Etiket: <span>Göçmenlik Psikolojisi</span>

göç psikoloji

Göçmen Psikolojisi | Göçmenlik Sürecinde Kayıp ve Yas

Göçmen psikolojisi üzerine yazılan pek çok yazıda, göç etmiş kişilerin depresyon, anksiyete gibi psikolojik sorunlar yaşama ihtimallerinin oldukça yüksek olduğundan bahsedilir. Kendi vatanını bırakarak, ‘bilinmez’ bir diyarda hayat kurma mücadelesi vermek, insan yaşamında karşılaşılabilecek en zorlayıcı durumlardan biridir. Göçmenlik psikolojisini etkileyen bir çok durum vardır. Bunlardan en başta geleni göç etme nedenleridir. Zorunlu olarak ülkesini terk etmiş olan kişiler elbette çok daha ağır yaralar almaktadır. Ancak kendi isteğiyle başka bir ülkede hayat kurmak üzere göç etmiş kişilerin de bir çok psikolojik sorun yaşadığını söylemeliyiz.

Göç sürecinde en zorlayıcı meselelerden biri kayıp duygusu ile nasıl baş edileceğidir. Göçmeler göç sonrasında, tanımadıkları, aşina olmadıkları yabancı bir ortama girmekte ve büyük bir yalnızlık duygusu yaşamaktadırlar. Bununla birlikte göç edilen ülkede, göçmenlerin yaşadıkları reddedilme, ikinci sınıf vatandaş olarak görülme, dışlanma gibi durumlar göçmenlerin psikolojisini son derece olumsuz etkileyen durumlardandır.

Göçmen adeta ruhunun bir bölümünü anavatanında bırakarak oradan ayrılmıştır. Göçmenler çoğu kez tanımlayamadıkları bu kaybın yasını tutarlar. Bu nedenle göçmenlik yası adını verebileceğimiz bir yas süreci yaşanır.

Göç sonrası yaşanan yas sürecini açıklamadan önce genel olarak yas kavramının ne olduğunu açıklamakta yarar var.

Yaşamın doğal döngüsü gereği kayıplar mutlaka gerçekleşir ve bu gerçek her birey için kaçınılmazdır. Sevilen birinin, bir ilişkinin, arkadaşın, mesleğin, şehir, ülke ya da kaybedilen sağlığın ardından yas yaşanabilir.

Yas, sevilen birinin veya bir şeyin kaybedilmesi (ölüm, ayrılık vb.) sonrasında yaşanan doğal bir süreçtir. Oldukça zorlayıcı ve streslidir. Yas sürecinde gösterilen tepkiler bireyseldir ve kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Yas sürecinde bedensel, bilişsel, duygusal ve davranışsal belirtiler görülür. Bu belirtiler şöyledir:

  • Nefes alamama, boğulacakmış gibi olma, her an tetikte olma hali, iştah artması/ azalması, çabuk yorulma gibi fiziksel belirtiler,
  • Şok, üzüntü, öfke, suçluluk, kaygı, korku, yalnızlık, yorgunluk, çaresizlik, isteksizlik, umutsuzluk gibi duygusal belirtiler,
  • İnanmama, dikkat dağınıklığı, hatalı/çarpık düşünceler, unutkanlık, rahatsız edici düşünce/rüya gibi bilişsel belirtiler ve
  • Dikkatsizlik, uyku ve iştah problemleri, alkol veya madde kullanımı, sosyal çevreden veya kaybedileni hatırlatıcı uyaranlardan kaçma gibi davranışsal belirtiler.

Kayıp yaşayan kişi kaybı kabullenip yaşamını yeniden düzenleyene kadar çeşitli aşamalardan geçer. Bu aşamalar şu şekilde gelişir:

  1. Aşama: Şok ve Uyuşma: Kaybın/ölümün olduğu/öğrenildiği ilk anda yaşanır. Kişi kısa süreli hissizlik yaşanır.
  2. Aşama: İnkar/ İnanmama: Kişi ölümü/kaybı reddeder ve bir süre hiçbir şey olmamış gibi davranabilir.
  3. Aşama: Arzu Etme: Kaybedilen kişinin ve şeyin geri gelmesi beklenir ve arzulanır. “Neden benim başıma geldi?” sorgulamasıyla birlikte bu aşamaya öfke ve yalnızlık duyguları da eşlik etmektedir.
  4. Aşama: Çaresizlik: Kişi kaybı önleyemediği için ya da kaybedilen kişiyi veya şeyleri geri getirmeye yönelik elinden bir şey gelmediği için çaresizlik hisseder. Çaresizlik hissi ile birlikte kişi iş ve sosyal yaşamında sorunlar yaşayabilir.
  5. Kabullenme ve Hayatı Yeniden Düzenleme: Ölüm/kayıp gerçeği bu aşamada kabullenilir. Yas tepkilerinin yoğunluğunda azalmalar görülür. Kişi kayıp öncesi yaşamına adapte olmaya başlar. Ve artık yeni bir gerçeklik inşa eder. Kayıp öncesinden farklı bir yaşam kurar.

