Kategori: <span>Psikoterapi</span>

izmir psikolog

Doğum Sonrası Sendrom – Lohusa Depresyonu Nedir?

Lohusa Depresyonu – Annelik Hüznü Nedir?

Lohusa dönemi, bir kadının doğum yaptıktan sonra yaşadığı yaklaşık 6 hafta süren bir dönemdir.Gebelik dönemi, bir anne için doğum ve doğum sonrası dönemde (lohusalık dönemi) oldukça önemli bir dönemdir.

Bebek sahibi olmak mutluluk,heyecan ve sevinç duygularını yaşatırken aynı zamanda bazı anneler için ebeveyn olmanın verdiği telaşa,endişeye ve korkuya sebep olur. Bu gibi durumlarda yeni bebek sahibi olmuş anneler, “annelik hüznü” diye adlandırılan lohusa sendromunu yaşarlar. Doğum sonrası depresyon, yeni anne olmuş kadınların yaklaşık olarak %70’inde görülmektedir.

Lohusa Sendromu (Annelik Hüznü) Nedir?

“Lohusa sendromu nedir?” sorusunun cevabı, özellikle yeni anne olmuş birçok kadın tarafından merak edilmektedir. Lohusa depresyonu, annede oluşan fizyolojik değişiklikten ziyade, yeni bir canlı dünyaya getirmenin verdiği rol ve sorumluluk,yaşam düzeninin değişmesi veya ebeveyn olmanın getirdiği kısıtlanmalardan dolayı, annenin doğum sonrası ilk iki haftadaki süreçte yaşadığı duygu değişimleridir.

Bu duygu değişimlerini yaşan anneler, doğum sonrasındaki süreçte kendisini genellikle korku,hüzün veya endişe içinde hissetmektedir.

Uyku yoksunluğu, duygusal kargaşa, “ya bebeğime bakamazsam ve ya yetemezsem” gibi korkular her annede aynı etkiyi yaratmamaktadır. Kimi anne bu durumun normal olduğunu düşünerek atlatırken, kimi anne ise kendini mutsuz hisseder ve depresyona girer. Bu doğum sonrasında hissdilen hüzün ve depresyon hali, lohusa depresyonu ya da bir diğer adıyla annelik hüznü olarak adlandırılmaktadır.

Lohusa Sendromu Nedenleri Nelerdir?

Lohusa sendromu ya da annelik hüznü, yeni doğum yapmış her kadını etkileyebilir. Fakat araştırmalarında bize gösterdiği gibi bu doğum sonrasında ki depresyon durumundan, bazı kadınlar buna daha yatkın olduğu için oldukça fazla etkilemektedir.

Daha önceden kendisi depresyon geçirmiş kadınlar veya akrabaları arasından daha önceden depresyon geçirmiş insanlar varsa, bu durum kadını daha yatkın hale getirebilir. Sadece geçmişinde depresyon olması değil aynı zaman da antidepresan kullanıp gebelik sırasında ilacı bırakan kadınlar da daha fazla risk altındadırlar.

Gebelik esnasında depresyon veya anksiyete belirtileri olan kadınların, doğum sonrasındaki süreçte depresyon geçirme olasılığı daha fazladır. Bu yüzden, gebelik sırasında mutsuzlukluk,kaygı,depresif ruh hali,huzursuzluk gibi belirtiler gösteren kadınların mutlaka bir uzmana görülmeleri gerekmektedir.

Lohusa depresyonunun bunlar dışında da birçok sebebi vardır. Bu sebepler;

  • Evlilikte eş ile yaşanan sıkıntılı süreç ve zorluklar
  • Ekonomik sorunlar
  • Östrojen ve progesteron başta olmak üzere hamilelikte yükselen gebelik hormon seviyelerinin doğum sonrasında aniden düşmesine bağlı olarak duygusal dalgalanmalar yaratması
  • Anneliğe hazır olmamak (bireysel kimliliğini yeterince pekiştirememiş, genç ve ergen anneler)
  • Stresli bir ortam (ev,iş,yaşam koşulları)
  • Geçmişten gelen travmatik olaylar
  • İstenmeyen gebelik

Eğer siz veya çevrenizde yukarıda belirtildiği gibi belirtilen gösteren birisi varsa ve izmir psikolog arayışındaysanız, bizimle iletişime geçmeyi ihmal etmeyin.

