Kategori: <span>Depresyon</span>

göç psikoloji

Göçmenlik Yası

Göç sonrası yaşanan yas sürecini açıklamadan önce genel olarak yas kavramının ne olduğunu açıklamakta yarar var.

Yaşamın doğal döngüsü gereği kayıplar mutlaka gerçekleşir ve bu gerçek her birey için kaçınılmazdır. Sevilen birinin, bir ilişkinin, arkadaşın, mesleğin, şehir, ülke ya da kaybedilen sağlığın ardından yas yaşanabilir.

Yas, sevilen birinin veya bir şeyin kaybedilmesi (ölüm, ayrılık vb.) sonrasında yaşanan doğal bir süreçtir. Oldukça zorlayıcı ve streslidir. Yas sürecinde gösterilen tepkiler bireyseldir ve kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Yas sürecinde bedensel, bilişsel, duygusal ve davranışsal belirtiler görülür. Bu belirtiler şöyledir:

  • Nefes alamama, boğulacakmış gibi olma, her an tetikte olma hali, iştah artması/ azalması, çabuk yorulma gibi fiziksel belirtiler,
  • Şok, üzüntü, öfke, suçluluk, kaygı, korku, yalnızlık, yorgunluk, çaresizlik, isteksizlik, umutsuzluk gibi duygusal belirtiler,
  • İnanmama, dikkat dağınıklığı, hatalı/çarpık düşünceler, unutkanlık, rahatsız edici düşünce/rüya gibi bilişsel belirtiler ve
  • Dikkatsizlik, uyku ve iştah problemleri, alkol veya madde kullanımı, sosyal çevreden veya kaybedileni hatırlatıcı uyaranlardan kaçma gibi davranışsal belirtiler.

Kayıp yaşayan kişi kaybı kabullenip yaşamını yeniden düzenleyene kadar çeşitli aşamalardan geçer. Bu aşamalar şu şekilde gelişir:

  1. Aşama: Şok ve Uyuşma: Kaybın/ölümün olduğu/öğrenildiği ilk anda yaşanır. Kişi kısa süreli hissizlik yaşanır.
  2. Aşama: İnkar/ İnanmama: Kişi ölümü/kaybı reddeder ve bir süre hiçbir şey olmamış gibi davranabilir.
  3. Aşama: Arzu Etme: Kaybedilen kişinin ve şeyin geri gelmesi beklenir ve arzulanır. “Neden benim başıma geldi?” sorgulamasıyla birlikte bu aşamaya öfke ve yalnızlık duyguları da eşlik etmektedir.
  4. Aşama: Çaresizlik: Kişi kaybı önleyemediği için ya da kaybedilen kişiyi veya şeyleri geri getirmeye yönelik elinden bir şey gelmediği için çaresizlik hisseder. Çaresizlik hissi ile birlikte kişi iş ve sosyal yaşamında sorunlar yaşayabilir.
  5. Kabullenme ve Hayatı Yeniden Düzenleme: Ölüm/kayıp gerçeği bu aşamada kabullenilir. Yas tepkilerinin yoğunluğunda azalmalar görülür. Kişi kayıp öncesi yaşamına adapte olmaya başlar. Ve artık yeni bir gerçeklik inşa eder. Kayıp öncesinden farklı bir yaşam kurar.

Tüm bu aşamaların yukarıdaki sıralamayla gerçekleşmesi gerekmez. Aşamaların sırasında değişiklikler görülebilir.

Normal yas süreci genelde 6-12 ay kadar sürer ve zaman içinde hafifler. Bir yıldan daha uzun dönemde bu durumların devam etmesi patolojik yasın belirtisi olabilir.

Patolojik yas; genel olarak yas tepkilerinde gecikme veya uzama durumunda ortaya çıkar. Uyku ve iştahta bozulmalar görülebilir. Kaybedilen kişi veya durum ile ilgili yoğun düşünceler, üzüntü ve umutsuzluk duygularıyla baş etmede sıkıntı yaşanır. Patolojik yas sürecinde olan kişi, ölen kişi ölmemiş gibi davranabilir, kayıp yaşanmamış gibi davranabilir. Bazen de yaşadığı acılara son vermek için intihar düşünceleri akla gelebilir. Yas sürecinin patolojik bir hal aldığı durumlarda mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.

 

Göçmenlik Yası Nedir?

İnsanlık tarihinin başından bu yana yer değiştirme hareketleri söz konusu olmuştur. İlk zamanlarda göç olayları daha çok açlık, savaş, kıtlık, hastalıklar gibi sorunlardan doğarken günümüzde bu nedenler yerini kültürel, siyasi, ekonomik, eğitim gibi nedenlere bırakmıştır. Göçü; kişilerin yaşamakta olduğu topraklardan, sosyal yapıdan, ekonomik imkanlardan uzaklaşarak veya uzaklaştırılarak yeni yaşam alanlarına kapı açması olarak tanımlayabiliriz. Karmaşık bir yapı olarak değerlendirilen göç olgusu, yapılan farklı tanımlamalarla da açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu karmaşık yapı içerisinde göç; bireysel, toplu ve kitlesel göç; isteğe bağlı ve zorunlu göç; devamlı ve kesin göç olarak çeşitlendirilmektedir. Uluslararası göçün genel ayrımı ise şu şekilde yapılmaktadır. Sürekli yerleşenler, süreli sözleşmeli işçiler, süreli profesyonel çalışanlar, sığınmacılar ve mülteciler.

