ortasına düştü. Çığ, zirveyi ve daha alçak kesimleri nasıl farklı şekiller de etkiliyorsa; bu virüste bizim her birimizi çok farklı şekiller de etkiledi. Bir arada yaşadığımız, düğünler, asker eğlenceleri, partiler, konferanslar, çeşitli eğitimler, kurslar vb. büyük organizasyonlar yaptığımız, birbirimize yakınlığa çokça alıştığımız dünyanın, çıkan koronavirüs salgını ile bizi ayrı yerlere sürüklediğine şahit oluyoruz pandemi sürecinde. Öyle bir sürecin içerisine girdik ki duygularımızda aşırıya kaçmaya hatta bazı duygularımızı anlamlandıramamaya başladık. Sürekli gelen yasaklar, maskesiz dışarıya çıkamayışımız ( cep telefonumuz gibi oldu artık, yanımızdan ayıramıyoruz.), sosyal mesafe ( oysaki biz sevdiklerimize sarılamadan duramayız! Bir de araya mesafe koyacağız (!) ), sevdiklerimizden uzak kalışlarımız, en sevdiğimiz mekanlara gidip eskisi gibi saatlerce keyif süremeyişimiz… İşte bunların hepsi kişisel özgürlüğümüzü yitirmemize neden oldu. Bu olağandışı kısıtlanmalarımız bizi kendi içimize kapatarak birçok sorgulamalara, kaygılara, stresli hallere, üzüntülere yol açtı. Pekiii bu sorgulamalar, kaygılar, stresler bizim için ne kadar sağlıklı? Tam bu noktada denge ve ölçü kavramları aklımıza geliyor. Bu süreci ilk defa yaşamamız ve ağır etkileri sebebiyle ölçü ve dengeyi sağlayamayıp aşırıya kaçtık. Düşününce de bu aşırılığın bize iyi gelmek yerine kötü geldiğini hatta ve hatta ruhsal açıdan bizi fazlasıyla çökerttiğini gözlemliyoruz. Her şeyden önce bu yaşadığımız süreç, hastalığa yakalanma ya da hastalığı yayma riski hepimiz için oldukça kaygı verici. Virüs, hastalık ve bu hastalığın bulaşma ihtimali ile yaşamakta ( savaşmakta ) olan zihinlerimiz henüz gerçekleşmemiş, belki de gerçekleşmeyecek olan kayıplarımızın yasını önceden tutmaya kadar götürebilecek düzeyde, gözle görülemeyecek bir tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Tam da bu noktada kendimizi hiç yapmadığımız şeyleri yaparken buluyoruz. Zihnimiz bir tür bocalama içine giriyor. Hiç olmayacak senaryolar oluşturuyor, bizleri de bunlara inandırmaya çalışıyor. Belirsizlik duygumuz tetikleniyor. Yarının belki de bugünün belirsizliği, kendimizi tanıyamayacak ruh hallerine sokuyor. Uykularımız kaçıyor, uyuyabilsek bile kabuslarla uyanıyoruz, gelecek endişelerimiz başlıyor, daha kontrolcü, daha titiz, daha endişeli bireyler haline dönüşüyoruz. Sürekli ellerimizi yıkmaya, evlerimizi temizlemeye, dışarıya ihtiyaçlarımız olsa dahi çıkmamaya, dışarıdan gelen yiyecekler yerine kendimiz yapmaya, yetiştirmeye çalışıyoruz. Aslında görüyoruz ki panik halleri virüsten daha hızlı yayılıyor. Fark etmemiz gereken nokta tamda burada: ‘’Bedensel sağlığımızın iyi olması ruh sağlığımızın iyi olması ile mümkündür.’’ Ee bedensel olarak ne kadar iyi ve dirençliysek koronavirüse karşı direnme gücümüz de o kadar artar. O yüzden psikolojik sağlamlığımızı korumalıyız ki ruhsal açıdan iyi olalım, bedensel açıdan da dirençli olalım. Pandemi döneminde psikolojik sağlamlığımızı nasıl koruyabiliriz diye geçirmiş olabilirsiniz içinizden. Hemen cevaplayayım: Asılsız haberlere inanmayarak, değiştiremeyeceğimiz gerçekleri kabullenerek, kurallara uyup, daha da zorlaştırmayarak, duygularımızı bastırmaya çalışmak yerine onları tanıyıp, düzenleyerek, sevdiklerimizle internet üzerinden bile olsa iletişim halinde kalarak, iyimser düşünerek, kendimize yeni aktiviteler, hobiler edinerek, bol bol kitap okuyarak, film izleyerek…