Lohusa Sendromu Belirtileri Nelerdir?

Lohusa depresyonu belirtileri, genel olarak doğumdan sonraki ilk 10 gün içinde hafif semptomlar ile kendini göstermektedir. Bu belirtiler hafif oldukları ve 2 hafta içinde azalarak kayboldukları için mühadele gerekmeyebilir. Fakat, özellikle geçmişte depresyon geçirmiş veya duygu durum bozukluğu olan annelerde 2 haftadan sonrasında da devam ediyor ise mutlaka bir uzman tarafından destek alınmalıdır.

Lohuse sendromu belirtileri, genel olarak tüm annelerde uykusuzluk,duygusallık ve halsizlik olarak kendini belli eder.Fakat bunların yanında da lohusa sendromu belirtileri oldukça fazladır. Lohusa sendromu yaşayan annelerde kendini gösteren semptomlar şunlardır;

  • Çaresizlik hissi
  • Dikkat ve konsantrasyon eksikliği
  • Uyku bozuklukları
  • Kendini değersiz hissetme
  • Anksiyete ve depresif duygu durumu
  • Bebeğe karşı ilgi,şefkat ve duygu eksikliği
  • Kaygı
  • Ağlama nöbetleri
  • Aşırı duygusallık
  • Hayattan keyif almama
  • Yorgunluk
  • İştahsızlık
  • Öfke,sinir ve huzursuzluk duygularını hissetme

 

Doğum Psikozu ile Lohusalık Sendromu Arasındaki Farklılıklar Nelerdir?

Doğum psikozu yani bir diğer adıyla postpartum psikoz, doğum sonrası dönemde ortaya çıkan psikiyatrik bozuklukların en şiddetli olanıdır.Başlangıcı genellikle doğumdan 2 hafta sonradır.

Doğum sonrası psikozu, lohusa depresyonunun daha ağır bir halidir. Lohusa depresyonunun yaygın belirtileri ağlama krizleri,mutsuzluk,yorgunluk,unutkanlık veya dikkat dağınıklığı iken, doğum sonrası psikozun yaygın belirtileri halüsinasyonlar,hezeyanlar,bebeğe zarar verme düşüncesi ve ağır depresif belirtilerdir.

Doğum sonrası psikozu yaşayan kadınların, bebeği farklı bir nesne veya canlı görerek bebeğe zarar verme riski vardır. Bazı anneler bu dönemde, bu düşüncelerini eyleme dönüştürebilecekleri için dikkatli olunmalıdır. Araştırmalar sonucunda doğum sonrası psikoz ile özellikle bipolar bozukluklar ve majör depresif bozukluk gibi duygu durum bozukluklarının yakın ilişkisi olduğunu görülmektedir. Şizofreni veya bipolar bozuluk tanısı olan kadınların yaşama ihtimalı oldukça yüksektir.

Lohusa depresyonu bazı kadınlarda kendiliğinden geçerken, bazı kadınlarda ise bir psikolog tarafından bireysel terapi ile çözüme kavuşabilmektededir. Fakat doğum sonrası psikozu yaşayan kadınların mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi ve tıbbi yardım alması gerekmektedir.

Lohusa Sendromunda Eşlere ve Yakınlara Düşen Görevler Nelerdir?

 “Eşim,kızım lohusa sendromu geçiriyor ne yapmam gerekiyor?” sorusunun cevabı annenin çevresi ve eşi tarafından oldukça merak edilir.Lohusa sendromu, genellikle ilaç tedavisi gerektirmeden kendiliğinden düzelir. Ama bu süreçte en önemli noktalardan birisi de, lohusa sendromu yaşayan anneler; aileleri ve sağlık personelleri tarafından desteklenmeli, bu sorun ile nasıl baş edecekleri konusunda bilgilendirilmelidir. Çünkü lohusa sendromunun atlatılmasında sosyal desteğin önemi çok büyük ve önemlidir.

