Yazılar

Kişisel Gelişiminiz İçin Yazılarımızı Okuyabilirsiniz

depresyon

Depresyon Nedir? Depresyon Terapisi

DEPRESYON NEDİR?

Zaman zaman hepimiz üzgün ve karamsar hissederken, bazılarımız bu duyguları uzun süre boyunca (haftalar, aylar hatta yıllar) ve bazen de belli bir sebep olmadan yoğun bir şekilde deneyimliyor. Depresyon bir hastalıktır ve duyguları, düşünceleri, davranışları olumsuz etkiler. Yaygın olarak üzgün hissetmeye, önceden zevk alınan aktivitelerden zevk alamamaya ve ilgisizliğe, iştah ve uyku düzeninde değişimlere, yorgunluğa, değersiz veya suçlu hissetmeye, odaklanmada ve karar vermede zorluklara, intihar ve ölüm düşüncelerine yol açar. 6 kişiden 1’i hayatlarının bir noktasında depresyon yaşar, özellikle son yıllarda depresyondan etkilenen kişi sayısı artmıştır.

BELİRTİLER

İki haftadan uzun bir süredir, çoğu zaman üzgün ve karamsar hissediyorsanız; her zamanki aktivitelere ilginizi yitirmişseniz ve aynı zamanda aşağıdaki kategorilerin en az üçte birinden fazlası size tanıdık geliyorsa İhtimaldir ki ya siz ya da bir tanıdığınız depresyonun bir şekliyle karşı karşıyasınız demektir.

Davranışsal Değişiklikler:

Dışarı çıkma konusunda isteksizlik

İşte / Okulda motivasyon düşüklüğü

Yakın aile üyelerinden ve arkadaşlardan uzaklaşma

Madde ve alkol kötüye kullanımı

Günlük aktivitelere ilgisizlik

Konsantre olamama

Duygusal Değişiklikler:

Bunaltı

Suçluluk

Asabiyet

Hayal kırıklığına uğramışlık

Güven eksikliği

Mutsuzluk

Üzüntü

Düşünsel Değişiklikler:

“Başarısızım”

“Değersizim”

“Hep Benim Hatam”

“Kötü Şeyler Hep Beni Bulur”

“Hayat Yaşamaya Değmez”’

“İnsanlar bensiz daha iyi olurdu” gibi olumsuz düşünceler

Fiziksel Değişiklikler:

Aşırı Yorgunluk

Baş ve kas ağrıları

Düzensiz Bağırsak Hareketleri

Uyku Düzensizliği

İştahta azalma ya da artış

DEPRESYON TEDAVİSİ

Depresyon tedaviye olumlu cevap veren ve tedavi edilebilen bir hastalıktır. Modern tedavi imkanlarının birçoğu depresyon tedavisi için de kullanılmaktadır.
Önemli olan, ihtiyaçlarınız için doğru tedaviyi ve doğru sağlık uzmanını bulmaktır.

  • Psikolojik tedaviler

Psikolojik tedaviler (konuşma terapileri olarak da bilinir) düşünce kalıplarınızı değiştirmenize ve baş etme becerilerinizi geliştirmenize yardımcı olarak yaşamın zorlukları ile başa çıkmak için donanımınızı arttırır.

  • Tıbbi tedaviler

Depresyon için ana tıbbi tedavi antidepresan ilaçlardır.

  • Diğer destek kaynakları

Sağlıklı bir yaşam sürdürmek, destek grupları, gevşeme eğitimi, aile ve arkadaş desteği bunlardandır.

DEPRESYONUN SEBEPLERİ
Depresyonun tek bir nedeni yoktur. Depresyonun ortaya çıkabilmesi için birçok faktörün bir araya gelmesi gerekmektedir.
1-ZorYaşam Olayları (işsizlik, sevilen birinin kaybı, istismar vb…)
2-Kişisel faktörler (kişilik yapısı, tıbbi hastalık, madde kullanımı vb…)
3-Beyindeki ve bedendeki değişiklikler (hormanal dengesizlik -tiroid bezi hastalığı- iltihaplı hastalıklar, Parkinson vb…)

