Kategori: Çocuk Terapisi

Çalışan Anne-Bebek İlişkisi

Çocuk Anne İlişkisi ve Çocukta Kimlik Oluşumu

Çocuk Anne İlişkisi ve Çocukta Kimlik Oluşumu

Bir çocuk için anneye ulaşılabilirlik çok önemlidir. Günümüzde birçok anne çalışmaktadır ve ulaşılabilirlik miktarında sorunlar ortaya çıkmaktadır. Peki her çalışan annenin çocuğunda psikolojik sorunlar mı olur? Hayır.
Mesele annenin her an ulaşılabilir olması değil, yeteri kadar iyi ulaşılabilir olmasıdır.
Çocuklarının 24 saat yanında olan her an ulaşılabilir olan annelerin de çocuklarında çeşitli sıkıntılar olabilmektedir. Yeteri kadar ulaşılabilir olmak ve çocuğa bakım veren kişinin çocuk için ulaşılabilir olması, bu kişinin doğru davranışlar göstermesi önemlidir. İhtiyacın olduğunda yanında birisi olacak, yalnız değilsin,  seni koşulsuz seviyorum ve kabul ediyorum mesajlarının çocuğa verilmesi önemlidir.

Anne bilinçdışında kendi ihtiyaçlarını, kendi arzularını ve isteklerini gerçekleştiren çocuğu yaratır. Bu düşüncelerini tıpkı bir ayna gibi çocuğuna yansıtır. Bu ayna kaygılı veya düşmanca olursa çocuk güvenilir bir referans çerçevesi yani davranışlarında referans alacağı doğru bir kimse olmadan yaşamak zorunda kalır. Bunun sonucunda da kendilik alanında sorunlar meydana gelir. Özetle, kaygılı ve düşmanca dünyaya bakan bir anne kaygılı ve düşmanca dünyaya bakan, güven duygusundan yoksun çocuklar yetiştirecektir. Benzer şekilde annenin tercih ettiği rahatlama şekilleri de çocuk tarafından kendine has bir şekilde benimsenir. Anne bağırarak, ağlayarak ya da şikayet ederek rahatlıyorsa çocukta da benzer davranış modelleri geliştirebilir.

Anne, çocuğun gelişmekte olan nörolojik yapısının yaşam  deneyimlerine bağlı olarak gerçekleşen olgunlaşma sürecini hızlandıran veya ketleyen birincil çevresel uyarım kaynağıdır. Annenin yapıp ettikleri çocuğun biyokimyasal gelişim sürecini doğrudan etkiler. Beyinde doğru bağlantıların oluşması için çocuğun kendi duygulanımını düzenlemesi gerekmektedir. Buna yardımcı olmak için anne ile çocuk arasındaki etkileşimlerin yerinde ve destekleyici olması önemlidir. Nöral yapıların varoluşu genetiğe bağlıdır ancak çevre ile etkileşim,  kurulacak hücresel bağlantılar için büyük öneme sahiptir.

Annenin erişebilirliğinin, çocuğun yeni yeni oluşan kendiliğinin desteklenmesi ve güvenli bir bağlanmanın,  kendilik duygusu ve kimlik gelişimi için önemini birçok araştırmacı desteklemektedir. Ancak değişim hayat boyu devam eden bir süreçtir, çocukken yaşadığımız her şey bugünkü  yaşamımızı etkileyecektir lakin başımıza gelen her şeyin asıl sorumlusu daima biz yetişkinlerdir.

Çocuklarda Yas

Çocuklara Ölüm Kavramını Açıklamak ve Çocuklarda Yas

Çocuklara ölüm ve yas kavramlarını açıklamak oldukça zor bir süreçtir. Yetişkinler için bile ölümün ve bir kaybın üstesinden gelmek oldukça zorken bir çocuk için bu süreç daha zor ve karmaşıktır. Özellikle 11-12 yaş öncesi çocuklar soyut kavramları anlamlandıramaz. Birden çok faktörü aynı anda çözümleyemediği için ölümden ve kayıptan kendini sorumlu tutabilir.

Peki çocuğa bakım verenler bu süreci çocuğa nasıl anlatabilir?

Çocuklara, duygularını ifade etme fırsatı sunu ve bu konuda onları destekleyin. Çocuklar bakım verenin, tepkilerinden korkarlarsa, duygularını gizleyebilirler. Çocuklara kötü bir şey olduğunda, insanların üzülebileceklerini, öfkelenebileceklerini, hissettiklerini başkaları alay eder ya da üzülür diye göstermekten kaçınmamaları gerektiğini ifade etmek gerekir. Çocukların duygularını fark etmelerine ve ayırt etmelerine yardımcı olun. “Şu anda üzgünsün, bu olanlar seni üzmüş, mutsuz hissediyorsun, korkmuş gibisin…vb.” Kayıp ve özlem, çocukların normal tepkileridir. Çocuğa bunları gösterebileceğini hissettirin. Çocuğun yakınlık ve güven ihtiyacı artmış olacaktır bu konuda özen göstermek gerekir.

Çocuğa gelecekte de onun yanında olacağınızı hissettirin çünkü çocuk ona bakan kişinin de onu terk edeceğinden korkuyor olabilir.  Çocuklar, olanları anlayabilmek için, kendilerine bir anlam çerçevesi çizmeye çalışırlar dünyayı zihinlerinden yeniden yapılandırırlar.

Çocuğa kaybı haber vermeyi geciktirmeyin. Çocuğa doğru bilgiler verin, ölen kişinin bir daha geri gelmeyeceğini belirtin, cenaze töreninde olacaklardan mutlaka bahsedin. Çocukla konuşmak için zaman ayırın, sorduğu sorulara daha önce sorulmuş olsa bile cevap verin. Çocuğun olanlarla ilgili resimler yapmasına ve oyunlar oynamasına izin verin ki, duygularını kendi “dilinde” ifade edip, olayları tekrar yapılandırabilsin ve zihninde çözebilsin.

