Kategori: Psikoloji

Ebeveyn Tutumları

Ebeveyn Olma ve Çocuk Yetiştirme Tutumları

Çocukların dünyaya geldikleri aile tiplerinin onların gelişimini etkisi yadsınamaz bir gerçektir. İçinde bulundukları aile onların kişilik gelişimlerini, toplumsal davranışlarını şekillendirme de önemli bir yere sahiptir.

Peki, çocuklarını hayatını bu kadar etkileyen “aile” kavramı aslında nedir? Aile; birbirleriyle kan, evlilik veya evlatlık bağı olan, aynı çatı altında yaşayan ve sosyal ekonomik bir birim oluşturan toplumun en küçük birimidir. Ülkemizde birden fazla aile tipi görülmektedir. Bunlardan ilki anne, baba ve çocuklardan oluşan “çekirdek aile”dir. Diğeri ise çekirdek aileye ek olarak büyük anneler ve büyük babalar, amcalar, dayılar ve onların çocuklarının da birlikte yaşadığı “geniş aile”dir.

Çocukların içinde bulundukları ailenin tutumları onların kişilik gelişimlerine olumlu katkı sağlamalı ve onların sağlıklı bir birey olmasını amaçlamalıdır. Aile tutumlarında anne babanın kişilik özellikleri, geçmiş yaşantıları, yetiştikleri çevre, sosyo-kültürel yapı gibi faktörler etkilidir. Her ailenin kendi yetiştirme tarzı olsa da 9 temel ebeveyn olma tarzından söz edebiliriz.

1.Otoriter ebeveyn; çocuğun eğitiminde kontrol ve disiplinin ön planda olduğu, katı ve cezalandırıcı tarzı benimseyen ebeveyn türüdür. Bu tür ebeveynler genelde çocuklarının onların koyduğu kurallara kesin ve net bir şekilde boyun eğmesini bekler ve buna uyulmadığında bazı yaptırımlarda bulunurlar. (Bu evde yaşıyorsan ben ne diyorsam o!) Bu tarzla yetişen çocukların çevreye güven duymakta zorlandığı, özgüvenlerini yitirdiği ve daha bağımlı kişiler oldukları gözlenmektedir. Çocuk ve ebeveyn arasındaki ilişki kurallar üzerinden düzenlenmektedir. Karşılıklı iletişim yerine ebeveynin söz sahibi olduğu, sıcaklıktan uzak bir iletişim türü içerir. Otoriter anneye, otoriter babaya ya da hem otoriter anne hem otoriter babaya sahip çocuklar kendi başlarını işlerini halledememe, başkalarının etkisi altına kolayca girme gibi özellikler göstermenin yanında kararsızlık, tedirginlik gibi duyguları da yoğun olarak yaşarlar.  Otoriter tarzda yetişen kişiler yaratıcı olmak yerine kurallara uyan ve sınırların dışına çıkmayı tercih ederler.

2.İhmal eden ebeveyn; çocuğun ihtiyaçlarını önemsenmediği, görmezden gelindiği ebeveyn tarzıdır. Bu tarz ebeveynlerle yetişen çocukların genellikle bakımsız oldukları ve sağlık sorunlarına sahip olduklarını görülmektedir. İhmalin boyutuna göre bu çocuklarda gelişimsel gerilikler ve dil gelişiminde geriliklerden de söz edebiliriz. İhmalkar ebeveyne sahip bireylerin yetişkinliklerinde başarısız oldukları, kendilerine dönük ve sosyal ortamlardan kaçınma eğilimi gösterdikleri çeşitli araştırmalarda görülmüştür.

3.Aşırı hoşgörülü ebeveyn; çocuğun tek söz sahibi olduğu ebeveynlik tarzıdır. Çocuğun istekleri ve arzuları merkezdedir ve mantıksız olsa da gerçekleştirilir. Hatalı davranışlar hoşgörüyle karşılanıp kabul görür fakat nadiren de olsa disiplin uygulanabilir. Bu ailede yetişen çocuklar bir yandan ben merkezci, bencil, aşırı sevgi bekleyen, kural tanımayan bireyler haline gelirken diğer yandan daha az sorumluluk alan, doğruyu yanlışı ayırt etmekte zorlanan, daha bağımlı bireyler olurlar.

