Aylar: Temmuz 2018

Bağımlılık Danışmanlığı Eğitimi

İlişki Bağımlılığı

İLİŞKİ BAĞIMLILIĞI, EŞ BAĞIMLILIĞI

Günümüz ilişkilerinde yaşanan sorunlardan birisi ilişki bağımlılığıdır. Bağımlılık; bağlılıktan farklı olarak alışkanlık, ilişkiden vazgeçememe durumudur. Kaybetme korkusu içerir. Kişi bağımlı olduğu kişiyi kaybetmemek adına mükemmel olmak, kişinin beklentilerini karşılamak ister.

Bağımlı ilişkilerde; kişilerin birbirlerine muhtaçlığı arttıkça sosyal hayattan kopmalar, aile ilişkilerinde zayıflamalar görülmektedir. Yine bu ilişkilerde madde ve alkol bağımlılığında olduğu gibi beklentilerin artmasına bağlı olarak bir yoksunluk durumu ortaya çıkmaktadır.

Bağlanma stillerine baktığımızda;

  1. Güvenli Bağlanma
  2. Kaçınmacı Bağlanma
  3. Kaygılı Bağlanma

Bağımlı bireylerde kaygılı bağlanma görülür. Bu kişiler, çocuklukta ebeveynleri tarafından tam ihtiyaçları karşılanamayan, tutarsız davranışlara maruz kalan bireylerdir. Bunun sonucunda kişilerde terk edilme korkusu, diğer insanlara karşı aşırı bağlılık, ilişkide partnerini aşırı yücelme ve ilişkide bağımlılık görülmektedir.

İlişki bağımlılığı için tanı ölçütlerine baktığımızda;

Arzulanan duygusal etkiyi elde etmek için davranışlarda belirgin olarak artış gösterme ihtiyacı

Davranış kesildiğinde (partner yoksunluğu) umutsuz, yalnız hissetme, kalp ağrısı, özlem gibi yoksunluğa benzeyen sübjektif dürtülerin varlığı

Niyet edilenden daha uzun zaman davranışı sürdürme

Davranışın kesilmesi ya da kontrol edilmesine yönelik sürekli istek, boşa giden caba

Davranışa başlama, sürdürme ve sonrasındaki etkilerinden kurtulmak için büyük zaman harcama

Davranıştan dolayı sosyal, mesleki ve serbest zaman etkinliklerinin bırakılması ya da azaltılması

Fiziksel ve psikolojik problemlere rağmen ısrarlı bir istek duyma ve davranışın devam ettirilmesi. (Örneğin; ilişkiden kaynaklanan depresyona da maddi kayıplara rağmen yeni bir ilişkinin pesine düşmek.)

Eş bağımlılığı ise, “aileden öğrenilen veya genetik olan, kişinin kendi gereksinimlerini ihmal etmesi ve başkalarına aşırı odaklanmasıyla sonuçlanan bir davranış” şeklinde tanımlanmaktadır.

Eş bağımlılıkta kişiler, alkol ve madde kötüye kullanımı olan kişilerle, kronik hastalığı, zihinsel rahatsızlığı, kişilik bozukluğu olan kişilerle kendilerini adadıkları bir ilişki yaşamaktadır.

Eş bağımlı kişilerin; kendi başına var olamayan, kendine yetemeyen, duygusal olarak hep başka insanlara bağlanan, kendi mutluluğunu başkalarını memnun etmekte bulan, kendini başkalarının değerlendirmesine göre algılayan, mutsuz olmasına rağmen  ilişkilerine devam eden , aşırı sorumluluk alan kişiler olduğu görülmektedir.

Eş bağımlılar hayatlarında bir şeylerin kayıp ya da eksik olduğu hissindedirler ve bu yüzden sürekli olarak o kaybın pesinden giderler. Kişinin aşağıdaki özelliklere sahip bir ailede büyümüş olması, eş bağımlı birey olmasına ve kendisinde, benliğinde eksiklik hissetmesine sebep olabilir.