Pandemi Süreci ve Anksiyete

Pandemi Sürecinde Anksiyete ile Başetme

Tüm dünyayı etkileyen pandemi ve pandemi nedeniyle evde kalma zorunluluğu hepimizin anksiyetelerinin ve kaygılarının artmasına neden oldu. Hepimiz belirsiz bir süreçten geçiyoruz. Tedirginiz, kaygılıyız ve belirsizlik içerisindeyiz. Bu durum (kaygılarımız, endişelerimiz) belli bir seviyeye kadar gayet normalken bazılarımız için bir tehdit oluşturuyor. Özellikle zaten pandemi sürecinden önce de anksiyetesi olan bireyler için daha da tetikleyici olabiliyor. Çünkü kaygının bu seviyenin üzerine çıkmasıyla bilişsel fonksiyonlarımız da bozulmaya başlar.

Sürekli olumsuz senaryolar üretmeye başlayabiliyoruz, duyumsal duygumuzu kaybetme aşamasına gelebiliyoruz ve sağlıksız düşüncelerle zihnimizi sarabiliyor. Bunlar pandemi sürecinin içerisinde psikolojimize de zarar verir. Fiziksel sağlığımız kadar bu dönemde psikolojik sağlığımızı da korumanın yolları var. Öncelikle, planlama yapmak çok önemli oluyor. Böylelikle, günümüzü planlayarak bizim kontrolümüzde de bir şeylerin olduğunu hissetmek kaygımızı ve endişelerimizi minimum düzeye indirgeyeceğine inanıyorum. Mümkün olduğunca dışarı daha az çıkarak günlük aktivitelerimizi evde yapmaya çalışmalıyız. Çünkü, aslında fiziksel sağlığımızın korkusu bizi psikolojik olarak yıpratıyor ve endişelerimizi arttırıyor. Sosyal Medyadan devamlı çok fazla bilgi akışları var ve bu bilgi akışlarına maruz kalıyoruz. Bu dönemde kendimize güvendiğimiz birkaç bilgi kaynağı seçip günün sadece belli saatlerinde o bilgi kaynaklarına başvurmamız çok daha sağlıklı olacaktır. Böylelikle kendimizi hem yanlış bilgilerden korumuş oluruz hem de bizim tetikleyici dediğimiz bu kaygıyı sürekli yükseltecek ya da akut hale getirecek uyarıcıları biraz daha sınırlamış oluruz. Aynı zamanda, sokağa çıkma yasağının uygulandığında ve kısıtlamalar arttığında sanki devamlı bu şekilde yaşayacağız, devamlı kısıtlanacağız evimizden çıkamayacağız, insanlarla görüşemeyeceğiz gibi düşünceler zihnimizi işgal edip, kaygılarımızı maksimum seviyeye çıkardı. Böyle düşünceler aklımıza geldiğinde kendinize bunun geçici bir süreç olduğunu belli bir zaman sonrasında günlük hayatın normal akışına devam edeceğini işlerimize, okula gideceğimizi kendimize hatırlatalım. Özellikle ergenler için durum çok daha zorlayıcı olabiliyor. Zaten çok hoşnut olmadıkları halde aileleriyle, kardeşleriyle sürekli aynı ortamda kalma zorunluluğunda olmak, arkadaşlarıyla görüşememek gibi nedenlerle kaygılı ve öfkelidirler. Yaşı ve gelişiminden dolayı çok umursamaz gibi görünebilirler dışarı çıkmak ve arkadaşlarıyla görüşmek için ebeveynlerinin sert tutumlarıyla karşı karşıya kalabiliyorlar. Bu durumda onlara bilimsel verileri anlatmak onlarla birlikte bilimsel verileri okumak, tartışmak yararlı olabilir. Son derece net olarak emir verici “Hayır evde kalacaksın! Bunu yapmayacaksın” gibi sözler yerine onun duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmak, kaygılarını anlamaya çalışmak, onu anladığınızı belirtip ama şu andaki durum nedeniyle bunu değiştireceğimizi söylemek çok daha faydalı bir yoldur. Çocuk ve ergenlerin anksiyeteleriyle baş etmelerindeki temel koşul evde birlikte yaşadıkları yetişkinlerin kendi anksiyeteleriyle baş etmeleri olduğunu unutmayalım.