4.Tutursız ebeveyn; otoriter ebeveyn ve aşırı hoşgörülü ebeveyn olma arasında dengenin bulunamadığı ebeveynlik tarzıdır. Ebeveynlerden birinin onayladığı davranışın diğerinin onaylamaması çocuğun hangi davranışın doğru ya da yanlış olduğunu anlamasına engel olur. Ebeveynler arasındaki bu tutarsızlık çocuk da dengesizliğe yol açar. Bu tarzla yetişen çocuk dış dünyaya karşı güvensiz, ilişkilerinde tutarsız olabilir. Aynı zamanda bu çocuklar bu tutarsızlığın yarattığı karmaşadan dolayı aşırı isyankar ya da boyun eğici olabilirler.

5.Aşırı koruyucu ebeveyn; çocukların sürekli kontrol altında tutulduğu, sürekli ilgi ve alaka gösterildiği ebeveynlik tarzıdır. Bu ebeveynler çocuklarını adeta fanusta yaşatırmışçasına onların dışarı çıkmasını dahi istemezler, sürekli başlarına bir şey geleceği endişesi taşırlar. Çocuğun yerine görevlerini anne babasının yapar ve onun kendi deneyimlerini kazanma imkanı genellikle verilmez. Bu tutumla yetişen çocuklar kendi kararlarını alamayan, aileye aşırı bağımlı, yetişkinlikte eşinden de aynı şeyleri onun için yapmasını bekleyen bireyler haline gelirler.

6.Mükemmeliyetçi ebeveyn; çocukları için hedefleri olan ve onların sürekli bunları ulaşmasını bekleyen ebeveynlik tarzdır. Bu hedefler genellikle ebeveynlerin kendi ulaşamadıkları hedeflerdir. Çoğunlukla ebeveynler bu hedefleri koyarken çocuklarının potansiyellerini göz önünde bulundurmazlar ve çocukların hata yapmalarına izin verilmez. Bu tutumla yetişen çocuklar kendilerini sürekli başarmak zorunda hissettikleri için başaramadıklarında hayal kırıklığı yaşarlar, Çoğu zaman kendilerini beceriksiz ve işe yaramaz olarak nitelerler.

7.Demokratik ebeveyn; hem ebeveynlerin hem de çocuğun söz sahibi olduğu ebeveynlik tarzıdır. Çocuk bu tarz ailelerde düşüncelerini dile getirebilir ve ortak fikir paylaşımına açıktır. Çocuğa konulan kurallar ve nedenleri çocukla açıkça konuşulur ve bu konuda çocuğunda düşüncelerini belirtmesine olanak sağlanır. Gereken durumlarda ödüller ve cezalar da kullanılsa genel olarak sıcak bir iletişim vardır. Ebeveynler ger çocuğun kendi özgü yanları olduğunu bilir ve gelişmesi için çocuğa bir alan bırakırlar. Kendi kararını kendi verebilen, düşüncelerini özgürce ifade edebilen, sosyal ve arkadaş canlısı, yaratıcı, sorumluluk sahibi bireyler genellikle bu tarzla yetiştirilmektedir.

Tüm bunları birlikte değerlendirecek olursak çocuğun gelişimi için en faydalı tarzın demokratik ebeveyn oluğunu söyleyebiliriz. Çocukların hem fiziksel hem de ruhsal açıdan sağlıklı bireyler olabilmesi için onların kendi kaynaklarının farkına varmasını sağlamalı ve gelişimlerini destekleyici bir tutum içerisinde olmalıyız.  Onların potansiyellerinin farkında olmalı ve düzeylerine uygun kurallar koymalıyız. Karar verme yetisini kazanmaları için gerekli ortamları oluşturmalı ve onlara bu fırsatı vermeliyiz. Unutmayın geleceğin ebeveynlerini bugün sizin yetiştirdiğiniz çocuklar oluşturacak.