Lohusa sendromu ne kadar sürer sorusu da sık merak edilen sorular arasındadır. Fakat bu süre kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Kimisi bu sendromu hafif yaşarken veya yaşamazken, kimisi ilaç veya psikoterapi desteği alacak duruma kadar gidebilir. Bu dönemde annenin hatta bebeğin en kolay ve sağlık şekilde atlatması için özellikle eşi, kendisi, daha sonrasında çevresi tarafından alınması gereken bazı önemler vardır. Bu önemler;

  • Anneyi anlamaya çalışın, yeni bir bebek dünyaya getirmenin verdiği değişime her iki tarafında alışması için sabırlı olun.
  • Annenin yaşadığı ani duygu değişiklikleri,ağlama krizleri,aşırı duygusallık gibi durumlara hazırlıklı olun ve onu eleştirmeyin.
  • Bebeğinizle bağınızı kuvvetlendirmek için biberonla besliyor olsanız bile cildinizin onunkiyle temas halinde olmasını sağlayın. Bu temas anne-bebek arasında güveni ve tanımayı sağlayacaktır.
  • Anneye karşı hassas olunmalı, kaygılarından kurtulabilmesi için onun yalnız olmadığı hissettirilmelidir.
  • Eşinizle empati kurmaya çalışın, iletişim konusunda açık olun.
  • İsteklerinizi ve düşüncelerinizi sakince dile getirin, bu dönemde sinirli olmak herkes için oldukça yıpratıcı olacaktır.
  • Bebebeğin bakımına yardımcı olun, anneye yüklenen sorumluluğu hafifletecek desteklerde bulunun.
  • Annenin fiziksel ve duygusal olarak kendine zaman ayırmasını sağlayın.
  • Bebeğin uyuduğu vakitlerde annenin de uyuması veya dinlenmesini sağlayın.
  • Bu süreçte beslenme şekline dikkat edilmelidir. Özellikle alkol ve kafeinli içeceklerin tüketiminden kaçınılmalıdır.

Lohusa Depresyonu Tedavisi

Lohusa depresyonu tedavisi, üç çeşitten oluşmaktadır.

  • Psikoterapi
  • Antidepresan ilaç tedavisi
  • Antipsikotik ilaç tedavisi

Lohusa depresyonu eğer hafif belirtiler gösteriyorsa genelde ilaçsız olarak atlatılabilmektedir. Bu üç yöntem arasından en çok kullanılan yöntem, psikoterapidir. Bu psikoterapi sürecinde depresyon izmir bireysel terapi yöntemi uygulanarak ilaçsız olarak atlatılabilmektedir.

Eğer siz,eşiniz veya bir yakınınız lohusa sendromu belirtileri gösteriyorsa veya bu durumdan şüphe ediliyorsa mutlaka hem bebek hem de anne için bir psikolog izmir ile görüşülmelidir. Online psikolog için de bizimle iletişime geçebilir ve bireysel terapi izmir ile anneye hatta belki babaya yönelik terapi hizmeti alabilirsiniz.

Bipolar Bozukluk

Bipolar Bozukluk Nedir?

En önemli göstergesi ruh halindeki aşırı derecelerdeki  değişim olan ruhsal bozukluktur. Ruh halindeki bu aşırı derecedeki değişimler ve yükselmeler “mania” olarak adlandırılır. Depresyonun çeşitli türleride semptomlar arasındadır. Bipolar bozukluk, bipolar hastalık veya manik depresyon olarak da bilinir. Bipolar bozukluğu olan kişiler, iş veya okuldaki yapmakla yükümlü oldukları görevleri başarmakta zorluk yaşarlar. Ve bu kişiler içlerinde bulundukları sosyal ortamlarda, diğer bireylerle iletişim sıkıntısı yaşarlar. Tamamen iyileşme sağlayan herhangi bir tedavi methodu yoktur fakat hastanın göstermiş olduğu semptomları- ile yaşamasını kolaylaştıracak ve semptomların hastanın üzerindeki olumsuz etkilerini azaltacak çok sayıda tedavi metodu kullanılmaktadır. Bipolar bozukluk sanıldığı gibi nadir görülen bir bozukluk değildir. Yetişkin Amerikalıların yaklaşık olarak %2.8’I bipolar bozukluk semptomları göstermektedir. Bu oranda yaklaşık olarak 5 milyon insana denk gelmektedir. İstatistiklere göre, bipolar bozukluğu olan bir kişi ortalama olarak 25 yaşında semptomları göstermeye başlar. Bipolar bozukluğun sebep olduğu depresyon en az 2 hafta devam eder. Bazı insanlar ruh hallerindeki bu değişimleri senede birkaç kere deneyimleyebildiği gibi, bazıları da çok daha nadir olarak deneyimleyebilmektedir.