Eş bağımlılığını tetikleyen ailelerin özellikleri:

  1. Destekleyici olmayan
  2. Korkutucu ve güvensiz
  3. Duygusal ve / veya fiziksel olarak ihmal edilmiş
  4. Manipülatör
  5. Suçlayan
  6. Aşırı sert veya küfürbaz
  7. Aşağılama
  8. Ailenin sorunlarının olduğunu inkâr etmek ve dışarıdan yardım reddetmek
  9. Ketum
  10. Yargılayıcı
  11. Dikkatsiz
  12. Çocuklar için gerçekçi olmayan beklentiler

Bağımlı kişilik bozuklukları tanı ölçütleri;

(1) Başkalarından bol miktarda öğüt ve destek almadıkça gündelik kararları vermekte güçlük çekme

(2) Yaşamının çoğu önemli alanında sorumluluk almak için başkalarına gereksinme

(3) Desteğini yitireceği ya da kabul görmeyeceği korkusuyla başkalarıyla aynı görüşü paylaşmadığını söylemekte zorluk çekme.

(4) Tasarıları başlatma ya da kendi başına iş yapma zorluğu vardır (böyle bir isteğinin ya da yapacak gücünün olmamasından çok doğru yapıp yapmadığına ya da yeteneklerine ilişkin kendine güveninin yokluğundan ötürü)

(5) Başkalarının bakım ve desteğini sağlamak için hoş olmayan şeyleri yapmayı isteyecek kadar aşırıya gitme

(6) Kendisine bakamayacağına ilişkin aşırı korku nedeniyle tek başına kaldığında kendisini rahatsız ya da çaresiz hissetme

(7) Yakın bir ilişkisi sonlandığında bir bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka bir ilişki arayışı içine girme

(8) Kendi kendine bakma durumunda bırakılacağı korkuları üzerine gerçekçi olmayan bir biçimde kafa yormadır.

Bağımlı kişilikler, çocukluk dönemine dayandığı için, tedavi genellikle çocukluk döneminde yaşantılanan duygulara ve aile dinamiklerini yeniden yapılandırma üzerine odaklanmaktadır. Bu davranışların değişimi için bir uzman desteği alınması gerekmektedir.

Ergenlik Sorunları

Tercih Dönemi Stresi ve Baş Etme

Tercih Dönemi Stresi ve Baş Etme

Tercih dönemi, üniversite adayı öğrenciler için oldukça kaygı verici geçen bir dönemdir. Bu kaygı öğrencilerde istenmeyen ve genellikle kontrol altına alınması zor stresleri ortaya çıkarabilir. Tercih dönemi stresi, sınav sonucu belirlenene kadar anlaşılamayan ancak tercih döneminin içine girildiğinde tercih yapacak öğrencilerin oldukça endişeli hale gelmelerine neden olabilen bir dönemdir. Bazı öğrenciler sınava girdikten sonra üzerinden attıkları derin stresi bu dönemde yeniden edinebilirler. Son yıllarda çoğu öğrenci için öğrenim hayatlarındaki en büyük gaye, üniversiteyi kazanmak ve bunu potansiyeline göre en başarılı şekilde noktalamak. Eğitim-öğretim hayatının küçük yaşlardan itibaren öğrencilerde bıraktığı olumlu veya olumsuz izlenimler, öğrencilerin yaş aldıkça sınav ve sonuçlarına yüklediği anlamları etkiler. Bu nedenle genellikle üniversite, öğrencilerin gözünde koca bir buzdağı gibi görünür. Sırasıyla önce üniversiteye hazırlık dönemi, sınav dönemi ve sınav sonrası dönem yani tercih dönemi. Her bir dönemin kendi içerisinde öğrencilere yaşattığı kaygı, endişe, öfke gibi olumsuz duyguları olabilir. Bu duyguların bireyi esareti altına almasıyla, ortaya tercih sonuçlarını etkileyebilecek panik davranışlar çıkabilir. Bu tür davranışlar tercih döneminin oldukça buhranlı geçmesine neden olabilir. Tüm bunların yanında tercih döneminiz bugüne kadar ki öğrenim hayatınızın altın vuruşunu yapacağınız bir fırsat süreci olarak da geçebilir.

