Kategori: Çocuk Terapisi

ayrılma seperasyon kaygısı

Anne – Bebek Bağlanması

BAKIM VEREN EBEVEYN- BEBEK BAĞLANMASI

Anne – Bebek Bağlanması

Dünyaya yeni gelmiş bir bebeğin, dünyayla ilk temasında aracılığı annesi sağlar. Bebek, anne aracılığı ile dünyanın nasıl bir yer olduğunu keşfetmeye hazırlanır. Annesi bebeğin ilk hayat nefesini alması, gözlerini açmasından itibaren, bebeğin ilk dokunduğu, hissettiğidir. Kokusunu ilk tanıdığı kişi annesidir. Bebek ilk doğduğu günlerde, yaklaşık 9 ay kadar kaldığı anne karnında alıştığı sıcaklığı, sakinliği arar. Aradığı bu huzurlu ortam ne yazık ki dünya da karşısına çıkamayacaktır. Bu da bebeğin doğduğu an da yaşadığı ilk hayal kırıklığı olacaktır. Bebek bu hayal kırıklığının üstesinden annesi sayesinde, onun kendisine destek olduğu oranda gelebilecektir. Bebek için dünya, ilk doğduğu günlerde annesinin memesinden ibarettir. Anne de bebeği kendisinden ayrılmamış bir parça, uzantısı olarak görür. Anne, bebeğin tüm ihtiyaçlarına karşılık veren, bunu en iyi şekilde yapmaya çalışandır. Bebek için annelik vazifesinden ziyade, kurtarıcılık vazifesini yerine getirmeye çalışır anne. Anne ve bebeğin bu ihtiyaç karşılama döngüsü zamanla yerini anne bebeğin sağlıklı bağlanmasına bırakır. Çünkü bebek her ihtiyacı olduğunda annesinden karşılık bulabildiğini görmüş ve defalarca deneyimlemiştir.

Bebeğin ihtiyacını karşılayan, yani bakım verenden bahsederken çoğunlukla gözden kaçırılan ve sanki bebeğin ilk doğum anında anneden sonra gelenmiş gibi davranılan diğer kişi babadır. Babalar genellikle bebeğin doğum sürecinde, anneden biraz daha farklı olarak fizyolojik ihtiyaçların yani daha genel ihtiyaçların karşılanıp karşılanmadığıyla ilgili kısımları üstlenirler. Bu ihtiyaçlar, bebeğin sağlıkla doğabilmesi için hastane imkânından başlayarak, bebeğin odası için uygun ev imkânı, hangi okullarda okuyabileceği ihtimallerine kadar diğer durumları içerir. Babalar, bebeğin gelişiminde en az anne kadar önemli rol oynar ve bu süreçte annenin en büyük desteği eşi, yani bebeğinin babasıdır. Eş desteği, anneyi iyi hissettirir ve bu da annenin kendisini bebeğine karşı yeterli hissetmesi için oldukça önemlidir. Çünkü her ne kadar anne ve baba, doğum sonrası döneme hazır olduklarını düşünseler de, ortaya çıkan bu büyük değişime ilk başta ayak uydurmakta zorlanabilirler. Eskiden sadece karı-koca rolüne uyum sağlamaya çalışan bireyler, bebeğin doğumuyla birlikte yeni rollerini yani anne ve babalığı yerine getirmeye çalışırlar. Bebek ve anne arasında kurulan bağ, doğum anından itibaren en çok temas yoluyla güçlenir. Bu temasa anne kadar babanın da ihtiyacı vardır. Bu temastan yoksun kalan babaların bağlanma düzeylerinin, doğumdan itibaren en az anne kadar temasta bulunan babalara oranla, düşük olduğu araştırmalara yansımıştır.

BAKIM VEREN-BEBEK BAĞLANMASININ TÜRLERİ

Güvenli Bağlanma: Bebek ihtiyacı olduğu her anında annesi veya bakım veren bir yakınını, yanında bulmuş, ihtiyacı en kısa sürede doyurulmuştur. Güvenli bağlanan bireylerin benlik saygısı yüksektir ve sosyal ilişkilerinde yakın ve sağlıklı ilişkiler içindedir.

Güvensiz Kaçıngan Bağlanma: Bebek ihtiyaçlarının doğduğu anlarda bakım verenini neredeyse hiç yanında bulamamıştır. Bu tür bağlanan çocuklarda gergin ve oldukça kaygılı bir kişilik örüntüsü bulunmaktadır.

Güvensiz Çelişkili Bağlanma: Bebek, ihtiyaçlarının karşılanması gereken zamanlarının birçoğunda bakım verenini yanında bulamamış, bazen de annesi veya bakım sağlayan yakını ihtiyaçlarını oldukça duyarlı karşılamıştır. Bu nedenle bebekte annesi veya bakım verenine karşı çelişkili duygular, düşünceler barınabilmektedir. Çünkü bebek, ağladığı zamanlarda bazen annesi gelecek beklentisine karşılık bulabilirken bazen ağlamalarına bir cevap alamamış olabilir.

Çocuklarda Yas

Çocuklarda Ölüm Kavramı ve Yas Süreci

ÇOCUKLARDA ÖLÜM KAVRAMI ve YAS SÜRECİ

Çocuklarda, yetişkinlerin yaşadığı gibi kayıp ve yas sürecini derinden yaşarlar. Hatta çocuklar için böylesi belirsiz ve tanımlaması zor bir süreç daha korkutucu geçebilir. Yetişkinler içinde bazı durumlarda geçerli olabilmekle birlikte, çocuk için kayıp sadece bir yakınının ölümüyle kalmayabilir. Arkadaşından uzaklaşma veya ayrılma, uzun yıllardır yaşadığı mahalleden ve evden ayrılma, okula başlama( anne ve babasından ilk defa uzun süreli ayrılma),anne-babasının boşanması gibi birçok durumda çocuk için ölümle ş değer anlama gelebilir ve yas tutabilirler. Çocukların ölüm kavramını anlamlandırması, yaşa göre farklılıklar gösterir. Çocuklar için ölümün zihinlerinde oluşturduğu şeylerle, yetişkinlerin ölümden anladıkları çok farklı olabilmektedir. Genellikle okul çağına gelen çocuk için ölüm, biraz daha gerçekçi hal almaya başlar.