Çocuklarda Tuvalet Eğitimi

Çocuklarda Tuvalet Eğitimi

Çocuklara Tuvalet Alışkanlığı Kazandırma

Çocuklar dünyaya geldikleri günden itibaren gün gün, ay ay farklı düzeylerde gelişimler göstermeye başlarlar. İki aylık bir çocuğun gelişim özellikleriyle, beş aylık çocuğun gelişim özellikleri birbirinden elbette ki farklıdır. İlk başlar da bakım verene olan ihtiyaçları giderek azalmaya başlar. Zamanla yardımsız ayakta durabilme, ilk adımları atma, kendi yemeğini yeme gibi basamakları geçerler. Bu basamakların arasında biri var ki belki de annelerin en çok nasıl yapabilirim diye düşündükleri konu: Tuvalet eğitimi.

Tuvalet eğitimi çocuğun büyüme süreceğinde karşılaşacağı önemli eğitimlerden biridir. Doğru zamanda ve doğru şekilde yapılmasının çocuğun kişilik gelişiminde etkisi büyüktür. Tuvalet eğitimine başlamadan önce dikkat edilmesi gereken en önemli konu çocuğun biyolojik olarak buna hazır olmasıdır. Kas gelişimi yaklaşık 18.-24. Aylarında tamamlandığı için bu aylardan önce başlamak bazı çocuklar için zorlayıcı olabilir. Yanlış zamanlamayla başlamak hem çok için yıpratıcı hem de anne için gereksiz bir çaba haline gelebilir. Bu yüzden çocuğun biyolojik olarak hazır olduğu zamanda başlamak daha faydalı olacaktır. Biyolojik olarak hazır olan çocuğumuz için bir sonraki adımsa çocuğun psikolojik olarak hazır olmasını sağlamaktır. Bu konuda onunla onun hoşlandığı dil ve tarzda bir iletişimi yöntemi seçmek bu süreci kolaylaştıracaktır. Eğer bu konu da aceleci ve baskıcı bir tutum izlenirse bu anne çocuk ilişkisini yıpratabilir bu da daha en başından bu eğitimi zora sokabilir. Çocuk eğitiminin hiçbir yerinde korku ve baskıya yer olmamalıdır. Korkunun olduğu yerde çocuklarda ilkel beyin devreye girer ve savunma pozisyonu alır, öğrenme yollarını kapatır.

Tuvalet eğitimi hem anne hem de çocuk için sabır gerektiren bir süreçtir. Çocuğun bu eğitimini dar vakitlere sıkıştırıp onlardan hemen öğrenmelerini beklememek gerekir. Eğitim yavaş yavaş olan bir süreçtir ve annenin burada eğitimi kolaylaştırıcı bazı adımlar atması gerekebilir. Örneğin; ufak kazalara rağmen çocuğun bezsiz gezmesini sağlamak ve tuvaleti geldiğinde söylemesini istemek bu adımlardan ilki olabilir. Elbette başlarda istenmeyen durumlar olabilir yada çocuklar anneyle olan ilgi bağını koparmak istemediği için söylememeyi tercih edebilir. Bu tip durumlar çocukla inatlaşmak yerine onu cesaretlendirici telkinlerde bulunmalıyız. Bunu başarabileceğini söylemek iyi bir seçenek olabilir. Bazı durumlarda ise süreç istenilen gibi ilerlemeyebilir bu durumda eğitim veren kişinin vereceği duygusal geri bildirimler oldukça önemlidir. Eğer çocuğunuza bunu başaramadığı için öfke dolu sözler ya da hakarete varan cümleler kurarsanız onun özgüvenli bir çocuk olma hakkını elinden almış olursunuz. Ama tam tersi sevginizi de içeren sakin cümlelerle ona başarabileceğini hissettirirseniz çocuk da size aynı şekilde çaba göstererek bir adım atacaktır. Bu aşamada belki ufak tefek iyi yanlarını(mesela beş kere altına kaçırdıysa bir kere tuvaletinin geldiğini söylediğinde) büyütüp onu tebrik ederseniz daha olumlu sonuçlar da alabilirsiniz. İnsan beyninde pozitif her zaman daha kalıcı yere sahipken, negatifi hep unutmaya ve silmeye çalışırız. O yüzden eğitim gibi önemli alanlarda pozitife daha çok yer vermemeliyiz ki çabalarımız boşa gitmesin.