Bu dönemde alınacak kararlar geri kalan yaşamınızın ilk basamağını oluşturuyor olabilir, bunu gözen kaçırmamakta fayda vardır. Tüm bunların yanında tercih dönemi  öğrencinin kendi stresi yanında, en az öğrenci kadar ailesini de yıpratan bir süreçtir. Sınava hazırlıkla başlayan bu süreç, ülkemizde tek başına üniversite adayının süreci değildir. Aileler ve öğrencinin yakın çevresi de en az öğrenci kadar sınav ve tercih dönemi kaygısının esiri olabilir.

Peki bu dönemde üniversite adayı öğrencilerinin, yakın çevresinin yapması gerekenler neler?

İlk olarak sakin olmakta ve sürecin planlamasını bir önceki dönemler esas alınarak, tercih dönemine girmeden önce yavaş yavaş yapmakta fayda var. Tercih dönemi öncesi süreci iyi değerlendiremeyen öğrenciler, tercih yapma tarihleri aralığında kendisini en iyi şekilde analiz etmeye çalışarak ilgi ve yeteneklerine göre okul elemeleri yaparak gidebilirler.

Bu dönemde okumayı hedeflediğiniz üniversiteyi veya bölümün bulunduğu herhangi bir üniversiteyi ziyarette bulunabilirsiniz. Üniversite öğretim görevlileri sanıldığı kadar ulaşılmaz değillerdir, kendilerini odalarında veya fakülte içerisinde bulabilir alana yönelik sorular sorarak kaygılarınızı azaltabilirsiniz. Artık neredeyse tüm üniversitelerde şehrin otogar veya havaalanı karşılama alanlarından başlamak üzere kampüs içlerine kadar üniversite tanıtımları ve oryantasyon çalışmaları yürütülmektedir.

Seçmek istediğiniz mesleğin çevrenizdeki temsilcileriyle iş yaşamı koşullarına dair görüşme yaparak, bilgilendirilme sağlayabilirsiniz. Bazı durumlarda seçmeyi düşündüğünüz birden fazla meslek grubu olabilir, bu grupların temsilcileriyle ayrıntılı görüşmeler yaparak kendi ilgi ve yeteneklerinize, gelecek planlamalarınıza göre elemelerde bulunabilirsiniz.

Yaşamak istediğiniz şehir veya şehirlerin koşullarını gözden geçirebilirsiniz. Üniversite yaşamınızın geçeceği şehir, size seçeceğiniz bölümle ilgili ne gibi faaliyet alanları sunabilir, öğrendiğiniz bilgileri pratikte uygulayabileceğiniz alanları yeterli sayıda mı ve bunun gibi pek çok mesleki gelişim için gereken tüm fırsatları size sunabilir mi araştırabilirsiniz.

Tüm bunların yanında sonucun sizi hayal kırıklığına uğratabilme ihtimali de olacağını unutmayın, bu nedenle ikinci bir planınız hatta belki birden çok planınız zihninizin bir köşesinde ayrıntıları belirlenmiş şekilde hazır tutulmalıdır.

Düşünün ki çevrenizde bulunan herkes böylesi buhranlı bir dönemden geçtiler ve bu kaygıyla, kendilerine en iyi gelen yönetimi bularak baş etmeyi öğrendikleri için tercih dönemini daha sağlıklı bir dönem olarak atlattılar. Bu dönemde kendinizi başkasıyla kıyaslamaktan sakınmanızda fayda vardır. Ayrıca çevrenizdeki bireylerden sizi kıyaslamalarına engel olabileceğini düşündüğünüz bir yakınınızla, dönemin sizde yarattığı duygusal, davranışsal problemleri paylaşabilir, bu konuda çevrenin size yansıttığı olumsuzluklara karşı bir perde olmasını rica edebilirsiniz.

