Aylar: Ekim 2018

Borderline (Sınırda) Kişililik Bozukluğu

Borderline (Sınırda) Kişililik Bozukluğunu Anlamak

Bordeline kişiler genel olarak hayatlarını bir kriz olarak yaşarlar. Çevreleriyle ilişkileri genelde çok çalkantılıdır. Yalnız kalmaya katlanamazlar ve gerçek veya hayali bir terkedilmeden kaçınmak için her yolu denerler. Kolaylıkla öfkelenebilirler. Çoğu zaman dürtüsel davranışlar gösterebilirler. Bunlar madde kötüye kullanımı, rastgele cinsel ilişkiye girmek, kurallara uymadan araba kullanımı, aşırı para harcama gibi konuları kapsar.

Borderline kişilik bozukluğunun toplumda görülme sıklığı yaklaşık olarak %2’ dir. Annede bu bozukluk görüldüğünde çocukta da görülme olasılığı artar. Genellikle bu kişilerin bu bozukluğa ek olarak başka bir psikiyatrik tanıları daha olur. Çocukluk yaşantılarında istismara uğramış bireylerde görülme olasılığı daha yüksektir. İstismara ek olarak, anne baba kaybı ve ayrılığı da tetikleyici unsurlardandır.

Bu kişilik bozukluğuna sahip kişilerde belirgin olarak ve sürekli bir biçimde tutarsız benlik algısı ya da kendilik duyumu vardır. Bir duygu durumundan diğerine, bir tutumdan başka bir tutuma hızlı geçişleri olur. Kendilerini sıklıkta boşlukta gibi hissederler. Sık sık öfkelenirler, yoğun öfkelerini kontrol altında tutmakta zorlanırlar. İnsan ilişkilerinde, gözünde aşırı büyütme ile yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelirler. İşler yolunda gitmediğinde genellikle başkalarını suçlarlar. Dışlanmaya karşı aşırı duyarlıdırlar ve en ufak bir zorlanma karşısında terk edilme duygusu yaşarlar. Diğer insanlarla ilişkilerinde manipülatiftirler. Çevrelerindeki kişileri istemedikleri bir davranışa zorlamak amacıyla, elverişli durumları kötüye kullanarak , onları baskı altına almaya çalışırlar. Geçmişte kendilerine kötü davranıldığını ya da hafife alındıklarını öne sürerler ve her an patlayacak bir bomba veya kırılgan bir eşya izlenimi vererek ilişkilerini yürütürler.

Bu kişiler bir konuda zorluk yaşadıklarında gerçeği değerlendirme süreçleri bozulur. Bu dönemde kendine yabancılaşma, çevrenin yabancılaşmış gibi gelmesi, başkalarından yoğun kuşkulanma ve öfke patlamaları yaşayabilirler. Duygu durumlarında kaygı, huzursuzluk ya da depresyona birden kaymalar olur.

Düşünceleri bir uçtan diğerine kayar. “İnsanlar iyidir, hayır herkes güvenilmez ve kötüdür.” “Üstesinden gelebilirim. Hayır, asla başaramam”… gibi. Yaşadıkları duygulara göre benlik saygılarında dalgalanmalar görülür.  Kendilerine düşman olan bir dünyada kendilerini güvende hissedemedikleri için özerk olma ve bağımlı olma arasında gidip gelirler. Tutarsız duygu durumlarından ötürü başkalarına bağlanmada güçlük yaşarlar.

Bu bozukluğun tedavisinde sıklıkla analitik yönelimli terapiler ve ilaç desteği kullanılmaktadır. Uygulanan bu yöntemler bu kişilerin işlevselliklerini arttırmalarına yardımcı olmaktadır.

Aile Danışmanlığı Eğitimi

Aile ve Çiftlerle Danışma Süreci

Aile ve Çiftlerle Danışma Süreci

Aile danışmanlığı , aile içi iletişimi onarmayı ve çatışmaları çözümlemeyi amaçlayan bir süreçtir.  Bu süreç, aile içi anlaşmazlıkları, aile içi şiddetti, çocukların bir takım sorunlarını ele aldığı gibi,  aile içindeki bireylerin psikolojik sıkıntılarını çözümlemeyi, ailede olacak bir takım değişikliklere uyum sağlamayı ( örn ; boşanma , evlat edinme, taşınma, evlilik …vb. ) da kapsar. Ayrıca aile içi bireylerin maruz kaldıkları travmatik olgularla baş etmeleri gibi konularda da destek sunar. Bu terapi yaklaşımında amaç;  anlaşmazlıkların çözülmesi, iletişimin etkili bir hale gelmesi , bireylerin güçlenmesi ve sorunlarla tüm ailenin bir takım olarak baş etmesidir.

