EVLİLİK TERAPİSTİ İZMİR

İZMİR EVLİLİK TERAPİSTİ

EVLİLİK TERAPİSTİ İZMİR
İzmir Evlilik Terapisti Psikolog Hatice TOPÇU ERSOY

Ülkemizde ve kentimiz İzmir‘de evlilik terapisi giderek yaygınlaşmakta olan bir terapi alanıdır. Evlilik terapisinde ve aile terapisinde ele alınan konular, aile ve evlilik sorunları, evlilik terapisi süreci ve evlilik terapistinin rolü yazımızda açıklanmaktadır.

UZMANLARIMIZ hakkında bilgi için tıklayın

İzmir aile terapisti, İzmir aile danışmanı, İzmir evlilik danışmanı hakkında bilgi ve randevu için 

Tel: 0 (232) 421 12 48  –  0 542 739 36 33

Evlilik terapisi konunun uzmanı olmayan kişiler tarafından uygulanırsa evlilik sorunlarını çözmek yerine işleri iyice karıştırabilir. Evlilik terapisinde önemli olan, eşlerin etkili iletişim becerileri kazanmaları,  birbirlerinin derinliklerini anlayabilmeleri, söz ve ifadelerinin altında yatan anlamları çözerek asıl ihtiyacı karşılayabilmeleridir. İlişkideki iletişim, evliliğin mutlu ya da mutsuz oluşuna direkt yansır. Mutlu çiftlerin iletişiminde sık sık birbirine hak verme, şakalaşma gözlenirken; mutsuz çiftler sürekli çatışmakta, birbirini eleştirmekte, ya da iğneleyip tersleyici ifadeler kullanmaktadırlar. Genellikle iletişim ve anlaşılma konusundaki problemlerden etkilenenler kadınlar ise de, iki temel evlilik probleminin iletişim ve cinsellik olduğu hem kadınlar hem de erkekler tarafından ifade ediliyor.

Evlilikte Etkili İletişim         
Ünlü terapist Virginia Satir iletişim sürecini açıklamak için şöyle bir metafor kullanır: İletişim; insanlar arasında olan her şeyi kaplayan ve etkileyen bir şemsiye gibidir. İletişim, sözcüklerle (yazılı veya sesli), sözsüz (sembollerle, seslerle veya sessizlikle), mimiklerle, dokunmalarla ve davranışlarla taşınır.
Eşler arası Gizlilik

Evlilikte etkin iletişim için hatalı iletişim kalıplarının terk edilmesinden başka eşlerin birbirlerine yüksek ve eşit derecede açık olmaları gerekmektedir. Eşit seviyede anlayış ve karşılıklı saygının olduğu bir iletişim sistemi için kendini açma (kendini gizlememe, açık ve dürüst) temeldir. Yalnızca bazı konularda açık ve dürüst olmak –ki buna Seçici Açıklık diyoruz-, dürüst olmak anlamına gelmez. Seçici açıklık yerine tam açıklık evli çiftlerde daha iyi iletişim ve tatminin anahtarıdır. Bundan kasıt, eşlerin birbirlerine karşı güvenlerini zedeleme ihtimali olacak herhangi bir gizliliğe izin vermemeleridir. Oysa ki, muhtelif sebepler yüzünden, pek çok eş böylesi bir açıklığı tam olarak temin edemezler.

Ama tam veya seçici olsun eğer açıklıkta bir dengesizlik söz konusuysa ilişki başarısızlık riski taşıyor demektir.

Evlilikte Tatmin ve Açıklık Seviyeleri: Aile bilimcileri son yıllarda “ kendini açma” kavramıyla daha yakından ilgilenir oldular. Evlilikte tatmin ile ilgili pek çok araştırma birbirlerine karşı kendini açmanın ilişkideki kaliteyi arttırdığını ortaya koymuştur.
Tabii olarak kendini açmada cinsiyet farklılıkları gözlenir.

  • Kadınlar duygusal açıklık gösterip duygusal karşılık beklerken,
  • Erkekler daha somut materyalleri gösterip pratik karşılık beklerler.
  • Dahası erkekler karşılığında alacakları cevabı bilmediklerinde,
  • kadınlar ise duygusal olmayan bir karşılık alacaklarını düşündüklerinde “kendini açmak” dan kaçınırlar.