Semptomları Nelerdir?

Mani, hipomani ve depresyon; bipolar bozuklukların 3 temel semptomlarıdır. Bipolar bozukluğu olan bir kişi, mani durumunu yaşarken duygusal anlamda bir yükselme durumu yaşayabilir. Bu insanlar heyecanlı, dürtüsel ve enerji dolu hissedebilirler. Manik nöbetler sırasında, bu kişiler aşırı alışveriş, kontrolsüz cinsel birleşme ve uyuşturucu kullanımı gibi aktivitelerde bulunabilirler.

Hipomani genellikle bipolar II bozukluğu ile ilişkilendirilir. Mani ile benzerdir. Ama mani derecesinde ciddi değildir. Mani’nin aksine, hipomani iş, okul veya kişinin günlük hayatında içinde bulunduğu herhangi bir sosyal ortamda bir sıkıntıya neden olmaz. Ama, hipomani teşhisi konulan kişiler kendi ruh hallerinde değişiklik oldupununda farkındadırlar.

Depresyon nöbeti geçirilirken yaşanması kuvvetle muhtemel olan bir takım durumlar vardır. Bunlar;

  • Derin ve yoğun üzüntü
  • Umutsuzluk
  • İntihar düşüncesi
  • Çok az veya çok uzun olan uyku süresi
  • Enerji eksikliği
  • Daha önceden zevk alınarak yapılan aktivitelerden artık zevk alamamak

 

Nadir görülen bir durum olmamasına rağmen, çeşitli ve değişen semptomlarından dolayı bipolar bozukluğu teşhis etmek zorlayıcı olabilir.

Bipolar Bozukluğun Kadınlardaki Semptomları

Önceki vaka sayılarına bakarak, bipolar bozukluğun kadın ve erkeklerde görülme oranı yaklaşık olarak aynıdır. Ama, bu bozukluğun ana semptomları cinsiyete göre değişiklik gösterebilir. Bipolar bozukluğu olan kadınlarda genellikle,

  • Yirmili ve otuzlu yaşlarda teşhis konulması
  • Daha hafif geçen mani nöbetleri
  • Mani nöbetlerinden daha çok depresyon nöbetlerinin görülmesi
  • Yaklaşık olarak senede 4 ve daha fazla mani ve depresyon nöbeti geçirme
  • Bunlarla birlikte; tiroid hastalığı, obezite, kaygı bozukluğu ve migren gibi hastalıklarda görülmektedir
  • Alkol bağımlılığı ve bunun getirmiş olduğu risklerin daha üst düzeyde olması

 

gibi kadınlar açısından çeşitli farklılıklar söz konusudur.

Kadın bipolar hastalarda, hastalığın nüksetme durumu genellikle  daha sıktır. Bunun nedeni olarakta; adet, hamilelik ve menopoz dönemlerindeki hormonal değişiklikler gösterilmektedir.

Bipolar Bozukluğun Erkeklerdeki Semptomları

  • Hastalığın teşhisi kadınlara oranla daha erken yaşlarda gerçekleşir.
  • Özellikle mai nöbetlerinde olmak üzere, herhangi bir çeşit nöbetin daha ciddi derecelerde yaşanması
  • Madde kullanımı problem
  • Mani nöbetleri boyunca ortaya çıkma

gibi durumlar da bipolar bozukluğun erkeklere özel olan özellikleridir. Bipolar bozukluğu olan kadınlara kıyasla erkekler hastalığın tedavisi için daha az oranda hastaneye başvurmaktadır. Ve

erkek bipolar hastalarda intihara bağlı ölüm oranları daha yüksektir.

Bipolar Bozukluğun Çeşitleri

3 temel bipolar bozukluk vardır. Bunlar; bipolar I, bipolar II ve siklotimidir.