Depresyon Geçirenlerin Dikkat Etmeleri Gereken Hususlar

  1. Bir ruh sağlığı uzmanından destek alın.
  2. Ruh sağlığı uzmanına giderken yanınızda sizi iyi tanıyan bir yakınızı götürmeniz bilgilendirme için daha sağlıklı olacaktır.
  3. Depresyon tedavisinin ilaçla yürütüldüğü durumlarda, ilaçlarınızı düzenli kullanmalısınız. Farklı rahatsızlıklarınız için kullanmanız gereken ilaçlar olduğunda, bu durumda doktorunuz ile konuşmayı ihmal etmeyin.
  4. Negatif olaylar ve özellikler üzerinde odaklanmak yerine hayattaki olumlu ve güzel şeyleri görmek için çaba harcayınız.
  5. Bir şeylerle meşgul olmaya ve çalışmaya gayret edin. Kendinizi kapatmayın.
  6. Aşırı katı ve zorlayıcı olmayan günlük veya haftalık planlar hazırlayın.
  7. Arkadaşlarınızı arayın, kısa da olsa arkadaşça ve dostça olan destekleyici görüşmeler sizin için çok önemlidir.
  8. Eğer intihar düşünceleriniz varsa, bunları arkadaşlarınız, eşiniz ve terapistiniz ile konuşun. Bu konudaki görüşmeler, krizi aşmanıza yardımcı olacak ve sizin daha iyi anlaşılmanızı sağlayacaktır.
  9. İyileşmenin ve depresyondan kurtulmanın yavaş yavaş olacağını, zaman zaman kendinizi tekrar kötü hissedebileceğinizi, aşağı inişler de kısa süreli yaşansa da, genel olarak iyiye doğru gideceğinizi unutmayın.

Kaynak:

1.http://www.bilted.com/kizilay/bilgi/depresyon

2.https://www.netdoktorum.net/haber/118/depresyon-melankoli-nedir-depresyon-cesitleri-ve-sebepleri-nelerdir

3.https://gaiadergi.com/depresyon-dusunme-mekanizmalari/

boşanma çocuklar terapi

Boşanma Çocukları Nasıl Etkiler?

BOŞANMA VE ÇOCUK

Boşanma Çocukları Nasıl Etkiler?

Bir çocuğun yaşamında karşılaşabileceği en zor deneyimlerden biri belki de anne babasının boşanmasıdır. Bu sürecin en az zararla nasıl atlatılacağı ve uyum sürecinin nasıl olacağı konusunda ebeveynlerin psikolojik destek alması gerekmektedir.

Boşanma süreci tüm aile üyelerini olumsuz etkilemekte olup çocuk açısından boşanma, anne babanın kaybedilmesi olarak algılandığından anne ve babasının ayrılmasını her zaman sağlıklı olarak anlamlandıramamaktadır.

Boşanma kararı alındıktan sonra ebeveynler bu kararı çocuğa söyleyip söylememek konusunda kararsız kalabilmektedirler.  Kimi ebeveynler yaşadıkları sıkıntıları çocuğundan saklama eğilimi göstermektedirler. Ancak bu durum çocuğu bir ikilem içinde bırakmaktadır. Çocuğu bu ikilemden kurtarmanın yolu;

  • Ona gerçekleri anlatmak: Çocuğa gerçeği anlatmak yerine” Annen/baban bir yolculuğa çıktı” denildiğinde çocuk daha fazla yara alır.
  • Sorularına doğru yanıtları vermek
  • Aklındaki şüpheleri gidermektir: Belirsizlik karşısında çocuk, yanlış kurgular içerisinde, anne ve babasının ayrılığının sebebi olarak kendini görebilir, artık onu eskisi kadar sevmediklerini ve terk etmek istediklerini düşünebilir. Özellikle okul öncesi dönemde çocukların benmerkezci özellikleri de göz önüne alınmalı ve onun bu “sürece sebep olmak” gibi bir rolü olmadığı vurgulanmalı, evlilik ve boşanma kavramları çocuğun da anlayabileceği şekilde somutlaştırılarak açıklanmalıdır. Anne ve babanın onu çok sevdiği anlatılmalı, kendini değerli hissedeceği ifadeler kullanılmalıdır. Çocuğun hangi ebeveynin yanında yaşamaya devam edeceği anne babasının onu terk etmeyeceği konusunda da netlik kazandırılmalıdır.

Boşanma kararı sonrası ebeveynler, çocuğa karı koca olarak yaşadıkları sorunların, anne ve baba olarak ona olan görevlerinin devam etmesine engel olmayacağının garantisini vermelidir.  Ayrılsalar da çocuklarına anne baba olmaya ve onu seveceklerine devam edeceklerini açıklamalıdır.

Sonuç olarak boşanma bir süreç olup ailenin bir parçası olan çocuk da bu süreçte yer almaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli şey, gerçekleri saklamak veya saptırmak yerine, ona saygı duyarak gerekli adımları planlamaktır.

Kaynak: Klinik Psikolojide Bebek, Çocuk ve Ergen Vakalarda İlk Görüşmeler; Füsun Aygölü, Melis Seray Özden; Nobel Akademik Yayıncılık

narsistik kişilik bozukluğu

Narsistik Kişilik Bozukluğu

Narsistik Kişilik

Narsisistik Kişilik, Narsistik Kişilik Bozukluğu

Narsist kişilikler, kendilerini olağanüstü ve sıradışı oldukları duygusunu taşırlar. Her şeyi herkesten çok hak etmektedirler. Aşk ve meslek yaşamında elde edilecek büyük başarıların tutkularıyla doludurlar. Fiziksel görünümlerine ve giysilerine çok düşkündürler.