Ama pozitif olmak derken tabi ki disiplini ve kuralları da tamamen bir kenara bırakmak doğru olmaz. Elbette sevgi göstermek önemlidir ama çocuğunda yapması gereken davranışlarını göz ardı edip sonsuz hoşgörüyle karıştırılmamalıdır. Örneğin bu dengenin kurulmasını sağlarken çocuğun bazı isteklerini kullanabilir. Bizden istediğini ona tuvaletini söylemesi karşılığında verebileceğimizi söylemek bir yol olabilir.(Eğer bugün parka gitmeyi istiyorsan bana tuvaletin geldiğinde haber vermelisin gibi.) Eğer burada terazinin dengesi şaşarsa çocuk annenin aşırı hoşgörülü tavrını kullanıp ilerde her isteğinin hemen yapılmasını isteyen bir yetişken hali alabilir. Ödüller dışında bazen istediği şeylerden mahrum bırakma yolu da zaman zaman tercih edilebilir.( Eğer tuvaletini söylememeye devam edersen bugün o çok sevdiğin çizgi filmi maalesef izleyemeyebilirsin)

Doğru zaman, doğru iletişimden sonraki önemli adımsa günün doğru zamanında bu işe başlamaktır. Her yetişkinin zevk aldığı aktiviteler gibi çocuklarında başından ayrılmak istemediği aktiviteler, oyunlar olabilir. İşte bu durumların tam ortasında çocuğu alıp tuvalete götürmeye çalışmak yersiz ve gereksiz bir stres oluşturabilir. Bunun yerine çocuğun dikkatini o etkinlikten alıp daha sakin bir yere dikkatini verip ondan sonra tuvalete gitme konusunu açabiliriz.

Yaklaşık 4 yaşına gelmeden çocuğun tuvalet eğitimini başarıyla tamamlaması beklenir. Fakat bazı durumlarda bu mümkün olmaz ve geçen zaman anneleri daha da endişelendirme başlar. Bu konu da önce çocuğun gerekli fiziksel muayenesi yaptırılmalı ve eğer fiziksel bir sorun yoksa bir uzman psikologdan yardım alınmalıdır.

Çalışan Anne-Bebek İlişkisi

Çalışan Anne Olmak

Bir bebek daha dünyaya gelmeden ilk ilişkisini annesiyle kurar ve bu ilişki çok özel bir yere sahiptir. Çocuk başlarda anneye daha bağlı bir ilişkisi olsa da yaşı ilerledikçe bu bağlılık azalır.

Anne karnındaki bebeğin doğmasına sayılı aylar kala duygusal belleği oluşur ve kaydetmeye başlar. Bebeklerin en temel ihtiyacı sevgi, ilgi ve şefkattir. Daha anne karnındayken bile sevilip sevilmediğini algılar. Doğduğunda annesi ve kendisini tek parça olarak görür. Aylar geçtikçe annem ben ve diğerleri düşüncesi hâkim olmaya başlar. Bebekler 1 yaşına kadar sözel olarak kendilerini ifade edemezler fakat çok iyi kayıt yaparlar. Bu dönemde kendilerine gösterilen ilgi ve şefkatin farkındadırlar ve bu onların duygusal gelişiminde oldukça etkilidir. Bebekliğin ilk dönemlerinde bebeğin güvende olma ihtiyacı vardır ve bunun da yanından ayrılmadan karşılanmasını bekler. Annenin kısa süreliğine de olsa onun yanında ayrılması huzursuzlanmasına yola açabilir.