Çocuğun cenaze törenine katılmasına izin verin. Kendi duygu ve düşüncelerinizi saklamayın, ölen kişiyi hatırlatacak şeyleri saklamayın. Çocukların, başka bir evde veya yakın akrabalarda kalarak evden uzaklaştırılmalarından kaçının.  Evde normal düzeni sürdürmeye çalışın. Çocuğun en kısa zamanda okula gitmesine ve günlük rutinlerini gerçekleştirmesine izin verin.

Eğer travma belirtileri çok ciddi ise ve çocuk günlük etkinliklerini sürdüremiyorsa, bir uzmandan yardım alması için ona yardımcı olun. Eğer çocuk ölüme tanık olmuşsa ya da tehlikeli bir duruma maruz kalmışsa, olaydan 5-6 hafta sonrasında bile kabus görme, uyku bozuklukları, huzursuzluk, fazla hareketlilik gibi davranışlar veya tuvalet eğitimi alalı uzun zaman geçmiş olmasına rağmen alt ıslatma davranışları gözleniyorsa, parmak emme gibi bebeklik dönemindeki ritüellere dönüş yaşandıysa, çocuk içine kapandıysa, olanları hatırlatabilecek şeylerden kaçınıyorsa, bir uzmandan yardım almanız tavsiye edilir.

Çocuk Testleri Eğitimi

Özel Öğrenme Güçlüğü Nedir?

Bazı çocuklar gerekli koşullar sağlandığı halde okumayı öğrenmekte veya matematiksel işlemleri yapma da yaşıtlarının gerisinde görünebilirler. Genellikle bu çocukların zekâ yönünden bir sıkıntıları olduğu veya dikkat eksikliği yaşadığı düşünülür. Fakat burada durum sanıldığı gibi olmayabilir. Çocuk Özgül (Özel) Öğrenme Güçlüğü yaşıyor olabilir. Özgül öğrenme güçlüğü (ÖÖG), bireylerin standart testlerde, okuma, yazma ya da matematik alanında yaş, zekâ ve eğitim düzeylerine göre beklenenin önemli ölçüde altında olmasıdır.

Özel öğrenme güçlüğü 3 alanda kendisini gösterir;

“Disleksi” (okuma alanında güçlük),

“Disgrafi” (yazı alanında güçlük)

“Diskalkuli” (matematik alanında güçlük)

“Mikst Tip” (üçünün birlikte görüldüğü) olarak da bilinen terimlerin hepsini içinde barındırmaktadır.

Tüm bunlar önce çocuğun okul başarısını etkiler daha sonra arkadaşlık ilişkilerini ve tüm bunların sonucunda çocuk – aile ilişkilerini etkiler. Çocuklar okulda yaşadıkları başarısızlıkların farkına varır ama nasıl bir yol bulup işin içinden çıkacağını çözemezler ve kendilerini çevrelerine anlatamadıkları için de içlerine kapanmaya ya da çevrelerine karşı saldırgan bir tutum göstermeye başlarlar. Öncelikle her çocuğun bir öğrenme yolu olduğunu kabul etmeli ve kendi çocuğumuz için en uygun öğrenme yolunu bulma konusunda yardımcı olmalıyız. Bazı çocuklar işitsel öğelerle daha iyi öğrenirken bazı çocuklar görsel öğelerle daha iyi öğrenebilir. Burada önemli olan anne baba ve öğretmenin çocuğu çok iyi tanıyor olmasıdır.

Öğrenme güçlüğü sadece akademik anlamda değil sosyal becerilerde de çocuğu zorlayabilir. Sağ ve sol kavramlarını sıklıkla karıştırabilirler, yönleri öğrenemeyebilirler. Harf sıralamalarında hata yapabilirler. Bazen de çarpım tablosunu ezberleyemezken, tarihteki savaşların tüm detaylarını bilebilir ve anlatabilirler ya da bir futbol takımındaki tüm futbolcuların boy, kilo, transfer detayları gibi ekstra bilgileri de size sunabilirler.

Öğrenme güçlüğünde etkili olan nokta çocukların bu öğrenmemesinin isteyerek olmadığını bilmektir.  Bazı alanlar ilgilerini çok iyi biliyorken bazı alanları öğrenemeyebilirler. Bunu ebeveyne veya öğretmene inat olsun diye yaptığını düşünürseniz yanılırsınız. Ne kadar erken fark edilirse çocuğa o kadar çabuk ulaşmış ve öğrenmesine katkı sağlamış olursunuz. Bu çocukların genellikle zekâ yönünden düşük olduğuna inanılır fakat yapılan araştırmalar bunun zekâyla doğrudan ilişkili olduğunu göstermemektedir. Hatta bazı öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların zekâlarının üst düzeyde olduğu bilinmektedir. Anne ve babalar öğrenme güçlüğü tanısını duymalarıyla birlikte bir endişeye kapılıyorlar. Oysa iyi planlanan bir süreçle bu çocuklar oldukça başarılı ve yaratıcı bireyler haline gelebilirler, sadece onlara yol göstermek yeterli. Ne olursa olsun çocukla iyi bir iletişim, aile içi huzur hiçbir akademik başarıdan değerli değildir. Eğer çocuğunuzda şu belirtilerde birkaçını görüyorsanız bir uzmanla iletişime geçiniz;