Tüm bu aşamaların yukarıdaki sıralamayla gerçekleşmesi gerekmez. Aşamaların sırasında değişiklikler görülebilir.

Normal yas süreci genelde 6-12 ay kadar sürer ve zaman içinde hafifler. Bir yıldan daha uzun dönemde bu durumların devam etmesi patolojik yasın belirtisi olabilir.

Patolojik yas; genel olarak yas tepkilerinde gecikme veya uzama durumunda ortaya çıkar. Uyku ve iştahta bozulmalar görülebilir. Kaybedilen kişi veya durum ile ilgili yoğun düşünceler, üzüntü ve umutsuzluk duygularıyla baş etmede sıkıntı yaşanır. Patolojik yas sürecinde olan kişi, ölen kişi ölmemiş gibi davranabilir, kayıp yaşanmamış gibi davranabilir. Bazen de yaşadığı acılara son vermek için intihar düşünceleri akla gelebilir. Yas sürecinin patolojik bir hal aldığı durumlarda mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.

Göçmenlerin Kayıp Duygusu ve Yas Süreci

İnsanlık tarihinin başından bu yana yer değiştirme hareketleri söz konusu olmuştur. İlk zamanlarda göç olayları daha çok açlık, savaş, kıtlık, hastalıklar gibi sorunlardan doğarken günümüzde bu nedenler yerini kültürel, siyasi, ekonomik, eğitim gibi nedenlere bırakmıştır. Göçü; kişilerin yaşamakta olduğu topraklardan, sosyal yapıdan, ekonomik imkanlardan uzaklaşarak veya uzaklaştırılarak yeni yaşam alanlarına kapı açması olarak tanımlayabiliriz. Karmaşık bir yapı olarak değerlendirilen göç olgusu, yapılan farklı tanımlamalarla da açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu karmaşık yapı içerisinde göç; bireysel, toplu ve kitlesel göç; isteğe bağlı ve zorunlu göç; devamlı ve kesin göç olarak çeşitlendirilmektedir. Uluslararası göçün genel ayrımı ise şu şekilde yapılmaktadır. Sürekli yerleşenler, süreli sözleşmeli işçiler, süreli profesyonel çalışanlar, sığınmacılar ve mülteciler.

Göç yaşamış kişilerde yas sürecinde görülen belirtiler görülmektedir. Yas denince akla öncelikle ölüm gelmektedir. Ancak yas yalnızca ölüm sonrası yaşanan bir durum değildir. Göç de büyük bir kayıp süreci anlamına geldiğinden, göçmenlik yasından bahsetmek de mümkündür. Kendi isteğiyle ülkesinden göç etmiş insanlarda dahi, vatan hasreti ve ülkesine çok büyük özlemler görülürken, özellikle zorunlu olarak göç etmiş kişilerde çok daha büyük bir kayıp ve boşluk duygusu görülmektedir. Olağan bir yas sürecinde kaybedilen tek bir kişinin veya durumun acısı çekilirken, göç olgusu söz konusu olduğunda onlarca belki yüzlerce şeyin hasreti çekilmektedir. Normalde fark etmeden yanından geçip gittiğimiz şeyler, bir göçmen için büyük özlemler anlamına gelmektedir. Geride bıraktığı arkadaşları, sevdikleri, evi, eşyaları, işi, sokaklar, caddeler, alışık olduğu iklim, dağlar, ovalar, manzaralar ve daha pek çok şey göçmen için yasını tuttuğu kayıplardır ve üstelik göçmen tüm bu kayıpların acısıyla aynı anda baş etmek zorundadır.

Ne yazık ki ülkesinden zorunlu olarak ayrılmış olan yüzbinlerce kişi için, bulunduğu ülkeye alışmanın zorlukları da oldukça sıkıntılı bir süreçtir. O ülkenin dili, kültürü, sosyal şartlar göçmen için tamamen yabancıdır. Göçmen ilk dönemin şokunu atlattıktan sonra, her şeyini kaybettiğini hissedebilir, adeta zaman durmuş, hayat bitmiş gibi hissedebilir. Kendisini bulunduğu ülkenin insanlarından çok uzak hissedebilir. Onlarla aynı hayatı yaşamıyor gibi hissedebilir. O ülkededir ancak o ülkenin kaderini yaşamıyordur adeta. Sanki sadece hayatta kalmaya çalışır gibidir. Gerçek bir yaşamı yokmuş gibi hisseder. Gerçek hayatını geride bıraktığını ve bir daha asla eskisi gibi olamayacağını düşünebilir. Geçmişini ve kendi ülkesindeki hayatını hüzünle hatırlar. Tüm bu zorluklardan dolayı göçmen sürekli olarak kaygılı, tedirgin ve gergin hissedebilir. Zorunlu olarak göç etmiş kişilerde depresyon ve kaygı bozuklukları sık görülmektedir.

Göç olgusunun iyi anlaşılması ve göçmenlerin desteklenmesi, günümüz dünyasında çok büyük önem taşımaktadır. Bu konudaki duyarlılığın arttırılmasına ilişkin çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Dr. Hatice Topçu Ersoy

Uzman Psikolog