Narsist kişilik bozukluğu olan bireyler, ilgi ve ayrıcalık beklerler ancak karşılık vermek istemezler. Bekledikleri ayrıcalık ve özen kendilerine gösterilmezse kızar ve öfkelenirler. Amaçlarına ulaşmak için başkalarını kullanır ve sömürürler. Empati duyguları gelişmemiştir ve başkalarının duygularından etkilenmez.

Herkesin dışında olma duyguları onları sürekli olarak ayrıcalıklı , itibarlı kişilerle görüşmeye iter. Herkes gibi olmak oldukça rahatsız edicidir.  Temel inançları : “ Ben olağanüstü bir varlığım, diğerlerinden daha çok şeye layığım; herkes bana saygı duymalı” dır.

Narsist kişilerle iletişimde nelere dikkat edilebilir?

Samimi olduğu durumlarda onu takdir edin.

Ona diğerlerinin tepkilerini açıklamaya çalışın.  Diğer kişinin bakış açısını anlayabildiğiniz kadarıyla açıklayarak ona yardım edin.

Görgü ve nezaket kurallarına uymaya dikkat edin.

Sadece zorunlu eleştirileri yapın ve çok açık olun.  Yapılan eleştirilerin amacının onun dünya ve kendine yönelik düşüncelerini değiştirmek olmadığını ama yalnızca bazı davranışlarını değiştirmeye zorlamak, bir farkındalık yaratmak olduğunu unutmayın.

Sistematik olarak ve sürekli ona karşı çıkmayın.

Kullanılma girişimlerine karşı dikkatli olun. Sürekli almadan veren olmayın.

Narsistik kişilerin genel düşünceleri şu şekildedir :

Kazandığım her şeyi yeteneklerime borçluyum, bana iltifat edilmesinden hoşlanırım , başkalarının başarılarını ve ayrıcalıklarını çok kıskanırım, hiç zorlanmadan aldatırım, bekletilmeye dayanamam, meslek hayatımda çok yükseklere erişmeyi hak ediyorum, bana yeterli ilgi gösterilmezse sinirlenirim, ayrıcalıklardan yararlanmaya ve özel ilgiye bayılırım, herkes için yapılmış kurallara uymaktan rahatsız olurum.

Narsisizm kişiyi yoran ve hayattan keyif almasını engelleyen bir durumdur. İnsan ilişkilerinde yıkıcı bir etki yaratır. Eğer siz de bunlara benzer düşünce kalıplarına sahipseniz bir uzmandan destek alabilirsiniz.

Narkissos ile Ekho Efsanesi

Narsisizm terimi, Yunan mitolojisindeki Narcissus isminden gelmektedir. Freud, Narkissos isimli mitolojik kahramandan etkilenerek narsisizm terimini ilk kez kullanan kişidir. Bu kahramanın hikayesinden kısaca şöyledir :  Kendine aşık olanları umursamayıp, onların sevgilerine değer vermeyen Ekho isimli güzel peri kızı, bir gün Narkissos’u avlanırken görür. Peri kızı gördüğü bu çok yakışıklı avcı gence ilk görüşte aşık olur. Ancak Narkissos Ekho’nun aşkına karşılık vermez ve kara sevdaya tutulmuş genç kızı acısıyla tek başına bırakır. Ekho, o günden sonra yavaş yavaş erimeye başlar ve sonunda üzüntüsünden ölür. Bu duruma çok kızan Olimpos tanrıları Narkissos’u cezalandırmak ister. Yakışıklı gencin cezası kendisini taparcasına sevmesi olacaktır. Bir gün su içmek için nehir kenarına eğilen Narkissos, sudaki yansımasını görür ve öylece kalakalır. O zamana kadar farkına varamadığı güzellik, Narkissos’u adeta büyülemiştir. Yemeden içmeden kesilen ve o nehrin kenarından başka bir yere gidemeyen Narkissos da tıpkı Ekho gibi günden güne eriyerek ölür ve bedeni nergis çiçeklerine dönüşür.

Çocuk ve Ergenlerde EMDR

EMDR

EMDR

(GÖZ HAREKETLERİYLE DUYARSIZLAŞTIRMA VE YENİDEN İŞLEME)

Hepimizin geçmişinde acı veren anılar vardır. Anlayamadığımız şey ise geçmişteki acıları günümüzde de hala hissediyor oluşumuzdur. Bunun nedeni aslında beynimizde oluşan bağlantıların, zihnimizi etkilemesidir. Öğrendiğimiz her şey “nöron” adını verdiğimiz beyin hücrelerinin oluşturduğu ağ içinde fiziksel olarak depolanır. Bu ağda depolanan bilgi ile yaşadıklarımızı yorumlar ve hissederiz. Örneğin kişi 6 yaşında anne babasının ayrılığından sonra, babasının kendisini fazla arayıp sormaması sonrasında yirmili yaşlarında ne zaman bir erkek arkadaşı ile kavga etse “terk edilme” korkusu yaşayıp “ben istenmeyen biriyim” inancı tetiklenecek ve acı yaşamaya devam edecektir.