  • Kelimeleri doğru telaffuz etmekte güçlük
  • Kelime dağarcığının yetersiz ve yavaş gelişmesi
  • Bir şey anlatırken zorlanma, az konuşma
  • Sözcükleri seslendirirken bazen harflerin, bazen de hecelerin yerlerini değiştirebilir.
  • Hikâye dinleme ve anlatma etkinliğinde sıkılabilir.
  • Uzun sözcükleri telaffuz ederken zorlanır.
  • Bilmece, şiir, tekerleme, fıkra ezberlemekte zorlanır
  • Büyük-küçük, ince-kalın, üst-alt, iç-dış, önce-sonra gibi kavramları öğrenememe, karıştırma
  • Renk, şekil, sayı gibi kavramlarda sınırlılık görülür
  • Zaman kavramını algılamakta zorluk çeker
  • Yer bildiren deyimleri, yönleri, sağ-sol kavramlarını karıştırır
  • Görsel- işitsel algı ile ilgili sıkıntıları vardır Görsel- işitsel dikkat ve hafıza zorlukları yaşar.
  • Birden fazla yönerge verildiğinde sırasıyla yerine getiremez, birini yapsa diğerini unutabilir.
  • Neden- sonuç ilişkisi sorgulayan etkinliklerden kaçınır
  • Öz-bakım becerilerini öğrenmekte güçlük,
  • Düğme iliklemeyi öğrenememe, beceriksizlik (sakarlık),
  • Çizim veya kopyalamaya karşı isteksizlik
  • Çatal, bıçak, makas ve kalem kullanmada kontrolü zayıflığı

Kardeş İlişkileri ve Kardeş Kıskançlığı

Kardeş İlişkileri ve Kıskançlık

Anneler ve babalar ilk çocuklarını kucaklarına aldıklarında ilk defa anne baba olma duygusu, heyecan, iyi anne baba olabilecek miyim düşünceleriyle boğuşurlar. Zaman geçtikçe daha sakin ve mantıklı düşüncelere sahip olmaya başlarlar. İşte tam o sırada ikinci kez anne baba olacakları haberini alırlar. Bu haberi aldıklarında artık daha sakin ve temkinli olurlar çünkü bir tecrübeleri vardır. Fakat birden yeni bir soru akıllarını kurcalamaya başlar “acaba kardeşini kıskanır mı?” . Daha hamileliğin ilk günlerinden itibaren “acaba çocuğa kardeşinin olacağı ne zaman söylemeli? Nasıl anlatmalıyız?” diye bir telaş başlar.

Kardeşler arası kıskançlığın temeli aslında rekabetten kaynaklanır. Eğer anne ve babalar bu rekabeti beslerlerse kardeş kıskançlığı kaçınılmaz bir hal alır. Kıskançlık temelde kaybetme korkusu ve kendini önemli görme gibi iki arka plana dayanır. Sevdiğin bir şeyi kaybetmekten korkmakla yaşadığın kıskançlıkla, her şeyin en iyisinin kendi hakkı olduğunu savunup benmerkezci bir kıskançlık arasında büyük bir fark vardır. Bu yüzden kıskançlık kötü ve asla olmaması gereken bir duygudur diyemeyiz. Önemli olan bu kıskançlığın zarar verme aracı olarak kullanılmamasıdır.

Ebeveynler çoğunlukla kıskançlık konusunda yaşayacaklarından dolayı bir ön yargı ve endişe içindedirler. İlk adımdan itibaren doğru bir yol izlenirse kıskançlık krize dönüşmemiş olur. Burada bebek eve geldiğinde diğer çocuğun duygularını anlamaya çalışmalı ve bu duygularını bizimle paylaşmasını sağlamalıyız. Gerekirse onun duygularını dile getirmesine yardımcı olmalıyız. “Bebeği çok seviyorsun” gibi onun için henüz anlam bulmamış cümleler yerine onun aklındaki sorulara yakın sorularla onun kendisini açmaya yardımcı olmalıyız.” Bebek uyurken sessiz durmanın senin için ne kadar zor olduğunu anlayabiliyorum” diye bir cümle onun duygularından birine dokunmuş ve anlaşıldığını hissetmesine yardımcı olabilir. Çocuk eve yeni gelen bebekle ilgilenilirken kendisinin gözden kaçırıldığını düşünebilir. Burada çocuğa neden bebekle daha çok zaman geçirildiği anlatılırsa daha etkili olacaktır. Tabi bunları yaparken çocuğun dünyasına hitap edecek bir iletişim dili kullanacak önemlidir. Onunla göz teması kurup, yaşına uygun şekilde bir açıklama yapmak faydalı olacaktır. Âmâ burada bütün suçu “ bebeğe” atmadan yapılmalıdır. Sürekli “ bebek” kelimesini duyan çocuk için bir nefret kaynağı oluşturabilirsiniz. Özellikle abi yâda abla pozisyonundaki çocuklar küçükse bebeğe dokunmanın ölçüsünü henüz bilemeyebilirler. Bu gibi durumlarda onları kontrol etmek ve iş zarar verici bir hal almadan dikkatlerini başka yöne çekmek gerekir.

Bebekle çocuğun arasında davranışları da olumlu ifadelerle güçlendirebiliriz. “Baksana kardeşin sana nasıl bakıyor, seni seviyor olmalı” gibi cümleler duymak çocuğunda hoşuna gidip ona karşı iyi duygular beslemesine yardımcı olabilir. Çocuğun arasının iyi olduğu bir yetişkinin çocukla her gün belirli dozlarda zaman geçirmesi de oldukça önemlidir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur, “bu zamanlar sadece bebek yokken olabiliyor o yüzden bebek bizim aramızda engel” düşüncesi oluşturulmamalıdır. Bu zamanlar doğal şekilde gelişmeli, ”çocuk benimle oynar mısın dediğinde onu reddetmek yerine evet sana şu kadar zaman ayırabilirim” diyebiliriz.

Kardeş ilişkilerinde gerçekçi bir düşüncede olmalıyız ve iki egonun bir paylaşım yapmasını beklerken elbette ki rekabet duygusu kaçınılmaz olacaktır. Çocukları kardeşleri arasında kıyaslamak rekabet duygusunu körüklediği gibi kıskançlığı da ateşlendirebilir. Ebeveynler bu konuda gerekli liderliği sağlamayı başardıklarında tatlı bir rekabet içinde, adil, paylaşmayı bilen çocuklara sahip olacaklardır.