Göç yaşamış kişilerde yas sürecinde görülen belirtiler görülmektedir. Yas denince akla öncelikle ölüm gelmektedir. Ancak yas yalnızca ölüm sonrası yaşanan bir durum değildir. Göç de büyük bir kayıp süreci anlamına geldiğinden, göçmenlik yasından bahsetmek de mümkündür. Kendi isteğiyle ülkesinden göç etmiş insanlarda dahi, vatan hasreti ve ülkesine çok büyük özlemler görülürken, özellikle zorunlu olarak göç etmiş kişilerde çok daha büyük bir kayıp ve boşluk duygusu görülmektedir. Olağan bir yas sürecinde kaybedilen tek bir kişinin veya durumun acısı çekilirken, göç olgusu söz konusu olduğunda onlarca belki yüzlerce şeyin hasreti çekilmektedir. Normalde fark etmeden yanından geçip gittiğimiz şeyler, bir göçmen için büyük özlemler anlamına gelmektedir. Geride bıraktığı arkadaşları, sevdikleri, evi, eşyaları, işi, sokaklar, caddeler, alışık olduğu iklim, dağlar, ovalar, manzaralar ve daha pek çok şey göçmen için yasını tuttuğu kayıplardır ve üstelik göçmen tüm bu kayıpların acısıyla aynı anda baş etmek zorundadır.

Ne yazık ki ülkesinden zorunlu olarak ayrılmış olan yüzbinlerce kişi için, bulunduğu ülkeye alışmanın zorlukları da oldukça sıkıntılı bir süreçtir. O ülkenin dili, kültürü, sosyal şartlar göçmen için tamamen yabancıdır. Göçmen ilk dönemin şokunu atlattıktan sonra, her şeyini kaybettiğini hissedebilir, adeta zaman durmuş, hayat bitmiş gibi hissedebilir. Kendisini bulunduğu ülkenin insanlarından çok uzak hissedebilir. Onlarla aynı hayatı yaşamıyor gibi hissedebilir. O ülkededir ancak o ülkenin kaderini yaşamıyordur adeta. Sanki sadece hayatta kalmaya çalışır gibidir. Gerçek bir yaşamı yokmuş gibi hisseder. Gerçek hayatını geride bıraktığını ve bir daha asla eskisi gibi olamayacağını düşünebilir. Geçmişini ve kendi ülkesindeki hayatını hüzünle hatırlar. Tüm bu zorluklardan dolayı göçmen sürekli olarak kaygılı, tedirgin ve gergin hissedebilir. Zorunlu olarak göç etmiş kişilerde depresyon ve kaygı bozuklukları sık görülmektedir.

Göç olgusunun iyi anlaşılması ve göçmenlerin desteklenmesi, günümüz dünyasında çok büyük önem taşımaktadır. Bu konudaki duyarlılığın arttırılmasına ilişkin çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Dr. Hatice Topçu Ersoy

Uzman Psikolog

Depresyonun Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavi Yöntemleri

Depresyon Tedavisi İzmir’de merkezimizde uzman psikologlarımız tarafından yapılmaktadır. Depresyonda destekleyici terapi en etkili yöntemlerdendir. Aynı zamanda psikiyatrik değerlendirme de gerekebilir.

Depresyon Nedir?

Depresyonla alakalı olarak yapılabilecek en genel tanım şu şekildedir: Depresyon kişilerin içinde bulundukları ruh hallerini tanımlayan bir sözcüktür. Depresyon her ne kadar ruh halini tanımlayan bir sözcük olsa da psikiyatrik olarak bir rahatsızlık durumunu da yansıtmaktadır. Depresyonda olan bireyler incelendiği zaman yakınmış olduğu problemlerin başında ruhsal çöküntü içinde bulundukları, gündelik yaşamdaki çeşitli etkinliklerden keyif almadıklarından bahsetmektedirler. Depresyon rahatsızlığını gündelik yaşamda yaşanan ruhsal çökkünlük, üzgünlük, karamsarlık gibi durumlarla karşılaştırılmamalıdır. Bu gibi durumları günlük hayatta bir çok kişi yaşamaktadır, depresyonun bundan ayrılan özellikleri ise şu şekildedir:

Devamı

Depresyon Tedavisi İzmir

Depresyon Nedir?

Depresyon Tedavisi İzmir’de merkezimizde uzman psikologlarımızca uygulanmaktadır. Depresyon Terapisi ile birlikte psikiyatrik değerlendirme de gerekebilir.

Depresyon Nedir?

Günümüzde sıkça kullanılan depresyon kelimesinin aslında neyi ifade ettiğini bilmek önemlidir. İnsan yaşamı da birçok olay gibi inişli ve çıkışlı seyreder, zaman zaman kendimizi oldukça iyi hissederken zaman zaman da oldukça kötü hissedebiliriz ve bu çok doğaldır. Depresyonun ne olduğunu bilmek ve hangi noktadan sonra depresyonun ortaya çıktığını ayırt edebilmek kişinin yaşam kalitesi için oldukça önemlidir.