Bu tür bağlantılar hayatımız boyunca etkisini sürdürmektedir. Bu bellek bağlantılarının saptanması bir olay karşısında nasıl düşündüğümüz, hissettiğimiz ve tepki verdiğimizi anlamak için ilk adım olsa da önemli olan bu konuda ne yapılması gerektiğini bilmektir.

Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) terapisi burada devreye girmektedir. “Beyne açılan bir pencere” sunar bu terapi bize. EMDR Terapisi olumsuz duygu, bedensel duyum ve inanışları içeren, sağlıklı bir şekilde işlenmemiş anıları hedef alır. Beynin “bilgi işleme sisteminin” harekete geçirilmesi ile eski anılar sağlıklı bir şekilde hazmedilir. Dolayısıyla işlevsel olmayan bilgiler işlevsel olanlar ile yer değiştirir ve anı, artık kişiye zarar vermeyecek şekilde depolanır. Anılar sağlıklı bir şekilde depolandıktan sonra sevdiklerimize ve kendimize daha yararlı şekillerde tepki vermeye başlarız.

Şu anı etkileyen geçmiş anılarımız bazen bize önemsizmiş gibi gelebilir ancak olayın yaşandığı zaman o anı, travmatik olarak görülmüş olup beyne sağlıksız bir şekilde hapsolmuştur. Bazen o kadar uzun zaman önce yaşanmıştır ki bu anılar, onları fark edemeyebiliriz. Ancak kronik sorunların sebebi olan olumsuz duygu, bedensel duyum ve inanışlar, genellikle bu anılara dönülerek izlenebilir. Bu şekilde geçmiş hep bugünde yaşanmaya devam eder. EMDR Terapisi şu anki sorunlarınızdan bir anlam çıkartmaya, nedenlerini belirlemenize ve bu acıların etkisinden kurtulmanıza yardımcı olur.

Çalışan Anne-Bebek İlişkisi

Çocuk Anne İlişkisi ve Çocukta Kimlik Oluşumu

Çocuk Anne İlişkisi ve Çocukta Kimlik Oluşumu

Bir çocuk için anneye ulaşılabilirlik çok önemlidir. Günümüzde birçok anne çalışmaktadır ve ulaşılabilirlik miktarında sorunlar ortaya çıkmaktadır. Peki her çalışan annenin çocuğunda psikolojik sorunlar mı olur? Hayır.
Mesele annenin her an ulaşılabilir olması değil, yeteri kadar iyi ulaşılabilir olmasıdır.
Çocuklarının 24 saat yanında olan her an ulaşılabilir olan annelerin de çocuklarında çeşitli sıkıntılar olabilmektedir. Yeteri kadar ulaşılabilir olmak ve çocuğa bakım veren kişinin çocuk için ulaşılabilir olması, bu kişinin doğru davranışlar göstermesi önemlidir. İhtiyacın olduğunda yanında birisi olacak, yalnız değilsin,  seni koşulsuz seviyorum ve kabul ediyorum mesajlarının çocuğa verilmesi önemlidir.

Anne bilinçdışında kendi ihtiyaçlarını, kendi arzularını ve isteklerini gerçekleştiren çocuğu yaratır. Bu düşüncelerini tıpkı bir ayna gibi çocuğuna yansıtır. Bu ayna kaygılı veya düşmanca olursa çocuk güvenilir bir referans çerçevesi yani davranışlarında referans alacağı doğru bir kimse olmadan yaşamak zorunda kalır. Bunun sonucunda da kendilik alanında sorunlar meydana gelir. Özetle, kaygılı ve düşmanca dünyaya bakan bir anne kaygılı ve düşmanca dünyaya bakan, güven duygusundan yoksun çocuklar yetiştirecektir. Benzer şekilde annenin tercih ettiği rahatlama şekilleri de çocuk tarafından kendine has bir şekilde benimsenir. Anne bağırarak, ağlayarak ya da şikayet ederek rahatlıyorsa çocukta da benzer davranış modelleri geliştirebilir.