Çocuklar için huzurlu ortamı oluşturun ve onların daha çok ne zamanlarda kavga ettiklerine dikkat etmeye çalışın. Ve kavga etmelerinin sebeplerinin altındaki gerçek sebebi bulup ortadan kaldırmaya çalışın. Onların arasında asla hakem görevi üstlenmeyin. Bu rol sizinle olan ilişkilerini yıpratacağı gibi birbirleri arasındaki ilişkiyi de bozabilir. Eğer kavganın olduğu ortamı terk edebiliyorsanız odadan çıkın ve onları kendi sorunlarını aralarında halletmeleri için onlara fırsat bırakın. Durumun çok kötüye gittiğini ve zarar vermenin başlayacağını görmeden müdahalede bulunmayın. Onların bu sorunu aralarında halledebileceklerine dair olumlu bildirimlerde bulunun. Aralarındaki problemin ne olduğunu siz hemen fark edebilirsiniz fakat bunu onlara söylemeyin bırakın kendileri bulsunlar. Sadece yaşına göre küçük ipuçları verebilirsiniz ya da daha küçük yaşlardaki çocuklar için taklit edebilecekleri diyaloglardan faydalanabilirsiniz.

Çocukların her durumda birbirlerini size şikayet etmelerini engelleyin. Eğer sorunları zarar verici bir boyutta değilse size gelmeden kendi aralarında halletmeleri gerektiğini söyleyin. Bunun yanında birbirleriyle iyi geçindiklerini gördüğünüz durumlarda da onları tebrik edin, olumlu cümlelerle yaptıklarının ne kadar güzel olduğunu fark etmelerini sağlayın. Kardeşlerin birbiri için yaptığı ufak şeyleri övün. Çocuklar arasında hep iyiyi görüp sevgiyi artıracak yorumlarda bulunun.

Eğer bu konuda zorlanıyorsanız bir uzmandan yardım alabilirsiniz.

boşanma çocuklar terapi

Boşanma Çocukları Nasıl Etkiler?

Evlilik- Boşanma- Çocuk

Birbirini seven iki insan hayaller ve umutlarla bir evliliğe adım atarlar. Zaman geçer bazen işler yolunda gitmez ve bazı sıkıntılar çıkmaya başlar. Evliliğin üç temel bağı vardır: Sevgi, saygı ve güven. Bunlardan biri ya da birkaçının zayıflamasıyla evlilikte çatışmalar yaşanmaya başlar. Bazen bu durumlarda orta yol bulunup sıkıntılar çözülmeye çalışır ama bazen de artık çözülemez hale gelmiştir. Bu aşamadan sonra evliliğin artı ve eksi yanları muhasebe edilmeye başlar. Eğer ki ailede çocuklarda varsa bu süreç biraz daha farklı ilerlemeye başlar.

Elbette evlilikte hemen bitirmek yerine olası çözümler üzerine konuşmak daha iyi bir yol gibi görünse de bazen sağlıklı boşanma da iyi bir yol olabilir. Çünkü çocuklar daha çok ebeveynlerin nasıl boşandıkları üzerinden olaya bakarlar.

Bazı aileler çocukların yanında asla tartışmazlar ve onları başka bir ortama gönderirler. Tabi ki her konu çocuklarla birlikte konuşulmaz fakat çocuğa bir anlaşmazlık yaşandığı ama konuşarak halledilebildiklerini anlatan bir ebeveyn olması işleri daha kolay bir hale getirebilir. Örtbas edilen tartışma durumlarını çocuklar hisseder ve evdeki sıcak ortamın kaybolduğunu fark ederler. Ve eğer çocuk bu konuda bir iletişimsizlik yaşarsa belirsizliğin verdiği bir endişe içine girebilirler. Evliliklerde bazen tartışmalarında olabildiğini fakat bunlarında çözülebildiğini gören çocuklar daha güven duygulu yetişirler.

Aileler anne baba ve çocukların arasındaki duygusal bağın oluşturulduğu ilk yerdir ve bu ilişkide yaşanan olaylar çocukları oldukça etkilemektedir. Anne babaların ayrılmasına çocukların bazıları suçluluk, bazıları kızgınlık, bazılarıysa yadsımaya varan tepkiler gösterirler.

Çocuklar ailelerinin dağıldığını düşünmeye başladıklarında çevrelerinde gördükleri her mutlu aile onlar için hüzünlü bir olay halini alabilir. Aslında bu durum anne babanın durumu çocuklarına nasıl yansıttığıyla ilgili bir durumdur. Çiftler çocuklarının yaşları uygunsa karşılarına alıp bu konuda konuşabilirler. Birlikte yaşayamadıklarını, başka yolları kalmadığı için boşanma yolunu seçtiklerini fakat bunun anne baba olmaları gerçeğini değiştirmediğini anlatmaları çocuğun gelişimi için önemlidir. Burada yapılacak en büyük yanlış çocuğa boşanma gerçekleştikten sonra anlatılmasıdır. Oysa 7 yaşından büyük çocuklar öncesinde psikolojik olarak bu duruma hazırlanırsa süreç daha kolay atlatılabilir bir hal almaktadır. Eğer bütün olaylar olup bittikten sonra çocuğa söylenirse çocuk öfke duyabilir ve bu da onu çeşitli psikolojik sorunlara itebilir.

Boşanmış anne babalarla ilgili son durum ise evlerin ayrılmasıdır. Evleri ayrılan anne ve babalar çocuk yanlarındayken diğer ebeveyn hakkında kötü yorumlarda bulunmamalı, çocuğun bu durumlarda bir taraf olması beklenmemelidir. Çocuk annesinin yanındayken babası hakkında, babasının yanındayken de annesinin hakkında yapılan olumsuz yorumlar çocuğun anne ve babasına olan saygısını ve güvenini yitirmesine neden olabilir.

Çocuklarla Görüşme Teknikleri Eğitimi

Oyun Terapisi

Çocuğuma kitaplarla öğretmeyi denedim,

Afallayıp şaşkınlıkla suratıma baktı.

Disiplin altına almak için net ifadeler kullandım.

Hiç de kazançlı çıkmadım.