Aile danışmanlığının süresi ve görüşme sıklıkları ailenin var olan problemlerine ve dinamiklerine bağlı olarak yapılandırılmaktadır. Aile ile çalışmak konusunda bu hizmeti sunan kişinin aile danışmanlığına yönelik bir eğitim almış olması gerekir. Bazen uzman, farklı konularda da hizmet sunabilir ve aile bireyleriyle bireysel olarak da bu süreci destekleyici bir süreç başlatabilir.

Peki aile danışmanlığı sürecinin yararı nedir? Bu süreç bireylerin sorun odaklı yaklaşımdan çıkarak çözüm odaklı olaylara bakmalarına yardımcı olur. Aileye umut aşılar ve ailenin motivasyonunu yükseltir.  Daha önce konuşulmasından çekinilen konular üzerine aile üyelerinin kendilerini daha rahat ifade etmesine olanak sağlayabilir. Çözümü aramaya ve seçenekleri görmeye yardımcı olur. Üyelerin kırmakta zorlandıkları döngülerini fark edilmesini ve bu döngülerin kırılmasını sağlar.

Aile içinde önemli bir konu olan sorumluluklar üzerine de çalışılır.  Aile içinde sorumluluk duygusunun önemini kavramaya, sorumlulukları belirlemeye ve bu sorumlulukların nasıl yerine getirileceğine yönelik bir uzlaşmaya varılmaya çalışılır.  Özellikle evlilik öncesinde alınan danışmanlıklarda,  sorumlulukların ve beklentilerin üzerine konuşmak, evliliğe hazır olmak ile ilgili uygulamalar da yapılabilir.

Bir çift için yeni doğmuş bir bebek ya da daha büyük bir çocukla ebeveynlik rolüne geçmek zor bir deneyimdir. Çiftin ebeveynliğe geçişte hissettiği kaygı ve  baskı birçok şeyi beraberinde getirir. Zamanı iyi yönetememe, maddi sorunlar, ebeveyn olmakla ilgili kafa karışıklıkları gibi durumlar çiftin ilişkisini ve iletişimini etkiler. Bu aile danışmanlığı süreci, çiftlerin ilişkilerinde yeni yolları keşfederek ebeveynlik becerilerini geliştirmelerine yardımcı olabilir.

Her birliktelikte, her ailede bir takım problemler yaşanmaktadır. Burada önemli olan noktalar ise bu problemlerin tekrarlanma sıklığı, çözüme yönelik adımların atılıp atılmadığı ve bu problemlerin kişilerin yaşam kalitesini ne kadar etkilediğidir. Sağlıklı bir aile ise bütün sıkıntılara rağmen geleceğe yönelik umutlu olan, ortak amaçları için çaba gösteren ve gelişen bir ailedir.

ayrılma seperasyon kaygısı

Anne – Bebek Bağlanması

BAKIM VEREN EBEVEYN- BEBEK BAĞLANMASI

Anne – Bebek Bağlanması

Dünyaya yeni gelmiş bir bebeğin, dünyayla ilk temasında aracılığı annesi sağlar. Bebek, anne aracılığı ile dünyanın nasıl bir yer olduğunu keşfetmeye hazırlanır. Annesi bebeğin ilk hayat nefesini alması, gözlerini açmasından itibaren, bebeğin ilk dokunduğu, hissettiğidir. Kokusunu ilk tanıdığı kişi annesidir. Bebek ilk doğduğu günlerde, yaklaşık 9 ay kadar kaldığı anne karnında alıştığı sıcaklığı, sakinliği arar. Aradığı bu huzurlu ortam ne yazık ki dünya da karşısına çıkamayacaktır. Bu da bebeğin doğduğu an da yaşadığı ilk hayal kırıklığı olacaktır. Bebek bu hayal kırıklığının üstesinden annesi sayesinde, onun kendisine destek olduğu oranda gelebilecektir. Bebek için dünya, ilk doğduğu günlerde annesinin memesinden ibarettir. Anne de bebeği kendisinden ayrılmamış bir parça, uzantısı olarak görür. Anne, bebeğin tüm ihtiyaçlarına karşılık veren, bunu en iyi şekilde yapmaya çalışandır. Bebek için annelik vazifesinden ziyade, kurtarıcılık vazifesini yerine getirmeye çalışır anne. Anne ve bebeğin bu ihtiyaç karşılama döngüsü zamanla yerini anne bebeğin sağlıklı bağlanmasına bırakır. Çünkü bebek her ihtiyacı olduğunda annesinden karşılık bulabildiğini görmüş ve defalarca deneyimlemiştir.