Unutmayın; her öğrenci bir bireydir, her birey özeldir. Her başarı veya başarısızlık kişiye özgüdür, yargılanmaz. Her bireyin başarı tanımı, her ailenin çocuğundan beklediği başarılılık düzeyi farklıdır. Ancak her ne olursa olsun başarılı olmanın tanımı tek bir sınav sonucu üzerinden değil, birden fazla durumlar üzerinden yapılır. Sınav sonuçları tüm bunlardan sadece biridir.

depresyon

Depresif Kişilikler

DEPRESİF KİŞİLİKLER

Depresif kişilikler olayların kötü yanlarını, olası tehlikelerini ön planda tutarlar. Olumsuzlukları abartarak yaşamlarındaki olumlu yönleri küçümserler. Yolunda gitmeyen bir durum yaşanmasa dahi hep üzüntülü ve ağlamaklıdırlar. Keyif verici şeylerden haz alamazlar. Kendilerinin diğerlerinin seviyesinde görmezler. Başkaları onları takdir etse bile kendilerini küçük görmeye devam ederler.

Gelecek hakkında olumsuz görüşlere sahiptirler.  “İşler iyiye gitmeyecek.”, “Hayat zor ve haksızlıklardan ibaret.” , “Ben asla onların seviyesinde olamam” …vb. düşünce kalıplarına sahiptirler.

Peki kişiyi böyle bir duygu duruma iten etmenler nedir? Bazı araştırmalar depresif kişiliğe sahip kişilerin ailelerinde ve yakın akrabalarında birtakım kalıtsal kanıtlar bulmuştur. Öte yandan verilen eğitimin etkisi de küçümsenmemelidir. Çocuğa, kazanılması mümkün olmayan yetkinlik düşüncelerinin dayatıldığı bazı geleneksel eğitimler ve aile tutumları çocukta yetersizlik ve suçluluk duygularını perçinleyerek depresif bir kişilik oluşumuna zemin hazırlayabilir.

Depresif kişilikler genellikle yardım almakta veya terapiyi devam ettirmekte zorluk çekerler. Bunun nedenleri şunlar olabilir :

Durumlarını bir “hastalık” olarak görmezler.

İradelerinin gücüne inanırlar ve isterlerse kendi kendilerine her şeyi yoluna koyabileceklerini düşünürler. Lakin bu durum uzun yıllar devam eder.

Bir uzmanın onlara yardım edemeyeceklerini düşünürler. Hiçbir şeyin onlara yardımcı olamayacağına inanırlar.

Depresif kişilikler kendilerini bulundukları durumdan çıkaracak hoş bir uğraşı bulmayı genellikle reddederler. Çabalamaktan yıldıklarını ifade ederler ve karamsarlıkları da onların iyi bir şey beklemelerini engeller. Oysa  hayatta her gün aynı davranış biçimlerini tekrarlamak demek , aynı senaryoyla, farklı dekor ve oyuncularla çekilmiş bir filmi izleyip farklı bir son beklemektir.

Depresif kişiliğe sahip kişilerin içinde bulundukları durumdan ikincil bir kazançları vardır. Bu durum bazen etrafın ilgisini çekmek, kendilerini görmeye gelen yakınlarını suçlayabilmek… vb. rahatlamalar sağlar.

Bir uzmandan yardım almak, özellikle psikoterapiler danışanın kendine koyduğu “ blokaj” ın farkına varmasını sağlar. Bu blokaj onun hayattan keyif almasını engelleyen her şeydir. Terapi danışana, yapıp ettiği her davranışın sorumluluğunun ve sonuçlarının kendi elinde olduğunu anlamasına yardımcı olur.   Sadece durumun bilincine varmak yetersiz olduğundan davranışsal değişimler konusunda yol terapide gösterilir. Zamanında yapılan müdahale ise  kazanılan keyifli bir yaşam demektir.

anne çocuk

Çalışan Anne Olmak, Çalışan Anne Çocuğunun Psikolojisi

Çalışan Anne Olmak, Çalışan Anne Çocuğunun Psikolojisi

Çalışan Anne Çocuğunun Psikolojisi Nasıldır?