Buna ilaveten, anksiyeteyi arttıran nedenlerin başında kendisine ya da ailesine zarar geleceği hatta ölebileceği korkusudur. Kaygı da korona salgını gibi bulaşıcı bir duygudur. Eğer biz kaygımızı belli bir seviyede tutabilir, belirli önlemleri alarak hayatımıza devam edersek hem bizim psikolojimiz bu dönem bittiğinde çok daha iyi olacak hem de çocukların psikolojisini de korumuş olacağız. Virüsü, dünyayı, pandemiyi kontrol edemesek de kendimizi, evimizin içini ve evimizin içinde yapabileceklerimizi her zaman kontrol edebileceğimizi hatırlayalım.

Travma Psikolojisi

Travma Nedir?

TRAVMALAR

Çeşitli bireysel ve toplumsal olayların insanın bütünsel varlığına yönelik tehditleri travma olarak tanımlanır. Bütünsel insan varlığı psikolojik ve fiziksel olmak üzere temelde iki kısımla ifade edilir. Travmalar anidirler ve değerlerimizle veya yaşayış biçimimize etkileri büyük olabilir. Saldırıya maruz kalma, kazalar, doğal afetler, istismar, taciz, savaş, terör, tecavüz, ani ölüm, boşanma, iş kaybı, psikolojik şiddet ve yaşamı tehdit eden olaylar fiziksel ve/veya psikolojik bütünlüğü  zorlayarak bunlarla karşılaşan bireyleri çeşitli başa çıkma yöntemleri aramaya sürekler. Bu durumlara verilen tepkiler kişiden kişiye değiştiği gibi karşılaşılan her zorluk da travma olarak adlandırılamaz. Durum veya olayların korku ve dehşet uyandırması ve çaresizlik hissi yaratması ve bireyin kendisinin veya yakınının ölüm veya yaralanma tehlikesi olması gerekmektedir.

Yukarıda bahsedilen olay ve durumları tecrübe eden bireyler Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), Travmatik Yas, Akut Stres Tepkisi, Depresyon, Uyku Bozuklukları, Yeme Bozuklukları, Somatoform Bozukluklar, Alkol-Madde Kullanım Bozuklukları, Anksiyete gibi çeşitli fiziksel, davranışsal, duygusal, bilişsel faktörlerin bulunduğu tepkiler gösterebilirler.

Bu yazıda bir doğal afet olan depremlerin yol açtığı travmaya ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu habercisi stres tepkileri ve belirtilerine değinmek istiyorum. Depremin yarattığı şok bireyleri paniğe sürekler. Maddi kayıplar ve özellikle de can kayıpları depremin olumsuz etkilerini daha da arttırır ve başa çıkması zor bir hale getirebilir. Depremi yaşamayan bireyler de özellikle medyanın etkisiyle en az deprem bölgesindeki bireyler kadar etkilenebilir. Özellikle şiddetli ve büyük depremler ihmalkarlığın ve tedbirsizliğin yol açtığı hasarlara ve kayıplara karşı bireyleri tepkili olmaya götürebilir.

Deprem, bireyleri üç aşamadan geçmeye sürükler; bunlar şok, pasifleşme ve toparlanma evreleridir. Beklenmedik ve sarsıcı bir olaya insan vücudu şok tepkisini verir. Daha sonrasındaki bilinmezlik ve ürkmüş olma hali pasifleşmeye sürükler. Depremin etkilerinin azaldığı ve yavaş yavaş üstesinden gelindiği son kısım toparlanmadır. Toparlanma süresi kişiden kişiye değişkenlik göstermekle birlikte bazı durumlarda birey tek başına üstesinden gelmekte sıkıntı yaşayabilir ve bazen de Travma Sonrası Stres Bozukluğu görülebilir.

Travma Sonrası Stres Bozukluğunu habercileyen tepkiler: Madde ve alkol kötüye kullanımı/ bağımlılığı, Disosiyasyon, Yeniden-deneyimleme, Aşırı tepkisellik, Psikotik belirtiler, Yoğun kaygı, Ağır depresyondur.