Ümitsizliğe kapıldım, vazgeçtim.

Ben bu çocuğa nasıl ulaşacağım dedim ve ağladım.

Anahtar kelimeyi verdi elime: “Gel” dedi “oyna benimle”

 

Çocuklar oyunu sadece oyun olsun diye oynamazlar. Oyun ile kendini ifade etme imkanı bulurlar. Çünkü OYUN…. Çocukların kendilerini en doğal ifade etme şeklidir….

Nasıl ki “Kuşlar uçar, balıklar yüzer, çocuklar da oyun oynar.”

Dil ile kendini yeterince ifade edemeyen çocuk, yaşadığı olayları oyuna yansıtmaktadır. Oyunda çocuğun hayatının bir bölümünü görebiliriz.

“Oyun Terapisi Nedir?” sorusunun cevabı da buradadır.

Büyükler için danışmanlık neyse çocuklar için de oyun terapisi odur.

Oyun terapisi çocukların yaşadığı güçlüklerin üstesinden gelmelerine yardım etme ve onların gelişimlerini destekleme sürecinde oyunu temel olan bir yaklaşımdır.

Oyun terapisi çocuklara düşüncelerini, duygularını, ihtiyaç ve arzularını oyunla iletme şansı verir.

Şöyle de özetleyebiliriz. “Oyuncaklar çocuğun kelimeleridir. Oyunu ise, ne anlatmak istediğidir”.

Çocuğunuzun Oyun Terapisine Ne zaman İhtiyacı Vardır?

Büyüme sürecinin bir noktasında çocukların birçoğu yaşam tecrübeleriyle başa çıkmada zorluk çekerler.

Eğer ki çocuğunuzun davranışlarıyla ilgili endişeleniyorsanız ya da çocuğunuzun baş etmekte zorlandığını görüyorsanız önerimiz oyun terapisi olacaktır. Neden mi? Çünkü…

Oyun terapisi, çocuğun oyuncakları kullanarak kendi hikayesini kelimelere dökerek anlatabilmesi ve duygularını ifade edebilmesi için etkili bir terapi çeşididir.

Oyun Terapisinden Beklentileriniz

Terapist seansta çocuğa kabul edildiği hissini verdikten sonra çocuk çatışmalarını ve sıkıntılarını oyunu ve oyuncakları kullanarak ortaya koyar. Çocuğun oyununu gözlemleyerek ve onu anladığını hissettirerek çocuğun rahatlamasını sağlar. Oyuncaklar yardımıyla çocuk ile terapist arasında bir terapötik ilişki başlar. Oyun terapisi, çocuğun yaşadığı problemleri ve zorlukları önlemede ya da çözmede yardım sağladığı gibi, çocuğun gelişimine ve büyümesine de katkı sağlar

Terapide her oyun mutlaka bir amaca hizmet etmektedir.

Çocuk bulunduğu ortamda kendini güvende hissedebilsin diye sınırlar da gereklidir. Sınır koyma ve uygun seçenekler sağlama çocuğun kendini kontrolü öğrenmesine ve kendine saygısının artmasına yardımcı olur.

Ne Sıklıkla ve Ne Süreyle Oyun Terapisine Gidilmelidir?

Her çocuk terapi sürecinde farklı bir hızla ilerler bu yüzden terapinin süresi çocuğun kişiliğine, sorunun derecesine, ev ve hayat koşullarına göre değişir.

Çocuklar belli bir düzen ve tutarlılık olduğunda daha iyi bir gelişim gösterecektir.

Bu sebeple çocuğunuzu ayarlanan seanslara düzenli olarak getirmeniz önemlidir.

Terapi Seansında Konuşulanlar

Çocuk terapi saatini kendisi ve terapisti arasında özel bir zaman olarak görmelidir.

Bu yüzden çocuğunuzun size oyun terapisinde olan her şeyi anlatmak zorunda hissetmemesi önemlidir.

Çocuğunuza terapisiyle ilgili konuşma başlatmasına izin verin fakat konuşmama hakkı ve özgürlüğü de tanıyın.

Hiç endişeniz olmasın ki süreç içerisinde çocuğunuzun terapisti ilerlemesini görüşmek üzere sizinle düzenli olarak görüşmek isteyecektir.

Arada seanslara da katılmanızı isteyerek seans boyunca size destek ve rehberlik sunacaktır.

çocuklarda kekemelik

Çocuklarda Kekemelik ve EMDR

Sosyal bir varlık olan insan için konuşarak iletişim kurma oldukça önemlidir. Konuşmayı sekteye uğratan kekemelik ise konuşma bozuklukları arasında sık görülen bir bozukluk türüdür.

Kekemelik Nedir?

Kekemelik ses, hece ya da sözcüklerin istem dışı, sık olarak yinelenmesi, uzatılması veya konuşmanın ritmini, akışını bozan duraksama ve aralıklardır.  Bazen kaygı, korku ve sinirlilik gibi duygularda kekemeliğe eşlik edebilmektedir. Bozukluğun şiddeti ise kişinin içinde bulunduğu duruma göre değişmektedir. Şiddetli yaşandığı durumlarda bedensel bir takım jest, mimik ve hareketlerde (başını bir tarafa atma, ayağı yere vurma, göz kırpma, başa vurma gibi) eşlik edebilmektedir.

Kekemelik, konuşmanın dışında kişinin sosyal yaşantısını da olumsuz yönde etkilemektedir. Bu olumsuzluk kişinin duygusal olarak sıkıntılar yaşamasına, çekingen bir kişilik yapısına bürünmesine ve insanlardan uzaklaşarak yalnızlaşmalarına sebep olabilmektedir.

Kekemelik yaygın olarak 2-5 yaş aralığında yeni konuşmaya başlayan çocuklarda sıkılıkla gözlemlenir ve 6 ay-1 yıl içerisinde doğru müdahale ile kendiliğinden geçebilmektedir. Buna “fizyolojik kekemelik” de denmektedir. Görülme sıklığı erkeklerde kızlara oranla daha fazladır ve her 4 çocuktan birinde görülür.