Depresyon belirtileri nelerdir?

Üzüntü veren olaylar karşısında her birey üzgün hissedebilir. Depresyonda ise üzgün hissetmekten çok daha farklı özellikler vardır.
Devamı

Depresyon Tedavisi İzmir

Depresyon Nedir? Depresyon Tedavisi

DEPRESYON

Depresyon bir duygudurum bozukluğudur. Duygudurum içsel olarak yaşantılanan, kişinin davranışları ve dünyayı algılamasını değiştiren hakim ve sürekli duygu tonudur. Duygulanım ise duygudurumunun dışa ifade edilmesidir. Duygudurum normal, yükselmiş ya da çökkün olabilir. Depresyonda duygudurumunun çökkün hali görülür.

Depresyon için risk faktörleri:

  • Düşük benlik saygısı ve çok bağımlı olma, aşırı özeleştiri yapma veya aşırı kötümser olma gibi bazı kişilik özelliklerinin
  • Fiziksel veya cinsel istismar, ölüm veya kayıp gibi travmatik veya stresli olaylar, zor bir ilişki ya da finansal problemlerin
  • Genetik akrabaların tıbbi geçmişlerinde alkolizm, bipolar bozukluk, depresyon, veya intihar öyküsü olmasının,
  • Lezbiyen, gey, biseksüel veya transseksüel bireylerin çevresindeki ortamın destekleyici olmamasının
  • Anksiyete bozukluğu, yeme bozuklukları veya travma sonrası stres bozukluğu gibi diğer zihinsel sağlık bozukluklarının varlığının
  • Ağır alkol, sigara veya uyuşturucu kullanımının
  • Kanser, felç, kronik ağrı veya kalp hastalığı dahil olmak üzere ciddi veya kronik hastalıkların
  • Yüksek tansiyon ilaçları veya uyku hapları gibi bazı ilaçların kullanımın, bireylerde depresyonun gelişmesi riskini daha artırdığı gözlemlenmiştir.

Depresyonu açıklarken Abramson ve Seligman (1978), Öğrenilmiş Çaresizlik kuramını geliştirmiştir. Buna göre depresyonun oluşumu çocukluktan beri karşılaşılan acılı uyaranlardan kaçmayı, kurtulmayı bilmeme ve çaresiz kalma durumu olarak açıklanmıştır. Depresif birey genellikle başarısızlık nedeniyle içsel, değişmez ve genel nedensel yüklemeler yaparken başarıda ise dışsal, değişebilir ve özel nedensel boyutta yüklemeler yapmaktadır.

Davranış bilimcilerine göre depresyon, uygunsuz ve yetersiz etkenlerin pekiştirilmesi bazı destekleyici etkenlerin ise geri çekilmesi sonucu gelişir.

Depresyonun psikoanalitik kurama göre açıklanması da geleceğe yönelik karamsarlık duygusu ve özsaygının kaybı temel alınarak yapılmıştır. Özsaygı yitiminin geleceğe yönelik umutsuzluğu etkilediği gösterilmiştir.

Bibring (1953), depresyonun psikopatolojisini ego kavramı içinde açıklamıştır. Buna göre her bireyin güçlü ve özsever nitelikte uyumlu ve değerli olması için gerçekleştirmeye çalıştığı beklentileri vardır. Depresyon ise bu beklentilerin kesintiye uğrayarak güçsüz ve çaresiz olma durumudur. Bu beklentiler şu aşamalarda geçer:

  1. Değerli, sevilen, istenen birey olmak; değersiz olmamak,
  2. Güçlü, üstün, güvenli olmak; güçzsüz ve güvensiz olmamak,
  3. İyi ve seven olmak; saldırgan ve yıkıcı olmamak ister.

Depresyon ile ilgili geliştirilen kuramlardan bir kısmı depresyonda olumsuz düşünce, beklenti ve yanlış öğrenmenin etkin olduğunu gösterip umutsuzluk ile ilişki kurmuşlardır. Bunlardan biri de Beck (1979) tarafından geliştirilen bilişsel bozukluk kuramıdır. Beck depresyonu şematize ederken üç kavram tanımlanmıştır:

  1. Bilişsel üçlü: Kişinin kendisi, çevresi ve geleceği ile ilintili inançları kapsar.
  2. A) Hasta kendini yetersiz, değersiz bulur. Yaşamı ona göre hayal kırıcıdır.
  3. B) Çevresi ona yardım etmemektedir, yaşantısı yetersizdir.
  4. C) Geleceğinden umutsuzdur, uzun dönemli amaçları yoktur. Böylece olumlu bir davranış başlatamaz.
  5. Sessiz kabullenişler (şemalar): Depresif kişi kendisinin de açıklayamadığı bazı inanç ve kuKallara sahiptir. Hasta coşkularını, bilgilerini ve davranışlarını bu kurallara dayandırır. Örneğin eşi iltifat etmezse “artık beni beğenmiyor, beni kimse sevmiyor, değersizim” düşüncesi oluşur.
  6. Bilişsel hatalar: Gerçek olayla, hastanın bu olayla ilgili olumsuz otomatik düşünceleri kıyaslanarak mantık hataları kurulur. Örneğin, keyfi anlam çıkarma, seçimli dikkat, genelleştirme, büyütme, küçültme ve özelleştirme gibi.