Etkili İletişimde Kişisel Faktörler

Evlilikte iletişim için önemli olan kişisel özellikler; açıklık, rahatlık, kendini ifade edebilirlilik, cana yakınlık ve nezaket ve rekabet hisleridir. Rekabet hissinin iletişimde bulunmaması, beceri ve performans açığına sebep olabilir. Böyle bir durumda eşinin becerisini öğrenip, küçük rekabetlerle kendinizi ve eşinizi geliştirebilir, ilişkinizi canlı tutabilirsiniz. Fakat rekabetin doğru kurulmaması da ilişkiyi zedeleyebilir. Hatta bu kez sorun entelektüel değil, duygusal faktörlere bağlı olarak ortaya çıkacağından düzeltilmesi daha zordur.

Kadın ve erkeklerin farklı duygusal ihtiyaçlarının olması da performans açığına sebep olabilir. Bu farklılıktan dolayı her iki taraf da kendini duygusal açıdan verici olduğu halde ihtiyacı olan ilgiyi görmeyen konumunda hissedebilir. Şu örneğe bakalım;

Özlem, eşi Serkan’a bir dizi soru sorarak (nerdesin, ne zaman işin bitecek, seni beklememi ister misin, yardıma ihtiyacın var mı, canını sıkan bir şeyler mi var?) sevgisini gösterdiğini düşünürken, Serkan kontrol edildiği ve kişisel alanının irdelendiği hissine kapılır ve sert karşılıklar verir. Özlem, sevgi gösterisi karşısında aldığı karşılık yüzünden incinmiştir.

Bu örnekte sevgi bakımından Serkan ve Özlem’in başlıca ihtiyaçlarının örtüşmemesinden kaynaklanan bir problem vardır. Burada vurgulanması gereken, kadınların ve erkeklerin sevgide tüm ifade çeşitlerine ihtiyaç duymakla birlikte birincil önem verdiklerinin farklı oluşudur.

Ruh haletinin de iletişim yeteneğini etkilediği şüphe götürmez. Stres altındaki kişi (eşlerden herhangi biri, ya da ikisi) kendisine söylenilen sözleri eleştirel, sinirli ve rahatsız edici telakki eder. İlginç olan stres altında olsun olmasın, eşler genellikle daha yumuşak ve olumlu davranan tarafın kendileri olduğunu düşünmektedirler.

Evlilik terapisine katılan çiftlerden üzüntülü ve fazla stresli olmayanlar özverili, olumlu ve eşlerini yüreklendirici davranışlar sergilerken, stres ve sıkıntı içindeki çiftler eşlerinin hareket ve davranışlarını bencil bulmaktadırlar.

Yaş, iletişimin niteliğini etkileyen bir diğer önemli faktördür. Genç eşler problem ve anlaşmazlıkları hakkında daha rahat konuşabilmektedirler.

İletişim Tarzları

Anlamlı Tarz: Başkalarının ihtiyaçlarına karşı hassas kalınarak, duyguların kullanıldığı iletişim tarzı.

Enstrümantal Tarz: Karşı tarafın ihtiyaçlarına çok az ilgi ve saygı göstererek diğer insanın deneyimlerinin minimuma indirildiği iletişim.
İletişim tarzlarını “açık” ve “kapalı” olarak da sınıflandırabiliriz. Çiftler iki açık iki de kapalı iletişim tarzı kullanırlar. Açık iletişim tarzları “kontrol eden tarz” ve “basmakalıp tarz”dır. Kapalı iletişim tarzları ise “kuramsal tarz” ile “bağlantısal tarz”dır.

Kontrol Eden Tarz: Karşı tarafın ihtiyaçlarına çok az ilgi ve saygı göstererek diğer insanın deneyimlerinin öneminin minimuma indirildiği iletişim tarzı.

Basmakalıp Tarz: Kişinin meselelerin üzerini örttüğü, küçük konuşmalar kullanarak ihtiyaç ve problemlerin açığa vurulmasını önlediği iletişim tarzı.

Kuramsal Tarz: Kişinin meseleleri ve karşı tarafın fikirlerini anlamak için istek gösterdiği fakat kendi hislerini açığa vuramadığı iletişim tarzı.

Bağlantısal Tarz: Kişinin başkalarının ihtiyaçlarına saygı gösterdiği ve değer verdiği,aynı zamanda kendi istek ve ihtiyaçlarını ortaya koyduğu iletişim tarzı.