Anne, çocuğun gelişmekte olan nörolojik yapısının yaşam  deneyimlerine bağlı olarak gerçekleşen olgunlaşma sürecini hızlandıran veya ketleyen birincil çevresel uyarım kaynağıdır. Annenin yapıp ettikleri çocuğun biyokimyasal gelişim sürecini doğrudan etkiler. Beyinde doğru bağlantıların oluşması için çocuğun kendi duygulanımını düzenlemesi gerekmektedir. Buna yardımcı olmak için anne ile çocuk arasındaki etkileşimlerin yerinde ve destekleyici olması önemlidir. Nöral yapıların varoluşu genetiğe bağlıdır ancak çevre ile etkileşim,  kurulacak hücresel bağlantılar için büyük öneme sahiptir.

Annenin erişebilirliğinin, çocuğun yeni yeni oluşan kendiliğinin desteklenmesi ve güvenli bir bağlanmanın,  kendilik duygusu ve kimlik gelişimi için önemini birçok araştırmacı desteklemektedir. Ancak değişim hayat boyu devam eden bir süreçtir, çocukken yaşadığımız her şey bugünkü  yaşamımızı etkileyecektir lakin başımıza gelen her şeyin asıl sorumlusu daima biz yetişkinlerdir.

cinsel terapi seks terapisi

Cinsel Terapi Süreci ve Cinsel Sorunlar

CİNSEL TERAPİ SÜRECİ VE CİNSEL TERAPİNİN YAPILANDIRILMASI

Cinsel terapide kullanılabilecek bilişsel ve davranışçı tekniklerin yanı sıra tedavi planı oluştururken cinsel sorunu hazırlayan, ortaya çıkaran ve sürmesine neden olan faktörlerin de bilinmesi gerekmektedir.

İlk olarak değerlendirme görüşmeleri yapılır.  Sorunun ne olduğu ve terapinin amacını belirlemek, sorunu hazırlayan, ortaya çıkaran ve sürdüren faktörleri anlamak için bilgi toplamak, sorunu formüle ederek uygulanacak tedavi planını oluşturmak, uygulanacak tedavi hakkında hastaya/çifte bilgi vermek ve terapi sürecini başlatmak amaçlanır.

Gerçek bir işlev bozukluğu mu yoksa bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir durum mu olduğunu belirlemek anahtar bir noktadır. Danışanın veya çiftin kültürel, dini ve sosyal faktörlerden nasıl etkilendiği çok önemlidir. Bu sayede beklenti, inanç ve tutumlar belirlenir.

Değerlendirilme sırasında cinsel işlev bozukluğunun derecesi, bu bozukluğun duruma bağlı olarak mı ortaya çıktığı yoksa süreklilik mi gösterdiği incelenir.  Cinsel işlev bozukluğu birincil midir, yoksa bir başka psikiyatrik bozukluk veya evlilik sorunları nedeniyle ikincil olarak mı ortaya çıkmıştır sorusu ele alınır. Sorunun ortaya çıkmasında biyolojik ve psikolojik faktörlerin rolü incelenir.

Sorunun belirlenmesinden sonra danışanların terapiden ne bekledikleri sorgulanmalıdır. Bazı durumda danışanlar terapiden gerçekçi olmayan sonuçlar beklemektedirler.

Sorunu hazırlayan, ortaya çıkaran ve sürdüren faktörleri saptamak amacıyla, danışanların cinsel yaşantı sırasında ortaya çıkan spesifik davranışları, sorunun öncesinde ve sonrasında neler düşündükleri ve hissettikleri, sorun ile ilgili olarak daha önce başvurulan çözüm yolları, sorunun nedenleri ile ilgili yorumları ve tavırları incelenir.

Terapide cinsel gelişim ve yaşantılarla ilgili bilgi toplamak önemlidir. Ergenlik dönemi, adet görme yaşı, ilk cinsel yaşantı, cinsel deneyimler, cinsel sapmalar, cinsel taciz ve tecavüz, mastürbasyon konusundaki bilgiler ve bu konudaki duygu ve düşünceler çok önemlidir.

Geleneksel ve tutucu bir aile ortamı, eksik, yanlış ve yetersiz cinsel bilgiler, evlilik öncesi cinsel deneyimin olmaması,  eşle cinsel iletişim kuramama, eşin ailesi ile birlikte oturma, yorgunluk ve iş stresi , ön sevişmeye kısa zaman ayırma , performans kaygısı ,ilişkiye konsantre olamama , ilişkiden kaçınma , cinsel sorunun eşin ailesi tarafından öğrenilmesi , cinsel ilgi ve istekte azalma , sağlıkla ilgili endişeler cinsel yaşamı etkilemektedir.

Terapi sürecinde, cinsel bilgi eksikliğinin ve yanlış bilgilerin giderilmesi, eşler arasındaki genel ve cinsel iletişimlerin zenginleştirilmesi, çeşitli egzersizler ve ödevler , cinsellikle ilgili bilişler üzerinde çalışılır. Ailenin sosyal yaşamının geliştirilmesi amaçlanır.