  • Bipolar I: En az bir mani nöbetin belirmesi ile tanımlanabilir. Hasta mani nöbetinin öncesinde ve sonrasında hipomani veya ciddi nöbetler yaşayabilir. Bipolar bozukluğun bu çeşidi kadın ve erkekleri eşit şekilde etkiler.
  • Bipolar II: Bu tip bipolar bozukluğa sahip olan insanlar en az iki hafta süren büyük ve ciddi depresyon nöbetleri yaşarlar. Bu hastalar yaklaşık 4 gün süren en az bir tane hipomani nöbeti geçirirler. Bipolar bozukluğun bu çeşidi kadınlarda daha sık olarak görülür.
  • Siklotimi: Siklomanisi olan kişiler hipomani ve depresyon nöbetleri geçirirler. Bu semptomlar bipolar I ve bipolar II bozukluğun sebep olduğu mani ve depresyondan daha kısa surely ve daha az ciddidir.

Bipolar Bozukluğun Tedavisi

Bipolar bozukluğu başarılı bir şekilde idare etmek ve üstesinden gelmek için kullanılan çeşitli tedaviler vardır. Bunlar; ilaç tedavisi, danışmanlık ve yaşam stili değişiklikleridir.

  • İlaç tedavisi: kullanılması tavsiye edilen ilaçlar şunlardır;
  1. Duygudurum dengeleyiciler, örn. Lithobid.
  2. Antipsikotikler , örn. Zyprexa.
  3. Antidepresan-antipsikotikler, örn. Symbyax.
  4. Benzodiazepine, örn. Xanax.

 

  • Psikoterapi: Tavsiye edilen psikoterapi çeşitleri şunlardır;
  1. Bilişsel Davranışçı Terapi: Bir çeşit konuşma terapisidir. Hasta ve terapistin bipolar bozukluğun nasıl yönetilmesi üzerine konuşmasını içerir. Bunlar hastanın düşünce şeklini anlamada yardımcı olur.
  2. Psikoeğitim: Hastaya ve hastanın yakınlarına kişinin yaşadığı bozukluğu anlaması için yardım eden bir tür danışmanlıktır. Hastanın ve onun yakınlarının bipolar bozukluk ile ilgili ne kadar çok bilgisi olursa bu bozukluğu yönetmek o kadar kolaylaşır.
  3. Kişilerarası İletişim ve Sosyal Ritim Terapisi: Bu terapi uyuma, yeme ve egzersiz yapma gibi günlük alışkanlıkları düzenlemeye odaklanır. Bu günlük işlerin arasındaki dengeyi yakalamak, kişinin bipolar bozukluğu daha iyi yürütmesine olanak verir.

Derin ve Görünmeyen Yaralar: Travmalar

İnsan yeryüzünde varlığından beri doğanın yıkıcılığı karşısında sürekli bir hayatta kalma çabası içindedir. Bu çaba mücadeleyi gerektirir ve bu mücadele bazen kazanılırken bazen kaybedilir. Mücadelelerde yaralar alınması ise kaçınılmazdır.

Yaşamda izi silinemeyen ağır olaylar büyük korkuların, çaresizlik ve güçsüzlük duygusunun ortaya çıkmasına neden olur. Ağır olayları yaşayan kişiler duygularını, düşüncelerini yani ruhsal durumlarını tanımlarken travma olarak adlandırır. Hepimizin bildiği tanıma göre travma budur.

Amerikan Psikiyatri Birliği Psikiyatride Hastalıkların Tanımlanması ve Sınıflandırılması El kitabı yani DSM-V e göre ise travma “Gerçek bir ölüm veya ölüm tehdidi, ciddi yaralanma veya cinsel şiddete maruziyet” şeklinde tanımlanmakta.

Hepimizin birbirimizden farklı olmamızla beraber hepimizin ruhsal hassaslığı da birbirinden farklıdır. Bu yüzden kimimize göre normal görülebilen olaylar kimimizi çok derinden etkileyip kişi tarafından travma şeklinde adlandırılalabilir. Bununla beraber doğal afetler, kazalar, beklenmedik ölümler, ciddi ölümcül hastalıklara yakalanma, savaş-işkence-tecavüz travmaya yol açabileceği bilinen olaylardan bazılarıdır. Bu noktada yapılan araştırmalar göstermiştir ki insan eliyle yaratılar travmaların yıkıcı etkileri daha yüksektir.