Etkili bir baş etme yöntemi yaşananları ve bunun sebep olduğu duygudurumu hakkında konuşmak ve bunları paylaşmak olabilir. Fakat bazı durumlarda bu yeterli olmayabilir ve stres tepkileri gözlenebilir. Bu durumda bir uzman desteğine ihtiyaç vardır.

Travmalar

Travma Tedavisi

Travma, günlük rutini bozan ani ve beklenmedik bir şekilde gelişen dehşet kaygı ve panik yaratan kişinin anlamlandırma süreçlerini bozan olay(lar), yaşantı(lar) olarak tanımlanır. Travmatize  olmanın temelinde yaşama tehdit, sevdiklerine karşı tehdit,  vücudun bütünlüğüne karşı tehdit ve inanç sistemlerine karşı bir tehdit söz konusudur. Ölüm, ciddi yaralanma, cinsel şiddete veya tehdidine maruz kalmak, travmatik olay(aylar)ı doğrudan yaşamak, tanık olmak, bir yakının travmatik olaylar yaşadığını öğrenmek, travmatik olay(lar)ın rahatsız edici detaylarına tekrar tekrar veya aşırı derecede maruz kalmak  gibi durum ve durumlar kişinin travmatize olmasına neden olabilir. Travmanın belli başlı türleri mevcuttur, bunlar: çocuk istismarı, kitlesel kişilerarası şiddet, doğal afetler, büyük çaplı taşımacılık kazaları, yangın ve yanıklar, motorlu araç kazaları, tecavüz ve cinsel saldırı, yabancıların fiziksel saldırısı, yakın partner şiddeti, seks ticareti/taşımacılığı, işkence, savaş, başka birinin intiharı veya cinayetle yüz yüze gelmek, cinayet, intihar, yaşamı tehdit eden tıbbi durumlar, acil durum çalışanlarının travmaya maruz kalması. kısaca hepsinden bahsetmek istiyoruz.

Doğal afetler önemli sayıda insanı olumsuz etkileyen, doğrudan insan yapımı olmayan, ölüm ve yaralanmaya sebebiyet veren büyük çaplı çevresel olaylar olarak tanımlanabilir. Afete maruz kalan bazı bireyler başlangıçtan itibaren olaydan etkilenmezler veya daha sonra hızla normale dönerler fakat önemli sayıda kişi uzun dönemli önemli belirtilerden muzdarip olur. Afetlerin en travmatize edici yanları olarak ölüm korkusu, mülk kaybı, yakınların ölümü olarak görülür.

Tecavüz ve cinsel saldırı, kişiye rıza olmaksızın tehdit veya fiziksel güç uygulayarak veya kişi rıza belirtemeyecek haldeyken saldırganın toplum tarafından kabul edilmeyen uygunsuz şehvet ve arzularının etkisi altında, cinsel doyum elde etmek amacıyla bir beden parçası veya nesne kullanarak oral anal ve vajinal yolla nüfuz etmek olarak tanımlanabilir. Bu eylemler cinsel ilişki şeklinde olmadığı gibi sadece öpme, cinsel amaçlı kucaklama ve dokunma veya edilgin cinsel davranışlarla da olabilir. Ayrıca unutulmamalıdır ki  evlendirilmiş olma cinsel istismar gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Çocuk istismarı çocuklara karşı yapılan davranışlara göre fiziksel duygusal ve cinsel olarak ayrılır. Okşamadan tecavüze ve popoya şiddetle vurmaktan yaşamı tehdit eden dayağa kadar çocukluk istismarı çocuğun tramvatize olmasına neden olan faktörler arasındadır. Yaşamın erken döneminde yaşandığı  ve çocuk kendilik ve ötekiler kavramlarını, dünya ve gelecek hakkındaki kalıcı bilişsel modelleri henüz oluşturmaktayken yaşandığı için çocuk istismarı ve ihmali travmatik olaylara bağlı olarak sonradan yaşanan psikolojik sıkıntılar açısından risk faktörü oluşturabilmektedir.

Seks ticareti/taşımacılığı, cinsel sömürü amacıyla kişileri fiziksel güç kullanarak veya mecbur bırakarak temin etme, taşıma olarak tanımlanabilir. Seks ticaretinin sonuçları oldukça şiddetlidir. Fuhuşa zorlanma ve ticaret  sürecinin içerdikleri depresyon, TSSB, uyuşturucu madde istismarı ve diğer belirti ve rahatsızlıklarla yüksek oranda ilişkilendirilmiştir.

