Yazılar

Kişisel Gelişiminiz İçin Yazılarımızı Okuyabilirsiniz

Evlilik Sorunları

Evlilik Sorunları

Evlilik Sorunları ve Evlilikte Yaşanan Sorunlar

Evlilik sorunları günümüzde bireylerin yaşamlarında en ciddi meseleler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Evlilik insanların yaşamındaki birçok şeyi değiştirir. Evlendikten sonra kişilerin tercihleri, hayata bakış açıları ve davranışları değişebilir ancak bu değişim olumsuz bir değişim olmak zorunda değil, aksine, bir başkasıyla bir arada yaşamayı öğrenmek bireye birçok olumlu özellikler katar. Bunların yanı sıra kişilerin evliliğe tepki göstermeleri kaçınılmazdır. Çünkü evlilik insanın kendisine ait dünyasını bir başkasıyla paylaşmasıdır. ‘İyi’siyle, ‘kötü’süyle paylaşmak. Evlenmeden önce kendi işini, kariyerini, beklentilerini, planlarını ve sorunlarını düşünmesi yeterliyken, evlendikten sonra bireyin benzer şeyleri eşi için de düşünmesi gerekir. Evlenmek dünyadaki diğer tüm ilişki seçeneklerini yani tüm kadınları / erkekleri feda etmektir. Bunları kabullenmek ve ‘evli’ olduğu fikrine alışmak bireye zor gelebilir. Sonuçta evlendikten sonra eşlerin ve aralarındaki ilişki biçiminin değişmesi çok doğaldır.

Evlilik sorunları çözülebilir mi?

Eşler yeterli zamanı ve çabayı harcamaya hazır oldukları takdirde hemen tüm evlilik sorunları çözülebilir. Genç eşler, evlendikleri kişinin bir ‘yabancı’ olduğunu anladıklarında karar verme zamanıdır, ya paniğe kapılıp, her şeyden vazgeçerler, ya da büyür ve evliliklerine sahip çıkarlar.

Evlilik, bir evcilik oyunu değildir. İki gencin birbirinden hoşlanıp evlenmeye karar vermesi de onları pespembe bir geleceğin beklediği anlamına gelmez. Eskilerin ‘nikahta keramet vardır’ sözüyle de bir yere varılamayacağı kesin. Görücü usulüyle birbirlerini tanımadan evlenen kişilerin ortak bir yaşama alışmaları elbette daha uzun zaman alır.

Sosyo-kültürel farklılık evlilikte uyumu güçleştiriyor, evlilik sorunları’nı arttırıyor
Evliliğin ilk yıllarındaki sorunların çoğu eşler arasındaki sosyo-kültürel farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Kişilerin sosyo-kültürel düzeyleri; nasıl yaşadıklarını, nasıl davrandıklarını, hangi ortamlarda bulunduklarını, boş vakitlerini nasıl değerlendirdiklerini, nerede eğlendiklerini ve tabi ki sosyal ilişkilerini belirler. Bu nedenle benzer sosyo-kültürel düzeyde olan çiftlerin evlilik ilişkilerinin daha uyumlu olması beklenmektedir.

Evliliğin sadece duygularla yürümeyeceğini kabul etmek gerek. Evlilikle devam edecek kadar ciddi olan ilişkilerde bireyler, öncelikle aralarında sosyo-kültürel farklılık olup olmadığına dikkat etmeliler. İçinde yetiştikleri aile ortamları birbirinden çok farklı olmamalı.

İlk aylar geçtikten sonra, eşler birbirlerinden çok farklı ortamlarda yetişmiş olduklarını anlayıp, diğerinin farklı yanlarını kendi doğru bildikleri ile değiştirme çabasına girişirse sonuç hiç de iyi olmaz. Bazı evliliklerde kadın, erkeğe kendi zevklerini, isteklerini kabul ettirmek için çaba harcar, erkek de kendi isteklerinin yapılması için direnir. İki taraf da kendini haklı çıkarma telaşına düşer. Bu durumda, eşlerin birbirlerinin içinde yetiştiği çevreyi tanımaya ve anlamaya çalışması ve onun farklılıklarına saygılı davranmayı öğrenmesi gerekir ancak bunu başarmak söylendiği kadar kolay değildir.