Bazen anneler çeşitli sebeplerle doğumdan kısa bir süre süre işe dönmek zorunda kalabilirler. Ama bu işe dönmek zorunda kalan annelerin bebeklerinin duygusal gelişimlerinin artık bozulacağını elbette göstermez. Burada önemli olan bakım veren kişiyle olan birebir ilişkidir. Bebek kendisini güvende hissettiği ve ihtiyaçlarını karşıladığını hissettiği bakım veren biriyle de bu ilişkiyi kurar. Burada önemli olan çocuğa beklediği sevgi ve sıcaklığı verebilecek bir bakım verenin olmasıdır. Eğer bu kişi bir bakıcı olacaksa iyi bir seçim yapılmalı ve çok sık bakıcı değiştirilmemelidir. Sık sık bakıcı değişimi çocuklarda güven oluşma sürecini olumsuz etkileyebilir. Çeşitli sebeplerle bakıcı yerine yuvaya bırakılan çocuklar da ise farklı bir gelişme geriliği görülebilir. Kreş veya yuvalarda vardiyalı sistemle bakıcıların değişmesi çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkiler. Eğer imkân varsa mutlaka çocuk tek bakıcıyla vakit geçirmeli ve birebir ilişki kurmalıdır.

Tüm bunlara rağmen imkânı olan annelerin ilk 3-4 yıl bebekleriyle zaman geçirmeleri en idealidir. Okul çağına gelen çocuğun artık gerçeklik algısı oluşmaya başlamıştır. Bu zamanda çalışmaya başlamak daha doğru olur. Çocuklar bazen 5-6 yaşında olsalar da bu zamana kadar çalışmayıp bir anda çalışmaya başlayan anneyi garip sayabilirler. Böyle durumlarda çocuğa anlayabileceği bir dille neden çalıştığını ve bu konunun onunla ilgili olmadığını anlatması gerekir. Eğer çocuk annenin gitmesini anlamlandıramaz ve kendisiyle ilgili olduğunu düşünürse duygusal zedelenmeye yaşayabilir.

Çocuklar onlarla konuşulmadan gerçekleşen durumlarda endişe duyarlar ve belirsizlik duygusu yaşamaya başlarlar. Çocuk nasılsa anlamaz diye geçiştirilen durumların bıraktığı etkiler çocuğun yetişkinlik hayatında farklı şekilde kendini gösterebilir. Anne durumu çocuğa anlattığında kendisinin hala sevildiğini, değer verdiğini görür ve durumu kabul etmesi kolaylaşır.

Çalışan anneler tüm günlerini çocuklarıyla geçiremedikleri için suçluluk duyarlar. Fakat burada önemli olan tüm günü yanana değil sıcak bir ilişki için geçirilen birkaç saat daha değerlidir. Annenin bebeğine dokunması, kucaklaması veya çocuğuyla konuşması, onu dinlemesi, onunla oynaması sıcak bir ilişkiyi gösterir. Tüm gün birlikte olunan fakat etkileşimin olmadığı soğuk bir ilişkinin çocuğa hiçbir faydası yoktur. Çocuk işten döndüğünüzde ona ayıracağınız zaman olduğunu bilir ve bekler bu yüzden hiçbir engel çocuğunuzla geçireceğiniz bu zamana set çekmemelidir.

Ülkemizde bazı durumlarda çocuklar ilgilenilemediği için şehir dışındaki akrabaya bırakılabiliyor fakat bu durum çocuk gelişimi açısından oldukça riskli bir durumdur. Eğer bu durum patolojik bir hal alırsa çocukta anneye küsme, içe kapanıklılık, tırnak yeme, hırçınlık gibi davranış bozuklukları görülmeye başlayabilir.

Çalışan anneler bazen de yaşadıkları suçluluk duygusunu bastırmak için çocuklara sınırsız haklar verirler. Bu verilen sınırsız hakların çocuğa faydasından çok zararı dokunur. Sınırı olmayan, talepkar birer yetişkin olma yolunda ilerlemeye başlarlar.