Yakın partner şiddeti, eş dövme, eş istismarı veya ev içi şiddet olarak bilinir. Genellikle birlikte yaşayan iki yetişkinden birinin diğerine yönelik fiziksel, psikolojik veya cinsel saldırgan davranışı olarak tanımlanır. Vakaların çoğunda aşağılama, küçük düşürme, çocuk veya hayvana veya mülke yönelik tehdit veya şiddet, aşırı eleştiriyi içeren duygusal istismar da mevcuttur. Bu tür şiddet tahmin edileceği gibi hem tıbbi hem de psikolojik bakımdan önemli sonuçlara yol açar.

Kitlesel kişilerarası şiddete bağlı travmatizasyon ne yazık ki son yıllarda artan terör saldırıları ve kitlesel düzeyde insan hakları ihlalleri dahil olmak üzere çok sayıda daha başka örnekle de artış göstermektedir.

Büyük çaplı taşımacılık kazaları, uçak düşmesi, trenlerin raydan çıkması ve deniz yolu kazaları gibi olayları içerir. Bu tür olaylar yüksek ölüm oranları içerir ve hayatta kalanlar içinse travmatik olabilir.

Yangın ve yanıklarda fiziksel yaralanmalar özellikle travmatik olabilir. Ciddi yanıkların devam eden fiziksel etkileri travmatik olayın zaman içinde sürmesi ve tekrarlamasına neden olur.

Motorlu araç kazalarında ciddi yaralanmlar yaşandıysa veya birileri öldüyse  kişi sonrasında psikolojik belirtiler geliştirir. Yas ve kendini suçlama gibi davranışlar sonraki psikolojik etkileri kuvvetlendirir. Motorlu taşıt kazalarını diğer, kişiler arası olmayan travmalara kıyasla TSSB (travma sonrası stres bozukluğu) ve diğer işlev bozukluklarına sebep olma olasılığı daha yüksektir.

Savaş yaygın ve nispeten daha güçlü bir travma ve kalıcı psikolojik rahatsızlık kaynağıdır. Savaş çok sayıda travmatik deneyim içerir. Ölüm, yakın kaybı, mülk kaybı,gibi şiddetli deneyimler içerir. savaş birçok yaralayıcı deneyime de kaynaklık eder, tecavüze uğrama, işkence, hapsedilme, aşırı fiziksel mahrumiyet, zulme tanıklık etme ve katılmayı da içerir. Bu travmalar bir dizi belirti ve rahatsızlığa yol açar. Savaş beraberinde kaygı, depresyon, TSSB, ve diğer olumsuz etkileri doğurabilmektedir.

Başka birinin intiharı ve cinayete kurban gittiğine maruz kalmak çok ciddi psikolojik stres ve diğer olumsuz belirtilere yol açmaktadır. Bu tür olayların en sarsıcı olanları, tanınan veya yakın olunan birinin intihar veya cinayete kurban gitmesidir. kayıp ve travma ile ilişkili tepkilere ilaveten ölen kişiye yönelik öfke ve ihanete uğramışlık hissi, kişinin bir şekilde intiharı önleyebileceği ihtimali ile takıntılı şekilde meşgul olması söz konusu olabilir. Bu tür tepkilere genellikle suçluluk ve utanç duyguları eşlik edebilir.

Acil durum çalışanlarının yoğun stres altında kurbanların yaşadığı olaylara sık sık maruz kalıyor olmalarından kaynaklı travmatize olabilmektedirler.

Benzer bir travmaya maruz kalan iki kişinin tepkileri oldukça farklı olabilir. Biri hafif geçici belirtiler gösterirken diğeri aylarca veya yıllarca devam eden ileri düzeyde stres belirtileri gösterebilir. Potansiyel olarak travmatik olaylar tür ve sıklık açısından değişir ve bunların psikolojik etkileri travmaya uğramış kişilere özgü ve toplumsal/kültürel değişkenler tarafından belirlenir. Bu yüzden travmaya maruz kalmanın bir dizi farklı belirti ve bozuklukları oluşmaktadır. bunların belli başlıları şunlardır :  Majör depresyon, psikotik depresyon, karmaşık veya travmatik yas, genel kaygı, panik, fobik kaygı, travma sonrası stres bozukluğu, akut stres bozukluğu, disosiyasyon, somatik belirti bozukluğu, konversiyon, psikozdur.