Danışana tedavide nasıl bir yol izleneceği konusunda bilgi verilir. Ev ödevlerinin yapılmasının önemi ve tedavinin başarısı açısından iş birliğinin çok gerekli olduğu bilinmelidir.

Cinsel işlev bozuklukları psikolojik nedenlerle ortaya çıktığı zaman sorun  psikoterapi ile çözülür. Bunu da cinsel sorunların tedavisi konusunda özel eğitim almış cinsel terapistler uygularlar. Cinsel terapide başarı yüzdesi oldukça yüksektir. Hayatımızdaki çoğu sorun gibi cinsel sorunlar da çözülebilir olgulardır. Önemli olan nokta ise harekete geçmektir.

Çocuklarda Yas

Çocuklara Ölüm Kavramını Açıklamak ve Çocuklarda Yas

Çocuklara ölüm ve yas kavramlarını açıklamak oldukça zor bir süreçtir. Yetişkinler için bile ölümün ve bir kaybın üstesinden gelmek oldukça zorken bir çocuk için bu süreç daha zor ve karmaşıktır. Özellikle 11-12 yaş öncesi çocuklar soyut kavramları anlamlandıramaz. Birden çok faktörü aynı anda çözümleyemediği için ölümden ve kayıptan kendini sorumlu tutabilir.

Peki çocuğa bakım verenler bu süreci çocuğa nasıl anlatabilir?

Çocuklara, duygularını ifade etme fırsatı sunu ve bu konuda onları destekleyin. Çocuklar bakım verenin, tepkilerinden korkarlarsa, duygularını gizleyebilirler. Çocuklara kötü bir şey olduğunda, insanların üzülebileceklerini, öfkelenebileceklerini, hissettiklerini başkaları alay eder ya da üzülür diye göstermekten kaçınmamaları gerektiğini ifade etmek gerekir. Çocukların duygularını fark etmelerine ve ayırt etmelerine yardımcı olun. “Şu anda üzgünsün, bu olanlar seni üzmüş, mutsuz hissediyorsun, korkmuş gibisin…vb.” Kayıp ve özlem, çocukların normal tepkileridir. Çocuğa bunları gösterebileceğini hissettirin. Çocuğun yakınlık ve güven ihtiyacı artmış olacaktır bu konuda özen göstermek gerekir.

Çocuğa gelecekte de onun yanında olacağınızı hissettirin çünkü çocuk ona bakan kişinin de onu terk edeceğinden korkuyor olabilir.  Çocuklar, olanları anlayabilmek için, kendilerine bir anlam çerçevesi çizmeye çalışırlar dünyayı zihinlerinden yeniden yapılandırırlar.

Çocuğa kaybı haber vermeyi geciktirmeyin. Çocuğa doğru bilgiler verin, ölen kişinin bir daha geri gelmeyeceğini belirtin, cenaze töreninde olacaklardan mutlaka bahsedin. Çocukla konuşmak için zaman ayırın, sorduğu sorulara daha önce sorulmuş olsa bile cevap verin. Çocuğun olanlarla ilgili resimler yapmasına ve oyunlar oynamasına izin verin ki, duygularını kendi “dilinde” ifade edip, olayları tekrar yapılandırabilsin ve zihninde çözebilsin.

Çocuğun cenaze törenine katılmasına izin verin. Kendi duygu ve düşüncelerinizi saklamayın, ölen kişiyi hatırlatacak şeyleri saklamayın. Çocukların, başka bir evde veya yakın akrabalarda kalarak evden uzaklaştırılmalarından kaçının.  Evde normal düzeni sürdürmeye çalışın. Çocuğun en kısa zamanda okula gitmesine ve günlük rutinlerini gerçekleştirmesine izin verin.

Eğer travma belirtileri çok ciddi ise ve çocuk günlük etkinliklerini sürdüremiyorsa, bir uzmandan yardım alması için ona yardımcı olun. Eğer çocuk ölüme tanık olmuşsa ya da tehlikeli bir duruma maruz kalmışsa, olaydan 5-6 hafta sonrasında bile kabus görme, uyku bozuklukları, huzursuzluk, fazla hareketlilik gibi davranışlar veya tuvalet eğitimi alalı uzun zaman geçmiş olmasına rağmen alt ıslatma davranışları gözleniyorsa, parmak emme gibi bebeklik dönemindeki ritüellere dönüş yaşandıysa, çocuk içine kapandıysa, olanları hatırlatabilecek şeylerden kaçınıyorsa, bir uzmandan yardım almanız tavsiye edilir.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Tanı ve Tedavisi

Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği

Yetişkin Dikkat Eksikliği

Dikkat eksikliğinin yalnızca çocuklarda görüleceğine yönelik bir kanı olmasına rağmen yetişkinlerde de dikkat eksikliği gözlenebilmektedir. Bu durum dikkati bir işte odaklayamama veya bir işte başlangıçtaki dikkati sürdürememe şeklinde kişileri etkilemektedir.