Çocuklar ölümü, sadece yaşı oldukça büyük olanların ölmesiyle fark ettikleri için, onlara göre sadece büyükler ölür. Çocuk için bu denli korku verici süreç, kendisini en güvende hissettiği kişilerle geçirilmeli. Eğer çocuğa durum açıklanacaksa anne ve babasının ağzından açıklanmalı. Çocuk etrafında meydana gelen bu değişimi, anne veya babasından duyarak, kaygısını hafifletebilir. Anne veya babanın olmadığı durumlarda çocuğa durum, kendisine yakın, güvenli ilişki içinde olduğu 3. kişiler tarafından anlatılmalı. Çocuğun anne ve babasının kaybında ise, durum çocuktan olabildiğince saklanmamalı ve hemen söylenmelidir. Dikkat edilmesi gereken çocuğa, ilk öğrenilen anda yaşanan şokun etkisiyle durum açıklanmamalı, açıklayan kişinin şoku çocuğu daha da fazla korkutabilir. Ancak en kısa sürede anne veya babasının neden yanında olmadığıyla ilgili bilgilendirilmesi gereklidir. Çocuk kaç yaşında olursa olsun bunu bilmek herkesten önce onun hakkıdır. Bir başkasından kendi anne, babasının veya çok sevdiği bir yakınının başına gelenleri duymak, onu etrafındakilere karşı hiç geçmeyecek bir güvensizliğe sürükleyebilir. Çocuğa ölümün nasıl olduğu ve bundan sonra neler olacağı çocuğun dilinden, yine çocuğun güvenli ilişki kurduğu kişilerce kendisine anlatılmalıdır. Çocuk ölüm nedenini bilmelidir ki anne, babasının veya onun bakımını sağlayan yakınının onu bilerek veya isteyerek bırakıp gittiklerini düşünmemelidir. Çocuk için ölüm açıklanabilmesi bu kadar zor bir durumken, yakınlarının kaybında aklına ilk gelen şey terk edilmiş olmaktır. Ölümü dışsal nedenlerle anlatmak, çocuğun anlamasına kolaylık sağlayabilir. Hastalık, kaza gibi nedenlerle olduğu vurgulanmalıdır. Çocuk kaybın bir son olduğunu, ancak uzunca bir zaman sonra anlayabilir. Onun için ölüm,  sadece o an için yok olmak anlamına gelir. Bir yerden, yeniden ölen kişinin çıkıp geleceğini beklerler. Ancak zamanla hiç gelemeyeceklerini, yakınıyla vedalaşılmış olduğunu anlarlar. Çocuklar kaybın gerçekliğini yaşa bağlı idrak edebilecekleri için, okul öncesi dönemdeki çocuklara, ölen kişinin bir daha dönmeyeceği tekrar tekrar açıklanmak zorunda kalınabilir.

ÇOCUKLARIN KAYBA VERDİĞİ TEPKİLER

  • Çocuklar kaybı öğrendikleri andan itibaren yoğun kaygı ve korku içine girebilirler. Bazı çocuklar yaşanan durumu idrak etmek bir yana, bir anda içinde bulundukları bu duyguyu da anlamlandıramadıkları için, ya içine kapanır yada bu durumun üstesinden gelememe korkusuyla yoğun öfke, kontrolsüz davranışlar veya rutini bozan farklı hareketlilikler içerisine girebilirler.
  • Bazı çocuklar kayıp yaşamanın idrakına geç varabilirler. Bu süreçte kayba yönelik herhangi bir tepkileri olmayabilir. Bazı çocuklarda da kayıp sonrasında ciddi duygusal patlamalar, öfke kontrolsüzlükleri görülebilir.
  • Bazı çocuklar duydukları haber karşısında şok içerisinde kalabilir, ölüme şahit oldularsa travmatik anının etkisinden çıkamayabilirler. Hiç konuşmadan uzunca bir süreyi geçirmeyi tercih edebilir veya düşünmek için toplu ortamlardan kaçmayı seçebilirler.
  • Çocukların ölüm haberini öğrendiklerinden sonraki süreçte oyunlarına duyarlı olmakta fayda vardır. Oyun, çocuğun duygusal aktarımını, boşalmasını gerçekleştirdiği en özel alanıdır.
  • Çocuklar ölüm haberini aldıktan sonra, yaşından daha olgun davranma eğilimine girebilir veya bazen de gelişim dönemine uygun olmayan, yaşından daha küçük hareketlerine dönüş yapabilirler.

Çocuk, yakınının ölümünün kendisi yüzünden kaynaklanmış olabileceğini de düşünebilir. Bu nedenle yoğun suçluluk duyguları barındırabilirler. Bazı çocuklar anne veya babasını, yakınını kurtaramadığı için de yoğun kaygı duyabilir.

Çocuk Testleri Eğitimi

Okula Gitmek İstemeyen Çocuklar

Okula Gitmek İstemeyen Çocuklar

Okula gitmekten kaçınma, her eğitim-öğretim döneminin başında sıklıkla görülen, daha çok 6-8 yaş ve 12-13 yaş aralığında, okula yeni başlayan çocuklarda gözlenen, çocuğun bağlandığı kişi veya kişilerden ayrı kalmasına neden olduğu için, korku içinde ve kaygılı olması durumudur.

Çocuk okula başladığı ilk günler anne veya babasıyla, olabilmesi mümkünse anne ve babayla birlikte okula gitmelidir. Bazı çocuklar, anne ve babasından sorunsuz şekilde ayrılarak sırasına gidebilir ancak sayısı azımsanamayacak kadar çok olan bazı çocuklar bu kadar kolay sırasına doğru ilerleyemeyebilirler.

Çocuk bazen sadece okula gitmek istemiyor da olabilir ancak çoğu zaman istememe süresinin uzamasıyla birlikte ardında bir okul fobisi barındırdığını düşünebiliriz. Çocuğunuz okula giderken yoğun endişe ve korku duyuyorsa ve bu okulun ilk birkaç haftasıyla sınırlı kalmıyorsa, uzunca bir süredir sizi ve çocuğunuzu yorar hale geldiyse okul fobisine dair bir uzmandan yardım almanızda fayda vardır. Okul fobisi olan çocuklar, okula gideceği sabahları karın ağrısı, mide bulantısı gibi şikayetler de bulunabilirler. Okula o gün gitmemek için ailelerine karşı her türlü şanslarını denerler. Çocuğun okula gitmek istememesinin ardında bir çok farklı sebep olabilir. Ailelerin öncelikle çocuğu okula zorla göndermek veya çocuğu okula sadece o gün için bile olsa göndermemek gibi bir tercihleri olmamalıdır. Aile öncelikle çocuklarıyla bu durumu konuşmalı ve çocuklarına karşı yargılayıcı, sorgulayıcı bir dil kullanmadan ardında yatan neden veya nedenlere ulaşmaya çalışmalıdır. Çocuk için okula başlamada yaşadığı kaygının en önemli nedeni, hayatında ilk kez anne ve babasının olmadığı, istediği zaman anne veya babasının yanında bulunamayacağı ve alıştığı çevrenin dışında, yeni bir yere giriyor olmasıdır. Üstelik girdiği bu yeni yerde oldukça fazla yaşıtı vardır, yani daha önce hiç olmadığı kadar sosyal olmaya çalışmakla uğraşacaktır. Okula gitme korkusu yaşayan çocukların çoğunda, ayrılık kaygısı vardır. Çoğunlukla anne veya baba, bağlılık kurduğu, bakımını sağlayan kişi veya kişiler her kimse, onlardan ayrılma korkusunun beraberinde gelir okul korkusu. Çünkü çocuk okula gittiğinde ardında kalan kişiler tarafından bırakıldığını, kendisini bir daha almaya gelmeyeceklerini, kaybolabileceğini düşünür.

