Makaleler

Çözüm odaklı terapi eğitimi

Çözüm Odaklı Terapi

ÇÖZÜM ODAKLI TERAPİ

Çözüm Odaklı Terapi, danışanın sorunlarına odaklanmak yerine, terapi sürecinin sonunda elde etmek ve başarmak istedikleri üzerine odaklanan yaklaşık 60 yıllık bir terapi yöntemidir. Çözüm, danışanın kendinden kaynak alır ve bu durum danışanın özgüvenine olumlu bir etki yaratır. Kişinin
şu ana kadar hiç denemediği ve yapamadığı ile değil, geçmişteki başarıları ile ilgilenir. Danışan sorunların daha baş edilebilir olduğu dönemleri hatırlamak konusunda cesaretlendirilir. Çözüm Odaklı Terapi, var olan sorunu ortadan kaldırmayı amaçlamak yerine, olumlu olanları yaratmayı ve
çoğaltmayı hedefler.

Çözüm Odaklı Terapi’nin varsayımları nelerdir?

Çözüm odaklı terapinin temel varsayımları şunlardır:
Danışanların şikayetlerini çözmek için güçlü yanları ve kaynakları vardır. Terapistin görevi, danışanın bu kaynaklara ulaşmasına ve çözüm için kullanmasına yardım etmektir. Değişim sürekli olup, her zaman mümkündür. İzmir psikolog uzmanlarımız çözüm odaklı terapi ile danışanlarımıza profesyonel destek vermektedir.

Çözüm Odaklı Terapinin Diğer Terapi Yöntemlerinden Farkı Nedir?

Çözüm Odaklı Terapi, diğer terapi tekniklerine göre kısa süreli olması ve hızlı sonuç vermesi nedeniyle tercih edilen bir yöntemdir. Özellikle psikodinamik yaklaşımlara göre, çözüm odaklı terapide seans sayılarının daha kısa olduğunu söyleyebiliriz. Buna ek olarak çözüm odaklı terapi;
tanı, teşhis ve bozuklukların ne olduğu ile ilgilenmez. Diğer bir ifadeyle, bireyin tanısı, çözüm odaklı terapide süreci etkilemez. Çözüm odaklı terapide her birey terapiye verdiği yanıtlara göre süreçte ilerler. Bu terapide önemli olan danışanın geçmişi değil, şu andaki durumu ve geleceğidir.

Uzmanlara yönelik verdiğimiz çözüm odaklı terapi eğitimi detayları için bakınız.

Bağımlılık Danışmanlığı Eğitimi

Bağımlılık Danışmanlığı – Bağımlılık Terapisi

Bağımlılık danışmanlığı ve bağımlılık terapisinde temel hedef kişinin bağımlılık yapıcı maddelerden ve davranışlardan kaçınmasını ve bağımlılığından dolayı yaşadığı fiziksel ve sosyal zararlardan kurtulmasını sağlamaktır.

Bağımlılık Nedir?

Bağımlılık, alışkanlık değil; bir şeyin kişiye zarar vermesine rağmen kullanmaya devam etmektir. Bağımlılığın oluşmasında çevresel ve sosyal etmenler rol oynamaktadır.

Bağımlılık kompleks bir yapıdır ve farklı faktörlerin bir araya gelişimiyle oluşur. Bu nedenle bağımlılık terapisi de kişiye özel olarak düzenlenen bir tedavi sürecidir. Ancak Bağımlılık Tedavisi için en sık kullanılan ve en etkili yöntemler ilaç tedavisi ve psikolojik destektir.

Bağımlılık Nasıl Ortaya Çıkar?

Bağımlılığa neden olan faktörler incelendiğinde bağımlılığın nedeni olarak tek bir etkenden söz etmek güçtür. Bağımlılık için birçok etken söz konusu olabilir. Psikolojik ve biyolojik etkenler bağımlılık sürecini etkilemektedir. İçsel sıkıntı, mutsuzluk, huzursuzluk, gerginlik gibi hislerden uzaklaşmak için keyif veren bir maddenin alınımı beyindeki haz alma merkezini harekete geçirir. Kişi aynı haz duygusunu yaşayabilmek için devamlı o keyif verici maddeyi kullanır.Birey bağımlı olma arzusuyla madde kullanmaya başlamaz; ancak maddeyi tekrarlayan biçimde kullandıkça madde kullanımı üzerindeki kontrolünü kaybeder böylece bir bağımlı haline gelmiş olur.

Bağımlılık Türleri Nedir? 

  • Teknoloji Bağımlılığı
  • Alkol Bağımlılığı
  • Kumar Bağımlılığı
  • Kokain Bağımlılığı
  • Tütün Bağımlılığı
  • Sigara Bağımlılığı
  • Taş (Crack) Bağımlılığı
  • Eroin Bağımlılığı
  • Ekstazi Bağımlılığı
  • Uçucu Madde Bağımlılığı
  • Amfetamin Bağımlılığı
  • Metamfetamin Bağımlılığı
  • Eş Bağımlılık
  • Alışveriş Bağımlılığı
  • Çocuk ve Gençlerde Madde Bağımlılığı
  • Cinsel İlişki Bağımlılığı
  • Esrar Bağımlılığı
  • Opiat Bağımlılığı
  • İlişki Bağımlılığı

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre madde bağımlılığı türleri;

  • Opiat Tipi Bağımlılık
  • Alkol, Benzodiazepin Tipi Bağımlılık
  • Esrar Tipi Bağımlılık
  • Kokain Tipi Bağımlılık
  • Uyarıcı Tipi Bağımlılık
  • Hallusinojen Tipi Bağımlılık
  • Solunan Çözücü Tipi Bağımlılık
  • Tütün Tipi Bağımlılık

DSM-5’te 10 ayrı madde kümesi tanımlanmıştır:

  • Alkol
  • Kafein
  • Kenevir (esrar)
  • Halüsinojenler (LSD, meskalin, fensiklidin vb.)
  • Uçucular (tiner, benzin, gazolin, bali vb.)
  • Opiyatlar (morfin, eroin, kodein, metadon vb.)
  • Dinginleştirici, uyutucu ve kaygı gidericiler (diazepam, klorazepat vb.)
  • Uyarıcılar (amfetamin, ekstazi, kokain vb.)
  • Tütün
  • Diğer bilinmeyen maddeler

Davranışsal bağımlılıklar aşağıda sıralanmıştır:

  • İnternet Bağımlılığı
  • Kumar Bağımlılığı
  • Alışveriş Bağımlılığı
  • Cinsel İlişki Bağımlığı
  • İlişki Bağımlılığı
  • Yeme Bağımlılığı

 

İzmir psikolog uzmanlarımız bağımlılık danışmanlığı alanında çok sayıda bireye terapi vermektedir.

 

Fizyolojik ve Psikolojik Bağımlılıklar

Fiziksel Bağımlılık:

Maddenin varlığına karşı duyulan fiziksel bir ihtiyaçtır. Madde vücuda alınmadığı takdirde bulantı, kusma, terleme, titreme ve üşüme gibi olumsuz belirtiler ortaya çıkabilir.

Psikolojik Bağımlılık:

Maddeye alışma, arzu etme, onsuz yapamayacağına inanma halidir. Madde alınmadığı takdirde anksiyete, kaygı, sinirlilik gibi psikolojik belirtiler ortaya çıkabilir.

Fizyolojik (fiziksel) bağımlılık ve psikolojik bağımlılık kişide aynı anda görülebilir ve fizyolojik bağımlılığın tedavisi, psikolojik bağımlılığa oranla daha kolaydır çünkü psikolojik bağımlılıktan kurtulma kişinin isteğine bağlıdır ve uzun terapi süreci gerektirir.

Bağımlılık Tanı Kriterleri

  • İstendiğinden daha büyük ölçüde veya uzun süreli kullanım
  • Maddeyi bırakmak veya kontrol altında tutmak için istek veya sonuç vermeyen çabalar
  • Maddeyi elde etmek, kullanmak veya etkilerinden kurtulmak için gerekli etkinliklere çok zaman ayırma
  • Madde kullanımı için çok büyük bir istek duyma veya kendini zorlanmış hissetme
  • Tekrar eden kullanım sonucu sorumluluklarını yerine getirememe (işte, okulda, evde)
  • Olumsuz etkilerine rağmen kullanıma devam etme (toplumsal ve kişiler arası sorunlar)
  • Kullanımdan dolayı günlük etkinliklerin bırakılması veya azaltılması (iş, eğlence vb.)
  • Tehlikeli olabilecek durumlarda dahi kullanmaya devam etme
  • Olumsuz bedensel veya ruhsal etkilerinin bilinmesine rağmen kullanmayı sürdürme
  • Maddeye tolerans gelişmiş olması
  • İstenen etkinin ortaya çıkması için artan madde gereksinimi
  • Aynı miktarda maddenin sürekli kullanımı sonucu etkisinin azalması durumu
  • Yoksunluk belirtileri (Bulantı, uykusuzluk, kusma, sinirlilik, bunaltı, huzursuzluk, saldırganlık, ishal, terleme, titreme, kas sızıları, ateş vb). Her madde yoksunluk belirtisi göstermez.

Bağımlılık Döngüsü

Bağımlılık bir döngü içerisinde ilerler. Yukarıda açıklanan biyo-psiko-sosyal etmenlerle “bir kereden bir şey olmaz” diye merak edilip ilk kez kullanılan madde, vücuda bir kez girdikten sonra kişiyi “alışma ve bağımlı olmaya” doğru götürür. Bir süre daha kullanan kişi artık “bağımlılık aşamasındadır”. Daha sonra bu durumun kendisine ve çevresine zararını fark edip “tedavi süreci” aşamasına girer, ruh sağlığı uzmanlarının desteğiyle kullanma isteği yatışır. Madde bağımlılığı kontrol edilebilen bir durumdur. Ancak sosyal çevre, yoğun stres, günlük hayatın olumsuzlukları, kişinin ilaç tedavisini kabul etmemesi veya yarıda kesmesi ve kişinin dürtüselliği onu tekrar “artık bıraktım bir kereden bir şey olmaz” diye düşündürterek tekrar kullanmasına yol açar. Böylelikle aynı ya da benzer kötü olayları tekrar yaşamaya başlar.