Eskilerin eş seçiminde, aile yapısını, yaşam koşullarını büyük bir titizlikle incelemeleri boşuna değildir. Günümüzde evliliklerin kısa ömürlü olmasında, eşlerin farklı kültürel çevrelerden ve aile ortamından gelmeleri önemli ölçüde rol oynamaktadır.

Evliliğin ilk dönemleri zor geçebilir

Erken dönem evlilik sorunları
Genellikle evliliğin ilk yılları evliliğin gidişatı açısından çok önemlidir. Bilimsel çalışmalar da evliliğin ilk yıllarının ailenin temelini oluşturması açısından önemli olduğunu göstermektedir. Evlilik duygusal, ekonomik, sosyal, düşünsel pek çok yönü içine aldığından eşlerin bu konulardaki değerleri, düşünceleri, duyguları evliliğin ilk yıllarında uyumsuzluklara ve çatışmalara neden olabilir, bu nedenle bazıları için evliliğin ilk yılları zor geçebilir. Evlilikte çatışmalar kaçınılmazdır, ancak bu çatışmaların evliliğe zarar vermesi engellenebilir. Çatışmalar, eğer uygun bir şekilde çözülürse, ilişki için sağlıklı bile olabilir. Çünkü eşler birbirlerinden yeni fikirler ve yeni bakış açıları öğrenebilirler. Önemli olan iki farklı insanın uyum içinde birlikte yaşamayı öğrenebilmesidir. İlk yıllar evliliğe adaptasyon dönemidir ve bu dönemde yaşanan sorunlar eşlerin birbirlerini tanımaya ve beraber yaşamayı öğrenmeye çalışmalarından kaynaklanıyorsa olumlu olarak değerlendirilebilir.

‘Çekirdek aile’ olabilmek
Aileler, çocuklarının evlenmek istedikleri kişilerde mutlaka bir kaç kusur bulurlar. Özellikle anneler çocuklarını diğerlerinden üstün gördükleri için, kolay kolay kimseleri çocuklarına eş olmaya layık görmezler. Kadının ve erkeğin ailesi, evliliğin ilk günlerinden itibaren, yeni kurulan aileye müdahale edebilirler, eşler de ailelerinin etkisi altında kalabilirler. Bu durum evliliği olumsuz etkiler ve çekirdek aile olabilmeyi engeller.

Her ne kadar günümüzde çekirdek aile modeli özellikle kentlerde yaygın ise de, yurtdışında on aileden birinde görülen geniş aile sorunları, Türkiye’de on aileden sekizinde görülüyor. Kadın ve erkek kendi ailesinden ayrımlaşmadan evleniyor, yeni evine kendi ebeveynlerini ve kardeşlerini de götürüyor. Onlar birer gölge gibi evin içindeler. Aslında hala çift olamamış on yıllık evliler var.

Netleşmemiş kurallar

Eşler, ilişkilerinde ortaya çıkan sorunlar karşısında belirli kurallar geliştirirler. Bu kurallar;

– Eşlerin üzerinde konuşabildikleri kurallar: Örneğin; erkeğin akşamları dışarı çıkma isteği, alışverişi kimin, ne zaman, nasıl yapacağı gibi.

– Eşlerin üzerinde konuşmadıkları; fakat bir gözlemci tarafından belirtildiğinde kabul edebildikleri kurallar: Örneğin; aile ekonomisinin eşler tarafından birlikte oluşturulması gerektiği gibi.

– Bir gözlemci tarafından gözlenen, ancak eşlerin kabul etmedikleri kurallar: Örneğin; erkeğin eşinden üstünmüş gibi bir tavırla davranmaması gerektiği gibi.