OKUL FOBİSİNİ TETİKLEYEN UNSURLAR

Anne baba arasında yaşanan sorunlar çocuğun okula alışma sürecini engelleyebilir. Çocuk okula gittiğinde aklı annesinde veya babasında kalacaktır. ‘Ben yokken anneme bir şey olur mu?’, ‘Ben eve gittiğimde annem evde olacak mı?’ gibi sorularla zihni meşgul eder. Bu sorular çocuğun kaygılarını daha da tetiklemekte ve yeni bir ortama alışamama korkusuna eşlik etmeye devam etmektedir.

Ailede meydana gelen hastalıklar, son zamanlarda ailede yaşanan kayıp, yas tutma süreci geçiren bir ailenin varlığı gibi nedenler, çocuğun okula gitmesini, gitse dahi yaşıtları gibi kolay adapte olmasını engeller.

Okuldaki öğretmenin çocuğa karşı yanlış bir tutum içinde olması, çocuktan yapabileceklerinin üzerinde performans beklenmesi gibi, öğretmenin mükemmeliyetçi, ayrıştırıcı ve yargılayıcı tutumları çocukların okula uyumunu zorlaştırır. Aynı zamanda çocuğun alıştığı bir öğretmeninin değişikliğe uğraması da çocukta okul fobisini tetikler.

Çocuğun akranları tarafından zorbalığa maruz kalması ve bunun uzunca bir süre öğretmenleri tarafından fark edilememesinden dolayı, çocukta hem arkadaşlarına hem öğretmenlerine karşı bir güvensizlik oluşabilir. Tüm bunların yanında çocuk, maruz kaldığı zorbalıktan anne ve babasının kendisini koruyamadığını düşünerek, anne ve babasına karşı olumsuz tavırlar içine de girebilir.

Çocuğun travmatik bir öyküsünün olması, okul dışında veya okula başladıktan sonra cinsel taciz veya istismara maruz kalması. Çocuk yaşadığı travmatik olaylardan dolayı evinden, ailesinin yanından  ayrıldığı her an için kendisini güvensiz hissediyor olabilir.

ANNE VE BABALAR NE YAPMALI?

Çocuğunuz 4- 4.5 yaşına geldiğinde anaokuluna gönderebilirsiniz, zorunlu eğitime geçişten önce, yarım günden başlayarak, tam güne geçirebilirsiniz. Anaokulunu deneme süreci olarak değerlendirebilirsiniz

Çocuğunuz okula başlamadan önce, okul çevresini tanıtabilirsiniz. Onunla düzenli aralıklara okul çevresinde yürüyüşler yapabilir ve çok yakın bir zaman içerisinde bu okulda öğrenci olacağını, öğrenciliğin kendisi ve geleceği için sağlayacağı yararları, gelişim düzeyine uygun bir dille anlatabilirsiniz.

Çocuk önce okul çevresi daha sonra okulun bahçe kapısından içeri, anne veya babasıyla, olabiliyorsa her iki ebeveyni ile girmelidir. Çocuğa yavaş yavaş okulun bölümleri tanıtılabilir. Daha sonra sınıfının olacağı kata veya koridora, anne veya baba eşliğinde girebilir. Sınıfı belirlendiyse, okuyacağı sınıfın içerisine ebeveynleriyle girip, uzunca bir süre durabilir. Tüm bunlar çocuğun okula başlamasından önce yapılabilirse, çocuk okulun ilk gününün belirsizliğiyle daha az kaygılanır.

Çocuğunuz okulun ilk gününde huzursuzluk çıkarıyorsa, onunla kendisinin görebileceği bir yerde bekleyeceğinize dair sözleşebilirsiniz. Sınıf içerisinde beklemeyi çocuk isteyebilir ancak tüm anneler için çocuklarının bu eşsiz deneyimlerine şahit olmak önemlidir, bu nedenle velilerin öğretmeni en az engelleyici davranışlarda bulunmaları gerekir. Bu süreçte öğretmenin tutumu da okul korkusu yaşayan çocuğu anlayan ve bu nedenden dolayı yargılamayan, çocuk için en uygun ortamı sağlayabilecek şekilde olmalıdır. Hem ailenin hem de öğretmenin iş birliği içerisinde, sabırla yönetilmesi gereken bir süreçtir.

Kardeş Kıskançlığı için Çözüm Önerileri

Kardeş Kıskançlığı

Evin Yeni Üyesi, Kardeşim

Evde kendine göre düzenini kurmuş, evin tüm ihtiyaçlarının kendisine göre belirlenmesine alışmış bir çocuk için yeni bir kardeşin geliyor olması bir hayli korkutucu ve kabul edilmesi zor bir durum olabilir.

Çocukta oluşan bu kaygıların düzeyi, kabul etmesinin ne kadar zaman alabileceği gibi soruların cevabı öncelikle ebeveynlerin yeni çocuğu karşılama tutumuna ve bunu var olan çocuklarına yansıtma biçimlerine bağlıdır. Çocuğun yaşı, mizacı, kişilik özellikleri ve gelişim dönemi özellikleri de elbette diğer belirleyici faktörler. Bazı ailelerde yeni bebek müjdesi, diğer kardeşi, aileleri tedirgin edebilecek düzeyde korkutmayabilir. Ancak hiçte azımsanamayacak çoğunluktaki ailelerde bu süreç hem doğum öncesi hem de doğum sonrası dönemde inanılmaz yorucu geçebilir. Özellikle küçük çocukların yeni kardeşini karşılama süreci, kardeş kıskançlığı sorunu neredeyse her aile için aynı zorlukta geçebilmektedir. Öncelikle ailelerin bebek haberini aldıkları andan itibaren diğer çocuklarına karşı bir sorumlulukları olduğunu unutmamaları gerekir. Bu sorumluluk, ebeveynlerin yeni bebek haberini alabilme haklarının doğallığı kadar, diğer çocuğun da bu haberi alması gerektiğidir. Var olan çocuğa bebeğin haberi verilmeden önce anne ve babanın ortak bir açıklama yapmak için konuşmaları ve bu haberin çocuğa verilmesinden sonraki süreci oldukça iyi yönetebilmeleri gereklidir. Oluşabilecek durumlar için anne ve baba oldukça iyi düşünülmüş, uzun bir planlama yapmalıdır. Bunun için ailelerde önce motivasyon gereklidir. Sonra da çocuğun haberi almasından dolayı yaşadığı endişenin beraberinde getirdiği zorlukları sabırla tolere edebilmek gereklidir. Çocuğun meydana getirebileceği zorluklar elbette olacaktır ve bu bir noktaya kadar gayet doğaldır, çünkü bir çocuk için yeni kardeş ancak ve ancak oyun arkadaşı amacı taşır. Bunun ötesindeki hiçbir şey çocuğu mutlu etmeyecektir. Yeni kardeşin, anne ve babanın sevgisini paylaşmak, ailede artık tek gözdenin o olmayacağı anlamına gelmek olduğunu henüz ilk aşamada düşünemeyecektir.