Bağımlılık Tedavisinde Karşılaşılan Güçlükler

  1. Hasta ile ilişkili olanlar: Madde kullanım bozukluğu olan kişi için ilk sorun kişinin kendi durumunu değerlendirme ve hekime başvurması ile ilişkilidir. Kişi kendisini alkol ya da madde ile ilgili bir sorunu olduğunu düşünmediği sürece tedaviye başvurmayacak ya da tedavide önerilenleri uygulamayacaktır.
  2. Terapist ile ilişkili olanlar: Retrospektif analizler kadar prospektif çalışmalar da terapistin tarzının tedavi sonuçlarına katkısı olduğunu vurgulamaktadır. Bağımlılıktaki görüşme ilkeleri psikiyatrik görüşmenin genel ilkelerinden ayrılamaz. Hasta ile ilk görüşmede terapistin temel sorumluluğu hastanın motivasyonunu yükseltmektir. Terapistin hastaya bakışı ilk olarak motivasyon anlayışı ile başlar.
  3. Tedavi ile ilişkili olanlar: Tedavi için başvuran hastalar üzerinde yapılan çalışmalar göstermiştir ki hastanın koşullarına en uygun olan, hastayı fazla yük altında bırakmayan tedavi programlarının sonuçları daha iyidir. Eğer buna dikkat edilmezse tedavide kalma ve tedaviye yanıt verme oranları düşmektedir.

 

Bağımlılık Danışmanlığı

Bağımlılık danışmanlığı ve bağımlılık terapisinde temel hedef kişinin bağımlılık yapıcı maddelerden ve davranışlardan kaçınmasını ve bağımlılığından dolayı yaşadığı fiziksel ve sosyal zararlardan kurtulmasını sağlamaktır. Her terapide olduğu gibi burada da danışan ile ortak çalışılmalıdır.Terapist Kişinin bağımlılığını tanımasına yardımcı olma, bağımlılıktan kurtulma yöntemlerini öğretme, kişiyi motive ve teşvik etme,kişi madde kullanmayı sürdürüyorsa zarar azaltmayı öğretme, medikal tedavilerini düzenli sürdürmesini sağlamak , aile ile koordine çalışarak sağlıklı destek verilmesini sağlamak , riskli davranışlarını fark etmesini ve önlem almasını sağlama gibi görevleri üstlenir.

Bağımlılık Danışmanlığı Eğitimine Kimler Katılabilir?

Psikoloji, Tıp, PDR, Sosyal Hizmet, Sosyoloji, Çocuk Gelişimi ve Hemşirelik bölümlerinin mezunları ve öğrencileri, eğitim, sağlık alanında çalışan bireyler eğitime katılabilir.

Bağımlılık Danışmanlığı Eğitimi İçeriği

Bağımlılık nedir? Bağımlılık türleri nelerdir?
Madde Bağımlılığı
Davranış Bağımlılıkları
Bağımlılık ile ilgili Problemler
Bağımlılık Tanı ve Tedavileri
Bağımlılık Danışmanlığında İlk Görüşme
Bağımlılık Danışmanlığında Kullanılan Yöntemler
Bağımlılık Danışmanlığında Önemli Noktalar

Diğer psikoloji eğitimleri için bakınız

Bağımlılık danışmanı neler yapar?

  • Bağımlılık danışmanının ilk görevi kendisine başvuran kişinin hastalığını nasıl değerlendirdiğini ve bundan sonraki süreci nasıl yapılandırmak istediğini anlamaktır.
  • Kişinin hedefleri değerlendirilerek kişinin hedeflerine ulaşması için ortak hareket edilir.
  • Danışanın süreç içerisinde yaşayabileceği; (korku, öfke, depresif ruh hali) duygu durumları profesyonel şekilde yönetilmelidir.
  • Değişme durumu ve motivasyonu değerlendirilir, gerekli destek verilir.
  • Bağımlılıkla birlikte gelişen hastalık (depresyon, kaygı bozuklukları vb.) veya durumların (travma, cinsel sorunlar vb.) iyileştirilmesi veya gerekli yönlendirilme yapılması
  • Kişinin bağımlılığını tanımasına yardımcı olma
  • Bağımlılığı ve bağımlılıktan kurtulma yöntemlerini öğretme
  • Kişinin madde kullanımını tahlil yaparak izleme ve nükslerini takip etme
  • Kişi madde kullanmayı sürdürüyorsa zarar azaltmayı öğretme
  • Kendi kendine yardım gruplarına katılmasına teşvik etme
  • Destek ağı kurup kişinin destek almasını sağlamak
Aile Danışmanı İzmir

Aile Danışmanlığı

AİLE DANIŞMANLIĞI NEDİR?

Aile Danışmanlığı Nasıl Uygulanır?

Aile Danışmanlığı almak için başvuran danışanlarımıza aile içi duygusal, sosyal ve psikolojik sorunların ve aile içi iletişim problemlerinin çözümünde profesyonel destek sağlamak amacıyla 2002 yılından bu yana İzmir’de aile danışmanlığı veriyoruz.

Aile danışmanı olarak başarılı sonuçlar alabilmek için uzmanların aile danışmanlığı eğitimi almış olmaları ve aile danışmanlığı sertifikası sahibi olmaları gerekmektedir.

Aile danışmanlığı ve çift terapisi sürecinde öncelikle izlenen yolar ve aşamalar terapiye katılan eşlere detaylı olarak anlatılmaktadır. Eşlerin ve ailelerin hedefleri belirlenmekte, daha sonra sorunlar tanımlanarak netleştirilmekte ve etkin iletişim becerileri aile üyelerine kazandırılmaktadır. Aile danışmanı aile üyelerine sorunları kabullenme ve daha etkin başa çıkabilme becerileri kazandırmaktadır.

Aile Danışmanlığı Hangi Durumlarda Gereklidir?

Aile danışmanlığı verdiğimiz konuların bazıları aşağıdadır:

  • Ailelerde ve yakın ilişkilerde etkin iletişim, duygusal yakınlık, empati
  • Kendini ve eşini tanıma, psikolojik ve sosyal özellikler ve cinsiyet farklılıkları konusunda bilgi sahibi olma
  • Aile içinde benlik açma, duyguları paylaşma, sevgiyi gösterme
  • Dürtü kontrolü, sözel ve fiziksel tepkileri kontrol edebilme
  • Kişilik farklılıkları ile baş edebilme
  • Kişiliklere saygı duyulması
  • Karşı cinsi tanıma, karşı cinsin farklı özelliklerini, beklentilerini, ihtiyaçlarını bilme
  • Aile kurmaya hazırlık dönemi, bekarlık döneminden evliliğe geçiş
  • Ailenin devamı açısından sorumluluk duygusunun önemini kavrama
  • Kendi sorumluluklarını bilme, bu sorumlulukları yerine getirmek için gereken bilgiye sahip olma
  • Gerekli zamanlarda eşin sorumluluklarını paylaşmak için temel bilgiye sahip olma ve gerektiğinde paylaşmaya hazır olma
  • Evlilikte ve ilişkilerde problem çözebilme
  • Beklentilerin açıkça konuşulması
  • İş ve özel yaşamın dengelenmesi
  • Evlilikte sağlıklı cinsel yaşam
  • Evlilikte bütçe düzenlemesi
  • Aile içinde iş bölümü
  • Eşlerin hassasiyet noktalarının taraflarca bilinmesi
  • Eşlerin aileleri ile ilişkiler (kendi ailesi ve de eşin ailesi ile)
  • Aile olma koşulları
  • Anne-babalık; çocuk sahibi olma, çocukların gelişim özellikleri ve çocuk psikolojisi hakkında bilgilere sahip olma
  • Diğer aile, evlilik ve ilişki sorunları

Aile Danışmanı Psikolog Dr. Hatice Topçu Ersoy’dan Öneriler için tıklayın

Aile sorunları, evlilik sorunları ve karşı cins ilişkilerinde çiftler arasında yaşanan sorunlar için profesyonel destek alma eğilimi giderek artmaktadır. Aile içi uyum sorunları ve çiftler arası iletişim problemleri uzman yardımı ile en sağlıklı şeklide çözümlenmektedir.

Aile ve çift danışmanlığı sürecinde öncelikle izlenen yolar ve aşamalar terapiye katılan eşlere detaylı olarak anlatılmaktadır. Eşlerin evlilik hedefleri belirlenmekte, daha sonra sorunlar belirlenmekte ve etkin başa çıkma yöntemleri eşlere kazandırılmaktadır. Aile/evlilik danışmanı eşlere sorunları kabullenme ve daha etkin problem çözme becerileri kazandırmaktadır.

İzmir Alsancak’da bulunan merkezimizde çift terapisi, evlilik terapisi ve aile danışmanlığı uzman psikologlar tarafından uygulanmaktadır. Aile danışmanı İzmir Alsancak’da merkezimizde aile danışmanlığı vermektedir.

Çocuklarda Altını Islatma

Çocuklarda İdrar Kaçırma

Çocukların bir çoğunda sık görülen altını ıslatma sorunu bir çok farklı problemle ilişkili olabilir. En sık görülen biçimi özellikle de geceleri altına kaçırmak olarak bilinir. Çocukluk çağında yoğun olarak karşılaşılan bu durum, üriner sisteme ait olan bir sorundur.

Çocuklar, 2 ve 4 yaş aralığındayken tuvaletlerini tutabilme özelliğine sahiptirler. Bu durum hem mesanelerinin yeterli gelişmesi hem de tuvalet eğitimlerinin alınması ile var olmaktadır. Çocuklarda idrar kaçırma durumu ise genel olarak mesanelerinin yeterli düzeyde gelişememesi ile oraya çıkan bir sorundur. Bu sebeple de herhangi bir yaş durumu gözetilmeksizin çocuklarda görülebilir.