Günümüz dünyasında travmalarımız geçmişten biraz daha farklı. Tarihsel olarak travmalar fiziksel acı eksenindeyken, bugün ise fiziksel acıdan ziyade bizi etkileme düzeyiyle ölçülmekte. Bundan dolayı bir ilişkimiz bittiğinde, işimizi kaybettiğimizde veya bir yakınımızı kaybettiğimizde kısaca bizi derinden etkileyen ve çaresiz hissettiren her duruma travma ismini verebiliyoruz.

Travmaya çeşitli şekillerde tepkiler veriyoruz. Bu tepkiler anormal bir duruma verilen anormal tepkiler oluyor ve bu gayet normal. Verilen tüm tepkiler bedenimizin ve zihnimizin bu durumdan kurtulmak için yaptığı mücadelenin bir sonucu. Bu tepkiler duygusal, zihinsel, fiziksel ve davranışsal boyutta olabilir. Bunlar;

Duygusal: Şok, korku, üzüntü, öfke, çaresizlik, suçluluk, utanç, umutsuzluk, değersizlik, kaygı, endişe, pişmanlık, karamsarlık, şüphe, güvensizlik, yetersizlik, yalnızlık

Zihinsel: İnkar, dikkat dağınıklığı, unutkanlık, rahatsız edici rüyalar, intihar düşünceleri, travmatik olaya dair çok canlı imgeler, travmayı yeniden yaşama, rüyada gibi algılama, çarpık/hatalı düşünceler

Fiziksel: baş ağrısı, göğüs ağrısı, mide bulantısı, kalpte/boğazda sıkışma, gürültüye karşı duyarlılık, iştah artması/azalması, nefeste darlık, yorgunluk, ağız kuruluğu, uyku problemleri, iştah artışı/kaybı, titreme, çarpıntı

Davranışsal: Ani ve/veya aşırı tepkiler verme, içe kapanma, kaçınma, kayıtsızlık, çok ağlama ya da ağlayamama, dikkatsizlik, düşünmeden risk alma, alkol ve madde kullanımı

Bazı durumlarda, olayın üzerinden zaman geçtiği halde tepkilerin yoğunluğu devam edebilir ve kişinin gündelik yaşamını sürdürmesini engelleyecek boyuta gelebilir. Olayın üzerinden bir ay geçtikten sonra hala devam eden travmayı yeniden yaşantılama, olayı hatırlatan yerlerden ya da durumlardan sürekli kaçınma, aşırı hassasiyet ve sinirlilik gibi aşırı uyarılma tepkileri Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) belirtileri olabilir.

Travmatik yaşantının açtığı yaraların iyileşmesi zaman alır. Bu, yaşanılan travmanın kabul edildiği ve buna eşlik eden yasın tutulduğu bir süreçtir. Yaşanılan kaybın telafisi mümkün olmasa da, bu sarsıcı deneyim ile baş etmeye çalışırız. Anormal deneyime verdiğimiz anormal tepkiler olay geçtikten sonra da etkisi sürdürüyorsa hâlâ diken üstündeysek diken üstünde olmak bizim günlük işlevselliğimizi bozuyorsa yardım almayı düşünebilirsiniz.

Kaynakça:

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/382265

https://www.journalagent.com/phd/pdfs/PHD-29392-REVIEW-INCI.pdf

https://www.bilgi.edu.tr/upload/tramva/

Aile ve Çiftlerle Görüşme Teknikleri Eğitimi

Ergenlik Sorunları

ERGENLİĞİ ANLAMAK

Hızlı bedensel, duygusal, ruhsal, sosyal değişiklikleri içinde barındıran dönemin adıdır ergenlik. Ergenlik, bireyde fırtınalar kopartan, uzun, inişli, çıkışlı bir dönemin adıdır. Her birey için farklı yoğunlukta geçerken, genelde 9-21 yaş arasındaki bireyleri kapsar. Kızlarda ergenliğe giriş yaşı, erkeklere oranla daha erkendir. Kızlar nadiren 9 yaş olmak üzere, genelde 11 yaşından 21 yaşına kadar bu dönemin içerisinde yer alıyor sayılabilirler. Erkekler ise erkeklerde nadiren 11 yaş olmak üzere genelde 13 yaşından 22 yaşa kadar bu dönemde sayılabiliyorlar. Verilen bu yaş aralıkları genele bakılan yaşa aralıkları olmakla beraber, her birey için ergenliğe giriş yaşı ve sonlanma yaşı, durumlara göre değişiklik gösterebilir. Dönem içerisindeki her yaş, çeşitli özellikleri beraberinde getirir ve bireyde değişimlere yol açabilir.