Kardeş Kıskançlığını Önlemek için Aileler Ne Yapmalı?

Yeni bir bebek yapmaya karar vermeden önce, çocuğunuzun bebeğe alışması için ona zaman tanıyabilirsiniz. Çocuğunuza ‘Yeni bir bebek fikri sende ne hissettiriyor?’, ‘Ailemize yeni bir üyenin katılması fikrine nasıl bakıyorsun?’ ‘Kardeşin olduğunda ailemizde neler olabilir?’ gibi sorular sorarak onun yeni bir kardeş fikrine aylar öncesinden hazırlanmasına zemin oluşturabilirsiniz. Ailelerin burada unutmaması gereken bir noktayı dile getirmeli, çocuğunuz yeni bir bebek fikri için onay alabileceğiniz birisi değildir. Bu kadar önemli bir mevzuyu çocuğunuzun onayına sunmamalısınız. Çocuğa sorduğunuz sorunun cevabı büyük ihtimalle olumsuz olacaktır bu da bazı ailelerin kendilerini yeni çocuk fikirlerinden dolayı kendilerini var olan çocuklarına karşı suçlu hissetme nedenlerinden birisi olabilir. Bu durumda bir uzmandan yardım almanızda fayda vardır.

Bebek kararı aldıktan sonra veya bebeğin anne karnına düşmesinden sonra çocuğunuza uygun masallar okuyabilirsiniz. Bu masallar, yeni bir bebeğin ne kadar güzel olabileceğini, kendisine çok iyi bir arkadaş olabileceğini, ailede çok daha eğlenceli vakitler geçirilebileceğini içeren masallar olmalı. Anne veya baba dönüşümlü aralıklarla çocuğuna bu masalları okuyarak, uygun yerlerde destekleyici sorularla çocuğunu abi veya abla olmaya hazırlayabilir.

Çocuğa uygun görev ve sorumluluklar yükleyerek yeni bebeğin gelmesiyle birlikte meydana gelen değişimlerden minimum etkilenmesini sağlayabilirsiniz. Burada dikkat edilmesi gereken çocuğunuzun size olan ihtiyacının bitmemiş olduğudur. Gelişim düzeyine uygun olmayan ve çocuğa ağır gelebilecek sorumluluklar vermekten kaçınmanızda fayda vardır. ‘Artık büyüdün bunları kendin yapmalısın’, ’Artık sen bir abisin veya ablasın çocuk gibi davranmamalısın’, ‘Kendi  işlerini halledebilirsin, ben çok küçük olduğu için kardeşinin işlerini halletmek durumundayım’ ‘Hanginize yetişebilirim?’ gibi çocuğunuzu yalnızlığa sürükleyebilecek ve korkularında haklı olduğunu hissettirebilecek davranış ve tutumlardan kaçınmalısınız.

Çocuğunuzun hayatında büyük değişiklikler yapmamaya özen gösterebilirsiniz. Yapacağınız  değişiklikleri olabildiğince bebek kararının çocuğa açıklanmasından önce yapmaya çalışabilirsiniz. Bunlardan bazıları, bebeğin odasını hazırlayabilmek için çocuğunuzun odasının değişikliği, tuvalete gitme alışkanlığı kazandırma, geceleri kendi odasında uyuma, emzirmeyi bırakma gibi değişiklikler olabilir. Çocuk hayatında yapılan bu değişikliklerin, eve yeni gelecek bir üyeden dolayı yapıldığını anladığında durum hem travmatik hem de istenmeyen birçok olumsuz sonuca yol açabilecek hale gelebilir.

Çocuğunuza bebeğin geliş haberini abartılı bir kutlama yapmadan aynı zamanda durumun kendisi için kaygı verici olabileceğini düşündürtmeden, sakin ve yaşına göre anlaşılabilir bir dille açıklayabilirsiniz. Ailelere burada önerim, bu haberi çocuğunuza geciktirmeden vermenizdir. Komşularınızın, akrabalarınızın bildiği bir müjdeyi, çocuğunuzdan esirgememelisiniz. Bu haberi öğrenmek, sizden sonra en çok çocuğunuzun doğal hakkıdır. Çocuğun durumu daha iyi anlayabilmesi için kendi bebeklik fotoğraflarından destek alabilirsiniz, değişik birçok animasyon videolardan yararlanabilirsiniz. Bu anlatımlar çocuğun belirsizlik içeren bu sürece güven duymasını sağlar.

Çocuğunuzla anne ve babası olarak eskisi kadar çok zaman geçirin, çocuğunuzla olan rutinlerinizi bozmamaya özen gösterin. Örneğin eskiden hafta sonu babasıyla parka gidiyorduysa, yine hafta sonu babasıyla parka gitmesinden mahrum kalmamalı. Belki önceden bunu herhangi bir sebeple unuttuğunuz için kendisini değersiz hissedebilirdi ancak artık yeni bir kardeşin size kendisini unutturduğunu düşünebileceğinden, bu süreçte anne ve baba oldukça dikkatli olmalıdır. Bu gibi durumlar çocuğunuzda kardeş kıskançlığı temellerini oluşturabilir.

Anne ve babalar yeni doğan çocuklarının telaşına ve hassasiyetine fazlasıyla kapılıp diğer çocuklarının bazı önemli ihtiyaçlarını gözden kaçırabiliyorlar. Yeni bebeğin doğumuyla birlikte diğer çocuğunuz artık eskisinden çok daha hassas ve duyarlı bir hale gelebilir. Bu süreçte anne bebekle ilgilenirken, baba diğer çocuğun isteklerini ve ihtiyaçlarını gidermeye çalışmalı veya baba, bebekle ilgilenirken anne, çocuğunun yine eskisi gibi her zaman yanında olduğunu hissetmesini sağlamalı.

Çocuğunuzun bebeğe alışmasını beklemeye sabrınız olmalı, bu dönemlerde bebeğinizi severken abartıya kaçmamalı ve olabildiğince çocuğunuzun gözü önünde bebeğinizle abartılı temas kurmamaya özen göstermelisiniz. Ancak durumun çocuktan saklı tutulması gereken bir durum olduğunu hissettirmemelisiniz. Ayrıca bebeğinizin ihtiyaçlarını da geri plana hiçbir zaman için atmamalısınız.

Tüm bunların yanında eğer çocuğunuzda duygu ve davranış değişiklikleri gözlemliyorsanız hem doğum öncesi dönemde hem de doğum süreci ve sonrası dönemde çocuğunuz için bir uzmandan destek alabilirsiniz.

anne çocuk

Çalışan Anne Olmak, Çalışan Anne Çocuğunun Psikolojisi

Çalışan Anne Olmak, Çalışan Anne Çocuğunun Psikolojisi

Çalışan Anne Çocuğunun Psikolojisi Nasıldır?

