Yazılar

Kişisel Gelişiminiz İçin Yazılarımızı Okuyabilirsiniz

psikoterapi aşamaları

PSİKOTERAPİ SÜRECİNİN AŞAMALARI

Psikolojik sorunlarda iyileşmenin dört boyutu vardır: Duygusal iyileşme; zihinsel yenilenme; davranışların değişimi ve ruhsal gelişme. Son otuz yılın psikolojik terapi çalışmaları  birçok yaklaşım geliştirmiştir, bu çalışmalar söz konusu  yaklaşımların yalnızca birini seçip bunun en iyi iyileşme yöntemi olduğunu savunmuşlardır. Bazı modellere karşı başlangıçta şüpheyle bakılmıştır.

Bu alanların yalnızca birinde yoğunlaşmak, genelde insan gelişimine, özelde de erken yaşlarda açılan yaraların iyileşmesine fayda sağlamaz. İyileşmeye giden yol farklı durakları olan, duygusal, bilişsel, davranışsal ve ruhsal değişimi kapsayan bir yol olmalıdır. Tüm bu boyutlar birleşerek, bireyi meydana getirir. Bu boyutların göründükleri kadar ayrı olmadıklarını da vurgulamak gerekir. Duygusal acı zihinsel rahatsızlığa ve ruhsal güçlükler de duygusal çöküntüye dönüştüğünden bu alanların hepsi birbiri ile ilişkilidir. Her boyutun, çocukluktaki zorlu deneyimlerle bağlantısı vardır. Bu tür deneyimlerin, bu  alanların herhangi birinde bir bozukluğa yol açmaması pek olası değildir.

DUYGULARI İYİLEŞTİRMEK

Son zamanlarda duyguların iyileşmesine çok büyük önem verilmektedir. Basmakalıp fikirlere şüpheci yaklaşmak gerekir. Yetmişlerin ‘’ben” dönemindeki, insan gelişimiyle ilgili yaklaşımlar giderek yayılıyor. Toplumların zihin sağlığında  gözle görülür bir değişim olmamasına rağmen, terapi ve kişisel gelişim endüstrisinin genişlemesi, önemli bir şeyin eksik olduğunu düşündürüyor. Belki de bu, “mutluluğun” anayasal hak olmasıyla ya da  “eğer elinden geleni yaparsan her şey düzelir” mantığının önde gitmesiyle ilgilidir. (Son yüz yıldır yaşanan deneyim bunun tersini göstermektedir.) İnsanın durumu bu fikrin ifade edebileceğinden çok daha karmaşıktır ve belki de terapi alanının mutlu olma hakkıyla ne kastedildiğini yeniden incelmesi gerekmektedir.

Bu nedenle, duygusal  iyileşme konusunu anlamaya çalışan bireyler, gerçek anlamda duyguların ele alınması ile bazı işlevsiz yaklaşımlar arasında bağlantı kurabilirler. Duygusal iyileşmenin çok önemli bir öğe olduğu açıktır, bu yüzden onun hassas ve karmaşık doğasını anlamak çok önemlidir.

Duygularımızın iyileşmesi kavramı, içinde kişiliklerimizin yaralanabileceği ve incinebileceği görüşünü barındırır. Bu yaraları iyileştirmek, kişiliklerimizin nasıl yaralandığıyla da ilgilenmeyi gerektirir.
İnsanoğlu dışsal ve içsel deneyimlere karşı duygusal tepkiler verme becerisiyle doğar. Bu yüzden, yeni doğmuş bir bebek acıktığında, üşüdüğünde ya da ilgi beklediğinde ağlar. Fiziksel acı duygularla birleşir ve gözyaşı  ya da çığlıklar şeklinde dışarı akar. Aynı  zamanda, bebek rahatsa, üşümüyorsa, sevildiğini hissediyorsa ve güvendeyse, mırıldanır ve gülümser. Çocuk büyüyüp geliştikçe, deneyimlerle duygular arasındaki ilişki karmaşıklaşır. Çocuk zihinsel gelişimin bir sonucu olarak, dünyayı yorumlamaya başlar. Deneyimlere yalnızca duygusal tepkiler vermek yerine, deneyimlere ilişkin olarak yaptığı yorumlara da duygusal tepkiler verir. Sağlıklı, sevgi dolu ve güvenli bir ortamda çocuğun duygusal tepkileri,  olup bitenle uyum içindedir. Olaylara getirdiği yorumlar yerindedir ve duygusal deneyimlerinin çoğu olumlu ve mutludur.

Bunun aksine, duygusal anlamda yıkıcı bir ailede büyüyen çocuk, kötü muamele  görmüş, terk edilmiş, ilgisiz kalmış veya istismar edilmiştir. Durum böyle olunca, deneyimle, yorumlar ve duygusal tepkiler arasındaki ilişki de karışır. Sonuçta, yetişkinlikte büyük sorun yaratacak bir sürü etki, çocuğun duygusal gelişimi üzerinde rol oynar. İlk hasar katmanı, birincil duygular olan korku, öfke, sevgi ve üzüntünün saptırılmasıdır.

 

Korku gerekli bir duygudur. Çocuğa, hayatta kalmasını sağlayacak iki araç sunar: tehlikeden hemen kaçma arzusu ve sevebilen bir yetişkinin kollarında güvenliği ve rahatlığı bulabilme isteği. Bu ihtiyaçlar, reddedilme veya ilgisizlik yüzünden karşılanmadığı zaman, çocuk sürekli bir tehlike hissiyle yaşar, başkalarının kendisine yardım edebileceğine ve onlara güvenebileceğine inanamaz. Kişinin gelişimi sırasında, korku duygusu saptırılır. Yetişkin korkuya karşı sağlıksız bir bakış açısı geliştirir. Bu, sürekli endişe ve dehşet duygusu şeklinde yansır ya da tersine, tehlikeyi engelleyememe duygusuna ve kendi kendine zarar verecek davranışlara yol  açar.