Mutsuzluk, olumsuz gelişmelere karşı insanların verdiği olağan tepkilerin bir parçasıdır. Mutsuzluk beklenenden uzun sürerse, koşulların zorluğuyla orantısızsa ya da kişinin kontrolünün ötesindeyse, çökkün duyguduruma ilişkin bir semptom olabilir. Çeşitli beden hastalıklarında ve farklı psikiyatrik sendromların seyri esnasında çökkün duygudurum ve duygulanım ortaya çıkabilir.

Depresyonda çökkün duygulanım, enerji azlığı ve ilginin ya da alınan zevkin kaybı çekirdek özelliklerdir. Konsantrasyon azlığı, özgüven azalması, suçluluk duyguları, karamsarlık, kendine zarar verme ya da özkıyım düşünceleri, uyku düzeninde bozulma, iştah değişiklikleri ve libido azalması diğer sık görülen belirtilerdir. Sosyal ve mesleki işlev bozulur. Depresyon tanısı koyulması için tablo en az iki hafta sürmelidir. Her depresyon atağı farklı şiddette olabilir. Semptomların sayısı, tipi ve yoğunluğu, depresyonun şiddetini belirler.

Depresyonda uykunun sirkadyen ritmi sıklıkla bozulur. Uykuya dalmada güçlük, erken uyanma, sık sık uyanma ve hipersomni sık görülür ve önemli depresyon semptomlarındandır.

Depresyon Nasıl Tedavi Edilir?

Depresyonu olan çoğu insan için ilaçlar ve psikoterapi etkilidir. İlk aşamada doktor veya psikiyatrist semptomları hafifletmek için çeşitli ilaçları reçete edebilir.

Bununla birlikte, depresyonu olan birçok insan bir psikiyatristpsikolog veya psikolojik danışman ile gerçekleştirilecek psikoterapilerden de faydalanabilir.

Şiddetli depresyon durumunda hastanede yatmak veya belirtiler düzelene kadar ayaktan tedavi programına katılmak gerekebilir.

 

Psikoterapi

Psikoterapi, bireyin bir ruh sağlığı uzmanı ile durumu ve ilgili konular hakkında konuşarak depresyonun tedavisini sürdürmesi için kullanılan genel bir terimdir. Psikoterapi konuşma terapisi veya psikolojik terapi olarak da bilinir.

Depresyon için bilişsel davranışçı terapi veya kişilerarası terapi gibi farklı psikoterapi türleri etkili olabilir. Psikoterapinin yardımcı olabileceği konular arasında:

  • Başkalarıyla olumlu ilişkiler, deneyimler, ve etkileşimler geliştirmek,
  • Bir krize ya da zorluğa adapte olmak,
  • Depresyonu ağırlaştıran davranışları saptayıp, değiştirmek.
  • Gerçekçi hedefler belirlemeyi öğrenmek,
  • Hayata dair bir memnuniyet ve kontrol duygusu kazanmak,
  • Olumsuz inanç ve davranışları tanımlamak ve sağlıklı, pozitif olanlarla değiştirmek,
  • Sorunları çözmek ve onlarla başa çıkmak için daha iyi yollar bulmak,
  • Umutsuzluk ve öfke gibi depresyon belirtilerini hafifletmeye yardımcı olmak yer alır.

Bipolar Bozukluk

Bipolar Bozukluk Nedir?

En önemli göstergesi ruh halindeki aşırı derecelerdeki  değişim olan ruhsal bozukluktur. Ruh halindeki bu aşırı derecedeki değişimler ve yükselmeler “mania” olarak adlandırılır. Depresyonun çeşitli türleride semptomlar arasındadır. Bipolar bozukluk, bipolar hastalık veya manik depresyon olarak da bilinir. Bipolar bozukluğu olan kişiler, iş veya okuldaki yapmakla yükümlü oldukları görevleri başarmakta zorluk yaşarlar. Ve bu kişiler içlerinde bulundukları sosyal ortamlarda, diğer bireylerle iletişim sıkıntısı yaşarlar. Tamamen iyileşme sağlayan herhangi bir tedavi methodu yoktur fakat hastanın göstermiş olduğu semptomları- ile yaşamasını kolaylaştıracak ve semptomların hastanın üzerindeki olumsuz etkilerini azaltacak çok sayıda tedavi metodu kullanılmaktadır. Bipolar bozukluk sanıldığı gibi nadir görülen bir bozukluk değildir. Yetişkin Amerikalıların yaklaşık olarak %2.8’I bipolar bozukluk semptomları göstermektedir. Bu oranda yaklaşık olarak 5 milyon insana denk gelmektedir. İstatistiklere göre, bipolar bozukluğu olan bir kişi ortalama olarak 25 yaşında semptomları göstermeye başlar. Bipolar bozukluğun sebep olduğu depresyon en az 2 hafta devam eder. Bazı insanlar ruh hallerindeki bu değişimleri senede birkaç kere deneyimleyebildiği gibi, bazıları da çok daha nadir olarak deneyimleyebilmektedir.

Semptomları Nelerdir?