Bebeğin ihtiyacını karşılayan, yani bakım verenden bahsederken çoğunlukla gözden kaçırılan ve sanki bebeğin ilk doğum anında anneden sonra gelenmiş gibi davranılan diğer kişi babadır. Babalar genellikle bebeğin doğum sürecinde, anneden biraz daha farklı olarak fizyolojik ihtiyaçların yani daha genel ihtiyaçların karşılanıp karşılanmadığıyla ilgili kısımları üstlenirler. Bu ihtiyaçlar, bebeğin sağlıkla doğabilmesi için hastane imkânından başlayarak, bebeğin odası için uygun ev imkânı, hangi okullarda okuyabileceği ihtimallerine kadar diğer durumları içerir. Babalar, bebeğin gelişiminde en az anne kadar önemli rol oynar ve bu süreçte annenin en büyük desteği eşi, yani bebeğinin babasıdır. Eş desteği, anneyi iyi hissettirir ve bu da annenin kendisini bebeğine karşı yeterli hissetmesi için oldukça önemlidir. Çünkü her ne kadar anne ve baba, doğum sonrası döneme hazır olduklarını düşünseler de, ortaya çıkan bu büyük değişime ilk başta ayak uydurmakta zorlanabilirler. Eskiden sadece karı-koca rolüne uyum sağlamaya çalışan bireyler, bebeğin doğumuyla birlikte yeni rollerini yani anne ve babalığı yerine getirmeye çalışırlar. Bebek ve anne arasında kurulan bağ, doğum anından itibaren en çok temas yoluyla güçlenir. Bu temasa anne kadar babanın da ihtiyacı vardır. Bu temastan yoksun kalan babaların bağlanma düzeylerinin, doğumdan itibaren en az anne kadar temasta bulunan babalara oranla, düşük olduğu araştırmalara yansımıştır.

BAKIM VEREN-BEBEK BAĞLANMASININ TÜRLERİ

Güvenli Bağlanma: Bebek ihtiyacı olduğu her anında annesi veya bakım veren bir yakınını, yanında bulmuş, ihtiyacı en kısa sürede doyurulmuştur. Güvenli bağlanan bireylerin benlik saygısı yüksektir ve sosyal ilişkilerinde yakın ve sağlıklı ilişkiler içindedir.

Güvensiz Kaçıngan Bağlanma: Bebek ihtiyaçlarının doğduğu anlarda bakım verenini neredeyse hiç yanında bulamamıştır. Bu tür bağlanan çocuklarda gergin ve oldukça kaygılı bir kişilik örüntüsü bulunmaktadır.

Güvensiz Çelişkili Bağlanma: Bebek, ihtiyaçlarının karşılanması gereken zamanlarının birçoğunda bakım verenini yanında bulamamış, bazen de annesi veya bakım sağlayan yakını ihtiyaçlarını oldukça duyarlı karşılamıştır. Bu nedenle bebekte annesi veya bakım verenine karşı çelişkili duygular, düşünceler barınabilmektedir. Çünkü bebek, ağladığı zamanlarda bazen annesi gelecek beklentisine karşılık bulabilirken bazen ağlamalarına bir cevap alamamış olabilir.