Her evlilikte belirlenmiş veya sınırları tam olarak belirlenemeyen kurallar vardır. Sorun, bazen bu kurallara uyulmaması iken, bazen de bu kuralları kimin koyması gerektiği konusunda eşler arasında bir uzlaşmaya varılamamış olmasıdır. Ancak en önemli sorun evlilik ilişkisi içinde uyulması gereken kuralların netleşmemiş olmasıdır. Evliliğin ilk günlerinde eşler, birbirlerine karşı hoşgörülü davranmalarına rağmen, zamanla; kimin neyi yapması gerektiği, eşlerin hangi kurallara göre hareket etmeleri gerektiği konusunda bir anlaşmazlık içine düşebilirler. Bununla beraber, gerektiğinde esneklik gösterebilir nitelikte olmayan katı kuralların geçerli olması da ilişkiyi olumsuz etkileyen bir başka problemdir.

Cinsellik

Cinsel uyumsuzluk evlilikte önemli bir sorun. Kadınlar erkeklerin cinselliği çok bencil ve duygusallıktan uzak yaşadığını düşünüyor. Oysa pek çok erkek duygusallığı ve yakınlığı cinsellikte yaşıyor. Cinsellik erkeğin hayatında büyük bir yere sahip. Bu nedenle geçici cinsel yetersizlikler erkeği çok etkiliyor. Kadının bu konudaki yaklaşımı önemli, hele erkek eşini memnun etmek konusunda çok duyarlıysa, kadının tatmini daha da önemli bir konu oluyor. Cinsel bir sorun yaşandığında, sorunu yok saymak ya da bu konuyu hiç önemsemiyor gibi davranmak çözüme yönelik bir davranış değildir. Aksine çözümü erteler.

Gerçekdışı beklentiler

Sağlıklı bir evlilik için beklentilerinizin gerçekçi olması gerekir. Genellikle evliliklerden büyük beklentiler vardır. Eğer evlilik içindeki gerçeklikler bu beklentilerle uyuşmazsa, eşlerden biri veya her ikisi hata yaptığını düşünebilir ve yaşanan hayal kırıklığı problemlere yol açabilir. Evlilikle ilgili gerçekdışı beklentilerden birisi, evliliğin erkeklere ve kadınlara eşit düzeyde avantaj sağladığıdır, oysa gerçek bundan farklıdır. Evli erkekler yüksek statülü işlere daha kolay girebilirken, kadınlar için evli olmak bazı konularda işleri zorlaştırabilir. (Örn: bazı işlere girerken, akademik kariyer açısından). Bu durumun en baştan bilinmesi ve kabullenilmesi daha sonra yaşanacak sorunların önüne geçilmesini sağlar.

Evliliklerin iniş ve çıkışları vardır

Bütün ilişkilerin inişleri ve çıkışları olabilir. Bazen evlilikteki zorluklar romantik duyguların üzerini örtebilir. Bütün çiftlerin sevgiyi hissettikleri ve hissetmedikleri zamanlar vardır. Ama sevgiyi hissetmemek, onun varolmadığı anlamına gelmez. Evliliğin her zaman coşkulu ve romantik olmasını beklemek gerçekçi olmaz. Zaman zaman evliliğin durgun, monoton dönemleri olabileceğinin bilinmesi gerekir.

Mutluluğu yalnızca evlilikte aramak

Evlenilen kişinin bir başkasını mutlu etmek için ne gücü, ne de yeteneği yeterli olur. Mutlu olmak ya da olmamak kişinin kendisi ile ilgilidir. Evlilik ilişkisinin, kişinin mutluluğu ve kendisini iyi hissetmesi için yardımcı ya da destekleyici rolü vardır, ancak mutluluğun esas kaynağı değildir. “Seni mutlu edeceğim”, “beni mutlu edecek bir eş istiyorum” ifadelerinde de açıkça görüldüğü gibi kişinin mutlu olmasının sorumluluğu bir başkasına ait görülüyor. Eşlerin birbirini mutlu etmesi gerektiği düşünülüyor. Bu beklenti ile başlayan evliliklerin başarılı olma olasılığı düşüktür.