Yıkıcı İletişim Kalıpları

4 temel evrensel kalıp vardır:

Kalıp  Tavır                  Örnek

Yatıştırıcı

Sözler Hemfikir            “Ne diyorsan tamam”

Jest      Sakinleştirir        “Ben yardıma muhtaç biriyim”

Hisler Sınırlar               “Kendimi değersiz hissediyorum”

Suçlayıcı

Sözler Karşı çıkar         “Hiçbir şeyi doğru yapmıyorsun”

Jest      Suçlar                 “Ben patronum”

Hisler Sınırlar               “Yalnız ve başarısızım”

Hesapçı

Sözler Aşırı makul        “İyi bir gözlem gerçeği ortaya çıkartır”

Jest      Hesaplar             “Sakinim,soğuk kanlıyım”

Hisler Sınırlar               “Kendimi incinebilir hissediyorum”

Rahatsız Edici

Sözler Yersiz,gereksiz “Anlamsız sözler”

Jest      Dengesi bozuk   “Hareket halindeyim”

Hisler                             Sınırlar         “Kimse dikkate almıyor”

Tanımlarsak;
Yatıştırıcı: Onaylayıcı tip. Sürekli çevreden onay bekler.
Suçlayıcı: Hata bulucu,dikte ettiren veya üstünlük taslayan,kendi imajını kuvvetlendirmek için insanları küçümseyen.
Hesaplayıcı: Fazlaca doğru ve makul kişi. Mümkün olduğunca uzun cümleler kurar ve duygulardan korkar.
Rahatsız Edici: Kendisini yalnız,amaçsız ve hedefsiz hissettiği için yersiz ve anlamsız yorumlarda bulunur.


İletişimde Cinsiyet Farkları

Sosyal ilişkilerde erkeklerin kadınlardan daha az duygusal oldukları yeni bir bulgu değildir. Kadınlar genellikle hislerini daha kolay ifade ederler. Başkalarının hislerine karşı daha duygusal olurlar. Erkekler aksine daha ziyade nesnel ve pratik araçlara yönelirler. Erkeklere göre bağlılık konuşmayla değil birlikte iş yapmayla sağlanır; dolayısıyla evliliğe kadınlar kadar duygusal beklentilerle yaklaşmazlar.

İletişimde cinsiyet farklarına ilişkin yazılmış ve en çok satanlar listesine girmiş kitaplar vardır.Bunlardan biri olan “Hiçbir şey anlamıyorsun: Kadınlar ve Erkekler Konuşurken” de Deborah Tennen çocukluktan itibaren farklı sosyalleşen kadın ve erkeklerin diyaloglarının kültürler arası diyaloglara benzediğini belirtir. Yani kadın ve erkeğin iletişimi arasındaki uçurum, iki farklı kültürde yetişmiş, farklı lisanı, alışkanlıkları ve değer yargıları olan iki insanın iletişimi arasındaki uçurum gibidir.

Bir terapist olan John Gray(1992) ise bir adım ileri giderek kadın ve erkeklerin iletişimlerindeki güçlükleri faklı gezegenlerden geldiklerini farz ederek anlayabileceğimizi söyler “Erkekler Mars’tan,Kadınlar Venüs’ten” adlı kitabında.

Erkekler genellikle diyaloglarında baskın olmak isterler. Fakat konuşma tartışmaya sürükleniyorsa, hele de mesele eşi tarafından ortaya atılmışsa konuşmayı kesmeyi tercih ederler. Çatışma başlatmada kadınlar dolaylı ifadeler ve imaları kullanırken, erkekler daha direkt yollarla meydan okuma veya ikna etmeyi tercih ederler.


Nitelikli İletişimin Özellikleri

Şunu söyleyebiliriz ki, evlilikte nitelikli iletişim için eşlerin birbirlerini anlayabilmeleri için gerekli başarıyı elde etmeleri ve tabi ardından sürekli kılmaları gerekmektedir.

Aşağıdaki başlıklar, iletişim becerilerinde ne gibi noktalara dikkat etmeniz gerektiğine dikkati çekerek ilerlemenizi sağlayacaktır.

  1. “Güvenli” bir atmosfer sağlama: Her iki eş de, söylenen sözlerden kendisini tehdit edilmiş veya incitilmiş hissetmemeli.
  2. İyi bir dinleyici olma: “Haklısın ama…” ifadesiyle karşı tarafın sözünü kesmemeyi öğrenmek ve böylece konuşmayı bütün olarak anlamak.
  3. Kendini açma: Gerçek duygu ve düşüncelerinizi paylaşmaya gerçekten istekli olmalısınız.
  4. Ayrışma, Tartışma ve Yüzleşme: Zaman zaman oluşan çatlaklar yapıcı bir şekilde ele alınırsa, problemler çözülebilir.
  5. Övme ve Fark etme: Eşinize gösterdiğiniz ilgi, alaka ve takdir herhangi bir anlaşmazlığın üstesinden gelmenizi kolaylaştıracaktır.
  6. Hassas konuları tartışmak: Bazı konular endişe ve gerilime sebep olsa da, bu konuları müşfik, yumuşak bir tarzda ele almak gereklidir.