Çalışan annelerin bebeklerinin psikolojisi hakkında bize sıkça sorular sorulmaktadır. Annesi çalışan çocukların diğer çocuklara göre daha mutsuz olduklarını kanıtlayan bir durum yoktur. Ancak şu da bir gerçektir ki, bu çocuklar annelerini annenin işi ile paylaşmak zorundadır. Annelerinin işi dışındaki zamanlarla yetinmek durumundalar. Daha erken yaşlarda daha fazla sorumluluk almaları gerekmektedir. Bunlarla birlikte annesinin hayattan aldığı doyum bir çocuğu da mutlu eder. Başarılı ve özgüven sahibi bir anne çocuğu ile daha iyi ilişki kuracağından, hem anne, hem de çocuk daha iyi hisseder.

Sanayileşme ile birlikte kadınlar, sosyal ve ekonomik hayatta daha fazla yer almaya başlamıştır. Kadınlar; sosyalleşmek, eğitim düzeyini geliştirmek, yaşam koşullarını iyileştirmek ve ekonomik olarak bağımsızlaşmak amacıyla iş hayatına katılmaktadır.

Kadının çalışma hayatına katılması aileye ekonomik olarak katkı sunmasına, sosyalleşmesine, aile içi nitelikli iletişim kurulmasına katkı sağlamaktadır. Toplumsal ilişkilerinde başarılı olan kadınlar, bu başarısını aile yaşamına da taşımaktadır.   Çalışan annelerin çocukları; sorumluluk duygusuna bağlı olarak, kendine yeten, bağımsız bir kişilik oluşumu göstermekte ve bu kişilerin sosyalleşmesinin daha fazla olduğu görülmektedir.

Bunların yanı sıra, çalışan anne olmanın çocuk üzerinde olumsuz etkileri de karşımıza çıkmaktadır. Bu etkiler; annenin çalışma nedenine ve çalışma koşullarına, çocuğa bakım verecek kişinin yakınlığı ve sürekliliğine, çocuğun içinde bulunduğu gelişim düzeyine bağlı olarak değişmektedir. Çocuklarda; uzun süre ağlama, suçluluk duygusu, huzursuzluk, endişe, kaygı, uyku bozuklukları, unutkanlık gibi kısa süreli etkiler ile yetişkinlik yaşamında kişilik bozuklukları ve davranışsal bozukluklar görülmektedir.

Peki bu etkiler en aza indirmek için neler yapılabilir?

Çalışan anneler, çocuklarına yeterince zaman ayıramadıklarından şikayet etmekte, bu durumdan suçluluk duymaktadır. Oysa, önemli olan geçirdikleri sürenin uzunluğu değil, zamanın etkin kullanılmasıdır.

Anneler, evde oldukları süre içerisinde, çocukları ile birlikte kitap okuma, film izleme, oyun oynama gibi aktivitelerde bulunarak, çocukları ile iletişim kurmalıdır. Çocuğun güven, sevilme ve bağımsızlık ihtiyaçlarını karşılamalıdır.

Anne, işten geldikten sonra çocuk ile gününün nasıl geçtiğini konuşmalı, çocuğun sorularını dikkatli bir şekilde dinlenmelidir. Bu şekilde, çocuğun duygu ve düşüncelerini ifade etmesine fırsat vermelidir.

Çocuğun içinde bulunduğu gelişim düzeyine göre aile içi roller paylaşılarak çocuğun kendine olan güveni ve sorumluluk duygusu geliştirilmelidir.