Çocuklarda altını ıslatma ve idrar kaçırma durumları, farklı yaşlara göre oranlanmaktadır. Bunlar 6 yaşında %10, 5 yaşında %20 ve 3 yaşında %40 olarak ayrılır. Bunun yanında, erkek çocuklarda idrar kaçırma durumları, kız çocuklardaki orana göre çok daha yüksektir. Çocuk, 5-6 yaşındayken idrar kaçırıyor ise, aileler kapsamlı bir şekilde bu sorunu çözmek ile uğraşır. Ancak çocuk 7-8 yaşında da bu sorunu devam ettiriyorsa, genel olarak hekime başvurulma yolu izlenir. Türkiye’de idrar kaçırma sorunu, 7-11 yaş aralığındaki erkeklerde %16, kızlarda ise %11 olarak görülmektedir.

Çocuklarda idrar kaçırmaya dair birçok neden bulunur. Bunlar hem duygusal hem de fizyolojik nedenler olabilmektedir. Ebeveynler, bu sorunları çözüme kavuşturmak için alınan sıvı oranını düşürmeyi ve gazlı içecekleri kesmeyi dener. Eğer sonuç alınamaz ise son aşama olarak uzman bir hekim ile görüşmeye başlarlar. Çocuklarda idrar kaçırma durumlarına sebebiyet verecek olan bazı hastalıklar bulunur. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:

  • Gün içerisinde aşırı stresli anlar yaşanması
  • Uyku düzeyinde problemlerin var olması
  • İdrar yolunda bulunan farklı çeşit enfeksiyonlar
  • Kronik olarak var olan kabızlık

Bu durumlara göre bir planlama belirlenir ve uzman pedagoglar ile çözüme kavuşturulmaya çalışılır. İzmir pedagog, yıllardır alanında hizmet veren ve başarılı çalışmalar yürüten bir pedagogdur. Sizler de çocuklarda idrar kaçırma durumu için pedagog İzmir ile görüşebilir ve sağlıklı bir tedavi yolu izleyebilirsiniz.

Çocuklarda İdrar Kaçırma Nedenleri Nelerdir?

Gece saatlerinde altını ıslatan çocuklar, fizyolojik düzeyde altını ıslatan çocukların grubuna girmektedir. Bu durum ile karşılaşan çocuklarda uyku derinliklerinin çok fazla olduğu, mesane doluluğunu fark etmediği ve mesane kapasitesinin olması gerektiğinden daha küçük olduğu görülür. İdrar kaçırma problemi yaşayan çocukların çok küçük bir diliminde ise şeker ya da böbrek hastalıklarının var olduğu görülmektedir. Bu oran %2 ya da %3 olarak bilinir.

Var olan idrar kaçırma durumları, genetik olarak eşdeğer bir durumdur. Eğer ebeveynlerden birisinde altına kaçırma durumu yaşanmış ise, çocukların da yaklaşık yarısında bu durum gözlemlenir. Eğer ebeveynlerin ikisi de bu sorun ile zamanında karşılaşmışsa, çocukların aynı rahatsızlığı geçirme durumu yaklaşık olarak %75 oranındadır.

Aşağıda belirtmiş olduğumuz durumlardan en az birinin dahi var olması, çocuklarda idrar kaçırmanın görülebilmesine neden olmaktadır. Bunlar:

  • Ebeveynlerde de aynı sorunun var olması
  • Mesane kaslarının istenen düzeyde olgunlaşamaması
  • Uykuya dalmadan önce fazla sıvı tüketiliyor olması
  • Böbreklerde ya da idrar yollarında problemlerin var olması
  • Gün içerisinde aşırı stresli olayların yaşanması
  • Duygusal dönemlerden geçilmesi
  • Şeker hastalığının var olması
  • Mesane boyutunun küçük olması
  • İdrar yollarında çeşitli enfeksiyonların var olması
  • Kabızlık durumunun yaşanıyor olması

Bu belirtilerin yanında, yalnızca gündüz görülen idrar kaçırmaların belirtileri de vardır. Bunları da şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Kola ve benzeri içeceklerin yoğun olarak tüketilmesi
  • Tuvalete çok az gidiliyor olunması
  • Sürekli stres altında kalmak ve kaygı bozukluklarının var olması
  • Yaşanan kabızlık ile beraber mesanenin üzerinde fazla baskı kurulması
  • İşerken kişinin tüm idrarı yapmıyor olması
  • Mesane boyutunun küçük olması
  • İdrar yolu üzerinde yer alan problemler ve çeşitli enfeksiyonlar

İzmir çocuk pedagog, bu belirtiler ile yaşanan idrar kaçırmalarında destek sağlayan profesyonel bir pedagogdur. Çocuk pedagog İzmir ile iletişime geçerek sizler de profesyonel düzeyde bir destek alabilirsiniz.

Çocuklarda İdrar Kaçırmaya Yönelik Belirtiler Nelerdir?

İdrar kaçırma durumu, başlı başına bir hastalık olarak kabul edilmeden farklı bir hastalığın var olduğuna dair işaretler verebilmektedir. Bu sebepten dolayı da görülen idrar kaçırma durumları ile beraber kesinlikle bir uzmana başvurmanız gerekir. Aile terapisti İzmir, bu idrar kaçırma durumları ile ilgilenen profesyonel bir terapisttir. İzmir aile terapisti ile görüşmeler gerçekleştirerek sorunun asıl sebebine dair bilgiler alabilirsiniz.

Çocuklarda İdrar Kaçırma Tedavi Yöntemleri

Var olan idrar kaçırmaları düzeltebilmek için ilk olarak günlük alışkanlıkları değiştirmek ve yerine yenilerini almak gerekir. Bunu yaparken kesinlikle çocuğa karşı baskılayıcı bir tavır izlenilmemesi gerekir. Aile bireyleri hassas olmalı ve doğru bir şekilde bu değişimi yapmalıdır. Bunun yanında izlenen birçok tedavi yöntemi bulunur. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Düzenli olarak alınan sıvı miktarının belirli oranlar ile azaltılmaya gidilmesi
  • Kişilerin yatma saatinin yaklaşması ile beraber iki saat öncesinden sıvı alımını durdurması
  • İçeriğinde kafein olan içeceklerin içilmesinin bırakılması
  • Uykuya dalmadan önce tuvaletin yapılması
  • Geceleri idrarın yapılması için çocuğun uyandırılması
  • İki saatte bir defa olmak üzere düzenli olarak idrara çıkmak
  • Okula gitme çağında olan çocukların, teneffüs aralarında düzenli olarak tuvalete gitmesi
  • Büyük abdestin her gün ve düzenli olarak yaptırılması
  • Alafranga tuvalet içerisinde idrarı yapmaya özen gösterilmesi

Bu gibi tedaviler, genel olarak işe yarayan tedaviler olarak bilinir. Ancak bunların işe yaramadığı dönemlerde ilaç tedavileri gibi farklı yöntemler de tercih edilebilir. Bu tedaviler arasında alarm terapisi adı verilen bir tedavi de mevcuttur.

Alarm tedavisi sırasında birtakım cihazlar kullanılır. Bunlar, çocuk idrar kaçırdığı anda öter ve çocuğu uyandırır. Büyük bir iyileşme oranına sahip olan bu tedavi yöntemi, genel olarak 8 yaşını aşan çocuklarda tercih edilir.

Aile terapisi İzmir, bu tedavi yöntemleri konusunda başarılı bir yol izlenmesi için sizlere detaylı bilgiler verecektir. İzmir aile terapisi sayesinde edinecek olduğunuz bilgiler, çocuklarda idrar kaçırma durumlarının büyük bir oranda kesilmesi ile sonuçlanır.

İzmir çocuk psikoloğu, tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken çocuğun durumunu detaylı bir şekilde inceler. Bu sayede uygulanan tedavilerde değişime gidilerek yeni yolların izlenmesi de sağlanır. Çocuk psikoloğu İzmir ile iletişime geçerek sizler de çocuklarda idrar kaçırma sorunlarından kısa sürede kurtulabilirsiniz.

Klostrofobi Nedir? Klostrofobi Nasıl Geçer?

Klostrofobi Nedir? Klostrofobi Nasıl Geçer?

Kaygı bozukluğunun bir çeşidi olan klostrofobi, bir diğer ismi ile kapalı alan korkusu olarak bilinir. Bu soruna sahip olan kişiler penceresi olmayan ya da kilitli halde bulunan odalarda, uçaklarda, trenlerde ya da dar mağaralarda bulunmakta güçlük çekerler.

Klostrofobiye ait olan iki önemli belirti vardır. Bunlar boğulma ya da kısıtlama korkusudur. Tedavi konusunda da özellikle bu iki semptom üzerinde hareket edilmektedir. Bu soruna sahip olan kişiler, dar bir alanın içerisine girdikleri zaman direkt olarak boğulma hissiyatı ile karşı karşıya kalır. Bu alanlar içerisindeki havanın kendisi için yeterli olmadığını düşünen kişiler, kısa süreli panikler yaşayabilmektedir.

Gün içerisinde yaşanan birçok olay, klostrofobinin yaşanmasını etkilemektedir. Bu durumlardan bazılarının yaşanmadan sadece düşünülmesi bile kişiler için büyük bir tetikleyici durum ortaya çıkartabilir. Bireysel terapi izmir, tüm bu sorunların çözümlenmesi konusunda kişilere profesyonel düzeyde bir destek sağlar. Çok daha iyi bir tedavi için bu adres üzerinden iletişim kurabilirsiniz.

Klostrofobi Belirtileri Nelerdir?

Kaygı bozuklu ile benzer niteliklere sahip olan klostrofobi, farklı belirtiler ile kendisini ortaya çıkartır. Yaygın düzeyde görülen belirtiler şunlardır:

  • Titreme krizleri
  • Şiddetli kalp çarpıntısının yaşanması
  • Nefes alma konusunda sorunlar yaşanması ile görülen fizyolojik sorunlar

Klostrofobi sahibi olan kişilerde panik ataklar görülmesi, sık sık rastlanılan durumlar arasındadır. Panik atak sahibi olan kişiler, genel olarak şu belirtileri gösterir:

  • Titreme krizleri
  • Bir anda sıcak basma hissiyatı
  • Nefes alırken büyük bir zorluk hissetme
  • Terlemelerin meydana gelmesi
  • Göğüs bölgesinde hissedilen ağrılar
  • Bir anda gelen boğulma hissi
  • Midede hissedilen bulantılar
  • Göğüs üzerindeki sıkışma hissiyatı
  • Ağzın kuruması

Bu gibi belirtiler sonucunda ise ölüm ile sonuçlanma korkusu, kişilerin kontrolünü kaybetmesi ve bayılma durumları da yoğun olarak görülür.