Mani, hipomani ve depresyon; bipolar bozuklukların 3 temel semptomlarıdır. Bipolar bozukluğu olan bir kişi, mani durumunu yaşarken duygusal anlamda bir yükselme durumu yaşayabilir. Bu insanlar heyecanlı, dürtüsel ve enerji dolu hissedebilirler. Manik nöbetler sırasında, bu kişiler aşırı alışveriş, kontrolsüz cinsel birleşme ve uyuşturucu kullanımı gibi aktivitelerde bulunabilirler.

Hipomani genellikle bipolar II bozukluğu ile ilişkilendirilir. Mani ile benzerdir. Ama mani derecesinde ciddi değildir. Mani’nin aksine, hipomani iş, okul veya kişinin günlük hayatında içinde bulunduğu herhangi bir sosyal ortamda bir sıkıntıya neden olmaz. Ama, hipomani teşhisi konulan kişiler kendi ruh hallerinde değişiklik oldupununda farkındadırlar.

Depresyon nöbeti geçirilirken yaşanması kuvvetle muhtemel olan bir takım durumlar vardır. Bunlar;

  • Derin ve yoğun üzüntü
  • Umutsuzluk
  • İntihar düşüncesi
  • Çok az veya çok uzun olan uyku süresi
  • Enerji eksikliği
  • Daha önceden zevk alınarak yapılan aktivitelerden artık zevk alamamak

 

Nadir görülen bir durum olmamasına rağmen, çeşitli ve değişen semptomlarından dolayı bipolar bozukluğu teşhis etmek zorlayıcı olabilir.

Bipolar Bozukluğun Kadınlardaki Semptomları

Önceki vaka sayılarına bakarak, bipolar bozukluğun kadın ve erkeklerde görülme oranı yaklaşık olarak aynıdır. Ama, bu bozukluğun ana semptomları cinsiyete göre değişiklik gösterebilir. Bipolar bozukluğu olan kadınlarda genellikle,

  • Yirmili ve otuzlu yaşlarda teşhis konulması
  • Daha hafif geçen mani nöbetleri
  • Mani nöbetlerinden daha çok depresyon nöbetlerinin görülmesi
  • Yaklaşık olarak senede 4 ve daha fazla mani ve depresyon nöbeti geçirme
  • Bunlarla birlikte; tiroid hastalığı, obezite, kaygı bozukluğu ve migren gibi hastalıklarda görülmektedir
  • Alkol bağımlılığı ve bunun getirmiş olduğu risklerin daha üst düzeyde olması

 

gibi kadınlar açısından çeşitli farklılıklar söz konusudur.

Kadın bipolar hastalarda, hastalığın nüksetme durumu genellikle  daha sıktır. Bunun nedeni olarakta; adet, hamilelik ve menopoz dönemlerindeki hormonal değişiklikler gösterilmektedir.

Bipolar Bozukluğun Erkeklerdeki Semptomları

  • Hastalığın teşhisi kadınlara oranla daha erken yaşlarda gerçekleşir.
  • Özellikle mai nöbetlerinde olmak üzere, herhangi bir çeşit nöbetin daha ciddi derecelerde yaşanması
  • Madde kullanımı problem
  • Mani nöbetleri boyunca ortaya çıkma

gibi durumlar da bipolar bozukluğun erkeklere özel olan özellikleridir. Bipolar bozukluğu olan kadınlara kıyasla erkekler hastalığın tedavisi için daha az oranda hastaneye başvurmaktadır. Ve

erkek bipolar hastalarda intihara bağlı ölüm oranları daha yüksektir.

Bipolar Bozukluğun Çeşitleri

3 temel bipolar bozukluk vardır. Bunlar; bipolar I, bipolar II ve siklotimidir.

  • Bipolar I: En az bir mani nöbetin belirmesi ile tanımlanabilir. Hasta mani nöbetinin öncesinde ve sonrasında hipomani veya ciddi nöbetler yaşayabilir. Bipolar bozukluğun bu çeşidi kadın ve erkekleri eşit şekilde etkiler.
  • Bipolar II: Bu tip bipolar bozukluğa sahip olan insanlar en az iki hafta süren büyük ve ciddi depresyon nöbetleri yaşarlar. Bu hastalar yaklaşık 4 gün süren en az bir tane hipomani nöbeti geçirirler. Bipolar bozukluğun bu çeşidi kadınlarda daha sık olarak görülür.
  • Siklotimi: Siklomanisi olan kişiler hipomani ve depresyon nöbetleri geçirirler. Bu semptomlar bipolar I ve bipolar II bozukluğun sebep olduğu mani ve depresyondan daha kısa surely ve daha az ciddidir.

Bipolar Bozukluğun Tedavisi

Bipolar bozukluğu başarılı bir şekilde idare etmek ve üstesinden gelmek için kullanılan çeşitli tedaviler vardır. Bunlar; ilaç tedavisi, danışmanlık ve yaşam stili değişiklikleridir.

  • İlaç tedavisi: kullanılması tavsiye edilen ilaçlar şunlardır;
  1. Duygudurum dengeleyiciler, örn. Lithobid.
  2. Antipsikotikler , örn. Zyprexa.
  3. Antidepresan-antipsikotikler, örn. Symbyax.
  4. Benzodiazepine, örn. Xanax.