Bu dönemde başlayan kekemelik karşısında ebeveyn tutumu çok önemlidir. Aşırı kaygılı ve mükemmeliyetçi ebeveynlerin beklentileri yüksek olduğunda, çocuğun konuşmasındaki aksama ve duraklamalar üzerine fazla gidildiğinde sorun kalıcılaşmaya başlamaktadır. Başladığı tarihi takiben 6 ay-1 yıl içeresinde kekemelik geçmediyse hatta konuşmanın akıcılığındaki bozukluk arttıysa en kısa sürede bir konuşma terapistinden ve psikologdan destek alınmalıdır. Geç kalındığı taktirde sorunun kalıcılaşma riski artmaktadır.

Sebepleri

Son yıllarda kekemeliğin fizyolojik bir temelinin bulunduğu ancak kekemeliğin gelişiminde ve devam etmesinde öğrenme, aile-çevresel ve psikolojik etmenlerin önemli rol oynadığı üzerinde durulmaktadır.

Ailelere Öneriler

-Kekemeliğin yeni başladığı ilk dönemde kesinlikle çocuğunuzun kekemeliği üzerine fazla vurgu yapmayın.

-Çocuğunuzun cümlelerini onun adına tamamlamayın.

-Ancak bu dönemden sonra kekemelik sorunu artarak devam ediyorsa bir uzmandan destek alın. Sorunu uzun süre görmezden gelirseniz çocuğunuz psikolojik olarak olumsuz etkilenecektir.

-Kullandığınız kelimelere dikkat ederek çocuğunuzla sorunu uygun şekilde konuşmaya çalışın. Kekemelik kelimesi yerine “Konuşmandaki zorluk”, “bazı sözcüklerin ağzından zor çıkması” gibi ifadeler kullanmaya özen gösterin.

– Çocuğunuz konuşma esnasında takıldığında “daha yavaş”, “nefes al” ya da “sakince konuş” gibi ifadeler kullanmayın.

-Okulda konuşmasından dolayı dışlanıyor ya da alay ediliyorsa bunu gelip size rahatlıkla anlatabilmesine olanak tanıyın.

-Okulda gerekli önlemlerin alınması konusunda okuldaki yetkili kişilerle iletişime geçin.

-Başvurduğunuz uzmanlar, kekemelik terapisi ve danışmanlığı boyunca çocuğunuza karşı nasıl davranmanız ve yaklaşmanız gerektiği konusunda bilgi verecektir.

EMDR TERAPİSİ

EMDR adıyla bilinen Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi, bugün travmadan kaygı bozukluğuna, yeme bozukluklarından kekemeliğe birçok sorunun tedavisinde kullanılmaktadır.

Kekemeliğe sebep olan travmatik bir durum ya da ailenin geçmişte istemeden yaptığı sağlıksız müdahalelerin etkileri söz konusu ise bu anıların yükünden çocuğu kurtarmak EMDR Terapisi ile sağlanabilmektedir. Oyun ve sanat terapileri ile birlikte uygulandığında daha kısa sürede sonuç alınmaktadır.

Çocuk ve Ergenlerde EMDR

Çocuk ve Ergenlerde EMDR

EMDR, (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme), oldukça etkili bir terapi yöntemi olup bugüne kadar her yaştan pek çok kişinin başarıyla tedavi edilmesini sağlamıştır.

EMDR terapisinde terapist, danışanın belli bir anıya ve buna eşlik eden duygu ve bedensel duyumlara odaklanmasını isteyerek çift yönlü uyarım verir (parmaklarını gözleri ile takip etmesi gibi) ve beynin her iki yarım küresini uyararak sağlıksız ve işlevsel olmayan şekilde depolanmış anı ağlarını daha işlevsel ve sağlıklı olanlar ile yer değiştirmesini sağlar.

EMDR kaygı bozuklukları, depresyon, suçluluk duygusu, öfke, travma sonrası stres bozukluğu, fobi ve yas gibi rahatsızlık veren semptomların azaltılmasında etkili şekilde kullanılmaktadır.

EMDR, çocuk ve ergenlerin duygusal / davranışsal sorunlarında da kullanılan bir terapi yöntemidir.  Diğer terapi yöntemlerinde olduğu gibi bu yöntemle çalışırken de ailenin desteği ve iş birliği gereklidir. Çocuk ve ergenin danışmanlık sürecine istekli olarak katılımı şarttır.

Uygulamada standart EMDR protokolü uygulanmakla birlikte çocuk ve ergenlerde protokol esnetilebilmektedir. Çocuk ve ergenin bu terapiye olumlu yaklaşımı sağlandıktan sonra çalışılacak hedef birlikte belirlenir. Çocuk ve ergenlerde EMDR’ın etkililik süresi yetişkinlere oranla daha kısa sürede gerçekleşmektedir. Bu terapi yöntemi ile çalışırken ek olarak oyun terapisinden ve bilişsel davranışçı terapi yöntemlerinden de destek alınmaktadır.

Özellikle çeşitli fobilerde ve kaygı sorunlarında (karanlık korkusu-belli bir hayvandan kaçınma-ayrılma kaygısı-travma vb.) oldukça etkili olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.

yatak ıslatma

Çocuklarda Alt Islatma (Enüresiz)

Dünyanın en güzel duygularından biridir çocuk sahibi olmak. Anne babalar sahip oldukları her imkânı çocuklarına sunma çabasındadırlar. Ancak çocuklarında gördükleri bazı özel sorunlar karşısında ne yapacaklarını şaşırıp eski bildikleri yöntemlerle (kendi ailelerinden öğrendikleri ya da çevreden duydukları bilgiler) sorunları çözmeye çalıştıklarında hiç ummadıkları birtakım sonuçlarla yüz yüze kalıp hüsrana uğrayabilmektedirler.