Çiftler, böyle önemli başlıklara dikkat ederek tartışmayı yönlendirilebilir hale getirebilir ve evliliklerinin tehlikeye düşmesine engel olabilirler.


Hatalı İletişim Kalıpları

Günlük hayatta oynanan çeşitli psikolojik oyunlar vardır. Bunları belirten en geçerli kitap; Eric Berne’in “İnsanların Oynadığı Oyunlar” adlı kitabıdır.

Bu oyunlar, özellikle evlilik gibi %100 dürüstlük ve açık yüreklilik gerektiren bir ilişkide çok zararlı olmaktadır. Oyunların, veya bizim deyimimizle Üçkağıtçı İletişim Kalıplarının zararını göstermek için aşağıda üç tanesini belirteceğiz:

1.Mahkeme Salonu: Eşlerden biri “iddia”,diğeri “savunma makamı” olur; aralarında geçen olayı anlatırlar ve “yargıç”ın, (bu kişi aile terapisti, ortak bir arkadaş, veya taraflardan birinin aile büyüğü olabilir) kimin haklı olduğuna karar vermesini beklerler. Sonuç, haksız olan tarafın asla suçunu kabullenmemesi ve sorunun çözümsüz kalması olacaktır. Evlilikte, böylesi davranışlar eşlerin arasına soğukluk girmesine sebep olur ve dürüstlüğe gölge düşürür.

2.Ben Elimden Geleni Yaptım: Bu oyunda boşanmayı isteyen taraf (ör. Koca: Barış) istediğini gizler ve evliliğe devam etmek isteyenin (ör. Canan) önerisiyle terapiste gitmeyi kabul eder.Fakat terapi boyunca Barış’ın davranışları daha da kötüleşir ve Canan boşanma başvurusu yapmaya karar verir. Barış,ilk resmi adım Canan’dan geldiği için kendisini suçsuz göstermek ve tüm sorumluluğu eşine yıkmak isteyerek “ben elimden geleni yaptım” der.

3.Eleştirel Üslup: Toplum içinde bir eş değerinin eksik yönünü hoş bir dille belirtir, ama aynı zamanda onun kötü hissetmesini sağlar. Örneğin; “Şule yemek yapmayı pek sevmiyor”,sonra Şule’ye dönüp tatlılıkla “değil mi canım”.

Bütçe Düzenlenmesi
“Bazı insanlar için para güç anlamına gelir; bazıları için ise aşk anlamına. Bazıları için para konusu rahatsız edici, tatsız bir konudur. Bazıları için ise cinsellikten bile daha mahremdir. Bütün bunlara bir de aile dinamiklerini ilave ettiğinizde, çoğu kişi için para konusunun cehennemden çıkmış bir konu olduğunu görürsünüz.” – Karen S. Peterson (1992)

Finansal meseleler çiftler ve aileler için en yaygın stres kaynaklarıdır. Tarihsel olarak ekonomik değerlendirmelerin evlilikler için önemli sebepler teşkil etmelerine rağmen, günümüzde finansal koşullar boşanmaya katkıda bulunan önemli sebepler arasında yer almaktadır. 1979’da 500 boşanmış kişi üzerinde gerçekleştirilmiş bir araştırmada, finansal problemlerin boşanmaya gerekçe olarak gösterilen dördüncü en yaygın sebep olduğunu belirledi. Daha yakın bir zamanda gerçekleştirilen ve çiftlerin evlilik terapistlerine rapor ettikleri problemlerini inceleyen bir çalışmada ise, çiftlerin % 43’ünün para idâresinin evliliklerinde sık sık probleme yol açtığını rapor ettikleri saptanmıştır.

Para, herkes için ya bir problem, yahut potansiyel olarak sorun olabilir. Aileler ne kadar zengin olurlarsa olsunlar, para idaresi ve tasarruf konusunda sıklıkla problem yaşayabilirler. Bununla birlikte, aile terapistleri, kendilerine gelen çiftlerin para ve finansla ilgili tartışmalarının çoğunda, gerçek sorunun para olmadığına işaret etmektedirler.

Para hakkında yapılan tartışmalar, aslında eşler arasındaki alışkanlık ve yaklaşım farkını yansıtıyor olabilir. Bu tartışmalar aynı zamanda çift ilişkisindeki güç ve kontrolle (kim karar verecek, kim idare edecek), harcama ve tasarruf konusundaki farklı tarzlarla ve paranın neyi yapabileceği veya yapamayacağı konusundaki farklı anlayışlarla (paranın gücü) ilgili çatışmaları veya paranın her bireyde uyandıracağı muhtelif duyguları da yansıtıyor olabilir.
Yapmanız gereken en doğru davranış, eşinizle birbirinizi kredi kartı kullanımı konusunda yönlendirmenizdir. Kredi kartı harcamalarınız için bir minimum meblağ belirleyin ve bu meblağın altına inmeyin. Alışverişlerde kendinizden geçmeyin, birbirinizi alışveriş sarhoşluğuna karşı ayık tutun. Ayrı ayrı alışveriş yaptığınızda da, birbirinizi ne aldığınızdan haberdar edin.