 

  • Psikoterapi: Tavsiye edilen psikoterapi çeşitleri şunlardır;
  1. Bilişsel Davranışçı Terapi: Bir çeşit konuşma terapisidir. Hasta ve terapistin bipolar bozukluğun nasıl yönetilmesi üzerine konuşmasını içerir. Bunlar hastanın düşünce şeklini anlamada yardımcı olur.
  2. Psikoeğitim: Hastaya ve hastanın yakınlarına kişinin yaşadığı bozukluğu anlaması için yardım eden bir tür danışmanlıktır. Hastanın ve onun yakınlarının bipolar bozukluk ile ilgili ne kadar çok bilgisi olursa bu bozukluğu yönetmek o kadar kolaylaşır.
  3. Kişilerarası İletişim ve Sosyal Ritim Terapisi: Bu terapi uyuma, yeme ve egzersiz yapma gibi günlük alışkanlıkları düzenlemeye odaklanır. Bu günlük işlerin arasındaki dengeyi yakalamak, kişinin bipolar bozukluğu daha iyi yürütmesine olanak verir.
Depresyon Tedavisi İzmir

Depresyon Tedavisi İzmir

Depresyon Tedavisi İzmir’de merkezimizde uzman psikologlarımız tarafından yapılmaktadır. Depresyonda destekleyici terapi en etkili yöntemlerdendir.  Depresyon Terapisi ile birlikte, psikiyatrik değerlendirme de gerekebilir.

Depresyon dünya çapındaki ruhsal problemlerin ana sebebidir, bu sınıflandırma Dünya Sağlık Örgütünün verilerinden yola çıkılarak yapılmıştır. Depresyon; yetişkinleri, ergenleri ve çocukları etkileyebilmektedir. Depresyon bir ruhsal bozukluktur, en genel tabirle ilgiyi kaybetme ve sürekli bir üzgünlük hissi olarak tanımlanabilir. Kişilerinde hayatlarında meydana gelen ciddi derecedeki ve büyük ölçülü değişimler (işini kaybetmek gibi) depresyona sebep olabilmektedir. Ama uzmanlar sadece aşırı miktarda ve sürekli olarak bir tasa ve keder durumu söz konusu ise bunu depresyon olarak değerlendirir. Depresyon sürekli olarak devam etmekte bulunan bir durumdur yani öylece geçip giden birşey değildir. Semptomları arasında en az 2 hafta süren nöbetler bulunur. Depresyon birkaç hafta, birkaç ay veya birkaç yıl sürebilir.

BELİRTİLER VE SEMPTOMLAR

  • Depresif bir ruh hali
  • Önceden yapılması haz veren aktivitelerin artık haz vermemesi veya bu aktivitelere olan ilginin azalması
  • Cinsel isteğin azalması
  • İştah durumundaki değişimler
  • Kilo durumunda isteğe bağlı olmayan değişimler
  • Çok fazla veya çok az uyku
  • Yerinde duramama, gerginlik hali ve düzensiz bir yürüme ihtiyacı (volta atmak)
  • Yavaş konuşma ve hareket etme
  • Tükenmişlik veya enerji kaybı
  • Değersizlik hissi veya suçluluk duygusu
  • Düşünmede, konsantre olmada ve karar vermede zorluk
  • Tekrar eden ölüm veya intihar düşüncesi veya intihar girişimi

Kadınlarda:

Hastalık kontrol ve önleme merkezinin verilerine göre depresyonun kadınlarda görülme olasılığı erkeklerden iki kat daha fazladır.

Depresyonun aşağıda verilen semptomları kadınlarada erkeklerden daha fazla ve daha yoğun olarak görülmektedir.

  • Sinirlilik
  • Kaygı
  • Ruh hali değişimleri
  • Yorgunluk ve tükenmişlik hissi
  • Olayları sürekli olarak kötüye yormak

 

Ayrıca depresyonun bazı türleri sadece kadınlara özgüdür;

  • Doğum sonrası depresyon
  • Adet öncesi disforik bozukluk

 

Erkeklerde:

Amerikan Psikoloji Derneğinin verilerine göre Amerika’daki erkeklerin yaklaşık %9’u depresyon veya kaygıyı deneyimlemektedir. Depresyon ile uğraşan erkeklere bakıldığında kadınlardan daha fazla alkol kullandıkları, daha fazla öfke gösterdikleri ve daha fazla risk aldıkları görülmektedir.

Ayrıca:

  • Sosyal durumlardan ve aileden uzaklaşmak
  • Mola vermeden çalışmak
  • İş ve aile ile alakalı sorumlulukların üstesinden gelmede zorluk yaşamak
  • Romantik ilişkilerde kontrolcu bir tutum veya çıkar sağlayıcı davranışlar sergilemek

 

NEDENLER

Tıp dünyası depresyonun sebeplerini henüz tam anlamıyla anlayabilmiş değildir. Muhtemel olan birden fazla neden vardır ve bazen de semptomların ortaya çıkmasında birden fazla faktörün etkisi bulunmaktadır.

Çok muhtemel olarak rol sahibi olan faktörler:

  • Genetik özellikler
  • Beynin sinir iletimi seviyesindeki değişimler
  • Çevresel faktörler
  • Psikolojik ve sosyal faktörler
  • Ekstra durumlar (örn. Bipolar bozukluk)

 

TEDAVİ

Depresyon tedavi edilebilirdir ve semptomları yönetmek genellikle 3 aşamadan oluşur.