Bu sorunlardan en sık rastlananı “alt ıslatma” yani tıbbi karşılığı ile “enürezis” dir.

Genellikle çocuklar, 2-4 yaş aralığında tuvalet eğitimini tamamlarlar. Tuvalet eğitimini tam olarak kazandıktan sonra yaklaşık bir yıl kadar altını hiç ıslatmamış ve bundan sonra gece / gündüz veya her iki zaman diliminde birdenbire altını ıslatmaya başlamışsa ve bu davranış en az üç ay süre ile en az haftada iki kez ortaya çıkıyorsa buna alt ıslatma (enürezis) diyoruz. Bu davranışın tıbbi bir duruma bağlı olmaması gerekir.

SIKLIK

Ülkemizde çocukların yaklaşık %20 si bu sorunu yaşamaktadır. Erkek çocuklarında kız çocuklarından daha sık görülmektedir.

PSİKOLOJİK NEDENLERİ

Alt ıslatma, çocuğun hayatı içinde istenmeyen bir takım olumsuz durumlara karşı istemeden verdiği bir tepkidir. Bu yüzden her alt ıslatma sorunun çocuk özelinde incelenmesi ve çözülmesi gerekmektedir.

Alt ıslatmanın psikolojik nedenleri şu şekilde sıralanabilir:

  1. İlgisizlik / ihmal
  2. Anne babadan ayrı yaşıyor olmak
  3. Anne baba geçimsizliği
  4. Aileye yeni bir kardeşin katılması
  5. Okul sorunları
  6. Yaşadığı üzücü, sarsıcı ve travmatik bir olay
  7. Gün içinde yaşanan korkulu olaylar.
  8. Hayatında kabullenmekte zorlandığı değişimler (hastaneye yatış, kreşe/okula başlamak, ev değişikliği, aileden birinin kaybı ya da ayrılığı, anne babanın boşanması, vb.)
  9. Erken ve katı tuvalet eğitimi.
  10. Ailenin aşırı koruyucu ve hoşgörülü tutumları

OLUMSUZ ETKİLERİ

Soruna uygun sürede ve uygun yollarla müdahale edilmediği taktirde;

  1. Çocuklarda benlik saygılarında düşme,
  2. Özgüven eksikliği,
  3. Utanç,
  4. Sosyal kimlikle ilgili sorunların yanında
  5. Ebeveyn ile çocuk arasında ciddi sıkıntıların yaşanmasına sebep olmaktadır. Kimi anne babalar sorunun kendiliğinden düzelebildiği ya da ergenlikle birlikte ortadan kalkabileceğine dair çeşitli görüşlere sahip olsa da çözümü zamana bırakmak yanlış bir tutum olacaktır. Hem çocuk hem de aile içinde sorunların büyümesine sebep olacaktır.

AİLELERE ÖNERİLER      

  1. Sorun karşısında -panik olmadan, durumu abartmadan ve çocuğu korkutmadan- sakin bir tavır almaya çalışın.
  2. İlk yapılacak şey fizyolojik bir sebepten kaynaklanıp kaynaklanmadığını öğrenmek için bir çocuk doktoruna başvurmak olmalıdır.
  3. Fizyolojik bir sorundan kaynaklanmadığı durumlarda şu unutulmamalıdır ki alt ıslatma sorunu sadece bir semptomdur. Altında yatan sebebin ne olduğunun araştırılması gerekmektedir.
  4. Bu sorunun sebebi açığa kavuştuğunda sorunun çözümüne ulaşmak daha kolay olacaktır.
  5. Sebebini sağlıklı bir bakış açısı ile tespit edemediğiniz ya da sebebini biliyor ancak nasıl çözüme kavuşturulacağını bilemediğiniz durumlarda mutlaka bir uzmandan destek almanız uygun olacaktır.

PSİKOLOJİK TEDAVİ

Tedavide uygulanan yöntemler; aileye danışmanlık, davranış tedavisi ve oyun terapisidir.

Ebeveyn Tutumları

Ebeveyn Olma ve Çocuk Yetiştirme Tutumları

Çocukların dünyaya geldikleri aile tiplerinin onların gelişimini etkisi yadsınamaz bir gerçektir. İçinde bulundukları aile onların kişilik gelişimlerini, toplumsal davranışlarını şekillendirme de önemli bir yere sahiptir.

Peki, çocuklarını hayatını bu kadar etkileyen “aile” kavramı aslında nedir? Aile; birbirleriyle kan, evlilik veya evlatlık bağı olan, aynı çatı altında yaşayan ve sosyal ekonomik bir birim oluşturan toplumun en küçük birimidir. Ülkemizde birden fazla aile tipi görülmektedir. Bunlardan ilki anne, baba ve çocuklardan oluşan “çekirdek aile”dir. Diğeri ise çekirdek aileye ek olarak büyük anneler ve büyük babalar, amcalar, dayılar ve onların çocuklarının da birlikte yaşadığı “geniş aile”dir.

Çocukların içinde bulundukları ailenin tutumları onların kişilik gelişimlerine olumlu katkı sağlamalı ve onların sağlıklı bir birey olmasını amaçlamalıdır. Aile tutumlarında anne babanın kişilik özellikleri, geçmiş yaşantıları, yetiştikleri çevre, sosyo-kültürel yapı gibi faktörler etkilidir. Her ailenin kendi yetiştirme tarzı olsa da 9 temel ebeveyn olma tarzından söz edebiliriz.