EKONOMİK MESELELERDE PROBLEM YAŞAYAN ÇİFTLERİN YÜZDESİ

  1. Eşimin para harcama konusunda daha dikkatli olmasını isterdim. % 72
  2. Para biriktirme konusunda güçlük çekiyoruz. % 72
  3. Neyi satın almanın daha gerekli olduğuna karar verme konusunda problem yaşıyoruz. % 66
  4. Büyük meblağlı borçlar bizim açımızdan bir problem.% 56
  5. Partnerim paramızı kontrol etmeye çalışıyor. % 51

Tasarruf Planı Oluşturun

Para, her ne kadar tek başına saadet getirmiyor olsa da, para idaresinin doğru yapılması, evlilik içinde düzen ve istikrar getirmesi bakımından saadete giden yolda önemli bir taş olduğunu söyleyebiliriz. Evlilik, bir ömrü beraber paylaşmak anlamına geldiğine göre, kötü günlere karşı hazırlıklı olmayı eşlerin aynı derecede önemsemesi gerekir. Bunun için de kendinize bir tasarruf planı çıkarmanız en doğru davranış olacaktır. Birikimlerinizi nasıl değerlendireceğiniz veya nasıl bir tasarruf planı çıkartacağınız size kalmış bir konu.

Tasarruf planınızın yeterli olup olmaması, sizin gelirinize ve geleceğe yönelik planlarınıza, ayrıca sosyal güvencenizin olup olmamasına göre değişir. Örneğin bir sağlık ve hayat sigortanız varsa ve –avam tabirle- torun-torba sahibi iseniz, emekliliğinizi huzur içinde geçirmenize yetecek kadar bir birikim size yetebilir. Ama lise çağında üç çocuğunuz varsa, onların eğitim masrafları ve daha sonraki harcamalar için (maalesef bir gün yuvadan uçup gidecekler) daha ciddi bir plan çıkarmanız gerekebilir. Hele, herhangi bir sosyal güvenceniz de yoksa, bir yerlerde “acil durum” birikimi bulundurmanız yerinde olacaktır

Farklı Harcama ve Tasarruf Tarzları

Tasarruf / harcama konularıyla ilgili problemlere, hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde çiftler arasında yaygın bir biçimde rastlanmaktadır, çünkü bireyler çoğu kez farklı kişisel harcama ve tasarruf tarzlarına sahiptirler. Çoğu partner, evleninceye kadar eşlerinin harcama/tasarruf tarzlarının kendilerininkinden ne kadar farklı olduğunu anlayamazlar. Tarzlardaki farklılık ne kadar büyükse, para konusunda çatışma yaşanması ihtimali de o denli yüksektir.

Bir tasarruf ve harcama dizisi tasavvur etmek, farklı tarzların daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Bu dizinin bir ucunda, paralarını saçıp savuruyor görünen insanlar yer almaktadır. Bu harcayıcılar, gerek kendileri gerekse de başkaları için para harcamayı çok severler. Dizinin diğer ucunda ise, kompulsif olarak para biriktiren insanlar yer alır. Bu tasarrufçular, para harcamaktan huzursuzluk duyabilir veya yeterli paraya sahip olmayacaklarından endişe ederler.

Çoğu insan bu dizinin ortalarında bir yerlerde bulunur ve para harcama yönündeki güdüleriyle tasarruf yapma ve bütçe ayarlama ihtiyaçlarını başarılı bir şekilde dengeleyebilir. Bununla birlikte insanlar aynı zamanda ya bir harcayıcı olma ya da bir tasarrufçu olma yönünde bir eğilime de sahiptirler. Problemlere neden olan ya da partnerleriyle anlaşmazlıklar yaşamalarına yol açan da işte bu eğilimlerdir.

Evlilikte Roller

Tarih boyunca, göreceli olarak kompleks aktiviteler bazen erkeklere bazen kadınlara özgü olarak, bazen de her iki cinsin özelliklerini de eşit ölçüde gerektirdikleri şeklinde tekrar tekrar tanımlanmışlardır.
Margaret Mead

Evlilikte roller dediğimizde kastettiğimiz, evlilik içinde kimin üzerine ne gibi vazifelerin düştüğü meselesidir. Ev işlerini kim ne kadar üstlenecek, hangi konularda nasıl karar verilecek, çocuk bakımı, yetiştirme ve terbiyesi kimin sorumluluğunda olacak..vb. Bu saydıklarımız, elbette çiftlerin aile ve evlilikle ilgili yaklaşımları ile şekillenmektedir.