Son olarak çalışan annelere en büyük desteği babaların vermesi hem anne hem de bebeğin ruh sağlığı için oldukça yararlıdır.

Çocuklarda Bilgisayar Bağımlılığı, Telefon Bağımlılığı, Teknoloji Bağımlılığı

1990’lı yıllarda bilgisayar hayatımıza ilk girdiğinde sayılı evde bilgisayar bulunmaktaydı. 2000li yıllara gelindiğinde internet kullanımının da yaygınlaşmasıyla bilgisayar neredeyse tüm evlere girdi. Sadece bilgisayarlar girmekle kalmadı tabletler, akıllı telefonlarda evlerin oturma odalarının yegâne üyeleri oldular. Aileler ev içinde birbirleriyle iletişimlerini cep telefonlarından sağlamaya başladı. Karşılıklı iletişimin olduğu kalabalık gruplar dağıldı. Herkes elindeki sanal dünyada ne kadar çok arkadaşı olduğuyla ilgilenirken gerçek dünyada arkadaşı kalmadığını fark edemez hale geldi. Tüm bunlar teknolojinin kötü bir şey olduğunu göstermez fakat dozunun ayarlamasının ne kadar önemli olduğunu gösterir. Teknoloji iyi yönde kullanıldığında oldukça fayda sağlar.

Sanal dünyanın kalabalık olması, gerçek dünyanınsa daha bireyselliğe dönmesiyle bundan en çok etkilenen grup çocuklar oldu. Önce yemek yemeleri için TV karşısına oturtulan bebekler şimdiler de tablet olmadan yemek yemeyen bebeklere dönüştüler. Bebekken başlayan bu etkileşim yaş ilerledikçe farklı boyutlar almaya başladı. Önce telefondaki veya bilgisayardaki oyunu bırakmak istemediği için okula gitmemekte direnen çocuklar oldular. Oynadıkları oyunlardaki karakterleri gerçek hayatta arkadaşları üstünde deneyerek çeşitli davranışlar ortaya koydular. Biraz daha büyüdüklerinde artık oyun oynamak için okuldan kaçmalara başladılar. En sonunda evde bir sandalye üstünde saatlerce oturup oyun oynayabilir hale geldiler. Ne yazık ki durumlar buraya gelene kadar bazı aileler tehlikenin farkına bile varmamış olabiliyorlar. Oysa çocuk çok daha erken dönemden bunun işaretlerini vermeye zaten başlamış oluyor.

Bütün akşam televizyon karşısında ellerinde telefon, tablet, bilgisayar olan insanların oluşturduğu ailelerde çocukların bundan vazgeçmelerini istemek gerçekçi bir istek olmaz. Ebeveynler öncelikle örnek olmalı ve bazı saatlerde teknolojiyi bırakıp sıcak ve gerçek aile ilişkisinin sağlanması için gerekli adımları atmalılar. Çocuğun neden bilgisayar başında bu kadar çok zaman geçirdiğinin sebepleri araştırılmalıdır.

Çocuklar bazen belli durumlardan kaçınmak için bilgisayarın başına geçerler ve aldıkları yapay rahatlık hissi onları her kaygı durumunda bilgisayarın başına getirmeye başlar. Sadece ilgilenilmeyen çocuklar değil bazen aşırı ilgilenilen çocuklarda interneti bir kaçma yolu olarak görebilir. Bağımlılık gelişmemesi için çocukların bilgisayar başında geçirdikleri süreye dikkat edilmeli ve haftalık 20 saati geçmemelidir.

Çocuklar için internetten daha tehlike olan durum aslında sosyal medyadır. Sosyal medya kontrol edilemez bir mecra olduğu için çocukların kolayca istismar edilebildiği ortamlardan biridir. Aile içinde beklediği ilgiyi ve sevgiyi göremeyen çocuklar bunu sosyal medyadaki sanal kişilerde aramaya girebilir ve kolayca kandırılabilir hale gelebilir. Bu yüzden çocuklarla iletişim kurmak oldukça önemlidir.