çocuk korku

Çocuk İhmali ve İstismarı

Çocuk İhmali ve İstismarı

Sevgi ve umudun kaynağı çocuklarımız için…

Ne zaman bir çocuk düşse

Gözü evlerinde

Annesinin kavurduğu

Helvada kalır

Yoksul bir çocuk görsem

Yağmur altında üşüyen

Köprü olmak geçer

Hiç değilse

İçimden

Sunay Akın – Çocuk ve Hüzün

Ülkemizde çocuk ihmali ve istismarının son yıllarda arttığı görülmektedir. Bugünlerde televizyonda ve gazetelerde bu konudaki haberlerle çok sık karşılaşmaktayız. Karşılaştığımız bu kavramların birbirine karıştırılma ihtimali yüksek olduğu için, yazıya öncelikle kavramları açıklamakla başlamak gerekir..

Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin (ÇHS) 1. maddesine göre; çocuğa uygulanabilecek olan kanuna bağlı olarak daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır (UNICEF, 1990).

Çocuk istismarı; çocuklara, ana-baba, öğretmen, vasi gibi onları koruyan ve gözeten kişiler ya da yabancı kişiler tarafından yapılan, çocukların fiziksel, duygusal, sosyal, cinsel ya da zihinsel gelişimlerini olumsuz etkileyen tutum ve davranışlardır.

Çocuk istismarı; fiziksel, duygusal, cinsel istismar ve çocuk ihmali olmak üzere dörde ayrılmaktadır. Ayrıca çocuğun gelişimini engelleyici, haklarını ihlal edici işlerde ya da düşük ücretli iş gücü olarak çalışması veya çalıştırılması da ekonomik istismar olarak tanımlanmaktadır.

Çocuk ihmali, başta  anne ve baba olmak üzere, çocuğa bakmakla yükümlü kimseler ve diğer yetişkinlerin, çocuğun beslenme, barınma, eğitim, sağlık ve sevgi gibi temel gereksinimlerini ihmal etmeleri, yükümlülüklerini yerine getirmemeleridir. .

Fiziksel istismar; çocuğun kaza sonucu oluşmamış ve fiziksel zarar görmesiyle ortaya çıkan yaralanmalardır. Vurma, dövme, tokat atma, boğma, fırlatma, ısırma, çocuğun üzerinde sigara söndürme, açıklanamayan yara bere ve darbe izleri, açıklanamayan yanıklar, açıklanamayan kırıklar/çıkıklar ve kafa derisinde saç kaybı şeklinde görülebilir. Çocuk istismarının en çok görünen ve yaygın şekilde fark edilen biçimidir.

Duygusal istismar çok sık yaşanmasına rağmen, fiziksel bulguları olmadığı için tespiti zor olan bir istismar türüdür. Doğrudan ve şiddetli duygusal istismarın, çocuklardaki birçok davranış problemleri ve öğrenme güçlükleriyle (yalancılık, hırsızlık, düşük benlik kavramı, aşırı bağımlılık, başarısızlık, depresyon, saldırganlık vb.) yakından ilişkili olduğunu belirtilmiştir.

Çocuk cinsel istismarı ise; bir çocuğu, bir erişkinin cinsel doyumu için kullanması veya çocuğun kullanmasına göz yumulması, iki çocuk arasındaki cinsel yakınlaşma şeklinde olabilir. Öpme, dokunma, tecavüz olarak bedensel olabileceği gibi pazarlama, teşhir, çocuğu fuhuş ve porno için kullanma olarak da eylemsel olabilir.

Ülkemizde son yıllarda cinsel istismarın görülme oranında artış yaşanmaktadır. Yapılan çalışmalarda, istismara uğrama yaşının en çok 6 ile 10 yaş arasında olduğu, kızların erkeklere oranla daha fazla istismara maruz kaldığı görülmektedir. İstismarı uygulayan kişilere baktığımızda ise cinsel istismarda %77 oranında aile bireyleri, %11 oranında akrabalar, %5 oranında çocuğun bakımından sorumlu olmayan kişiler ve %2 oranla da çocuğun bakımından sorumlu olan kişiler olduğu görülmektedir.