Çalışan annelerin bebeklerinin psikolojisi hakkında bize sıkça sorular sorulmaktadır. Annesi çalışan çocukların diğer çocuklara göre daha mutsuz olduklarını kanıtlayan bir durum yoktur. Ancak şu da bir gerçektir ki, bu çocuklar annelerini annenin işi ile paylaşmak zorundadır. Annelerinin işi dışındaki zamanlarla yetinmek durumundalar. Daha erken yaşlarda daha fazla sorumluluk almaları gerekmektedir. Bunlarla birlikte annesinin hayattan aldığı doyum bir çocuğu da mutlu eder. Başarılı ve özgüven sahibi bir anne çocuğu ile daha iyi ilişki kuracağından, hem anne, hem de çocuk daha iyi hisseder.

Sanayileşme ile birlikte kadınlar, sosyal ve ekonomik hayatta daha fazla yer almaya başlamıştır. Kadınlar; sosyalleşmek, eğitim düzeyini geliştirmek, yaşam koşullarını iyileştirmek ve ekonomik olarak bağımsızlaşmak amacıyla iş hayatına katılmaktadır.

Kadının çalışma hayatına katılması aileye ekonomik olarak katkı sunmasına, sosyalleşmesine, aile içi nitelikli iletişim kurulmasına katkı sağlamaktadır. Toplumsal ilişkilerinde başarılı olan kadınlar, bu başarısını aile yaşamına da taşımaktadır.   Çalışan annelerin çocukları; sorumluluk duygusuna bağlı olarak, kendine yeten, bağımsız bir kişilik oluşumu göstermekte ve bu kişilerin sosyalleşmesinin daha fazla olduğu görülmektedir.

Bunların yanı sıra, çalışan anne olmanın çocuk üzerinde olumsuz etkileri de karşımıza çıkmaktadır. Bu etkiler; annenin çalışma nedenine ve çalışma koşullarına, çocuğa bakım verecek kişinin yakınlığı ve sürekliliğine, çocuğun içinde bulunduğu gelişim düzeyine bağlı olarak değişmektedir. Çocuklarda; uzun süre ağlama, suçluluk duygusu, huzursuzluk, endişe, kaygı, uyku bozuklukları, unutkanlık gibi kısa süreli etkiler ile yetişkinlik yaşamında kişilik bozuklukları ve davranışsal bozukluklar görülmektedir.

Peki bu etkiler en aza indirmek için neler yapılabilir?

Çalışan anneler, çocuklarına yeterince zaman ayıramadıklarından şikayet etmekte, bu durumdan suçluluk duymaktadır. Oysa, önemli olan geçirdikleri sürenin uzunluğu değil, zamanın etkin kullanılmasıdır.

Anneler, evde oldukları süre içerisinde, çocukları ile birlikte kitap okuma, film izleme, oyun oynama gibi aktivitelerde bulunarak, çocukları ile iletişim kurmalıdır. Çocuğun güven, sevilme ve bağımsızlık ihtiyaçlarını karşılamalıdır.

Anne, işten geldikten sonra çocuk ile gününün nasıl geçtiğini konuşmalı, çocuğun sorularını dikkatli bir şekilde dinlenmelidir. Bu şekilde, çocuğun duygu ve düşüncelerini ifade etmesine fırsat vermelidir.

Çocuğun içinde bulunduğu gelişim düzeyine göre aile içi roller paylaşılarak çocuğun kendine olan güveni ve sorumluluk duygusu geliştirilmelidir.

çocuk korku

Çocuk İhmali ve İstismarı

Çocuk İhmali ve İstismarı

Sevgi ve umudun kaynağı çocuklarımız için…

Ne zaman bir çocuk düşse

Gözü evlerinde

Annesinin kavurduğu

Helvada kalır

Yoksul bir çocuk görsem

Yağmur altında üşüyen

Köprü olmak geçer

Hiç değilse

İçimden

Sunay Akın – Çocuk ve Hüzün

Ülkemizde çocuk ihmali ve istismarının son yıllarda arttığı görülmektedir. Bugünlerde televizyonda ve gazetelerde bu konudaki haberlerle çok sık karşılaşmaktayız. Karşılaştığımız bu kavramların birbirine karıştırılma ihtimali yüksek olduğu için, yazıya öncelikle kavramları açıklamakla başlamak gerekir..

Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin (ÇHS) 1. maddesine göre; çocuğa uygulanabilecek olan kanuna bağlı olarak daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır (UNICEF, 1990).

Çocuk istismarı; çocuklara, ana-baba, öğretmen, vasi gibi onları koruyan ve gözeten kişiler ya da yabancı kişiler tarafından yapılan, çocukların fiziksel, duygusal, sosyal, cinsel ya da zihinsel gelişimlerini olumsuz etkileyen tutum ve davranışlardır.

Çocuk istismarı; fiziksel, duygusal, cinsel istismar ve çocuk ihmali olmak üzere dörde ayrılmaktadır. Ayrıca çocuğun gelişimini engelleyici, haklarını ihlal edici işlerde ya da düşük ücretli iş gücü olarak çalışması veya çalıştırılması da ekonomik istismar olarak tanımlanmaktadır.

Çocuk ihmali, başta  anne ve baba olmak üzere, çocuğa bakmakla yükümlü kimseler ve diğer yetişkinlerin, çocuğun beslenme, barınma, eğitim, sağlık ve sevgi gibi temel gereksinimlerini ihmal etmeleri, yükümlülüklerini yerine getirmemeleridir. .

Fiziksel istismar; çocuğun kaza sonucu oluşmamış ve fiziksel zarar görmesiyle ortaya çıkan yaralanmalardır. Vurma, dövme, tokat atma, boğma, fırlatma, ısırma, çocuğun üzerinde sigara söndürme, açıklanamayan yara bere ve darbe izleri, açıklanamayan yanıklar, açıklanamayan kırıklar/çıkıklar ve kafa derisinde saç kaybı şeklinde görülebilir. Çocuk istismarının en çok görünen ve yaygın şekilde fark edilen biçimidir.

Duygusal istismar çok sık yaşanmasına rağmen, fiziksel bulguları olmadığı için tespiti zor olan bir istismar türüdür. Doğrudan ve şiddetli duygusal istismarın, çocuklardaki birçok davranış problemleri ve öğrenme güçlükleriyle (yalancılık, hırsızlık, düşük benlik kavramı, aşırı bağımlılık, başarısızlık, depresyon, saldırganlık vb.) yakından ilişkili olduğunu belirtilmiştir.