Geleneksel bir ilişkide, kadın öncelikli olarak evle ve çocuklarla ilgili işleri yürütmekle sorumludur, erkeğin kariyeri genellikle kadınınkinden daha önceliklidir ve karar alma da genellikle erkeğe ait bir sorumluluktur.

Eşitlikçi bir ilişkide, erkek ve kadın, ev, çocuk bakımı ve karar alma sorumluluklarını paylaşırlar. Bu paylaşım esnasında da kendilerine göre bir rol ve görev dağılımı benimserler.

Çoğu genç çiftin, özellikle de kadınların daha eşitlikçi bir ilişki fikrini tercih etmelerine rağmen, aslında bunun elde edilmesi düşündüğünüzden daha zor olabilmektedir. Karşılaşılan örneklerin pek çoğu, eşitlikçi ilişki istediğini söyleyen çiftlerin, böyle bir ilişkinin nasıl kurulması gerektiği hakkında pek fazla fikir sahibi olmadıklarını ortaya koymaktadır. Kimi durumlarda ise, eşler arasında rol dağılımı konusunda yaklaşım farklılığı olduğunu görürüz (televizyonlarda halen sevilerek izlenen malum dizinin kahramanları Meltem ve Haluk gibi). Bu fark, eşlerin mutlu veya mutsuz olmasını belirler.

En İdeal Rol Dağılımı

Mutlu bir evlilik için en ideal rol dağılımı nasıl olmalıdır? Eşitlikçi aileler mi daha mutludur, yoksa geleneksel aileler mi?
Böyle bir kıyas elbette yapamayız. Zira evliliğin mutlu olup olmaması, sadece rol dağılımına bağlı değildir. Fakat, rol dağılımının adil olup olmamasına bağlıdır.

Bu ne demektir? Örneğin geleneksel bir ilişkide, kadın çalışıyor ve eşiyle eşit derecede yoruluyorsa, burada adil olmayan bir şeyler var demektir. Yapılan araştırmalar, çalışan kadınların strese bağlı fiziksel rahatsızlıklara daha sık yakalandığını göstermektedir. Ev işlerinden sorumlu olan meslek sahibi kadınların daha gergin oldukları, çabuk yaşlandıkları ve böyle evliliklerde cinsel hayatın sönük olduğu belirlenmiştir.

Mary bir erkek şovenistiyle evliydi. Her ikisinin de tam gün çalışıyor olmalarına rağmen, kocası evde kesinlikle hiç bir iş yapmıyordu. Bunun kadının işi olduğunu söylüyordu.

Fakat bir akşam Mary eve döndüğünde, çocuklara banyo yaptırılmış olduğunu, çamaşır makinesinin çamaşırlarla dolu olduğunu ve bir kısım çamaşırın da katlanıp kaldırılmış olduğunu, akşam yemeğinin ocağın üzerinde olduğunu ve yemek masasının da güzelce donatılıp çiçeklerle süslenmiş olduğunu gördü.

Çok şaşırmıştı ve derhal neler döndüğünü öğrenmek istedi. Az sonra anlaşıldı ki, kocası Charlie çalışan kadınların tam günlük çalışmalarının üzerine bir de bütün ev işlerini yaparak bu denli yorgun düşmemeleri durumunda daha fazla romantik eğilimli olacaklarını öne süren bir dergi makalesi okumuştu.

Mary ertesi gün sabırsızlıkla bu olayı arkadaşlarına yetiştirdi.

“Peki işe yaradı mı bari?” diye sordu arkadaşlarından biri.

“Şey, harika bir akşam yemeğiydi.” diye cevapladı Mary. “Hattâ Charlie masayı bile topladı, çocukların ödevlerini yapmalarına yardımcı oldu, çamaşırları katladı ve hepsini kaldırdı.”

“Peki ya daha sonra” diye ısrar etti arkadaşları.

“İşe yaramadı” dedi Mary, “Charlie çok yorgun düştü.”