Çocuklar; çoğu zaman yaşından dolayı istismarın ne olduğunu bilmediği, istismarı uygulayandan korktuğu, ailesinin ona inanmayacağını düşündüğü veya istismarcı yakınlarından biri ise ailesini zor durumda bırakmak istemediği için bu durumu istemeden de olsa gizleyebilmektedir.

Peki bizler, aile bireyleri, öğretmenleri olarak bir çocuğun cinsel istismara uğradığını nasıl anlarız? İstismara uğrayan çocuklar, travma geçiren birçok çocuk gibi duygusal ve davranışsal tepkiler gösterir. Bunlardan bazıları; öfke patlamaları, anksiyete atakları, uyku bozuklukları, içe kapanma, sosyal hayattan uzaklaşma, bazı bireylerle yalnız kalmama isteği, yaşına göre fazla cinsel bilgilere sahip olmasıdır.

Çocuğun istismara uğradığından  kuşkulanıyorsanız ne yapmalısınız ?

  • Öncelikle bir çocuğun istismara maruz kaldığını duydunuz, tanık oldunuz veya mesleğiniz nedeniyle size başvurulduysa, bu durumu ciddiye alarak istismarın durdurulması ve çocuğun korunması için durumu bildirin.
  • 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na göre; bildirim zorunluluğu olan mesleklerin ( polis, psikolog, öğretmen, sosyal hizmet uzmanı vb.) dışında her birey istismarın incelenmesi için bu durumu bildirmelidir.Kimliğinizi belirtmek zorunda olmadığınızı bilin.
  • İhbar için başvuru merkezleri; ALO 183 Sosyal Destek Hattı, ALO 155(polis), çocuk polisleri,karakollar, cumhuriyet savcılığı, çocuk izlem merkezleridir.
  • Çocuk Şube Müdürlüğü’nde çocuğun ifadesi psikolog/pedagog, avukat eşliğinde kamera kaydı ile alınmaktadır. Bu durum çocuğun istismarı defalarca ifade ederek travma yaşamasına sebep olmaması açısından çok önemlidir. Gittğiniz şubede kamera yok ise, en yakın kamera olan çocuk şubeye yönlendirilmesini veya savcılıktan Çocuk İzlem Merkezi’nde ifade alınmasını isteyin.
  • Çocuk istismar edilmiyor ancak ekonomik/sosyal yetersizlikler nedeniyle ihmal ediliyorsa, aileyi destek kurumları hakkında bilgilendirin.

Çocuk istismara uğradığını anlatırsa ne yapmalısınız?

  • konuşmanızın kesilmeyeceği bir yer seçin.
  • İstismarı hatırlatmamak için çocuğa dokunmadan, sakinleştirme amacıyla yanına oturun.
  • Samimi bir şekilde suçlamadan, güven verici bir şekilde dinleyin.
  • Yaşadığı şeyleri anlatması için ona destek olun fakat vermek istemediği ayrıntılar için asla zorlamayın.
  • Size bunu anlattığı için kendine teşekkür ederek ona destek olduğunuzu, yanında olduğunuzu belirtin.
  • Onun anlayabileceği şekilde, bundan sonra yaşanacak olan sağlık ve güvenlik prosedürü hakkında kendisine dikkatlice bilgi verin. Bu süreçte yanında olduğunuzu, onu suçlamadığınızı kendisine hissettirin.

Çocuklarımızı istismardan korumak için ne gibi önlemler alabiliriz ?

  • Çocuklarımıza özel bölgelerine kimsenin dokunma hakkı olmadığını, böyle bir istek ile gelen kişilere “hayır” demesi gerektiğini öğretin.
  • Çocuk birini öpmesi, kucağına oturması için zorlanmamalıdır.
  • Çocuk ve gençler; cinsellik, kendi bedenlerini korunma, iyi ve kötü dokunuşu ayırt etme konularında bilgilendirilmelidir.
  • Sosyal medya, telefon, tablet gibi dijital araçlar çocuk istismarı için sıklıkla kullanılmaktadır. Yetişkinler bu konuda çocuklarını bilgilendirmelidir.