Aile ve Çiftlerle Görüşme Teknikleri Eğitimi

Ergenlik Sorunları

ERGENLİĞİ ANLAMAK

Hızlı bedensel, duygusal, ruhsal, sosyal değişiklikleri içinde barındıran dönemin adıdır ergenlik. Ergenlik, bireyde fırtınalar kopartan, uzun, inişli, çıkışlı bir dönemin adıdır. Her birey için farklı yoğunlukta geçerken, genelde 9-21 yaş arasındaki bireyleri kapsar. Kızlarda ergenliğe giriş yaşı, erkeklere oranla daha erkendir. Kızlar nadiren 9 yaş olmak üzere, genelde 11 yaşından 21 yaşına kadar bu dönemin içerisinde yer alıyor sayılabilirler. Erkekler ise erkeklerde nadiren 11 yaş olmak üzere genelde 13 yaşından 22 yaşa kadar bu dönemde sayılabiliyorlar. Verilen bu yaş aralıkları genele bakılan yaşa aralıkları olmakla beraber, her birey için ergenliğe giriş yaşı ve sonlanma yaşı, durumlara göre değişiklik gösterebilir. Dönem içerisindeki her yaş, çeşitli özellikleri beraberinde getirir ve bireyde değişimlere yol açabilir.

Ergenlik kültürden kültüre, köyden kente, ailelerin tutumlarına göre ve yaşanılan coğrafyanın iklimine kadar farklılıklar gösterirken, bireysel özellikler ergenliğin şekillenmesinde çok önemli rol oynar. Ergenlik dönemi, yetişkinliğe geçişten önceki son aşamadır. Bu aşamayı her birey öyle veya böyle bir şekilde yaşar, önemli olan yaşanan dönemin nasıl olacağı, nasıl sağlıklı geçirilebileceğidir. Bu dönemin sağlıklı geçip geçmeyeceği, bireyin kendisi, içinde bulunduğu çevrenin şartları ve çevrenin kendisine karşı tutumlarıyla yakından ilişkilidir. Bu olgunlaşma dönemi, bireyin gelecekteki yaşantısına şekil verdiği en önemli dönemdir. Bu dönemde alınan kararlar genellikle bireyin bundan sonraki hayatını olağanüstü etkiler durumdadır. Ergenin bir içine dönük dünyası, bir de bu dünyanın dışarıya yansıması vardır. Bazen bu yansıtmalar, önce ergenlik dönemindeki birey için sonrada ergenin etrafındakiler için kaos yaratabilirken, bazen ergenin rahatlamasını ve kendisini anlaşılır hissetmesini sağlayabilir.

ERGENLİK DÖNEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ

  • Bu dönem ergenin değişim ve gelişim dönemidir. Bugüne kadar kendisinde oluşturmaya çalıştığı tüm düşünceleri, değerleri yeniden sorgular. Bu dönem, ergenlik dönemindeki birey için adeta bir keşif dönemidir.
  • Ergen için yaşadığı gerçek dünyanın dışında, kendisine oluşturduğu daha soyut bir dünyası vardır ve kendi dünyasına iç yolculuğa çıkmak için, bu dönem en iyi fırsattır. Ergen bu dönemde kendisini aramakta, bu yolun sonunda kendisini tüm yönleriyle bulmuş ve tanımış olmak ister.
  • Ergen bu dönemde özellikle duygusal anlamda uç noktalarda olabilir. Ya çok mutlu ya da depresif halde olabilirken, bazen ani tepkiler verip bazen de tüm sakinliğiyle bir yetişkin tavrı sergiliyor olabilir.
  • Bu dönem ergen için bağımsızlık dönemidir ve kendi kararlarını sadece kendisi alıp, uygulamak ister. Tüm bunlar olurken aile veya arkadaş desteğini arkasında buluyor olmaktan mutluluk duyar. Ergenlik döneminde, duygusal destek ergenin kendisi için inanılmaz değerlidir. Öz saygısını geliştirmek ve özgüvenini arttırmak ister, sağlanan destekler bu amacına ulaşmasında kolaylıklar sağlar.
  • Ergenlik dönemindeki birey, bazen sadece farklı bir davranışta bulunmak için olsa dahi, eleştirel olmaya çalışabilir. Özellikle sözünün en çok geçtiği kişilere, yani ailesine veya en yakınındakilere olabildiğince eleştirel gözle yaklaşır, bazen fikirleri desteksiz olsa dahi, ailesine veya bir başka yakınına karşı çıkmış olabilmek için dahi sonsuz destekler. Bunu yaparken bazen oldukça kırıcı olabilir.
  • Bu dönemde ergenlerde fiziksel büyümeler, beklentileri dışında veya beklediklerinden daha hızlı gerçekleştiği için ve buna alışmak bazı durumlarda oldukça zor gelebilir. Bu nedenle ergende çeşitli sakarlıklar görülebilir ancak zamanla ergen bu durumu sindirir ve alışır. Tüm bunlar için ergenin sabır ve zamana ihtiyacı vardır.
  • Ergenlik dönemindeki bireylerde aşırı yeme davranışları görülebilir çünkü ergen vücudu bu dönemde inanılmaz enerji harcar.
  • Ergenlik dönemindeki birey için çevre ve çevrenin fikirleri, onun hakkında düşündükleri çok önemlidir. Bu nedenle arkadaşlarının ne düşüneceğine göre davranışlarda bulunur, gruplaşmaların mağduru olamamak yani dışlanmamak için, gruplara her ne pahasına olursa olsun dahil olmaya çalışabilir.
  • Ergenin kendisine oluşturduğu dünyasına birini dahil etmek, bu özel alanını birisine açmak oldukça zordur, bu nedenle kişisel gizliliğine ve sınırlarına bu dönemde aşırı önem vermeye başlar.
  • Ergenlik dönemindeki bireyler için rol model olacak kişiler önemli bir yer tutar. Bu dönem kendilerine, fanatik olmak için aday aradıkları dönemdir.