Dikkat Eksikliğim Olduğunu Nasıl Anlarım?

*Yetişkin dikkat eksikliği olan bireylerde bir işe başlayamama, iş yaşamında verimsizlik, zamanı iyi kullanamama, çok sayıda işe başlayıp birçoğunu tamamlayamama, toplantı veya konferans gibi bir etkinlikte uzun bir süre boyunca oturamama, araba kullanmada problem yaşama, evlilik ve evle ilgili sorumlulukların yerine getirilememesi şeklinde günlük hayatı etkileyen sorunlar görülmektedir.

* İşe geç kalmak, işleri bir sıraya koyamamak veya işlerin bir türlü bitirilememesi, unutkanlık çok sık görülür.

*  Bir işte odaklanmak için tüm enerjiyi harcamak ve bu sebeple başka bir işle ilgilenememe mevcuttur. Yaptıkları işi doğru şekilde yapamayacaklarını hissederler ve sürekli işleri ertelerler. Bu durum da görevle ilgili kaygıyı arttırır ve kişi çoğu zaman kendini gergin ve kaygılı hisseder.

*Anlık öfkelenmeler yaşarlar ve bu öfkeyi kontrol etmekte zorlanılır. Üzüntüye yatkınlardır, üzüntü, odaklanacak bir görev bulunmadığı zaman dikkatin odaklandığı şeydir.

* Bu durum yetişkinlerde farklı ele alınmayı gerektirir çünkü erişkin yaşamı bir çocuğun yaşamından daha karmaşıktır ve birçok unsur içerir.

Tedavi

Yetişkin dikkat eksikliği genellikle çocuklukta başlamış olan ve günlük yaşamın işlevselliğini önemli ölçüde bozan bir durumdur. Bu durumla etkili bir başa çıkma becerileri bulunmadığı için bu kişiler yaşamları süresince tekrarlayan başarısızlık deneyimleri yaşamışlardır. Bu başarısızlık deneyimleri ve duyguları kişinin kendisi hakkında olumsuz düşünceler ve işlevsel olmayan düşünce ve inançlar geliştirmesine yol açar. Bu düşünce ve inançlar kaçınma davranışları ve yönlendirilebilirliğe açık olmayı arttırabilir.  Kişi sorumluluk gerektiren bir görev yahut problemle karşılaştığında dikkati daha da kolay dağılır ve odaklanmakta güçlük çekebilir.

Tedavi için bu kişilerle dikkat dağınıklığı, organizasyon ve planlama, kaytarma ve kaçınma davranışları , anksiyete , depresyon ,öfke belirtilerine odaklanarak  yapılandırılmış bir bilişsel davranışçı psikoterapi yarar sağlayabilir. Psikoterapiyle birlikte uygulanan ilaç tedavisi kişilerin diğer insanlarla olan ilişkilerini, iş ve okul başarılarını olumlu etkilemektedir. Kişilerin özgüvenleri ve kendilerine olan saygıları da artmaktadır.

depresyon

Depresyon Tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi

Depresyon dünyada ve ülkemizde sıklıkla görülen bir sağlık problemidir. Depresyon, yoğun utanç, değersizlik, moralsizlik ve ümitsizlik hislerinden ötürü kişinin yoğun bir şekilde acı hissetmesine neden olur. Ancak depresyon size kendinizi ne kadar kötü hissettirirse hissettirsin, iyileşme süreci oldukça başarılıdır. Özellikle bilişsel davranışçı yaklaşımla uygulanan tedavilerde, duygudurumunuzu iyileştirmek için bazı yöntemleri kullanarak depresyonun üstesinden gelmek, dahası tekrarlamasını önlemek mümkündür.

Depresif hissediyorsanız bunun nedeninin başınıza gelen olaylar olduğunu veya mutsuzluğa mahkum olduğunuzu düşünebilirsiniz. Kendinizi kusurlu ve yetersiz hissedebilir, mutlu olacak kadar zeki veya yetenekli olmadığınıza inanmış olabilirsiniz. Hayatımızda kötü şeyler olabilir ve olacaktır da ve bazen hayat birçok kez bize darbe vurabilir.  Kötü hissetmemizin altında genlerimiz, hormonlarımız, travmalarımız ve kötü anılarımız olduğunu düşünebiliriz. Ama tüm bu düşünceler bizi kurban yapma eğilimi taşırlar. Olaylar hakkındaki düşüncelerimizi ,  temel  değer ve inançlarımızı değiştirip bu kurban rolünden sıyrılmak gereklidir. İşte bilişsel davranışçı yaklaşımın temel hedefi budur. Uygulanan tekniklerle kişi yaşadığı depresif duygularla baş etmeyi, ilerleyen süreçte kendi kendine yardım edebilmeyi, duygularını kontrol etmeyi öğrenir.