Çocuk cinsel istismarı ise; bir çocuğu, bir erişkinin cinsel doyumu için kullanması veya çocuğun kullanmasına göz yumulması, iki çocuk arasındaki cinsel yakınlaşma şeklinde olabilir. Öpme, dokunma, tecavüz olarak bedensel olabileceği gibi pazarlama, teşhir, çocuğu fuhuş ve porno için kullanma olarak da eylemsel olabilir.

Ülkemizde son yıllarda cinsel istismarın görülme oranında artış yaşanmaktadır. Yapılan çalışmalarda, istismara uğrama yaşının en çok 6 ile 10 yaş arasında olduğu, kızların erkeklere oranla daha fazla istismara maruz kaldığı görülmektedir. İstismarı uygulayan kişilere baktığımızda ise cinsel istismarda %77 oranında aile bireyleri, %11 oranında akrabalar, %5 oranında çocuğun bakımından sorumlu olmayan kişiler ve %2 oranla da çocuğun bakımından sorumlu olan kişiler olduğu görülmektedir.

Çocuklar; çoğu zaman yaşından dolayı istismarın ne olduğunu bilmediği, istismarı uygulayandan korktuğu, ailesinin ona inanmayacağını düşündüğü veya istismarcı yakınlarından biri ise ailesini zor durumda bırakmak istemediği için bu durumu istemeden de olsa gizleyebilmektedir.

Peki bizler, aile bireyleri, öğretmenleri olarak bir çocuğun cinsel istismara uğradığını nasıl anlarız? İstismara uğrayan çocuklar, travma geçiren birçok çocuk gibi duygusal ve davranışsal tepkiler gösterir. Bunlardan bazıları; öfke patlamaları, anksiyete atakları, uyku bozuklukları, içe kapanma, sosyal hayattan uzaklaşma, bazı bireylerle yalnız kalmama isteği, yaşına göre fazla cinsel bilgilere sahip olmasıdır.

Çocuğun istismara uğradığından  kuşkulanıyorsanız ne yapmalısınız ?

  • Öncelikle bir çocuğun istismara maruz kaldığını duydunuz, tanık oldunuz veya mesleğiniz nedeniyle size başvurulduysa, bu durumu ciddiye alarak istismarın durdurulması ve çocuğun korunması için durumu bildirin.
  • 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na göre; bildirim zorunluluğu olan mesleklerin ( polis, psikolog, öğretmen, sosyal hizmet uzmanı vb.) dışında her birey istismarın incelenmesi için bu durumu bildirmelidir.Kimliğinizi belirtmek zorunda olmadığınızı bilin.
  • İhbar için başvuru merkezleri; ALO 183 Sosyal Destek Hattı, ALO 155(polis), çocuk polisleri,karakollar, cumhuriyet savcılığı, çocuk izlem merkezleridir.
  • Çocuk Şube Müdürlüğü’nde çocuğun ifadesi psikolog/pedagog, avukat eşliğinde kamera kaydı ile alınmaktadır. Bu durum çocuğun istismarı defalarca ifade ederek travma yaşamasına sebep olmaması açısından çok önemlidir. Gittğiniz şubede kamera yok ise, en yakın kamera olan çocuk şubeye yönlendirilmesini veya savcılıktan Çocuk İzlem Merkezi’nde ifade alınmasını isteyin.
  • Çocuk istismar edilmiyor ancak ekonomik/sosyal yetersizlikler nedeniyle ihmal ediliyorsa, aileyi destek kurumları hakkında bilgilendirin.

Çocuk istismara uğradığını anlatırsa ne yapmalısınız?

  • konuşmanızın kesilmeyeceği bir yer seçin.
  • İstismarı hatırlatmamak için çocuğa dokunmadan, sakinleştirme amacıyla yanına oturun.
  • Samimi bir şekilde suçlamadan, güven verici bir şekilde dinleyin.
  • Yaşadığı şeyleri anlatması için ona destek olun fakat vermek istemediği ayrıntılar için asla zorlamayın.
  • Size bunu anlattığı için kendine teşekkür ederek ona destek olduğunuzu, yanında olduğunuzu belirtin.
  • Onun anlayabileceği şekilde, bundan sonra yaşanacak olan sağlık ve güvenlik prosedürü hakkında kendisine dikkatlice bilgi verin. Bu süreçte yanında olduğunuzu, onu suçlamadığınızı kendisine hissettirin.

Çocuklarımızı istismardan korumak için ne gibi önlemler alabiliriz ?

  • Çocuklarımıza özel bölgelerine kimsenin dokunma hakkı olmadığını, böyle bir istek ile gelen kişilere “hayır” demesi gerektiğini öğretin.
  • Çocuk birini öpmesi, kucağına oturması için zorlanmamalıdır.
  • Çocuk ve gençler; cinsellik, kendi bedenlerini korunma, iyi ve kötü dokunuşu ayırt etme konularında bilgilendirilmelidir.
  • Sosyal medya, telefon, tablet gibi dijital araçlar çocuk istismarı için sıklıkla kullanılmaktadır. Yetişkinler bu konuda çocuklarını bilgilendirmelidir.
boşanma çocuklar terapi

Boşanma Çocukları Nasıl Etkiler?

BOŞANMA VE ÇOCUK

Boşanma Çocukları Nasıl Etkiler?

Bir çocuğun yaşamında karşılaşabileceği en zor deneyimlerden biri belki de anne babasının boşanmasıdır. Bu sürecin en az zararla nasıl atlatılacağı ve uyum sürecinin nasıl olacağı konusunda ebeveynlerin psikolojik destek alması gerekmektedir.

Boşanma süreci tüm aile üyelerini olumsuz etkilemekte olup çocuk açısından boşanma, anne babanın kaybedilmesi olarak algılandığından anne ve babasının ayrılmasını her zaman sağlıklı olarak anlamlandıramamaktadır.

Boşanma kararı alındıktan sonra ebeveynler bu kararı çocuğa söyleyip söylememek konusunda kararsız kalabilmektedirler.  Kimi ebeveynler yaşadıkları sıkıntıları çocuğundan saklama eğilimi göstermektedirler. Ancak bu durum çocuğu bir ikilem içinde bırakmaktadır. Çocuğu bu ikilemden kurtarmanın yolu;

  • Ona gerçekleri anlatmak: Çocuğa gerçeği anlatmak yerine” Annen/baban bir yolculuğa çıktı” denildiğinde çocuk daha fazla yara alır.
  • Sorularına doğru yanıtları vermek
  • Aklındaki şüpheleri gidermektir: Belirsizlik karşısında çocuk, yanlış kurgular içerisinde, anne ve babasının ayrılığının sebebi olarak kendini görebilir, artık onu eskisi kadar sevmediklerini ve terk etmek istediklerini düşünebilir. Özellikle okul öncesi dönemde çocukların benmerkezci özellikleri de göz önüne alınmalı ve onun bu “sürece sebep olmak” gibi bir rolü olmadığı vurgulanmalı, evlilik ve boşanma kavramları çocuğun da anlayabileceği şekilde somutlaştırılarak açıklanmalıdır. Anne ve babanın onu çok sevdiği anlatılmalı, kendini değerli hissedeceği ifadeler kullanılmalıdır. Çocuğun hangi ebeveynin yanında yaşamaya devam edeceği anne babasının onu terk etmeyeceği konusunda da netlik kazandırılmalıdır.