Klostrofobi Neden Olmaktadır?

Klostrofobiler, neden olduğu kesin olmayan durumlardır ve kişiler arasında farklı sebepler ile meydana gelirler. Bu durumların görülmesinde ise genel olarak genetik faktörler ya da çocukluk döneminde meydana gelen faktörlerin etkili olduğu düşünülür.

  • Genetik Faktörler:

Klostrofobinin görülmesinde yoğun bir etkiye sahip olan genetik faktörler, 2013 yılında yapılan bir araştırma ile kanıtlanmıştır.

  • Çocukluk Döneminde Meydana Gelen Travmalar:

Çocukluk dönemleri içerisinde farklı sebepler sonucunda çocuğun bir kapalı alanda kilitli kalması ya da buna benzer olaylar, ilerleyen dönemler içerisinde klostrofobinin görülmesine sebep olmaktadır.

Bu gibi durumların arasında daha birçok sebep eklenebilir. Çocukluk döneminde meydana gelen boğulma durumları, şaka amaçlı su atılması ile yaşanan panik ataklar, dar bir alanda sıkışma hissiyatının yaşanması ya da asansörde mahsur kalmak, yine bu sebepler arasında örnek olarak verilebilir. Neden var olduğunun anlaşılabilmesi ve tedavinin gerçekleştirilebilmesi için uzman bir hekime başvurulması gerekir. Bireysel terapi İzmir, bu alan üzerinde çalışan üst düzey bir terapi merkezidir. Güvenilir bir tedavi için bu merkeze başvurabilirsiniz.

Hangi Durumlar Sonrasında Doktora Başvurmalıyız?

İnsanların birçoğu klostrofobi durumu ile karşılaşmakta ve ne zaman doktora başvurması gerektiğini bilmemektedir. Bu aşama sonrasında ise hayatında kötü bir dönemin başlaması görülür. Doğru zamanda doktora başvurulması ile beraber ise çok daha kontrollü ve sağlıklı bir hayata sahip olunması sağlanır.

Gün içerisinde kötü bir yaşam standartına sahip olunması ya da kişilerin hareketlerinde sınırlanmaların görülmesi ile kesinlikle bir uzman doktora başvurulması gerekir. Bunun yanında, yaşanan kaygı bozukluklarında da uzmana başvurulması, yine klostrofobinin başlamamasını sağlayacak olan önemli bir faktördür.

Klostrofobinin var olması ile beraber görülen panik ataklar ve sosyal düzeyde fobiler, kişilerin artık doktora başvurması gerektiğini işaret eder. Bunun sonrasında ise detaylı bir inceleme gerçekleştirilecek ve doğru değerlendirmeler ile beraber tedavi aşamasına geçilecektir. Uzman psikoterapistler, tüm süreci kişiye özel olarak planlar. Bu tedavi sürecinde kişilerinde istekli olması ve söylenenleri uygulaması gerekir. Aksi takdirde istenen o olumlu sonuçlar elde edilemez.

Klostrofobi Nasıl Tedavi Edilir ve Nasıl Geçer?

Klostrofobiler, yapılan detaylı araştırmalar ve uygulamalar ile başarıyla atlatılan bir hastalık haline gelmiştir. Geçmişte bu duruma maruz kalanlar ne yazık ki tedavi olamıyor ve tüm hayatları kötü bir standart halinde ilerliyordu. Ancak günümüzde klostrofobinin tedavisi bulunmuş haldedir.

Klostrofobiyi tedavi edebilen yöntemler, farklı çeşit yöntemler olarak ayrılabilir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Çeşitli ilaçların kullanılması
  • Maruz kalma adı verilen terapinin uygulanması
  • Psikoterapinin uygulanması
  • Günümüz teknolojisi ile elde edilen sanal gerçeklik terapileri ve bunun yanında yer alan alternatif terapiler

Klostrofobi rahatsızlığı, var olan korkuların tekrardan üzerine gidilerek çözümlenebileceği bir rahatsızlık değildir. Bu gibi çözümlerin bulunması sonucunda bireyin kapalı bir alanda tutulması, rahatsızlığın çok daha kötü durumlara erişmesi ile sonuçlanabilir. Bu sebepten dolayı da kesinlikle denenmemeli ve bir uzmana danışılmalıdır.

Klostrofobi ile Nasıl Başa Çıkılır? Hangi Yöntemler İşe Yarar?

Birçok birey, yaşadıkları sorunlar ile kendileri başa çıkmayı dener. Bunun için de alternatif olarak birçok yöntem belirlemektir. Bunlar kendilerini telkin etmek, boş bir alana çıkmak ya da daha fazla temiz hava almak gibi çözümlerdir. Bunun yanında, uzmanlar tarafından belirlenen bazı çözümlerde bulunur. Uzmanların belirlediği çözümleri ve yöntemleri şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Düzenli olarak nefes egzersizlerinin yapılması
  • Sayı sayma etkinlikleri (genel olarak yukarı ve aşağı yönlü olmak üzere 7 den geriye doğru sayılır)
  • Kişileri gördüğü, duyduğu, kokladığı, dokunduğu ve tattığı şeyleri düşünmesi ve belirli bir alana not etmesidir. Eğer not edilecek bir alan yok ise, bunları tekrar etmek ve düşünmekte yine bir tedavi yöntemidir.

Profesyonel bir şekilde çalışan uzmanların, bu tedavi yöntemlerinin nasıl yapılacağına dair çok daha iyi bir bilgilendirme yapacaktır. Kişilerin bunları doğru anlaması ve gerekli anlarda uygulaması gerekir. Bir zaman sonra kapalı alanda kalma korkularını hatırlamayacak ve bu sayede de kendilerini çok daha özgüvenli hissedeceklerdir.

Doğru bir tedavi yönetimi için İzmir bireysel terapi ile iletişime geçebilirsiniz. Terapilerin başarısı, birçok kişi üzerinde kanıtlanmıştır. Bu sayede güvenilir bir şekilde sizler de tedavi olabilirsiniz.

Boşanma Sonrası Çocuğa Yaklaşım Nasıl Olmalıdır?

Boşanma Sonrası Çocuğa Yaklaşım Nasıl Olmalıdır?

Günümüzde yaşanan boşanma davaları ve ayrılıklar, hem çocuklar hem de bireyler için büyük bir sorun teşkil etmektedir. Bu sorunlar ise kişilerin hayatlarında meydana gelen değişikliklerden var olur. Boşanmaların yaşanması ile beraber anne ve babaların arasında geçecek olan diyaloglar, çocukların yaşantısına da direkt olarak etkide bulunur. Eğer var olan diyaloglar olumlu bir seviyede ilerliyor ise çocuk üzerinde de bu süreç olumlu ilerler. Fakat kişiler arasında bu ilişki şiddetli kavgalar ile geçiyor ve olumsuz bir düzeyde seyrediyorsa, ne yazık ki çocuklar üzerinde bırakacağı etkiler de bu yönde olup olumsuz bir şekilde var olur. Çocukların hem annesi hem de babası ile yaşayacak olduğu güzel ilişki, o çocuğun çok daha sağlıklı bir psikolojik düzeye sahip olmasını sağlar. İzmir pedagog, tüm bu süreçler içerisinde profesyonel destek sağlayan bir pedagogdur. İhtiyaçlarınız için pedagog İzmir ile iletişime geçebilir ve çok daha sağlıklı bir sürece sahip olabilirsiniz.

Boşanmaların Çocuk Üzerinde Görülen Etkileri

Anne ve baba arasında yaşanan boşanma davaları, her yaştan çocuk için aynı etkiyi hissettirmez. Bunun sebebi ise, farklı yaş diliminde yer alan çocukların boşanma davalarını çok daha farklı anlamlar ile düşünmeleridir.

Buna bir örnek vermek gerekirse eğer; henüz okula gitmeyen bir çocuk, boşanmanın ne olduğunu bilmediği için herhangi bir anlam yüklemeyecektir. Boşanma sonrasında olumsuz durumlar görüleceği gibi kaygı içerisinde bulunan ebeveynler görülmektedir. Eğer boşanma sonrasında doğru bir yaklaşım izlenirse, bu olumsuz durumlar da görülmeyecektir.

Boşanma davasının gerçekleşmesi ile beraber, ebeveynlerin çocuklarını ihmal etmemesi gerekir. Bu durum, koruyucu nitelik olarak çocuk üzerinde büyük bir etkiye sahiptir ve çocuğun ihtiyacı olan tüm duygu aktarımına sahip olmasını sağlar. Bunun yanında, yine farklı önlemler alınarak çocuğun olumlu durumu korunabilir. Bu önlemleri şu şekilde belirtebiliriz:

  • Ebeveynlerin arasındaki kavgaların minimum düzeyde yer alması ya da çocuğa hissettirilmemesi
  • Çocuğun sosyal düzeyde bir desteğe sahip olması
  • Boşanmalar yaşanmadan önce çocuğun bu boşanmaya psikolojik olarak hazırlıklı hale getirilmesi

Bu gibi faktörler dahilinde çocuklar, çok daha iyi bir boşanma sonrası psikolojik etki deneyimi yaşayacaktır. Tüm zorlukların üstesinden rahatça gelen çocuk, boşanma sonrasındaki yaşamı ile de uyumlu bir hal alır. İzmir çocuk pedagog, çocukların bu durumlar sırasında nasıl yönlendirilmesi gerektiği konusunda yardımcı olan bir pedagogdur. Profesyonel düzeyde bir psikolojik destekte bulunan çocuk pedagog İzmir, tüm süreç dahilinde yanınızda bulunacak ve sürecin en iyi şekilde tamamlanmasını sağlayacaktır.