Bilgisayarı tamamen yasaklamak hiçbir sorunu çözmeyeceği gibi aile içi iletişim ve çocuğun sosyal hayatına zarar verir. İyi bir planlamayla çocuk hem ders çalışması gereken hem de bilgisayar başında geçireceği zamanı bilir ve bu sınırlar içinde davranmaya başlar.

Eğer çocuğunuzda gözlerde yanma, beden duruşunda bozulma, halsizlik gibi fiziksel belirtilerle birlikte sosyal ortamdan kopma, sanal dünyadaki arkadaşlıklara yönelme, zamanı kontrol edememe gibi durumlar yaşanmaya başladıysa bir uzmandan yardım almanız faydalı olur.

internet bağımlılığı

İnternet Bağımlılığı

İNTERNET BAĞIMLILIĞI

İnternet bağımlılığı nedir, internet bağımlılığı nasıl anlaşılır, internet bağımlılığı nasıl önlenir, internet bağımlılığı tedavisi nasıldır?

Özellikle çocuklarda internet bağımlılığı son zamanlarda en büyük sorunlardan biri haline gelmiştir. İnternet bağımlılığı problemi yalnızca çocuklarda değil, gençlerde ve yetişkinlerde de ciddi sorunlara yol açmaktadır.

Bir danışanım başvurma nedenini şöyle anlatıyordu: “Geçenlerde tatil esnasında gittiğim ve birkaç gün kaldığımız koyda telefonun interneti çekmiyordu ve sanki kaybolmuşum gibi hissettim.”

Başka bir danışanım  ise, “ İnternetim olmadığında sanki  hayatla bağlantım kopuyormuş gibi geliyor.” demişti.

Bağımlılığı, genelde alkol, esrar, kokain, kumar gibi maddelerle ilişkilendirsek de, bağımlılık sadece bir maddeye bağlı olarak gelişmez. Bir nesne, kişi ya da bir varlığa bağımlılık duyulabilir. Bağımlılık,  kişinin sosyal, fiziksel ve ruhsal sağlığına zarar vermesine, günlük yaşamdaki işlevselliğini düşürmesine rağmen,  kişinin engel olamadığı  ve önüne geçemediği bir istekle bağımlı olduğu şeyi bulduğu durumdur.

Bağımlı kişilerde, bağımlı olduğu nesne ya da kişi ile ilgili, zihinsel düşünme, tolerans düşüklüğü, yoksunluk belirtileri vardır. Fiziksel ve psikolojik olarak yaşanan bu belirtiler aynı zamanda kişinin sosyal yaşantısında, iş yaşantısında çatışmalar yaşamasına sebep olmaktadır.

İnternet bağımlılığı ise, davranışsal bir bağımlılık olarak karşımıza çıkmıştır. İnternet bağımlılığı son yıllarda çok fazla yaşanmaya başladı. Çoğu kişi elinin altında telefon sürekli olduğu için, bağımlılıklarının farkında olamayabiliyor. İnternet bağımlılığı olan kişiler bağımlı oluşlarını genellikle ya yoksunluk yaşadıklarında, ya da aile bireylerinin farkında olmasını sağlamalarıyla anlayabiliyorlar.

Çocuklar internet oyunlarında ve veya sosyal medyada çok uzun zaman geçirmekte ve anne – babalar durumu engelleme konusunda çaresiz kalmaktadır.

İnternet Bağımlısı olduğumuzu nasıl anlarız?

Planladığımız zamandan daha fazla internette vakit geçiriyorsak, Sürekli internette yaptığımız aktiviteler hakkında düşünmeye başladıysak, İnternette geçirilen keyifli zamanı çoğaltmak için daha fazla kalmaya başladıysak,  Yoksun kaldığımız zamanlarda, çökkünlük, kızgınlık hissetmeye başladıysak, İnternette çok vakit harcadığımız için git gide iş yaşantımızda, aile yaşantısında ve sosyal çevre içerisinde sorunlar yaşamaya başladıysak, İnternette geçirilen vakitler ile ilgili yalan söylemeye başlamışsak ve ve interneti duygusal ya da ruhsal sıkıntılarımızdan kaçmak için kullanmaya başladıysak, bağımlı olduğumuz söylenebilir.