Boşanma kararı sonrası ebeveynler, çocuğa karı koca olarak yaşadıkları sorunların, anne ve baba olarak ona olan görevlerinin devam etmesine engel olmayacağının garantisini vermelidir.  Ayrılsalar da çocuklarına anne baba olmaya ve onu seveceklerine devam edeceklerini açıklamalıdır.

Sonuç olarak boşanma bir süreç olup ailenin bir parçası olan çocuk da bu süreçte yer almaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli şey, gerçekleri saklamak veya saptırmak yerine, ona saygı duyarak gerekli adımları planlamaktır.

Kaynak: Klinik Psikolojide Bebek, Çocuk ve Ergen Vakalarda İlk Görüşmeler; Füsun Aygölü, Melis Seray Özden; Nobel Akademik Yayıncılık

Çalışan Anne-Bebek İlişkisi

Çocuk Anne İlişkisi ve Çocukta Kimlik Oluşumu

Çocuk Anne İlişkisi ve Çocukta Kimlik Oluşumu

Bir çocuk için anneye ulaşılabilirlik çok önemlidir. Günümüzde birçok anne çalışmaktadır ve ulaşılabilirlik miktarında sorunlar ortaya çıkmaktadır. Peki her çalışan annenin çocuğunda psikolojik sorunlar mı olur? Hayır.
Mesele annenin her an ulaşılabilir olması değil, yeteri kadar iyi ulaşılabilir olmasıdır.
Çocuklarının 24 saat yanında olan her an ulaşılabilir olan annelerin de çocuklarında çeşitli sıkıntılar olabilmektedir. Yeteri kadar ulaşılabilir olmak ve çocuğa bakım veren kişinin çocuk için ulaşılabilir olması, bu kişinin doğru davranışlar göstermesi önemlidir. İhtiyacın olduğunda yanında birisi olacak, yalnız değilsin,  seni koşulsuz seviyorum ve kabul ediyorum mesajlarının çocuğa verilmesi önemlidir.

Anne bilinçdışında kendi ihtiyaçlarını, kendi arzularını ve isteklerini gerçekleştiren çocuğu yaratır. Bu düşüncelerini tıpkı bir ayna gibi çocuğuna yansıtır. Bu ayna kaygılı veya düşmanca olursa çocuk güvenilir bir referans çerçevesi yani davranışlarında referans alacağı doğru bir kimse olmadan yaşamak zorunda kalır. Bunun sonucunda da kendilik alanında sorunlar meydana gelir. Özetle, kaygılı ve düşmanca dünyaya bakan bir anne kaygılı ve düşmanca dünyaya bakan, güven duygusundan yoksun çocuklar yetiştirecektir. Benzer şekilde annenin tercih ettiği rahatlama şekilleri de çocuk tarafından kendine has bir şekilde benimsenir. Anne bağırarak, ağlayarak ya da şikayet ederek rahatlıyorsa çocukta da benzer davranış modelleri geliştirebilir.

Anne, çocuğun gelişmekte olan nörolojik yapısının yaşam  deneyimlerine bağlı olarak gerçekleşen olgunlaşma sürecini hızlandıran veya ketleyen birincil çevresel uyarım kaynağıdır. Annenin yapıp ettikleri çocuğun biyokimyasal gelişim sürecini doğrudan etkiler. Beyinde doğru bağlantıların oluşması için çocuğun kendi duygulanımını düzenlemesi gerekmektedir. Buna yardımcı olmak için anne ile çocuk arasındaki etkileşimlerin yerinde ve destekleyici olması önemlidir. Nöral yapıların varoluşu genetiğe bağlıdır ancak çevre ile etkileşim,  kurulacak hücresel bağlantılar için büyük öneme sahiptir.

Annenin erişebilirliğinin, çocuğun yeni yeni oluşan kendiliğinin desteklenmesi ve güvenli bir bağlanmanın,  kendilik duygusu ve kimlik gelişimi için önemini birçok araştırmacı desteklemektedir. Ancak değişim hayat boyu devam eden bir süreçtir, çocukken yaşadığımız her şey bugünkü  yaşamımızı etkileyecektir lakin başımıza gelen her şeyin asıl sorumlusu daima biz yetişkinlerdir.

Çocuklarda Yas

Çocuklara Ölüm Kavramını Açıklamak ve Çocuklarda Yas

Çocuklara ölüm ve yas kavramlarını açıklamak oldukça zor bir süreçtir. Yetişkinler için bile ölümün ve bir kaybın üstesinden gelmek oldukça zorken bir çocuk için bu süreç daha zor ve karmaşıktır. Özellikle 11-12 yaş öncesi çocuklar soyut kavramları anlamlandıramaz. Birden çok faktörü aynı anda çözümleyemediği için ölümden ve kayıptan kendini sorumlu tutabilir.

Peki çocuğa bakım verenler bu süreci çocuğa nasıl anlatabilir?

Çocuklara, duygularını ifade etme fırsatı sunu ve bu konuda onları destekleyin. Çocuklar bakım verenin, tepkilerinden korkarlarsa, duygularını gizleyebilirler. Çocuklara kötü bir şey olduğunda, insanların üzülebileceklerini, öfkelenebileceklerini, hissettiklerini başkaları alay eder ya da üzülür diye göstermekten kaçınmamaları gerektiğini ifade etmek gerekir. Çocukların duygularını fark etmelerine ve ayırt etmelerine yardımcı olun. “Şu anda üzgünsün, bu olanlar seni üzmüş, mutsuz hissediyorsun, korkmuş gibisin…vb.” Kayıp ve özlem, çocukların normal tepkileridir. Çocuğa bunları gösterebileceğini hissettirin. Çocuğun yakınlık ve güven ihtiyacı artmış olacaktır bu konuda özen göstermek gerekir.

Çocuğa gelecekte de onun yanında olacağınızı hissettirin çünkü çocuk ona bakan kişinin de onu terk edeceğinden korkuyor olabilir.  Çocuklar, olanları anlayabilmek için, kendilerine bir anlam çerçevesi çizmeye çalışırlar dünyayı zihinlerinden yeniden yapılandırırlar.

Çocuğa kaybı haber vermeyi geciktirmeyin. Çocuğa doğru bilgiler verin, ölen kişinin bir daha geri gelmeyeceğini belirtin, cenaze töreninde olacaklardan mutlaka bahsedin. Çocukla konuşmak için zaman ayırın, sorduğu sorulara daha önce sorulmuş olsa bile cevap verin. Çocuğun olanlarla ilgili resimler yapmasına ve oyunlar oynamasına izin verin ki, duygularını kendi “dilinde” ifade edip, olayları tekrar yapılandırabilsin ve zihninde çözebilsin.