Roller İle İlgili Problemler ve Bunları Yaşayan Çiftlerin Dağılımı

ROLLE İLGİLİ MESELELERDE PROBLEMİ OLAN ÇİFTLERİN YÜZDESİ

  1. Ev işlerinin âdil bölüşülmediğine dâir kaygılar. %49
  2. Ev işlerinin bölüşümünün geleneksel rolleri mi yoksa partnerlerin ilgi alanlarını mı esas aldığı. %44
  3. Erkeğin, rolüne uyum sağlama konusunda kadın kadar istekli olmaması. %44
  4. Kadının, ev dışında çalışıyor olmasına rağmen, buna ilaveten ev işlerini yürütme sorumluluğunu da yüklenmesi. %44
  5. Her ikisinin de eşitlikçi bir ilişkiyi sürdürmeye çalıştıkları konusunda partnerlerin görüş ayrılığı içinde olması. %40

Evle ilgili görevlerin bölüşümü, çift tatmini ile güçlü bir biçimde bağlantılı olan ikinci meseledir. Mutlu çiftlerin partnerlerden birinin payına düşenden daha fazla ev işi yaptığına dâir bir kaygı içinde olmama ihtimâlleri, mutsuz çiftlere kıyasla çok daha fazladır. Mutlu bir evliliğin diğer önemli bir göstergesi de, hem erkeğin hem de kadının eşit bir ilişkiyi sürdürmek için gayret sarfetmesidir. Mutlu çiftlerin her iki partnerin de eşit bir ilişkiye sahip olmak için gayret sarfettikleri konusunda hemfikir olmalarının, mutsuz çiftlere kıyasla çok daha muhtemel olduğu görülmüştür. Ayrıca, mutlu çiftler kararları ortaklaşa alma ve evle ilgili işlerin bölüşümünü geleneksel rollerden ziyade ilgi ve becerileri esas alarak gerçekleştirme eğilimindedirler.

Çatışmaların Belli Başlı Sebepleri

Evlilikte çıkan çatışmaların temel sebeplerini sayfamızda belirttik. Fakat problemleri böyle saptamak biraz yüzeyseldir. Zira belirtilen bu sorunların altında daha derin ve çözülmemiş sebepler yatar. Evlilik içi çatışmaların altında yatan en önemli dört sebep: evlilikten beklentilerin gerçekçi olmaması, rol yetersizliği, dışarı kaynaklı stres, ve eşlerin birbirine benzememesi.

İstenmeyen Davranışlar: Eşlerin mizaç ve yetişme tarzı olarak birbirine benzememesi, istenmeyen davranışları da beraberinde getirir. Anlaşmazlıkların bir çoğu, eşler günlük rutin aktiviteleriyle uğraşırken ortaya çıkar. Bazen çok basit, hatta anlamsız gerekçelerden (çorabın yeri, diş macunu tüpü, vb.) ciddi sürtüşmeler ortaya çıkabilir.

Eşin istenmeyen davranışının altında o kişinin gelişimi ve yetiştirilmesiyle ilgili bir sebep yatıyor olabilir. Davranışın kendisi evliliği zedelemiyordur, fakat anlayış farklılığı problemlere yol açıyordur.

Kimi zaman da bu davranışlar karşılanmamış bir ihtiyacın göstergesi olabilir. İstenmeyen davranışın arkasında yatan sebebin iyi bilinmesi gerekir. Zira böyle küçük sürtüşmelerin ciddiye alınması ve büyütülmesiyle ilişkiler tehlikeye girebilmektedir.

Rol Beklentileri ve Performans Farklılıklarının Yeri: Eşlerin birinin veya her ikisinin beklenen rolleri oynaması probleme sebep olabilir. Kadın eşinin kendisine mutfakta yardım etmesini umarken erkeğin salonda gazete okuması buna bir örnektir.
Bu tür farklılıklar genellikle bireylerin, içinde yetiştikleri ailede oluşturdukları beklentilerden kaynaklanır.

Farklı Değer Yargıları: Eşlerin dini yaklaşımları ve çocukluklarındaki sosyalleşme deneyimleri çeşitli günlük meselelerde ve davranışlarda anlaşmazlık çekmeleri için zemin oluşturabilir. Farklı değer yargıları sebebiyle eşler cinsellik, çocuk yetiştirilmesi, ibadetlerin yerine getirilmesi veya alkol, sigara kullanımı gibi konularda anlaşmazlığa düşebilirler.
Çocukluğu boyunca evde oturup anne-babanın ve çocuğun sorumluluklarıyla ilgili değer yargıları kendisine dikte edilmiş bir kadın (“Anne evde oturup çocuklarına bakmalı, eşine şöyle hizmet etmeli” gibi) evliliğinde iş yoğunluğu vb. sebeplerle bu sorumlulukları yerine getiremiyorsa, hissettiği suçluluğu diğer eşin üzerine yükleyerek kendisini rahatlatmak isteyebilir.