1)Destek: Uygulanabilir çözümleri tartışmaktan aile bireylerini eğitmek için muhtemel nedenlere kada uzanan geniş bir yelpazedir.

2)Psikoterapi: Konuşma terapisi olarak da bilinir. Bazı durumlarda birebir danışmanlığı ve kavramsal davranış terapisini içerir.

3)İlaç Tedavisi: Uzman gerek gördüğü takdirde antidepresan reçetelendirebilir.

İLAÇLAR:

Antidepresanlar orta seviyeden ciddi seviyelere kadar olan depresyonların tedavisinde kullanılmaktadır.

  • Birkaç çeşit antidepresan vardır;
  • SSRIs
  • MAOIs
  • Trisiklik antidepresanlar
  • Atipik antidepresanlar
  • SNRIs
Depresyon Tedavisi İzmir

Depresif Kişilikler

DEPRESİF KİŞİLİKLER

Depresif kişilikler olayların kötü yanlarını, olası tehlikelerini ön planda tutarlar. Olumsuzlukları abartarak yaşamlarındaki olumlu yönleri küçümserler. Yolunda gitmeyen bir durum yaşanmasa dahi hep üzüntülü ve ağlamaklıdırlar. Keyif verici şeylerden haz alamazlar. Kendilerinin diğerlerinin seviyesinde görmezler. Başkaları onları takdir etse bile kendilerini küçük görmeye devam ederler.

Gelecek hakkında olumsuz görüşlere sahiptirler.  “İşler iyiye gitmeyecek.”, “Hayat zor ve haksızlıklardan ibaret.” , “Ben asla onların seviyesinde olamam” …vb. düşünce kalıplarına sahiptirler.

Peki kişiyi böyle bir duygu duruma iten etmenler nedir? Bazı araştırmalar depresif kişiliğe sahip kişilerin ailelerinde ve yakın akrabalarında birtakım kalıtsal kanıtlar bulmuştur. Öte yandan verilen eğitimin etkisi de küçümsenmemelidir. Çocuğa, kazanılması mümkün olmayan yetkinlik düşüncelerinin dayatıldığı bazı geleneksel eğitimler ve aile tutumları çocukta yetersizlik ve suçluluk duygularını perçinleyerek depresif bir kişilik oluşumuna zemin hazırlayabilir.

Depresif kişilikler genellikle yardım almakta veya terapiyi devam ettirmekte zorluk çekerler. Bunun nedenleri şunlar olabilir :

Durumlarını bir “hastalık” olarak görmezler.

İradelerinin gücüne inanırlar ve isterlerse kendi kendilerine her şeyi yoluna koyabileceklerini düşünürler. Lakin bu durum uzun yıllar devam eder.

Bir uzmanın onlara yardım edemeyeceklerini düşünürler. Hiçbir şeyin onlara yardımcı olamayacağına inanırlar.

Depresif kişilikler kendilerini bulundukları durumdan çıkaracak hoş bir uğraşı bulmayı genellikle reddederler. Çabalamaktan yıldıklarını ifade ederler ve karamsarlıkları da onların iyi bir şey beklemelerini engeller. Oysa  hayatta her gün aynı davranış biçimlerini tekrarlamak demek , aynı senaryoyla, farklı dekor ve oyuncularla çekilmiş bir filmi izleyip farklı bir son beklemektir.

Depresif kişiliğe sahip kişilerin içinde bulundukları durumdan ikincil bir kazançları vardır. Bu durum bazen etrafın ilgisini çekmek, kendilerini görmeye gelen yakınlarını suçlayabilmek… vb. rahatlamalar sağlar.

Bir uzmandan yardım almak, özellikle psikoterapiler danışanın kendine koyduğu “ blokaj” ın farkına varmasını sağlar. Bu blokaj onun hayattan keyif almasını engelleyen her şeydir. Terapi danışana, yapıp ettiği her davranışın sorumluluğunun ve sonuçlarının kendi elinde olduğunu anlamasına yardımcı olur.   Sadece durumun bilincine varmak yetersiz olduğundan davranışsal değişimler konusunda yol terapide gösterilir. Zamanında yapılan müdahale ise  kazanılan keyifli bir yaşam demektir.

Depresyon Tedavisi İzmir

Depresyon Nedir? Depresyon Terapisi

DEPRESYON NEDİR?

Zaman zaman hepimiz üzgün ve karamsar hissederken, bazılarımız bu duyguları uzun süre boyunca (haftalar, aylar hatta yıllar) ve bazen de belli bir sebep olmadan yoğun bir şekilde deneyimliyor. Depresyon bir hastalıktır ve duyguları, düşünceleri, davranışları olumsuz etkiler. Yaygın olarak üzgün hissetmeye, önceden zevk alınan aktivitelerden zevk alamamaya ve ilgisizliğe, iştah ve uyku düzeninde değişimlere, yorgunluğa, değersiz veya suçlu hissetmeye, odaklanmada ve karar vermede zorluklara, intihar ve ölüm düşüncelerine yol açar. 6 kişiden 1’i hayatlarının bir noktasında depresyon yaşar, özellikle son yıllarda depresyondan etkilenen kişi sayısı artmıştır.