İnternet Bağımlılığını nasıl önleyebiliriz?

Günümüz dünyasında  internetin çok önemli bir yeri var. Özellikle işlerimizi kolaylaştırmak adına etkisi küçümsenemez durumda.  Dolayısıyla günlük yaşantımızda bu kadar yerini almış bir teknolojinin hayatımızdan çıkarılması, yaşam kalitemizde azalmaya yol açabilecektir. Bu nedenle bu teknolojiyi hayatımızdan çıkarmak yerine, hayatımızda sınırlı bir yerde kalmasını sağlamak bağımlılığı önlemek için kullanılabilir.

İnternet bağımlılığını kontrol etmek adına birkaç yöntem:

  • İnternette geçirilen zamanların kontrol altına alınması (saat değişimleri)
  • İnternet hesaplarının sınırlandırılması (oyun, sosyal medya vb.)
  • İnternet yerine yapılabilecek aktivitelerin bulunması (spor vb.)
  • İnternete girilen zamanda hissedilenlerin farkındalığının sağlanması
  • İnternet tatillerinin planlanması
  • Bireysel terapi ya da aile terapisi almak.

İnternet bağımlılığı ile ilgili merkezimizde terapi yapılmaktadır.

Ayrıntılı bilgi için,

Psikoaktif  Terapi Merkezi

0 232 421 12 48 – 0 542 739 36 33

psikolog izmir

DOĞRU PSİKOLOGU NASIL SEÇMELİSİNİZ?

Psikolojik sorunlarınızı çözümlemek için İzmir de görüşebileceğiniz doğru psikologu arıyorsanız şu noktalara dikkat etmenizi öneriyoruz:

İzmir’deki Psikologlar arasından en doğru seçimi yapabilmek için, görüşmenizin uygun olduğunu düşündüğünüz psikolog ile terapi ya da danışmanlık sürecine başlamadan önce lisans ve yüksek lisans diplomalarını mutlaka görmek isteyin.
Devamı

İZMİR'DE PSİKOLOG

SİZE EN UYGUN PSİKOLOĞU NASIL SEÇMELİSİNİZ?

Psikolojik sorunlarınızı çözümlemek için görüşebileceğiniz doğru psikologu arıyorsanız şu noktalara dikkat etmenizi öneriyoruz:
Psikologlar arasından en doğru seçimi yapabilmek için, görüşmenizin uygun olduğunu düşündüğünüz psikolog ile terapi ya da danışmanlık sürecine başlamadan önce lisans ve yüksek lisans diplomalarını mutlaka görmek isteyin. Devamı

depresyon

DEPRESYON

Depresyon kişinin günlük yaşamını ve uyumunu etkileyecek düzeyde ciddi bir üzüntü halidir. Üzüntü ve karamsarlık, yaşamdan zevk alamama, uyku bozukluğu, iştah bozukluğu, hareketlerde durgunluk ya da sıkıntı nedeniyle yerinde duramama, halsizlik bitkinlik, suçluluk duygusu, dikkatini toplayamama, ölüm ya da intihar düşüncesi depresyon bulgularındandır.
Devamı

gebelik psikolojisi

HAMİLELİK PSİKOLOJİSİ VE BEBEĞE HAZIRLANMAK

Hamilelik psikolojisi birçok kadın tarafından önemsenmektedir. Anne ve baba adayları hamilelik psikolojisi konusunda bilgi edinmeye çalışmaktadır. Hamilelik kadının hayatındaki en özel dönemlerden birisidir. Çok güzel duygular hissettirmesinin yanında, anne adayında karmaşık duyguların ve kaygıların da yaşandığı bir dönemdir. Devamı