Aile ekonomisini oluşturmak

“Kim parayı nasıl harcıyor” uzun yıllar birlikte yaşadıkları halde bu meseleyi çözememiş çok çift var. Bizim paramız diye bir kavram oluşmamış. Aylık bütçe kavramı yok, bunun üzerine müthiş savaşlar yaşanıyor. Bununla birlikte, eşlerin birbirlerinin maddi ihtiyaçlarına duyarsız kalmaları, seyahate, doktora, psikoloğa gitmeyi lüks saymaları, eşinin kuaföre, yemeğe gitmesine, bireysel harcamalarına müdahale etmeleri, eşleri harcamalarını birbirlerinden gizlemeye ve yalan söylemeye itebilir. Evlilik yaşantısında para çok önemli bir nokta. Bu nedenle mutlaka ekonomik konular eşler tarafından birlikte planlanmalıdır.

Evliliğiniz yıllar içinde değişecek

Evliliğiniz her zaman ilk günlerin heyecanı ile devam etmeyecek. Genellikle evliliğin ilk günleri ile ilerleyen yılları arasındaki en büyük fark, duygusal paylaşımların azalması ve eşlerin birbirlerine karşı davranış biçimlerindeki değişikliklerdir. İlk günlerde sevgi dolu sözler ve davranışlar daha fazladır. Daha fazla fedakarlık yapılır. Ufak şeyler daha çok mutluluk verir ve yine ufak sorunlara bireylerin daha fazla tahammülleri vardır. Zaman geçtikçe evlilik sıradan bir hal alabilir ve ilk günlere özlem duymaya başlayabilirsiniz. Evliliğin ilk dönemlerine duyulan özlem halihazırdaki yaşantıya karşı memnuniyetsizliği ifade ediyor olabilir. Genellikle heyecanın ve belki saygının yitirilmesi anlamına bile gelebilir. Eğer eşlerin evlilik ile ilgili memnuniyet düzeyleri düşükse ve birbirlerine karşı saygılarını yitirmişlerse ciddi problemler var demektir ancak evliliğin ilk günlerinin heyecanının ve coşkusunun azalması sorun olarak görülmemelidir. Bu durum her evlilikte yaşanır ve evliliğin normal bir evresidir. İlk günlerin heyecanının evliliğin ilerleyen yıllarında da aynı şekilde devam etmesini beklemek gerçekçi değildir ancak evliliğin farklı dönemlerinde de eşler arasında güzel paylaşımlar olacağını bilerek, yaşanılan zamanın güzelliklerini görebilmek gerekir. Evliliğinizin de yaşayıp yaşlanacağının, yıllar içinde değişeceğinin farkında olun. Bu konudaki düşüncelerinizi ve duygularınızı eşinizle paylaşın.

Evliliklerin en tehlikeli dönemleri

Evlilikleri evlilik olmaktan çıkarıp, eğer çözülmezse ya da evlilik sona erdirilmezse ömür boyu sürecek azaplar haline getirecek çok tehlikeli dönemler vardır. Uzun yıllar birlikte yaşamış ve sonra evlenmiş insanlar için bile evliliğin ilk yılı, en tehlikeli dönem.

İlişki tamamen iki kişilik olduğunda sadece iki kişinin ilişkiye yönelik beklentilerini içerir. Evlilik olduğunda, bu ilişki bir kurum haline dönüşür. İlk yılın evlilikler için çok tehlikeli olması, iki insanın aynı evde yaşamasından kaynaklanan fiziksel sorunlarla ilgilidir demek, sorunu çok basite indirgemektir. Evlilik bir aile olma girişimidir. Sosyal bir ünite olma girişimidir. Bu üniteyle ilgili sizin sahip olduğunuz bilgi, köken ailenize ait olandır ve evlendiğinizde ‘el yordamıyla’ bu bilgileri kullanmaya başlarsınız.