Boşanma Sonrası Koruyucu ve Risk Faktörleri

Boşanmalar sonrasında görülen birkaç risk faktörü vardır. Bu risk faktörlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Boşanan anne ve babanın arasında yaşanan şiddetli çatışmalar
  • Boşanma sonrasında görülen ekonomik zorluklar
  • Çocuğun velayetini alan kişinin yeni yaşamında uyumsuzluk yaşaması ve zorluklar ile karşılaşması

Tüm bu faktörler, boşanma sonrasında görülebilecek olan risk faktörleridir. Kişilerin bu aşamada yapması gereken ise tüm risk faktörlerini minimum düzeye indirmesi ve koruyucu niteliğe sahip olan faktörleri artırmasıdır. Bunların yanında, boşanma sonrasında var olan durumları çocuğa doğru bir şekilde aktarmak da yine bu risk ve koruyucu faktörleri belirlemektedir.

Çocuklar, boşanma durumları var olmadan önce anne ve babasını her zaman beraber görmüştür. Boşanmanın gerçekleşmesi sonrasında da çocuğun ebeveynlerini beraber görmeyi istemesi, sürecin en normal isteklerindendir. Bu süreç, saygı ile bakılması gereken bir süreçtir. Koruyucu faktörler dahilinde sürecin içerisine dahil olmak ve tüm boşanma durumlarını alıştırarak anlatmak gerekir. Bu durum, çocuğun zarar almaması için önemlidir.

Aile terapisti İzmir, tüm süreç içerisinde yanınızda olan ve size akıl danışmanlığı yapan bir kliniktir. İzmir aile terapisti sayesinde çok daha akıllı bir sürece sahip olabilirsiniz.

Boşanma ile Beraber Çocuğa Yaklaşım Nasıl Olmalıdır?

Boşanmaların gerçekleşmesi ile beraber, ebeveynler çocuklarına karşı yine olumlu bir yaklaşım izlemelidir. Bu yaklaşımların nasıl olduğu, çocuğun güvensizlik ve kaygı gibi durumları yaşayıp yaşamayacağının da belirleyicisidir. Eğer iyi bir yaklaşım ile hareket edilirse, çocuğun hayatında bu gibi olumsuz durumların görülmesi riski de minimuma indirilir. Ebeveynler, çocukların kafasındaki düşünceleri önemsemeli ve onları rahat hissettirerek tüm duygu ve düşüncelerini dile getirmesini sağlamalıdır.

Meydana gelen boşanmalar ile beraber, çocukların kafasında nasıl bir hayat yaşayacağına dair düşünceler meydana gelir. Bu durum ise kaygı bozukluklarının ve aşırı stresin oluşmasına sebep olmaktadır. Kaygı bozuklu gibi sorunların meydana gelmemesi için ebeveynlerin çocuklarına karşı ilgili olması ve çocukların beklemiş olduğu cevapları vermesi gerekir. Çocukları bu süreç hakkında bilgilendirmek, en önemli faktörlerden birisidir.

Boşanmalar sonrasında çocuklar üzerinde bulunan karar verme yetkileri, çocuklar arasında zorlayıcı bir durum olarak görülerek olumsuz bir şekilde karşılanabilir. Bu olumsuz yaklaşım ise beraberinde kararsızlık yaşayan bir çocuk getirir. Bu sebepten dolayı da ebeveynlerin doğru bir gelişim dönemi planlaması yapması gerekmektedir. Boşanmaların meydana gelmesi ile beraber her iki ebeveynde çocukların ihtiyaçlarına cevap vermeli ve bu ihtiyaçlara göre hareket etmelidir.

Boşanmaların gerçekleşmesi ile beraber ebeveynlerin sorumluluklarını unutmaması gerekir. Bu sorumluluklar dahilinde yine çatışmalar yaşanabilmektedir. Bu fikir ayrılıkları konusunda çocuğa danışılarak fikri alınabilir. Ancak bu durumlar içerisinde çocuğun uygun bir gelişim döneminde olmasına dikkat edilmesi gerekir. Bu işlemler yapılırken çocuk ve ebeveynler arasında herhangi bir laf taşıma durumu olmamalıdır. Bu durumlar, direkt olarak çocuğun ebeveynlere karşı öfke hissetmesine sebep olmaktadır.

Aile terapisi İzmir, boşanmaların gerçekleşmesi ile beraber çocuklara karşı nasıl bir yaklaşım içinde olunması gerektiğini ailelere anlatmaktadır. Bu sürecin çocuklar üzerinde büyük bir etkisi bulunur. Bu sebepten dolayı da aileler İzmir aile terapisi ile hareket etmeli ve bu süreç içerisinde yalnız kalmamalıdır.

İzmir çocuk psikoloğu, süreç içerisinde çocuğun tüm ruh halini anlayabilecek bir düzeydedir. Hangi durumlarda nasıl hareket etmek gerektiği ve çocuğa nasıl bir yaklaşımda bulunması ile alakalı ailelere fikirler verecek ve bu sayede çok daha sağlıklı bir boşanma sonrası sürecin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Çocuk psikoloğu İzmir ile konuşarak, çok daha olumlu bir seyir izleyen boşanma süreçlerine sahip olmayı unutmayın.

Bağlanma Sorunu Nedir? Bağlanma Sorunu Nasıl Çözülür?

Bağlanma Sorunu Nedir? Bağlanma Sorunu Nasıl Çözülür?

Bir insanın başka bir insan ile duygusal ve fiziksel bağlılık içerisinde olması, bağlanma teorisinin ana açıklamasıdır. Bu teori kapsamında yapılan araştırmalar, kişilere ait olan gelişimi ve büyümeyi de araştırır. Bunlar, güvenlik duygularının var olması için önemli ayrıntılardır.

Dünya üzerinde gerçekleşen ilk bağlanma aşamaları, doğum yapan anne ve çocuk arasında gerçekleşir. Bu bağlanma üzerinde gerçekleşen olaylar, insanların tüm hayatları boyunca var olacak olgulara cevap verme şeklinin de belirlenmesinde ana etkendir. İncelenen bağlanma aşamaları, insanları birçok faktör üzerinde etkilemektedir. Fakat bunların arasında en etkili olanı ise, yetişkinlik dönemleri içerisinde gerçekleşen bağlanmalardır. İzmir psikolog, bu aşamalar üzerinde profesyonel olan bir psikologdur.

Bağlanma Çeşitleri

Bağlanmalar, genel olarak 4 farklı çeşit üzerinde meydana gelir. Bunları şu şekilde tanımlayabiliriz:

  • Güvenli Bağlanma:

Güvenli bağlanmalar, kişilere ait benlik hissiyatını geliştiren türden bağlanmalardır. Bunlar, bebeklerin, dışarıda var olan dünyayı benimsemesini sağlar. Yaşanılan herhangi bir olumsuz durum sonrasında bebekler, onları koruyacak ve kollayacak olan kişileri arar.

  • Kaçıngan Bağlanma:

Bu bağlanmalar, bakıcıların duygusal olarak yeterli ilgiyi verememesi ile oluşur. Duygusal olarak ilgi verememe sonucunda ise bebeklerin çok daha utangaç olduğu ve hislerini sakladığı görülür.

  • Kararsız Bağlanma:

Kararsız bağlanmalar, bakıcıların vermiş olduğu ilgiyi bebeğin olumsuz algılaması sonucunda oluşur. Bebekler bu ilginin güvensiz olduğunu hisseder. Kişilere güven duygusunda azalmalar olur ve yaşanan ikilemler sonucunda ise kararsızlıklar meydana gelir.

  • Karışık Bağlanma:

Karışık bağlanma içerisinde bakımı veren kişiler, bakım alanların ihtiyaçlarına yönelik hareketlerde bulunmazlar. Bu sebepten dolayı da büyük bir duygu eksikliği yaşanır. Bununla beraber korkuların da yaşanabildiği görülmektedir.

Bağlanma Sorunu

İlişkiler içerisinde meydana gelen travmalar, kişilerin güven duyduğu kişiler tarafından ihmal edilmeleri ya da bedensel, zihinsel şiddete uğramaları gibi faktörler dahilinde bağlanma sorunlarını meydana getirir. Diğer kişilere nazaran sürekli kaygılı olmak, kişiliklerinde bozukluklar var olmak ve depresif bir ruh haline bürünmek, kişilerin gelecekte de bağlanma sorunları ile karşılaşmalarına sebep olur. Bunun yanında aile yapısının bozuk olması, bu travmaların meydana gelmesinde de büyük bir etkendir.

Günümüzde birçok kişi bağlanma sorunu yaşamaktadır. Özellikle de yetişkinler, bu soruna sahip olmaları ile beraber herhangi bir ilişkide mutlu olamayacağını, kendilerine ve yaşantılarına dair olumlu düşüncelere sahip olamayacağını ve zihinsel olarak sağlıklı bir deneyime giremeyeceğini düşünür. Yetişkinlerde meydana gelen bu sorunların temeli olarak çok daha küçük yaşlarda meydana gelen sorunlar ele alınabilir. İnsanların en önemli ihtiyaçlarından olan güvenme ve korunma duyguları, kişilere küçük yaşlardan beri verilmediği sürece bu bağlanma sorunlarının meydana gelebilmesi de büyük bir olasılık olarak değerlendirilmektedir.

Yetişkinlerin çok daha erken yaşlarda yaşamış olduğu ilişki nedenli travmalar, işlevsel olmayan düşüncelerin var olmasına ve psikopatolojik durumların oluşmasına neden olur. Bu sebepten dolayı da psikolog İzmir gibi yardımcı psikologların bu kişileri tedavi etmesi gerekir.

Yetişkinler Üzerinde Bağlanma Sorunlarının Var Olmasına Dair Riskler

Zayıf uyumlanma olarak bilinen uyumlanmalar, genel olarak yetişkinler üzerindeki bağlanma sorunlarından dolayı kaynaklanır. Bu sorunun var olması ile beraber özgüven düşüklüğü, iyi bir yaşam sürememe ve kendisini yeterli bulamama gibi sorunların da ortaya çıktığı gözlemlenmektedir. Bu problemler, ilişkisel travmalar yaşanması ile çok daha fazla hissedilir.