Depresyonda olduğumu nasıl anlarım?  Depresyonun temel özelliği ilgi ve zevk azlığı, umutsuzluk ve karamsarlıktır. Kişide depresif duygudurum ile birlikte etkinlik ve sorumluluklara karşı ilgi kaybı gözlenir. Kişiler olağan etkinliklerden zevk alamaz, bireysel ilişkiler, cinsel aktivite de dahil olmak üzere hiçbir etkinlikten keyif alamazlar. Kaygı düzeyi çok artabilir, umutsuzluk ve çaresizlik duyguları çok yoğundur ve  bu durumdan hiçbir şekilde kurtulamayacaklarını düşünürler. Depresif hastalar basit günlük aktiviteleri bile yapmakta güçlük çekerler. Umutsuzluk, kötümserlik, benlik saygısında azalma ve suçluluk duyguları, intihar düşünce ve eylemlerine yönelmeyi arttırır. Düşüncelerde geçmiş olaylar önemli yer tutar. İntihar düşünceleri ve girişimleri depresyonun önemli belirtilerindendir. Bazı durumlarda iştah ve kilo kaybı gözükür. Uyku bozukluğu depresyonun çok sık karşılaşılan bir belirtisidir. Dalgınlık, unutkanlık olabilir.

Bu belirtiler sizde de görülüyorsa bir uzmandan yardım almanız yaşam kalitenizi yükseltecektir. Bilişsel terapi depresyon tedavisinde denenmiş ve kabul görmüş bir yöntemdir. Duygularınızı kontrol ederek ilerleyen süreçte daha iyi hissetmeye başlayabilirsiniz.

Bağımlı Kişilik Bozukluğu

Bağımlı Kişilik Bozukluğu

Bağımlı kişilik bozukluğu toplumun  yüzde 2.5′ ini etkileyen bir kişilik bozukluğudur. Bu bozukluğa sahip  kişilerin kendi gereksinimleri ve sorumlulukları başkalarınınkinden sonra gelir. Kendileriyle ilgili kararları başkalarının almasını isterler .Bu kişilerin kendilerine güvenleri yoktur, başkalarının öğüt ve desteğine gereksinim duyarlar.

Bu bozukluğa sahip kişiler kendi başlarına bir iş yürütmekte zorluk yaşarlar. Tek başlarına kaldıklarında kendilerini rahatsız ve çaresiz hissederler. Yakın bir ilişkileri sonlandığında bir bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka bir ilişki arayışı içine girerler.

Etraflarındaki kişiler tarafından fazlasıyla düşünceli, eli açık olarak nitelendirilirler. Olağandışı özverilerde bulunurlar. Ekonomik, sözel veya cinsel istismara katlanabilirler. Kendilerini olduklarından daha aşağıda görme eğilimindedirler. Başarısızlıklarının ve hatalarını büyütürler. Kendilerini başkaları ile kıyasladıklarında daha aşağıda görürler ve başkalarının başına açtıkları sorunlar için kendilerini suçlarlar. Yetersiz olduklarını öne sürerek sorumluluklarından kaçarlar.

Bağımlı kişiler için terk edilme ve ayrılma korkusu ön plandadır. Hiçbir şeyi eleştirmeyen ve her şeyi olduğu gibi kabul eden kişilerdir. Fikirlerini ifade ederlerse sevgi ve ilgiyi kaybetmekten korkarlar. Çevresinin desteğini ve yardımını yitirmekten korkması sebebiyle yanlış olduğunu bildiği şeylere katlanmaya devam ederler. “Başkası benim için gerekli olanı yapmalıdır. “ düşüncesini benimserler.

Bu kişiler ya hep ya hiç bakış açısına sahiptirler. Onlar için ya tam bir başarı ya da tam bir başarısızlık vardır. Karar alırken sorumluluğu başkalarına devretmek için bir başkasının fikrine ihtiyaç duyarlar.

Bağımlı kişilik bozukluğuna sahip kişilerin genel düşünce biçimleri şu şekildedir:

-Ne yapmam gerektiğini söyleyecek ya da kötü bir şey olduğunda bana yardımcı olacak birini hep yanımda isterim.

-Kendi başıma bırakıldığımda kendimi yetersiz veya değersiz hissediyorum.

-Terk edilmekten çok korkuyorum.

-Sevilmezsem mutsuz olurum.

-Ona her zaman ulaşabilmeliyim.

-Kendi başıma karar veremem.

Eğer siz de kendinizde bu tarz düşünce biçimlerinin egemen olduğunu düşünüyorsanız, bir uzmandan yardım alabilirsiniz.