Gerçek anlamda evlenmiş olabilmek için çiftlerin daha önceki hayatlarında bireyselleşmiş olabilmeleri çok önemli. Ancak bireyselleşme kritik bir nokta. Çünkü çok fazla bireyselleşmek, aynı evde yaşamayı ve bir hayatı paylaşmayı güçleştiriyor. Eğer bu temel sorunları fark edemezseniz, evliliğinizin ilk yılındaki çatışma bir ömür sürebiliyor. İlk yıllardan beklenen o ailenin kendine özgü bir model oluşturması ve kendi sistemini kurup, yapılanmasını gerçekleştirmesi, kendi çözüm yollarını oluşturmasıdır.

Çocuk sahibi olmak evliliği nasıl etkiliyor?

Eşleri birbirleri ile akraba yapan, sonsuza dek birbirlerinin genlerinde yaşamalarını sağlayan tek şey çocuk sahibi olmaktır. Çocuk sahibi olmak aynı zamanda geri dönülmezlik duygusunu beraberinde getirir, bu durumda eşlerde kaçıp kurtulma isteği ortaya çıkar. İsteyerek çocuk sahibi olan kişilerde de durum değişmez. Hareket kabiliyetlerinin kısıtlanması, özgürlüklerin kaybı, tüm çiftleri derinden yaralar. Evli çiftler bu noktada bir kadın ve bir erkek olmaktan, anne ve baba olma noktasına ulaşabilirlerse, bu krizi atlatabilirler. Benzer krizler çocukla ilgili ortak kararlar verme noktasında da kendini gösterir.

Aslında genellikle eve gelen o minik birey ev içindeki coşkuyu artırır, hatta çoğu zaman eşler arası iletişimi güçlendirir. Ancak zaman zaman ebeveynlerin yanlış tutumlarından dolayı sorunlar ortaya çıkabilir! Peki niçin? Ev içinde rollerin sağlıklı bir biçimde belirlenmemiş olması bu durumun en önemli nedenidir. Bireylerin anne – baba olduktan sonra eş olma rollerini unutmaları ve önceliği her zaman çocuğa vermeleri ile diğer eş ihmal edilebilmektedir. Bu durumda eşler, ebeveyn olmadan önceki ortamı arar ve eşi ile eski yakınlığını özler. Çocuğun kendisine olan ilgiyi azalttığını düşünür. Çocuk bahane edilerek eşin bazı isteklerine cevap verilmemesi, eşe zaman ayırma gayretinin gösterilmemesi, ev içinde eşlerin birbirlerine sürekli, “annecim, annemiz, babacım, babamız” ifadeleriyle seslenmeleri yapılan diğer yanlış davranışlardır. Ayrıca, çocuk bakımı ile ilgili sorumlulukların paylaşımının iyi düzenlenmemesi tartışmalara yol açabilmektedir.
Çocuk sahibi olduktan sonra, daha önceki yaşam tarzınızın önemli ölçüde değişeceğini ve çok önemli bir sorumluluk altına gireceğinizi bilmelisiniz. Bu nedenle yeni düzenlemeler yapmanız gerektiğinin farkında olmalısınız ve bu konu kesinlikle hassas davranılması gereken bir konudur. Aksi takdirde ev içinde huzur bozulabileceği gibi, bireylerin eş olma ve ebeveyn olma rolleri de zedelenir.

Aileler ile ilgili problemler
Bazı gençler, evlenmek istedikleri kişilerin aileleri konusunda uyarıda bulunmak isteyenlere şöyle bir cevap verirler: “Ben onun ailesiyle değil, kendisiyle evleniyorum. Ailesinden bana ne”. Bu düşünceyle evlilik hayatına başlayanları acı sürprizler bekler. Kadın da erkek de, nikah defterini imzalarken, aynı zamanda yeni bir aileyle de iç içe yaşamayı kabul etmiş demektir.