BELİRTİLER

İki haftadan uzun bir süredir, çoğu zaman üzgün ve karamsar hissediyorsanız; her zamanki aktivitelere ilginizi yitirmişseniz ve aynı zamanda aşağıdaki kategorilerin en az üçte birinden fazlası size tanıdık geliyorsa İhtimaldir ki ya siz ya da bir tanıdığınız depresyonun bir şekliyle karşı karşıyasınız demektir.

Davranışsal Değişiklikler:

Dışarı çıkma konusunda isteksizlik

İşte / Okulda motivasyon düşüklüğü

Yakın aile üyelerinden ve arkadaşlardan uzaklaşma

Madde ve alkol kötüye kullanımı

Günlük aktivitelere ilgisizlik

Konsantre olamama

Duygusal Değişiklikler:

Bunaltı

Suçluluk

Asabiyet

Hayal kırıklığına uğramışlık

Güven eksikliği

Mutsuzluk

Üzüntü

Düşünsel Değişiklikler:

“Başarısızım”

“Değersizim”

“Hep Benim Hatam”

“Kötü Şeyler Hep Beni Bulur”

“Hayat Yaşamaya Değmez”’

“İnsanlar bensiz daha iyi olurdu” gibi olumsuz düşünceler

Fiziksel Değişiklikler:

Aşırı Yorgunluk

Baş ve kas ağrıları

Düzensiz Bağırsak Hareketleri

Uyku Düzensizliği

İştahta azalma ya da artış

DEPRESYON TEDAVİSİ

Depresyon tedaviye olumlu cevap veren ve tedavi edilebilen bir hastalıktır. Modern tedavi imkanlarının birçoğu depresyon tedavisi için de kullanılmaktadır.
Önemli olan, ihtiyaçlarınız için doğru tedaviyi ve doğru sağlık uzmanını bulmaktır.

  • Psikolojik tedaviler

Psikolojik tedaviler (konuşma terapileri olarak da bilinir) düşünce kalıplarınızı değiştirmenize ve baş etme becerilerinizi geliştirmenize yardımcı olarak yaşamın zorlukları ile başa çıkmak için donanımınızı arttırır.

  • Tıbbi tedaviler

Depresyon için ana tıbbi tedavi antidepresan ilaçlardır.

  • Diğer destek kaynakları

Sağlıklı bir yaşam sürdürmek, destek grupları, gevşeme eğitimi, aile ve arkadaş desteği bunlardandır.

DEPRESYONUN SEBEPLERİ
Depresyonun tek bir nedeni yoktur. Depresyonun ortaya çıkabilmesi için birçok faktörün bir araya gelmesi gerekmektedir.
1-ZorYaşam Olayları (işsizlik, sevilen birinin kaybı, istismar vb…)
2-Kişisel faktörler (kişilik yapısı, tıbbi hastalık, madde kullanımı vb…)
3-Beyindeki ve bedendeki değişiklikler (hormanal dengesizlik -tiroid bezi hastalığı- iltihaplı hastalıklar, Parkinson vb…)

Depresyon Geçirenlerin Dikkat Etmeleri Gereken Hususlar

  1. Bir ruh sağlığı uzmanından destek alın.
  2. Ruh sağlığı uzmanına giderken yanınızda sizi iyi tanıyan bir yakınızı götürmeniz bilgilendirme için daha sağlıklı olacaktır.
  3. Depresyon tedavisinin ilaçla yürütüldüğü durumlarda, ilaçlarınızı düzenli kullanmalısınız. Farklı rahatsızlıklarınız için kullanmanız gereken ilaçlar olduğunda, bu durumda doktorunuz ile konuşmayı ihmal etmeyin.
  4. Negatif olaylar ve özellikler üzerinde odaklanmak yerine hayattaki olumlu ve güzel şeyleri görmek için çaba harcayınız.
  5. Bir şeylerle meşgul olmaya ve çalışmaya gayret edin. Kendinizi kapatmayın.
  6. Aşırı katı ve zorlayıcı olmayan günlük veya haftalık planlar hazırlayın.
  7. Arkadaşlarınızı arayın, kısa da olsa arkadaşça ve dostça olan destekleyici görüşmeler sizin için çok önemlidir.
  8. Eğer intihar düşünceleriniz varsa, bunları arkadaşlarınız, eşiniz ve terapistiniz ile konuşun. Bu konudaki görüşmeler, krizi aşmanıza yardımcı olacak ve sizin daha iyi anlaşılmanızı sağlayacaktır.
  9. İyileşmenin ve depresyondan kurtulmanın yavaş yavaş olacağını, zaman zaman kendinizi tekrar kötü hissedebileceğinizi, aşağı inişler de kısa süreli yaşansa da, genel olarak iyiye doğru gideceğinizi unutmayın.

Kaynak:

1.http://www.bilted.com/kizilay/bilgi/depresyon

2.https://www.netdoktorum.net/haber/118/depresyon-melankoli-nedir-depresyon-cesitleri-ve-sebepleri-nelerdir

3.https://gaiadergi.com/depresyon-dusunme-mekanizmalari/