ERGENLİK DÖNEMİNDE ERGENİN YAŞADIĞI PROBLEMLER

  • Ergenlik dönemindeki bireyler bu dönemde en çok fiziksel görünüşlerinin derdine düşerler. Kız veya erkek için nasıl göründükleri, kendileriyle ilgili geriye kalan her şeyden daha önemlidir.
  • Ergenlik dönemindeki bireyler, dışarıdan gelecek tepkileri, alacakları duygu ve düşünceleri, kendi duygu ve düşüncelerinden çok daha fazla önemserler. Başkalarının ne dediği ve düşündüğü genellikle alacakları kararda, verecekleri tepkilerde en önemli belirleyicidir.
  • Ergenlik dönemindeki bireyler, eğer ebeveynlerinin onu anladığına ikna olmuşsa, hem ev hem de dışarı da olumlu sosyal ilişkiler geliştirebilecektir. Ancak ergen, ebeveynleri tarafından ciddiye alınmayan, duygu ve düşünceleri önemsenmeyen, yaşadığı dönemin özelliklerini dinginlikle karşılayamayan bir ebeveynle birlikteyse, bu dönem sanıldığı kadar kolay veya sağlıklı atlatılamayabilir.
  • Ergenlik dönemindeki bireyler için hem cinsleriyle olduğu kadar, karşı cinsle kurdukları ilişki de her zamandakinden çok daha fazla önem kazanır. Karşı cinsle olumlu bir ilişki geliştirmek için çabalayan ergen, bunun için gereken davranışları sergilerken, dönemin birçok duygusunu bir arada yaşama ihtimaliyle karşı karşıya kalabilir.
  • Ergenlik dönemine girişle birlikte, sorumluluklarını rahatlıkla alabilen veya almaya çalışan bireylerde, şimdi ve gelecek için kaygılanma ihtimali başlayabilir.
  • Ergenlik döneminde hem kız hem de erkek için maddi durum, ailesinin gelir düzeyi oldukça önem arz edebilir. Mali kaynak, ergenin içinde bulunduğu dönem için oldukça önemli bir değer taşır. Ergen, sosyal çevresinde bu sayede bir önem görebileceği inancına kapılabilir.
Yaşam Koçluğu Sertifikası Eğitimi