Evlenirken, sadece karı – koca olacağınızı düşünüyorsunuz. Halbuki onunla hayatınızı birleştirirken, ailesiyle de evlendiğinizi çok sonra fark ediyorsunuz. Tam kendi ayaklarınızın üzerinde durmaya ve yeni ailenizi kurmaya başlamışken, hem ebeveynleriniz, hem de eşinizin ailesi evliliğinize müdahale etmeye başlıyor. Sık sık gelip gitmeleri, telefon açıp her ayrıntıyı merak etmeleri, her konuya müdahale edip, akıl vermeleri ve verdikleri aklı uygulamanızı beklemeleri, iletişimi güçleştirebilir. Daha gelenekçi bir yapıya sahip olduklarından, onlara giderken ya da onlar geldiğinde, kıyafetlerinize bile normalden daha fazla titizlik göstermeniz gerekebilir. Halbuki çoğunlukla, bunları kötü niyetle yapmadıklarını göz önünde bulundurarak, çözüm arayışında bulunurken çok dikkatli olmak gerekir.

Ailelerin müdahaleleriyle başa çıkmak

Yeni evliler için iki tarafın ailelerinin müdahaleleri soruna yol açabilecek konulardan biridir. Aileler kendi evlilik deneyimlerini her fırsatta yeni çift ile paylaşmak isteyebilirler. Ancak, kendi ailesini kurmak için çaba gösteren çift bu durumdan rahatsız olabilir. Bir müddet sonra ne yapacağını bilemeyen genç çift arasında huzursuzluklar ve tartışmalar başlayabilir. Eşiniz kendi annesinin ve babasının üslubuna ve davranışlarına alışık olduğundan, onların müdahalelerinden sizin kadar rahatsız olmayabilir. Ancak unutmayın ki, aynısı sizin için de geçerlidir. Ailelerinizin müdahalesinden rahatsız olduğunuzu onları kırmadan söyleyebilmek hiç kolay değildir, ancak her zaman açık yürekli olmakta yarar vardır.

‘Kayınvalideler gelinlerini sevmezler’

Kayınvalidelerin gelinlerini sevmedikleri, damatlarını her zaman el üstünde tuttukları söylenir. Bazı ailelerde bu sözleri doğrulayan olaylar yaşanır. Özellikle evi kayınvalide ve kayınpederinizle paylaşıyorsanız, ev düzeni, sofra alışkanlıkları, temizlik, vb. birçok konuda kendi ailenizdeki alışkanlıklarınızdan farklı yepyeni durumlarla karşı karşıya kalırsınız. Özellikle hayatınızı kontrol etmeye çalışırlarsa ve onların alışkanlıklarına uygun davranmanızı beklerlerse ne yapacağınızı bilemediğiniz anlar olabilir. Çünkü hem onları kırmak istemezsiniz, hem de kendi istekleriniz doğrultusunda davrandığınız zaman kırılacaklarını düşünürsünüz. Eşinizin ailesiyle bu tür problemler yaşamamak için mesafeli ama olumlu bir ilişki başlatın. Ancak yine de zaman zaman gerilimler yaşanabileceğini bilmelisiniz. Böyle durumlarda, rahatsızlıklarınızı içinize atmak ya da, “bu, eşimle benim hayatım, bu duruma katlanmak zorunda değilim” diye düşünmek yerine, bu durumu eşinizle birlikte değerlendirerek ortak bir karar vermek çok daha yapıcı olur. Aileler evliliğiniz için bazen bir tehdit gibi görünseler de, problemli zamanlarda tecrübelerine güvenerek hareket edin. Gerektiğinde onlardan yardım istemekten çekinmeyin.

Evlilik sorunlarınız için yardım alabilirsiniz. Hizmetlerimiz bölümünde “İlişki, Evlilik ve Aile Terapisi” bölümünü inceleyiniz.

Bu yazı yorumlara kapanmıştır.