Bağımlılık / Bağımsızlık Dengesi: Evlilikten gerçekçi olmayan beklentilere girmek evlilikteki bağımlılık/bağımsızlık dengesini bozabilir. Kişiler ne kadar aşık olursa olsun, bağımsızlıklarının tamamen ellerinden gitmesini istemezler. Ve evlilik tarafların beklentilerini karşılamadığında kişilerin şahsi kimlikleri erozyona uğrayabilir. Hayatları üzerindeki kontrolleri azalan kadınlar, evliliklerinden memnun olmamaktadır. Bağımsızlığın kaybedilmesi: kariyer tasarıları, arkadaş seçimleri ve mahremiyetin istenmeden kaybolması konularında ortaya çıkar.

İletişim Yetersizlikleri: Yetersiz iletişim becerileri veya bilinçli yapılan aldatmalar (yalan söyleme ve gerçeği gizleme bu çeşittendir) iletişim sürecini baltalar. Evlilik yaşında kişiler kendilerinden ziyade çevrelerini değiştirmek isterler. Bu yüzden, kişisel yetersizlikler kolayca düzeltilemeyip iletişim hatalarına sebep olabilmektedir.

Bir Süreç Olarak Aile Stresi

Aile hayatı zaman zaman stresin etkisiyle değişime uğrar. Stresin olumsuz etkileri en çok iletişim, uyum, romantizm, birlikte hareket etme gibi, evliliğin çatısı diyebileceğimiz alanlarda gözlenir. Stres altında eşlerin, iletişimlerinin zedelenmemesi için son derece dikkatli davranmaları gerekir. Fakat çoğu kez eşler, özellikle en gergin ve stresli dönemlerinde daha sonradan pişman olacakları davranışlar sergileyebilmektedirler.

Aileyi, sürekli girdilerin çıktıya dönüştüğü bir birim olarak düşünebiliriz. Aileye ne kadar enerji ve zaman sarf edilirse, o kadar sevgi, güç ve emniyet ortaya çıkacak ve ailenin sağlıklı bir şekilde varlığını devam ettirmesi sağlanacaktır. Bu döngü sağlanmadığında, yani enerji ve zaman sarf etmenin engellendiği durumlarda aile stresi baş gösterir.
Bireylerin başarısız ve/veya tatminsiz olduğu durumların çoğunda, mensup oldukları aile içinde bu döngünün düzenli işlemediği gözlenir.

Ne Yapmalı?
Aile stresi ve başa çıkma yöntemleri ile ilgili 1980lerde ortaya konan 6 anahtar nokta vardır. Bunlar:

  1. Bir hayat tarzından diğerine geçiş (örneğin göç gibi), ailede bunalıma sebep olur. Eşler, çevrenin de etkisiyle, birbirlerinin eksiklerini daha fazla görür hale gelebilirler. Yeni hayat tarzıyla ilgili sıklıkla görüş alış verişinde bulunulmalı, bu hayat tarzına adapte olabilmek için ne yapacaklarına birlikte karar vermelidirler. Örneğin aile yurt dışına göç etmişse, buradaki komşularla ilişkilerini hangi sınırda tutacakların, hatta ne zaman ve nereden alışveriş yapacaklarını konuşmaları çevreye adapte olabilmeleri ve stresi atlatabilmeleri için yararlı olacaktır.
  2. Birliktelikleri kuvvetli olan aileler, eşlerin ve çocukların birbirinden nispeten kopuk olduğu ailelere kıyasla daha az gerginlik yaşamakta ve daha mutlu olmaktadırlar.
  3. Bütünleşmiş ve uyumlu aileler işsizlik süresince birlikteliklerine devam ederken, organize olamamış aileler daha da düzensizleşmektedirler. Dolayısıyla eşler, kurdukları aileyi kendilerince bir düzene oturtmalıdırlar.
  4. İmkanlarının üzerinde ihtiyaç, istek ve beklentileri olan aileler, aile stresinden daha fazla etkilenmektedirler. Örneğin görsel ve işitsel medya aracılığıyla daha lüks hayat tarzı hayal eden aileler içinde daha fazla geçimsizlik olmaktadır. Eşlerin, imkan ve beklentileri arasında denklik olup olmadığına dikkat etmeleri gereklidir.
  5. Eşler, karşılaştıkları problemleri iyi algılamalı, böyle durumlarda birbirlerini motive etmeli, doğruya yöneltmeli ve destek olmalıdırlar.

Şunu unutmamalısınız: Her ailede problemler, stres yapıcı faktörler olur. Önemli olan, bunlar oluştuğunda ailenin birlikte hareket etmesi ve sorunları beraberce çözümlemeleridir. Böyle bir yaklaşım, kişiye aile hayatında başarılı olduğunu hissettirir.