Yaşanan bağlanma sorunları ile beraber kişiler üzerinde gözlemlenen en net sorun başka insanlar ile kurulan ilişkilerdir. Kişinin yaşama başlaması ile beraber temas kurduğu ilk bağlanmalar, tüm hayatı boyunca kuracağı bağlanmalar ile direkt olarak etkilidir. Dünyaya gelen bebekler, onlarla ilgilenen bakıcılar ile olması gerektiği gibi bir bağ kuramaz ise, gelecekte yaşanacak olan romantik ya da sosyal ilişkilerinde de yeterli düzeyde bağ kuramaz.

Bağlanma Sorunu Yaşandığına Dair Belirtiler

Bağlanma sorunu yaşayan insanların, bunun yanında farklı psikolojik sorunlar da yaşadığı görülmektedir. Bunlar depresyon, kaygı bozuklu ve kişilik bozukluğu gibi sorunlardır.

Yetişkinlerde bağlanma sorunlarının var olduğuna dair bazı belirtiler şu şekildedir:

  • Kişiler ile bağlantı kurmak istememe ve kaçınma
  • Sevgi göstermekte zorlanma
  • İzole durumda hissetme
  • İnsanlar ile herhangi bir ilişki kurmakta zorlanma ve çekinme
  • Kontrol etme konusunda sorunlar yaşama
  • Çok fazla ihtiyaç duymasına rağmen herhangi bir sevgiyi kabul etmeme
  • Kendisini daima güvensiz hissetme
  • Dürtüsellik
  • Yalnız hissetme
  • Öfke konusunda sorunlar yaşama
  • Duyguları tam anlamı ile hissedememe
  • Aidiyetlik duygusuna sahip olmama

Bu gibi semptomları yaşayan bireyler, bağlanma sorunu yaşayabilme ihtimaline sahip olan bireylerdir. Alsancak psikolog, bağlanma sorunları konusunda sizler için profesyonel bir tedavi sunmaktadır. Belirtiler sonrasında muayene olmak için bu adres ile iletişime geçebilirsiniz.

Bağlanma Sorunu Nasıl Çözülür?

Bağlanma sorunu, kişiler üzerinde meydana geldiği andan itibaren büyük bir ümitsizlik, yorgunluk ve mutsuzluk hissettirir. Fakat bu sorunların çözümüzü, günümüzde mümkün hale gelmiştir. Sunulan çözümler sayesinde tüm hayatınız boyunca bu bağlanma sorunları ile yaşamak zorunda kalmayacaksınız.

Kişilerin sorun yaşamasına genel olarak ilişkiler sebep olur. Bu olumsuz ilişkilerin iyileşebilmesi için yine bir ilişki kurulmalı ve bu sefer iyi bir sonuç alınmalıdır. Tüm terapi boyunca kuracağınız sağlıklı ilişkiler, bağlanma aşamalarında da farklılıklara gitmenizi sağlayacaktır.

İzmir psikolog, bağlanma sorunlarının çözümlerine dair profesyonel bir tedavi sunar. Alanında yetkin olan psikologlar, uyguladıkları tedavi yöntemleri ile kısa sürede büyük bir verimlilik alınmasını sağlamaktadır.

Bağlanma Sorunu Tedavisi

Bağlanma sorunu ve daha birçok sorun için tedavi sunan İzmir psikolog, fiyat olarak da ekonomik bir ödeme yöntemi sunar. İzmir psikolog fiyatları, tamamen kişilerin bütçelerine göre oluşturulmaktadır. Bu sayede bütçenizi aşmadan tedavi olabilir ve psikolojik olarak yaşadığınız sorunlarınızdan kurtulabilirsiniz. Bunların tamamı artık mümkün ve çok basit yöntemler ile var oluyor.

Tüm gününüzü hatta  yaşantınızı mahveden bağlanma sorunları, tedavi edilmediği sürece tamamen olumsuz bir hayat yaşamanıza sebep olmaktadır. Eğitimini almış psikologlar ile yapılan tedaviler ise büyük bir etki göstererek kişilerin çok daha pozitif hareket etmesini sağlar. Sizler de Psikolog İzmir ile iletişime geçerek bu konu hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

göç psikoloji

Göçmen Psikolojisi | Göçmenlik Sürecinde Kayıp ve Yas

Göçmen psikolojisi üzerine yazılan pek çok yazıda, göç etmiş kişilerin depresyon, anksiyete gibi psikolojik sorunlar yaşama ihtimallerinin oldukça yüksek olduğundan bahsedilir. Kendi vatanını bırakarak, ‘bilinmez’ bir diyarda hayat kurma mücadelesi vermek, insan yaşamında karşılaşılabilecek en zorlayıcı durumlardan biridir. Göçmenlik psikolojisini etkileyen bir çok durum vardır. Bunlardan en başta geleni göç etme nedenleridir. Zorunlu olarak ülkesini terk etmiş olan kişiler elbette çok daha ağır yaralar almaktadır. Ancak kendi isteğiyle başka bir ülkede hayat kurmak üzere göç etmiş kişilerin de bir çok psikolojik sorun yaşadığını söylemeliyiz.

Göç sürecinde en zorlayıcı meselelerden biri kayıp duygusu ile nasıl baş edileceğidir. Göçmeler göç sonrasında, tanımadıkları, aşina olmadıkları yabancı bir ortama girmekte ve büyük bir yalnızlık duygusu yaşamaktadırlar. Bununla birlikte göç edilen ülkede, göçmenlerin yaşadıkları reddedilme, ikinci sınıf vatandaş olarak görülme, dışlanma gibi durumlar göçmenlerin psikolojisini son derece olumsuz etkileyen durumlardandır.

Göçmen adeta ruhunun bir bölümünü anavatanında bırakarak oradan ayrılmıştır. Göçmenler çoğu kez tanımlayamadıkları bu kaybın yasını tutarlar. Bu nedenle göçmenlik yası adını verebileceğimiz bir yas süreci yaşanır.

Göç sonrası yaşanan yas sürecini açıklamadan önce genel olarak yas kavramının ne olduğunu açıklamakta yarar var.

Yaşamın doğal döngüsü gereği kayıplar mutlaka gerçekleşir ve bu gerçek her birey için kaçınılmazdır. Sevilen birinin, bir ilişkinin, arkadaşın, mesleğin, şehir, ülke ya da kaybedilen sağlığın ardından yas yaşanabilir.

Yas, sevilen birinin veya bir şeyin kaybedilmesi (ölüm, ayrılık vb.) sonrasında yaşanan doğal bir süreçtir. Oldukça zorlayıcı ve streslidir. Yas sürecinde gösterilen tepkiler bireyseldir ve kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Yas sürecinde bedensel, bilişsel, duygusal ve davranışsal belirtiler görülür. Bu belirtiler şöyledir:

  • Nefes alamama, boğulacakmış gibi olma, her an tetikte olma hali, iştah artması/ azalması, çabuk yorulma gibi fiziksel belirtiler,
  • Şok, üzüntü, öfke, suçluluk, kaygı, korku, yalnızlık, yorgunluk, çaresizlik, isteksizlik, umutsuzluk gibi duygusal belirtiler,
  • İnanmama, dikkat dağınıklığı, hatalı/çarpık düşünceler, unutkanlık, rahatsız edici düşünce/rüya gibi bilişsel belirtiler ve
  • Dikkatsizlik, uyku ve iştah problemleri, alkol veya madde kullanımı, sosyal çevreden veya kaybedileni hatırlatıcı uyaranlardan kaçma gibi davranışsal belirtiler.

Kayıp yaşayan kişi kaybı kabullenip yaşamını yeniden düzenleyene kadar çeşitli aşamalardan geçer. Bu aşamalar şu şekilde gelişir:

  1. Aşama: Şok ve Uyuşma: Kaybın/ölümün olduğu/öğrenildiği ilk anda yaşanır. Kişi kısa süreli hissizlik yaşanır.
  2. Aşama: İnkar/ İnanmama: Kişi ölümü/kaybı reddeder ve bir süre hiçbir şey olmamış gibi davranabilir.
  3. Aşama: Arzu Etme: Kaybedilen kişinin ve şeyin geri gelmesi beklenir ve arzulanır. “Neden benim başıma geldi?” sorgulamasıyla birlikte bu aşamaya öfke ve yalnızlık duyguları da eşlik etmektedir.
  4. Aşama: Çaresizlik: Kişi kaybı önleyemediği için ya da kaybedilen kişiyi veya şeyleri geri getirmeye yönelik elinden bir şey gelmediği için çaresizlik hisseder. Çaresizlik hissi ile birlikte kişi iş ve sosyal yaşamında sorunlar yaşayabilir.
  5. Kabullenme ve Hayatı Yeniden Düzenleme: Ölüm/kayıp gerçeği bu aşamada kabullenilir. Yas tepkilerinin yoğunluğunda azalmalar görülür. Kişi kayıp öncesi yaşamına adapte olmaya başlar. Ve artık yeni bir gerçeklik inşa eder. Kayıp öncesinden farklı bir yaşam kurar.

Tüm bu aşamaların yukarıdaki sıralamayla gerçekleşmesi gerekmez. Aşamaların sırasında değişiklikler görülebilir.

Normal yas süreci genelde 6-12 ay kadar sürer ve zaman içinde hafifler. Bir yıldan daha uzun dönemde bu durumların devam etmesi patolojik yasın belirtisi olabilir.

Patolojik yas; genel olarak yas tepkilerinde gecikme veya uzama durumunda ortaya çıkar. Uyku ve iştahta bozulmalar görülebilir. Kaybedilen kişi veya durum ile ilgili yoğun düşünceler, üzüntü ve umutsuzluk duygularıyla baş etmede sıkıntı yaşanır. Patolojik yas sürecinde olan kişi, ölen kişi ölmemiş gibi davranabilir, kayıp yaşanmamış gibi davranabilir. Bazen de yaşadığı acılara son vermek için intihar düşünceleri akla gelebilir. Yas sürecinin patolojik bir hal aldığı durumlarda mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.