Motivasyon ve İhtiyaçlarımız

Motivasyon ve İhtiyaçlarımız

Motivasyon kişiyi sabah yataktan kaldıran güçtür. Var olan doğal enerjimizi akıllıca bir şekilde düzenlediğinizde daha az çaba göstererek daha verimli bir şekilde günü değerlendirebilirsiniz. Kendinizi ne kadar motive olmuş hissederseniz o kadar fazla sizi geri tutan şeylere karşı direnebilirsiniz. Dolayısıyla motivasyonunuz yükseldiğinde otomatik olarak özgüveniniz de artmış olur.
İnsan potansiyelini ve içsel motivasyonunu en iyi şekilde açıklayan kuramcılardan olan Abraham Maslow kişinin başka ihtiyaçları karşılanmadan önce öncelikle fiziksel ihtiyaçlarını yani hava, su, gıda, uyku… vb . karşılamak gerektiğini öne sürmüştür. Bu ihtiyaçlar karşılandığında ikinci düzeyde olan, kişinin güvenlik ihtiyacının karşılanması gerektiğini söylemiştir. Güvenlik sadece güvenli bir ortamda yaşamak değil, kendimizi güvende hissetmekle de ilişkilidir. Özellikle aşırı kaygılı kişiler kendilerini kaygıdan arınmış yani güvende hissedene kadar başka bir şey düşünemezler.
İnsanların üçüncü düzeydeki ihtiyacı ise aidiyet ve sevgidir. Bu ihtiyaçlara sosyal ihtiyaçlar da diyebiliriz. Aidiyet, sevgi, kabul görme, sosyal yaşam vb. konular bu basamakta yer alır. Bu düzeydeki ihtiyaçlarımız karşılanmadığında kendimizi yalnız ve dışlanmış hissederiz. Aidiyet duygusu özellikle bir gruba ait hissetmek veya bir yere ait hissetmekle ilişkilidir. Fiziksel temastan başka olarak kabul görme ve duygusal temas esas olarak bir ait hissetme ihtiyacıdır. Duygusal temas en basit düzeyde bir ortama girdiğimizde ve selam verdiğimizde diğer insanların da bize selam vermesi şeklinde olabilir. Daha üst düzeyde ise seni takdir ediyorum, seninle gurur duyuyorum, seni seviyorum şeklinde gerçekleşebilir. Bağımsızlığı ya da yalnızlığı ne kadar savunursak savunalım insanoğlu doğası gereği sosyaldir ve sosyallik bir ihtiyaçtır. Diğer insanlarla ilişkilerimizde bu ihtiyacı karşılamaya yönelik ne tür tutum ve davranışlarda bulunduğumuza yönelik bir sorgulamaya gitmek ilişkilerimizi iyileştirmek adına yararlı olabilir.
Dördüncü düzeye gelindiğindeki ihtiyaç ise değer verilme ve saygınlık ihtiyacıdır. Bu ihtiyaç, statü, başarı, itibar, tanınma… vb. ile ilişkilidir. Kişinin kendini yeterli hissetmesi, başkaları tarafından tanınmak istemesidir. Bir gruba ait olmak artık yeterli değildir. Kişi o grupta bir miktar güç ve statüye de sahip olmak ister. Daha büyük bir araba sürmek, öğretmen-anne-baba grubuna başkanlık etmek, yapılan işte kariyer basamaklarında yükselmek gibi istekler ortaya çıkar.
Son olarak bütün bu basamakların tırmanılmasının ardından, kişi nihayet en üst basamağa ulaşır. Bu basamak kendini gerçekleştirme basamağıdır. Her bireyin kendine ait özellikleri, davranış kalıpları ve tutumları vardır. Birey bu özelliklerini geliştirmek ve diğerlerine göstermek ister. Bu ihtiyacın karşılanabilmesi için, diğer alt basamaklardaki ihtiyaçların yeterince karşılanmış olması bir gerekliliktir. Ancak, bir önceki ihtiyacın %100 giderilmiş olmasına gerek yoktur, yeterli miktarda giderilmiş olması yeterlidir. Bu aşamada kişi yaşam boyu sürdürdüğü macerada ona bir şeyler sunmuş olan dünyaya bir şeyleri geri verme fırsatı bulur. Kişisel tatmin ve başarısını elde etmiştir. Potansiyelinin farkına varmış ve bunu en üst düzeyde kullanmıştır.
Peki hayattaki motivasyonumuzu yükseltmeye çalışırken Maslow’ dan nasıl yararlanılabilinir ? Dönüp baktığınızda hangi basamakta kendinizi yetersiz hissediyorsanız o basamakta yapılacak iyileştirmelere odaklanın. Eksikliğini hissettiğiniz ihtiyaç, motivasyonunuzun önündeki yegane engeldir. Eğer ki bunu saptamakta zorlanıyorsanız bir uzmandan yardım alabilir ve onun rehberliğinde kendinize yeni bir rota belirleyebilirsiniz.