Ergenlik kültürden kültüre, köyden kente, ailelerin tutumlarına göre ve yaşanılan coğrafyanın iklimine kadar farklılıklar gösterirken, bireysel özellikler ergenliğin şekillenmesinde çok önemli rol oynar. Ergenlik dönemi, yetişkinliğe geçişten önceki son aşamadır. Bu aşamayı her birey öyle veya böyle bir şekilde yaşar, önemli olan yaşanan dönemin nasıl olacağı, nasıl sağlıklı geçirilebileceğidir. Bu dönemin sağlıklı geçip geçmeyeceği, bireyin kendisi, içinde bulunduğu çevrenin şartları ve çevrenin kendisine karşı tutumlarıyla yakından ilişkilidir. Bu olgunlaşma dönemi, bireyin gelecekteki yaşantısına şekil verdiği en önemli dönemdir. Bu dönemde alınan kararlar genellikle bireyin bundan sonraki hayatını olağanüstü etkiler durumdadır. Ergenin bir içine dönük dünyası, bir de bu dünyanın dışarıya yansıması vardır. Bazen bu yansıtmalar, önce ergenlik dönemindeki birey için sonrada ergenin etrafındakiler için kaos yaratabilirken, bazen ergenin rahatlamasını ve kendisini anlaşılır hissetmesini sağlayabilir.

ERGENLİK DÖNEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ

  • Bu dönem ergenin değişim ve gelişim dönemidir. Bugüne kadar kendisinde oluşturmaya çalıştığı tüm düşünceleri, değerleri yeniden sorgular. Bu dönem, ergenlik dönemindeki birey için adeta bir keşif dönemidir.
  • Ergen için yaşadığı gerçek dünyanın dışında, kendisine oluşturduğu daha soyut bir dünyası vardır ve kendi dünyasına iç yolculuğa çıkmak için, bu dönem en iyi fırsattır. Ergen bu dönemde kendisini aramakta, bu yolun sonunda kendisini tüm yönleriyle bulmuş ve tanımış olmak ister.
  • Ergen bu dönemde özellikle duygusal anlamda uç noktalarda olabilir. Ya çok mutlu ya da depresif halde olabilirken, bazen ani tepkiler verip bazen de tüm sakinliğiyle bir yetişkin tavrı sergiliyor olabilir.
  • Bu dönem ergen için bağımsızlık dönemidir ve kendi kararlarını sadece kendisi alıp, uygulamak ister. Tüm bunlar olurken aile veya arkadaş desteğini arkasında buluyor olmaktan mutluluk duyar. Ergenlik döneminde, duygusal destek ergenin kendisi için inanılmaz değerlidir. Öz saygısını geliştirmek ve özgüvenini arttırmak ister, sağlanan destekler bu amacına ulaşmasında kolaylıklar sağlar.
  • Ergenlik dönemindeki birey, bazen sadece farklı bir davranışta bulunmak için olsa dahi, eleştirel olmaya çalışabilir. Özellikle sözünün en çok geçtiği kişilere, yani ailesine veya en yakınındakilere olabildiğince eleştirel gözle yaklaşır, bazen fikirleri desteksiz olsa dahi, ailesine veya bir başka yakınına karşı çıkmış olabilmek için dahi sonsuz destekler. Bunu yaparken bazen oldukça kırıcı olabilir.
  • Bu dönemde ergenlerde fiziksel büyümeler, beklentileri dışında veya beklediklerinden daha hızlı gerçekleştiği için ve buna alışmak bazı durumlarda oldukça zor gelebilir. Bu nedenle ergende çeşitli sakarlıklar görülebilir ancak zamanla ergen bu durumu sindirir ve alışır. Tüm bunlar için ergenin sabır ve zamana ihtiyacı vardır.
  • Ergenlik dönemindeki bireylerde aşırı yeme davranışları görülebilir çünkü ergen vücudu bu dönemde inanılmaz enerji harcar.
  • Ergenlik dönemindeki birey için çevre ve çevrenin fikirleri, onun hakkında düşündükleri çok önemlidir. Bu nedenle arkadaşlarının ne düşüneceğine göre davranışlarda bulunur, gruplaşmaların mağduru olamamak yani dışlanmamak için, gruplara her ne pahasına olursa olsun dahil olmaya çalışabilir.
  • Ergenin kendisine oluşturduğu dünyasına birini dahil etmek, bu özel alanını birisine açmak oldukça zordur, bu nedenle kişisel gizliliğine ve sınırlarına bu dönemde aşırı önem vermeye başlar.
  • Ergenlik dönemindeki bireyler için rol model olacak kişiler önemli bir yer tutar. Bu dönem kendilerine, fanatik olmak için aday aradıkları dönemdir.