Göçmenlerin Kayıp Duygusu ve Yas Süreci

İnsanlık tarihinin başından bu yana yer değiştirme hareketleri söz konusu olmuştur. İlk zamanlarda göç olayları daha çok açlık, savaş, kıtlık, hastalıklar gibi sorunlardan doğarken günümüzde bu nedenler yerini kültürel, siyasi, ekonomik, eğitim gibi nedenlere bırakmıştır. Göçü; kişilerin yaşamakta olduğu topraklardan, sosyal yapıdan, ekonomik imkanlardan uzaklaşarak veya uzaklaştırılarak yeni yaşam alanlarına kapı açması olarak tanımlayabiliriz. Karmaşık bir yapı olarak değerlendirilen göç olgusu, yapılan farklı tanımlamalarla da açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu karmaşık yapı içerisinde göç; bireysel, toplu ve kitlesel göç; isteğe bağlı ve zorunlu göç; devamlı ve kesin göç olarak çeşitlendirilmektedir. Uluslararası göçün genel ayrımı ise şu şekilde yapılmaktadır. Sürekli yerleşenler, süreli sözleşmeli işçiler, süreli profesyonel çalışanlar, sığınmacılar ve mülteciler.

Göç yaşamış kişilerde yas sürecinde görülen belirtiler görülmektedir. Yas denince akla öncelikle ölüm gelmektedir. Ancak yas yalnızca ölüm sonrası yaşanan bir durum değildir. Göç de büyük bir kayıp süreci anlamına geldiğinden, göçmenlik yasından bahsetmek de mümkündür. Kendi isteğiyle ülkesinden göç etmiş insanlarda dahi, vatan hasreti ve ülkesine çok büyük özlemler görülürken, özellikle zorunlu olarak göç etmiş kişilerde çok daha büyük bir kayıp ve boşluk duygusu görülmektedir. Olağan bir yas sürecinde kaybedilen tek bir kişinin veya durumun acısı çekilirken, göç olgusu söz konusu olduğunda onlarca belki yüzlerce şeyin hasreti çekilmektedir. Normalde fark etmeden yanından geçip gittiğimiz şeyler, bir göçmen için büyük özlemler anlamına gelmektedir. Geride bıraktığı arkadaşları, sevdikleri, evi, eşyaları, işi, sokaklar, caddeler, alışık olduğu iklim, dağlar, ovalar, manzaralar ve daha pek çok şey göçmen için yasını tuttuğu kayıplardır ve üstelik göçmen tüm bu kayıpların acısıyla aynı anda baş etmek zorundadır.

Ne yazık ki ülkesinden zorunlu olarak ayrılmış olan yüzbinlerce kişi için, bulunduğu ülkeye alışmanın zorlukları da oldukça sıkıntılı bir süreçtir. O ülkenin dili, kültürü, sosyal şartlar göçmen için tamamen yabancıdır. Göçmen ilk dönemin şokunu atlattıktan sonra, her şeyini kaybettiğini hissedebilir, adeta zaman durmuş, hayat bitmiş gibi hissedebilir. Kendisini bulunduğu ülkenin insanlarından çok uzak hissedebilir. Onlarla aynı hayatı yaşamıyor gibi hissedebilir. O ülkededir ancak o ülkenin kaderini yaşamıyordur adeta. Sanki sadece hayatta kalmaya çalışır gibidir. Gerçek bir yaşamı yokmuş gibi hisseder. Gerçek hayatını geride bıraktığını ve bir daha asla eskisi gibi olamayacağını düşünebilir. Geçmişini ve kendi ülkesindeki hayatını hüzünle hatırlar. Tüm bu zorluklardan dolayı göçmen sürekli olarak kaygılı, tedirgin ve gergin hissedebilir. Zorunlu olarak göç etmiş kişilerde depresyon ve kaygı bozuklukları sık görülmektedir.

Göç olgusunun iyi anlaşılması ve göçmenlerin desteklenmesi, günümüz dünyasında çok büyük önem taşımaktadır. Bu konudaki duyarlılığın arttırılmasına ilişkin çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Dr. Hatice Topçu Ersoy

Uzman Psikolog

Çocuklar Neden Tırnaklarını Yer?

Çocuklarda Neden Tırnaklarını Yer?

Küçük çocuklar, farklı sebeplerden dolayı sürekli olarak tırnaklarını yiyor olabilmektedir. Bu sebepler meraktan, canının fazlasıyla sıkılıyor oluşundan, var olan stresten, bu hareketi alışkanlık edinmesinden ya da bir başkasını taklit ediyor oluşundan dolayı oluşabilir. Bunun yanında, tırnak yeme durumu gerginlikten kaynaklanan da durumlar arasında yer alır. Eğer çocuğunuz kendisini çok fazla gergin hissediyorsa bu durumlarda tırnaklarını yiyebilmektedir. Bu durumlar dahilinde İzmir pedagog ile iletişime geçebilir ve kısa sürede çözüm için muayene olabilirsiniz.

Tırnak yeme alışkanlığının yanında benzer nitelikte olan alışkanlıklarda vardır. Başparmak emmek, saçları ile oynamak ve dişlerini fazlası ile sıkarak gıcırdatmak bunlardan bazılarıdır. Tırnak yeme ve bu gibi durumlar, çocukluktan sonra da devam ederek yetişkinler arasında da sürekli olarak görülebilir. Ebeveynler genel olarak çocukların gelişim dönemindeki stresli zamanları fark edemedikleri için bu gibi durumların da önüne geçmekte zorlanırlar.

Çocuklarınız gün içerisinde çok fazla olmayacak ve kendisine zarar vermeyecek seviyede tırnaklarını yiyebilmektedir. Bu gibi durumlar genel olarak televizyona bakarken ya da sınav gibi durumlar esnasında olur. Yalnızca bu zaman dilimleri içerisinde tırnaklarını yiyorsa endişelenmenize gerek yoktur. Bu durumlar bir zaman sonra kendiliğinden son bulacak ve sizin de çocuğunuz üzerindeki endişeniz son bulacaktır. Ancak bu son bulma işlemi gerçekleşmez ve çocuğunuzun tırnaklarını yeme süreci farklı zaman dilimlerine de yayılırsa, bu gibi durumlarda hemen bir uzmana danışmalısınız. Pedagog İzmir, bu gibi durumlar dahilinde size yardımcı olabilecek olan en iyi profesyonellerdendir.

Tırnak Yiyen Çocuklar İçin Ne Yapılabilir?

Tırnak yeme durumları sırasında çocuklarınızı dinlemeniz ve neden bu eylemi gerçekleştirdiğini anlamanız gerekir. Uzmanlar bu durumlar esnasında çocuğunuzu fiili olarak durdurmanızın doğru olacağını söylüyor. Ancak bunun yanında çocuğunuzun neden bu eylemi gerçekleştirdiğinin öğrenilmesinin de ne denli bir öneme sahip olduğu belirtilmektedir. Çocuklarınızın bu eylemi neden dolayı yaptığını öğrenemezseniz kesin ve uzun süreli bir çözüm bulamazsınız.

Küçük yaştaki çocuklarınızın bu tırnak yeme eylemini neden yaptığını öğrenmişseniz, bu durumlar ile ilgili onunla konuşabilirsiniz. Bu durumlar genel olarak çocuklar üzerinde büyük etki yaratacak olan durumlardır. Boşanmalar, tartışmalar ve yeni bir okula geçmek gibi faaliyetler bu gibi durumlara örnek olarak gösterilebilir. Çocuk üzerinde tırnak yeme olayının kolay olmadığı bilinir. Bu durumun neden olduğunu öğrenmek için ona birkaç blöf yaparak oyun haline getirebilirsiniz. Örnek olarak, çocuğunuz tırnaklarını yerken “Ben senin neden tırnağını yediğini biliyorum, senin canın derslerine sıkkın” diyerek ondan aslında var olan doğru cevabı vermesini sağlayabilirsiniz. Bu durumda çocuğunuz “Hayır yanlış biliyorsun” diyerek size asıl doğru cevabı verebilmektedir.

Tırnak yeme olayları esnasında, çocuğunuza bağırmak ya da azarlamak herhangi bir fayda sağlamayacaktır. İzmir çocuk pedagog da bu gibi durumları asla tasvip etmez. Çocuklarınıza bu şekilde davranmak onların tırnak yeme alışkanlıklarını asla durdurmayacaktır. Bilinçsiz bir şekilde yapılan bu eylemin net bir şekilde durdurulabilmesi için öncelikle bunun altında yatan nedeni öğrenmeniz ve diyalog ile bir çözüm yolu bulmanız gerekir. Aksi durumda yapılacak olan şeyler asla çocuğa yardımcı olmayacaktır.

Çocuğunuzu bazı durumlarda uyarabilir ve küçük yasaklar koyabilirsiniz. Örnek vermek gerekirse eğer, yemek yerken ya da salon içerisinde otururken tırnakların yenmemesi bunlar için güzel bir seçenek olacaktır. Çocuğunuz bu alanlar içerisinde tırnaklarını yememeye çalışacağı için de aslında bir farkındalık ortaya çıkacaktır. Bu aşama içerisinde dikkat etmeniz gereken tek husus, belli bir süre sabrederek sonrasında bir anda sinirle çocuğunuza karşı kötü bir tavır ortaya koymamanızdır. Bir anda bağırarak bunları dile getirmek, iki taraf içinde olumsuz sonuçlar ortaya çıkaracaktır.

Çocuklarınız için ne kadar iyi niyetli düşünürseniz düşünün, onlara karşı bu denli kötü davranışlarınız çocuğun çok daha fazla stresli olmasına ve tırnaklarını çok daha fazla yemesine sebep olacaktır. Bu gibi durumların önüne geçebilmek için ellerini yoğun olarak yıkamasını ve de tırnaklarını sürekli olarak kesmesini önerebilirsiniz. Bu durumlar içerisinde çocuğunuz kendisini bir cezanın ortasında hissetmeyecektir. Bununla beraber, ceza vermediğinizi anlayan çocuklar yardım için yine sizlerle rahatlıkla iletişime geçebilir. Bu da çözüm arayışı içerisinde çok daha güzel bir noktaya gelinmiş olduğunu gösterir.