1.Otoriter ebeveyn; çocuğun eğitiminde kontrol ve disiplinin ön planda olduğu, katı ve cezalandırıcı tarzı benimseyen ebeveyn türüdür. Bu tür ebeveynler genelde çocuklarının onların koyduğu kurallara kesin ve net bir şekilde boyun eğmesini bekler ve buna uyulmadığında bazı yaptırımlarda bulunurlar. (Bu evde yaşıyorsan ben ne diyorsam o!) Bu tarzla yetişen çocukların çevreye güven duymakta zorlandığı, özgüvenlerini yitirdiği ve daha bağımlı kişiler oldukları gözlenmektedir. Çocuk ve ebeveyn arasındaki ilişki kurallar üzerinden düzenlenmektedir. Karşılıklı iletişim yerine ebeveynin söz sahibi olduğu, sıcaklıktan uzak bir iletişim türü içerir. Otoriter anneye, otoriter babaya ya da hem otoriter anne hem otoriter babaya sahip çocuklar kendi başlarını işlerini halledememe, başkalarının etkisi altına kolayca girme gibi özellikler göstermenin yanında kararsızlık, tedirginlik gibi duyguları da yoğun olarak yaşarlar.  Otoriter tarzda yetişen kişiler yaratıcı olmak yerine kurallara uyan ve sınırların dışına çıkmayı tercih ederler.

2.İhmal eden ebeveyn; çocuğun ihtiyaçlarını önemsenmediği, görmezden gelindiği ebeveyn tarzıdır. Bu tarz ebeveynlerle yetişen çocukların genellikle bakımsız oldukları ve sağlık sorunlarına sahip olduklarını görülmektedir. İhmalin boyutuna göre bu çocuklarda gelişimsel gerilikler ve dil gelişiminde geriliklerden de söz edebiliriz. İhmalkar ebeveyne sahip bireylerin yetişkinliklerinde başarısız oldukları, kendilerine dönük ve sosyal ortamlardan kaçınma eğilimi gösterdikleri çeşitli araştırmalarda görülmüştür.

3.Aşırı hoşgörülü ebeveyn; çocuğun tek söz sahibi olduğu ebeveynlik tarzıdır. Çocuğun istekleri ve arzuları merkezdedir ve mantıksız olsa da gerçekleştirilir. Hatalı davranışlar hoşgörüyle karşılanıp kabul görür fakat nadiren de olsa disiplin uygulanabilir. Bu ailede yetişen çocuklar bir yandan ben merkezci, bencil, aşırı sevgi bekleyen, kural tanımayan bireyler haline gelirken diğer yandan daha az sorumluluk alan, doğruyu yanlışı ayırt etmekte zorlanan, daha bağımlı bireyler olurlar.

4.Tutursız ebeveyn; otoriter ebeveyn ve aşırı hoşgörülü ebeveyn olma arasında dengenin bulunamadığı ebeveynlik tarzıdır. Ebeveynlerden birinin onayladığı davranışın diğerinin onaylamaması çocuğun hangi davranışın doğru ya da yanlış olduğunu anlamasına engel olur. Ebeveynler arasındaki bu tutarsızlık çocuk da dengesizliğe yol açar. Bu tarzla yetişen çocuk dış dünyaya karşı güvensiz, ilişkilerinde tutarsız olabilir. Aynı zamanda bu çocuklar bu tutarsızlığın yarattığı karmaşadan dolayı aşırı isyankar ya da boyun eğici olabilirler.

5.Aşırı koruyucu ebeveyn; çocukların sürekli kontrol altında tutulduğu, sürekli ilgi ve alaka gösterildiği ebeveynlik tarzıdır. Bu ebeveynler çocuklarını adeta fanusta yaşatırmışçasına onların dışarı çıkmasını dahi istemezler, sürekli başlarına bir şey geleceği endişesi taşırlar. Çocuğun yerine görevlerini anne babasının yapar ve onun kendi deneyimlerini kazanma imkanı genellikle verilmez. Bu tutumla yetişen çocuklar kendi kararlarını alamayan, aileye aşırı bağımlı, yetişkinlikte eşinden de aynı şeyleri onun için yapmasını bekleyen bireyler haline gelirler.

6.Mükemmeliyetçi ebeveyn; çocukları için hedefleri olan ve onların sürekli bunları ulaşmasını bekleyen ebeveynlik tarzdır. Bu hedefler genellikle ebeveynlerin kendi ulaşamadıkları hedeflerdir. Çoğunlukla ebeveynler bu hedefleri koyarken çocuklarının potansiyellerini göz önünde bulundurmazlar ve çocukların hata yapmalarına izin verilmez. Bu tutumla yetişen çocuklar kendilerini sürekli başarmak zorunda hissettikleri için başaramadıklarında hayal kırıklığı yaşarlar, Çoğu zaman kendilerini beceriksiz ve işe yaramaz olarak nitelerler.

7.Demokratik ebeveyn; hem ebeveynlerin hem de çocuğun söz sahibi olduğu ebeveynlik tarzıdır. Çocuk bu tarz ailelerde düşüncelerini dile getirebilir ve ortak fikir paylaşımına açıktır. Çocuğa konulan kurallar ve nedenleri çocukla açıkça konuşulur ve bu konuda çocuğunda düşüncelerini belirtmesine olanak sağlanır. Gereken durumlarda ödüller ve cezalar da kullanılsa genel olarak sıcak bir iletişim vardır. Ebeveynler ger çocuğun kendi özgü yanları olduğunu bilir ve gelişmesi için çocuğa bir alan bırakırlar. Kendi kararını kendi verebilen, düşüncelerini özgürce ifade edebilen, sosyal ve arkadaş canlısı, yaratıcı, sorumluluk sahibi bireyler genellikle bu tarzla yetiştirilmektedir.

Tüm bunları birlikte değerlendirecek olursak çocuğun gelişimi için en faydalı tarzın demokratik ebeveyn oluğunu söyleyebiliriz. Çocukların hem fiziksel hem de ruhsal açıdan sağlıklı bireyler olabilmesi için onların kendi kaynaklarının farkına varmasını sağlamalı ve gelişimlerini destekleyici bir tutum içerisinde olmalıyız.  Onların potansiyellerinin farkında olmalı ve düzeylerine uygun kurallar koymalıyız. Karar verme yetisini kazanmaları için gerekli ortamları oluşturmalı ve onlara bu fırsatı vermeliyiz. Unutmayın geleceğin ebeveynlerini bugün sizin yetiştirdiğiniz çocuklar oluşturacak.