ERGENLİK DÖNEMİNDE ERGENİN YAŞADIĞI PROBLEMLER

  • Ergenlik dönemindeki bireyler bu dönemde en çok fiziksel görünüşlerinin derdine düşerler. Kız veya erkek için nasıl göründükleri, kendileriyle ilgili geriye kalan her şeyden daha önemlidir.
  • Ergenlik dönemindeki bireyler, dışarıdan gelecek tepkileri, alacakları duygu ve düşünceleri, kendi duygu ve düşüncelerinden çok daha fazla önemserler. Başkalarının ne dediği ve düşündüğü genellikle alacakları kararda, verecekleri tepkilerde en önemli belirleyicidir.
  • Ergenlik dönemindeki bireyler, eğer ebeveynlerinin onu anladığına ikna olmuşsa, hem ev hem de dışarı da olumlu sosyal ilişkiler geliştirebilecektir. Ancak ergen, ebeveynleri tarafından ciddiye alınmayan, duygu ve düşünceleri önemsenmeyen, yaşadığı dönemin özelliklerini dinginlikle karşılayamayan bir ebeveynle birlikteyse, bu dönem sanıldığı kadar kolay veya sağlıklı atlatılamayabilir.
  • Ergenlik dönemindeki bireyler için hem cinsleriyle olduğu kadar, karşı cinsle kurdukları ilişki de her zamandakinden çok daha fazla önem kazanır. Karşı cinsle olumlu bir ilişki geliştirmek için çabalayan ergen, bunun için gereken davranışları sergilerken, dönemin birçok duygusunu bir arada yaşama ihtimaliyle karşı karşıya kalabilir.
  • Ergenlik dönemine girişle birlikte, sorumluluklarını rahatlıkla alabilen veya almaya çalışan bireylerde, şimdi ve gelecek için kaygılanma ihtimali başlayabilir.
  • Ergenlik döneminde hem kız hem de erkek için maddi durum, ailesinin gelir düzeyi oldukça önem arz edebilir. Mali kaynak, ergenin içinde bulunduğu dönem için oldukça önemli bir değer taşır. Ergen, sosyal çevresinde bu sayede bir önem görebileceği inancına kapılabilir.
Psikodrama

PSİKODRAMA NEDİR?

Psikodrama; dramatizasyondan ya da diğer bir ifadeyle spontan tiyatrodan yararlanılarak geliştirilmiş olan bir ruhsal tedavi / geliştirme yaklaşımıdır. Bu uygulamada amaç, bireylerin, katarsis (duygusal arınma) sağlamaları, içgörü kazanmaları ve böylece daha sağlıklı davranışlara yönelmeleridir.

Devamı

grup terapisi, grup psikoterapisi

GRUP TERAPİSİ

Grup terapisi nedir?

Modern toplum, teknoloji ve kentleşme bireyi yeni güçlük ve psikolojik sorunlarla karşılaştırdı. Artık birey yaşamındaki her şeyi; işini, yaşayacağı yeri, birlikte yaşayacağı insanları hatta cinsiyetini bile seçebilme durumuna geldi. Bir önceki nesille aradaki fark her on yılda daha da artıyor. Genç insanlar ana- babalarından çok daha fazla şeyi, çok daha çabuk yaşıyor belki tüketiyor, ama kararlı bir kimlik ya da kişilik oluşturmaları çok daha uzun zaman alıyor. Devamı