Okul çevresi, bir çocuğu en çok stresli hissettiği anlardan birisidir. Bu stresli anlardan sonra da genel olarak çocuklar tırnaklarını yerler. Okulda oluşan durumlar ve arkadaşlarının onunla dalga geçiyor oluşu, çocuğunuzun direkt olarak size gelerek yardım istemesine sebep olabilir. Bu gibi durumlar, çocuğunuzun bu alışkanlıktan vazgeçmesi için mükemmel fırsatlardandır. Bunları değerlendirmeli ve yardım için size gelen çocuğunuza farklı çıkış yolları göstermelisiniz. Bu sayede sizleri dinleyecek ve verecek olduğunuz doğru yönlendirmeler sayesinde tırnaklarını yemeyi bırakacaktır. Çocuk pedagog İzmir, bu konularda profesyonel bir hizmeti size sunar. Çocuğunuzun tırnaklarını yemesini bıraktırmak istiyorsanız İzmir çocuk psikoloğu ile irtibata geçmeyi unutmayın. Bilimsel çalışmalara ve deneyimlere dayanan yardımları sayesinde kısa süre içerisinde büyük etkilerin görülebilmesi mümkündür. Bu sayede sizler de kendinizi yalnız hissetmeyecek ve çok daha profesyonel bir yardım ile hareket edebileceksiniz.

Hangi Durumlarda Aileler Endişelenmelidir?

Tırnak yeme işlemleri sırasında, çocukların elleri zarar alıyor ve kanamalar yaşıyor olabilir. Bu gibi durumlar stresin ve başka faktörlerin aşırı şekillerde hissedildiği zamanlardır. Bunların yanında, çocuklar bir diğer aşama olarak uyumakta zorlanma gibi durumlarla da karşılaşabilir. Ebeveynler olarak erken bir önlem almalı ve çocuk psikoloğu İzmir ile görüşerek kısa sürede randevu almalısınız. Profesyonel bir yardım sunan bu hizmet, çocuğunuz için en iyi yolları tercih ederek sizi de bu uğraştan kurtarmış olacaktır.

Anoreksiya Nervoza Nedir?

Anoreksiya Nerzova Nedir?

Günümüzde yaşanan kilo kaygıları ile beraber anoreksiya nevroza nedir sorusu da yoğun olarak sorulmakta. Anoreksiya nerzova, sıklıkla yaşanan bir beslenme bozukluğudur. Bu bozukluk kişinin anormal bir şekilde kilo kaybetmesi, normal ağırlığına nazaran bir anda kilo alma hissiyatı ve çarpık şekilde bulunan kilo algısı ile gerçekleşir. Bunun yanında, iştahsızlık ya da anoreksi adları ile de halk arasında bilinmektedir. Bu rahatsızlığa kapılan kişiler, atlatabilmek için gündelik yaşantıları içerisinde yer alan birçok aktiviteyi değiştirmek zorunda kalırlar. Bu da hayatları üzerinde önemli ölçüde farklılıklar yaratır. Sahip olunan bu durumlar, anoreksiya nerzova ne demek sorusunun da karşılığı olan durumlardır.

Anoreksiya nerzova rahatsızlığını yaşayan kişiler, genel olarak yemiş oldukları yemekler üzerinde büyük bir kısıtlamaya giderler. Bu kısıtlamaların onların kilo almasının ya da kilo vermesinin önüne geçeceğine inanmaktadırlar. Bununla beraber, gün içerisinde yemiş oldukları yemekten sonra kusarak yiyeceği atanlar ya da müshil gibi ilaçları kullanarak yine kısa sürede gıdaları dışarıya atanlarda bulunur. Bunlar, bu tür ilaçların yanlış yönde kullanımını ortaya çıkartmaktadır. Anoreksiya nerzova hastalığına yakalanan insanlar için verilen kilolar hiçbir zaman yeterli gelmemektedir. Bu durumlarda kilo almaktan aşırı derecede korktukları için yine sağlıklarına zarar verecek derecede spor egzersizleri de yaparlar.

Anoreksiya Nerzova Belirtileri

Anoreksiya nerzova belirtileri, açlık hissiyatı ile doğrudan bir bağlantı içerisinde olmaktadır. Bu bağlantı içerisinde kişiler gerçek olmayan seviyeler içerisinde kendilerini aşırı kilolu ya da aşırı zayıf hissetmektedir. Bunun sonucunda da kişiler arasında davranışsal bozukluklar ve farklı davranışlar gözlemlenir.

Anoreksiya nerzova hastalığının vücut üzerinde görülen belirtilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Kan değerleri normal seviyelerde değildir
  • Kişilerin dişleri, fazla kusmaktan dolayı aşınarak kötü bir hal almıştır
  • Kişilerin eklemleri, nasıl içeren bir görüntüye bürünür
  • Kilo artışları ya da anlık kilo kayıpları yaşanmaz
  • Aşırı şekilde bulunan baş dönmeleri ve anında gerçekleşen bayılmalar
  • Dehidrasyon
  • Tansiyon değerlerinin düşük seviyede çıkması
  • Kalp ritimlerinin normal seviyeden farklı olarak düzensiz bir şekilde atması
  • Saçlar eskisi gibi olmaz ve incelir ya da kırılır
  • Parmak uçları ve parmaklar mavi bir renge bürünür
  • Soğuk algınlığı

Anoreksiya nerzova hastalığı, vücut üzerinde belirtiler gösterebildiği gibi aynı zamanda da davranışsal olarak da belirtiler göstermektedir. Bu davranışsal ve duygusal belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Aç olsalar dahi kabul etmemeleri ve yemek yememeleri
  • Yanında birileri varken yemek yemeyi reddetmek
  • Eskisi gibi bir cinsel hayata sahip olmamaları
  • Duyguları yokmuş gibi bir hale bürünme
  • Kilosunu belli etmemek için fazla giysiler giymek
  • Gün içerisinde sıklıkla tartılmak
  • Yediği yemek miktarı hakkında sürekli olarak yalan söylemek
  • Sinirli bir yapıya sahip olmak
  • Uykusuz olmak

Bu gibi davranışsal, anoreksiya nerzova hastalığına sahip olunan kişilerde rastlanılan duygusal belirtilerdir.

Anoreksiya Nerzova Nedenleri

Anoreksiya nerzova nedenleri, kesin olarak tanımlanan bir nedene sahip olmamaktadır. Günümüzde bilim insanları, bu hastalığa çevresel etkenlerin neden olabileceğini düşünmektedir. Bunun yanında, düşünülen bir diğer neden ise genetik olarak bu rahatsızlığın bireylere aktarılabileceğidir. Bu hastalığa yakalanmış olan bireyler, mükemmeliyetçilik ve duyarlılık gibi duygulara da sahiptir. Eğer bir kişinin ailesi içerisinde bu hastalığa yakalanan bir birey varsa, o kişinin de bu hastalığa yakalanacağı düşünülmektedir.

Günümüzde insanların zayıf olma algısı ile güzellik algısını birbirleri ile bağlantılı tuttuğunu görmekteyiz. Bu zaman diliminde yakalanan başarıların insanlar için çok fazla bir değeri yoktur. Bunun yanında, kendi yaşıtları arasında yer alan güzel vücut görüntüleri de kişileri yine baskılayan bir başka etmendir.

Yaşanılan aile bireylerini kaybetme ya da farklı bir şok durumu da kişilerin yine bu hastalığa yakalanmasına sebep olabilmektedir. Bu gibi etmenler, anoreksiya nerzova özellikleri arasında yer alır.

Anoreksiya Nerzova Tedavisi

Anoreksiya nerzova tedavisi, farklı aşamalardan oluşmaktadır. Kişinin kendi başına başarabileceği bir tedavi şekli olmadığı gibi herhangi bir müdahale olmadan da ne yazık ki kişinin düzelme imkanı bulunmamaktadır. Anoreksiya nerzova hastalığına sahip olan bireylerin, bazı alanlar üzerinde uzman kişiler ile hareket etmesi gerekir. Bu alanları ve uzmanları şu şekilde belirtebiliriz:

  • Kilo alımı ya da verimi konusunda kişiye yardımcı olabilecek ve tıbbi bakım ihtiyaçlarını karşılayacak uzman bir doktora ihtiyaç vardır.
  • Akıl sağlığı konusunda bireye yardımcı olacak ve tedavinin tamamında davranışsal stratejiler oluşturabilecek bir uzmana ihtiyaç duyulur. İzmir psikolog, bu alanda sizlere yardımcı olabilmektedir.
  • Bir diyetisyen, düzenli ve olması gerektiği gibi bir yemek planlaması yaparak kişilerin hayatını düzene sokabilir. Bu sebepten dolayı da bu planı hazırlayacak bir diyetisyene ve bunların kontrolünü sağlayacak olan bir yakına ihtiyaç duyulur.

Bu gibi durumlar sağlandığı sürece kişilerin tedavi edilebilme şansı çok daha fazladır. Bu koşullar dahilinde kişilerin hastaneye yatırılması ve çeşitli düzeylerde psikoterapi alması da gerekebilir. Bu gibi etkenler, kişilerin çok daha iyi bir duruma sahip olması için gereklidir.

Kalp ritmi tarzında yüksek risk barındıran rahatsızlıklar sahip olan hastalar, bu gibi durumlar çerçevesinde direkt olarak hastaneye yatırılarak tedavi altına alınmalıdır. Bu sebeple de farklı durumlarda bulunan hastalar için tedavi şekilleri de farklı şekillerde oluşmaktadır.

Günümüzde kişilerin birçoğu anoreksiya nerzova ve bulimia nerzova arasındaki fark konusunda yanlış bilgiye sahiptir. Anoreksiya nerzova rahatsızlığı, kişilerin yemek yeme konusunda kendilerini kısıtlamaya götürmesi iken bulimia nerzova hastalığı, kişilerin yemek yedikten sonra yediklerini tamamı ile kusmasıdır. Bu sebepten dolayı bu iki hastalık arasındaki farkın iyi anlaşılması ve tedavinin buna göre belirlenmesi gerekir.

İzmir Psikolog Fiyatları

İzmir psikolog fiyatları, çok uygun fiyatlar dahilinde oluşturulmaktadır. Kişiler, yaşamış oldukları anoreksiya nerzova hastalıklarında da psikolojik bir destek almak için ekonomik fiyatlar ile İzmir psikolog ile irtibata geçerek yardım alabilmektedir. Sizler de bu rahatsızlıktan ya da farklı bir durumdan şikayetçiyseniz iletişim numaraları üzerinden irtibata geçmeyi unutmayın.