Çocuğun cenaze törenine katılmasına izin verin. Kendi duygu ve düşüncelerinizi saklamayın, ölen kişiyi hatırlatacak şeyleri saklamayın. Çocukların, başka bir evde veya yakın akrabalarda kalarak evden uzaklaştırılmalarından kaçının.  Evde normal düzeni sürdürmeye çalışın. Çocuğun en kısa zamanda okula gitmesine ve günlük rutinlerini gerçekleştirmesine izin verin.

Eğer travma belirtileri çok ciddi ise ve çocuk günlük etkinliklerini sürdüremiyorsa, bir uzmandan yardım alması için ona yardımcı olun. Eğer çocuk ölüme tanık olmuşsa ya da tehlikeli bir duruma maruz kalmışsa, olaydan 5-6 hafta sonrasında bile kabus görme, uyku bozuklukları, huzursuzluk, fazla hareketlilik gibi davranışlar veya tuvalet eğitimi alalı uzun zaman geçmiş olmasına rağmen alt ıslatma davranışları gözleniyorsa, parmak emme gibi bebeklik dönemindeki ritüellere dönüş yaşandıysa, çocuk içine kapandıysa, olanları hatırlatabilecek şeylerden kaçınıyorsa, bir uzmandan yardım almanız tavsiye edilir.

Çocuk Testleri Eğitimi

Özel Öğrenme Güçlüğü Nedir?

Bazı çocuklar gerekli koşullar sağlandığı halde okumayı öğrenmekte veya matematiksel işlemleri yapma da yaşıtlarının gerisinde görünebilirler. Genellikle bu çocukların zekâ yönünden bir sıkıntıları olduğu veya dikkat eksikliği yaşadığı düşünülür. Fakat burada durum sanıldığı gibi olmayabilir. Çocuk Özgül (Özel) Öğrenme Güçlüğü yaşıyor olabilir. Özgül öğrenme güçlüğü (ÖÖG), bireylerin standart testlerde, okuma, yazma ya da matematik alanında yaş, zekâ ve eğitim düzeylerine göre beklenenin önemli ölçüde altında olmasıdır.

Özel öğrenme güçlüğü 3 alanda kendisini gösterir;

“Disleksi” (okuma alanında güçlük),

“Disgrafi” (yazı alanında güçlük)

“Diskalkuli” (matematik alanında güçlük)

“Mikst Tip” (üçünün birlikte görüldüğü) olarak da bilinen terimlerin hepsini içinde barındırmaktadır.

Tüm bunlar önce çocuğun okul başarısını etkiler daha sonra arkadaşlık ilişkilerini ve tüm bunların sonucunda çocuk – aile ilişkilerini etkiler. Çocuklar okulda yaşadıkları başarısızlıkların farkına varır ama nasıl bir yol bulup işin içinden çıkacağını çözemezler ve kendilerini çevrelerine anlatamadıkları için de içlerine kapanmaya ya da çevrelerine karşı saldırgan bir tutum göstermeye başlarlar. Öncelikle her çocuğun bir öğrenme yolu olduğunu kabul etmeli ve kendi çocuğumuz için en uygun öğrenme yolunu bulma konusunda yardımcı olmalıyız. Bazı çocuklar işitsel öğelerle daha iyi öğrenirken bazı çocuklar görsel öğelerle daha iyi öğrenebilir. Burada önemli olan anne baba ve öğretmenin çocuğu çok iyi tanıyor olmasıdır.

Öğrenme güçlüğü sadece akademik anlamda değil sosyal becerilerde de çocuğu zorlayabilir. Sağ ve sol kavramlarını sıklıkla karıştırabilirler, yönleri öğrenemeyebilirler. Harf sıralamalarında hata yapabilirler. Bazen de çarpım tablosunu ezberleyemezken, tarihteki savaşların tüm detaylarını bilebilir ve anlatabilirler ya da bir futbol takımındaki tüm futbolcuların boy, kilo, transfer detayları gibi ekstra bilgileri de size sunabilirler.

Öğrenme güçlüğünde etkili olan nokta çocukların bu öğrenmemesinin isteyerek olmadığını bilmektir.  Bazı alanlar ilgilerini çok iyi biliyorken bazı alanları öğrenemeyebilirler. Bunu ebeveyne veya öğretmene inat olsun diye yaptığını düşünürseniz yanılırsınız. Ne kadar erken fark edilirse çocuğa o kadar çabuk ulaşmış ve öğrenmesine katkı sağlamış olursunuz. Bu çocukların genellikle zekâ yönünden düşük olduğuna inanılır fakat yapılan araştırmalar bunun zekâyla doğrudan ilişkili olduğunu göstermemektedir. Hatta bazı öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların zekâlarının üst düzeyde olduğu bilinmektedir. Anne ve babalar öğrenme güçlüğü tanısını duymalarıyla birlikte bir endişeye kapılıyorlar. Oysa iyi planlanan bir süreçle bu çocuklar oldukça başarılı ve yaratıcı bireyler haline gelebilirler, sadece onlara yol göstermek yeterli. Ne olursa olsun çocukla iyi bir iletişim, aile içi huzur hiçbir akademik başarıdan değerli değildir. Eğer çocuğunuzda şu belirtilerde birkaçını görüyorsanız bir uzmanla iletişime geçiniz;

  • Kelimeleri doğru telaffuz etmekte güçlük
  • Kelime dağarcığının yetersiz ve yavaş gelişmesi
  • Bir şey anlatırken zorlanma, az konuşma
  • Sözcükleri seslendirirken bazen harflerin, bazen de hecelerin yerlerini değiştirebilir.
  • Hikâye dinleme ve anlatma etkinliğinde sıkılabilir.
  • Uzun sözcükleri telaffuz ederken zorlanır.
  • Bilmece, şiir, tekerleme, fıkra ezberlemekte zorlanır
  • Büyük-küçük, ince-kalın, üst-alt, iç-dış, önce-sonra gibi kavramları öğrenememe, karıştırma
  • Renk, şekil, sayı gibi kavramlarda sınırlılık görülür
  • Zaman kavramını algılamakta zorluk çeker
  • Yer bildiren deyimleri, yönleri, sağ-sol kavramlarını karıştırır
  • Görsel- işitsel algı ile ilgili sıkıntıları vardır Görsel- işitsel dikkat ve hafıza zorlukları yaşar.
  • Birden fazla yönerge verildiğinde sırasıyla yerine getiremez, birini yapsa diğerini unutabilir.
  • Neden- sonuç ilişkisi sorgulayan etkinliklerden kaçınır
  • Öz-bakım becerilerini öğrenmekte güçlük,
  • Düğme iliklemeyi öğrenememe, beceriksizlik (sakarlık),
  • Çizim veya kopyalamaya karşı isteksizlik
  • Çatal, bıçak, makas ve kalem kullanmada kontrolü zayıflığı