Öfke de gerekli bir duygudur. Sağlıklı şekliyle, çocuğa isteklerini yerine getirme şansı tanır, onun sevgi ve ilgi talep etmesini sağlar. Doğası gereği, problem çözücü bir duygudur, ilişkilerdeki sorunları çözmeye ve çocuğun ihtiyaçlarını anlamasına yardımcı olur. Çocuğun öfkesine sağlıklı bir şekilde tepki vermek için, onu dinlemek ve duygularının enerjisini yıkıcı olmayan bir biçimde yönlendirmesine yardımcı olmak gerekir. Ebeveynlerin ya da otoritenin düşmanca davranışları sonucunda çocuğun öfke duygusu esas amacından saptığı için ileride bir yetişkin olduğu zaman öfke duygusuyla diğer duyguları arasındaki ilişki de hedefinden sapacaktır. Diğer taraftan, başkalarının öfkesiyle de başa çıkamayacak ve kendini ifade edemeyecektir; ya da uygunsuz durumlarda öfke patlamaları yaşayıp, yıkıcı tavırlar sergileyecektir.
Sevgi, sevilmeye karşı verilen duygusal tepkidir. Güven ve şefkat bağı kurmak için gereklidir. Çocuğun sevgisine sağlıklı bir tepki vermek için, onu sevecen bir şekilde güvence altına almak gerekir. Çocuğa verilecek sevgi, genellikle, yetişkinin bağımlılık ihtiyaçlarını çocuk sayesinde karşılamaya çalışması yüzünden meydana gelen bir tür duygusal problem yoluyla  ya da yetişkinin çocuğun sevgi gösterisini soğuk karşılamasından ötürü amacından saptığı zaman, çocuk ileride bir yetişkin haline geldiğinde sevgi anlayışında da sapmalar olacaktır. Bu duygusal bağımlılık ve pasifliğe yol açar; yada tersine, kişinin diğerlerinin sevgisine yanıt olarak  sıcak ve yumuşak tepkiler verememesine neden olur. Her iki davranış türü de, kişinin karşı cinsle yakınlık kurmakta ve cinselliği sağlıklı bir şekilde yaşamakta büyük güçlükler çekmesine yol açar.
Üzüntü, kayıplarla başa  çıkmamızı ve iyileşmemizi sağlayan duygudur. Sadece insan olduğumuz için kaybettiğimiz şeylerden dolayı yaşadığımız acıyla başa çıkmamızda temel rolü oynar. Çocuğun üzüntüsüne verilecek sağlıklı tepki, rahatlatmayı, onun duygularını açıklamasına destek olmayı ve eğer geçebilecek bir şey ise ona yardım etmeyi  içerir. Üzüntüsüyle bu şekilde ilgilenilmeyen çocuk, üzüntüyle baş edemeyen bir yetişkin haline gelir. Kişi ya kronik üzüntü duygusu yaşar ya da hem kendisinin hem de başkalarının savunmasız durumlarına tahammül edemeyen  sert ve soğuk bir duygusal ruh hali içine girer.
O halde, duygusal yaralanmanın ilk aşaması, bu dört temel duygudan birinin ya da hepsinin sapmasıyla ortaya çıkar. Bu sapma, kişinin kimlik bilincine taşınır ve kişinin yaşaması için birkaç baş etme yolu devreye girer. Bunlar işlevsiz savunmalardır. Böyle durumlarda kişiler, insanları ya da olayları gerçekçi değerlendirememek, acı çekme ihtimaline bile tahammül edememek, sorunların kaynağını daima başkalarında aramak, kendisini eksik, yetersiz ve değersiz algılamak, özeleştiri yapabilme becerisini kazanamamak, yakın bir duygusal ilişki kuramamak vb problemlerle karşılaşırlar.

Bu sorunların iyileşmesi ve gelişme, alttaki duygusal durumların bilinmesine bağlıdır. İki alanda iyileşme, bu bakımdan önemlidir. Bilinç altına itilmiş ve kendilerini sinirlilik, üzüntü ve fiziksel hastalıklar yoluyla ortaya koyan duyguları serbest bırakmak ve yas tutarak kaybın acısını gidermek.

DUYGULARI SERBEST BIRAKMAK

Zarar  görmüş insanlar, hemen her zaman duygularının farkında olmakta güçlük çekerler. Kimilerinin duygusal farkındalığı çok sınırlı ve dardır. Çoğu zaman acı veren bedensel şikayetleri vardır, ama duygularının neredeyse hiç farkında değildirler. Kimileri genellikle üzüntü, öfke ve korku gibi yalnızca bir ya da iki grup yoğun duygu yaşar. İyileşmek için duyguların farkına daha çok varılması gereklidir. Duyguları serbest bırakmak, kişinin duygularının farkına varmasını sağlar. Böylece, kişi kendi duygusal yapısının ve çocukluğunda hangi duygusal tepkilerine izin verilip, hangilerine izin verilmediğinin farkına varır. Örneğin, bazı çocuklardan eğer anne babaları sıkıntılı ise, onlara karşı sempati ve şefkat göstermeleri istenir; bu çocuklar bunu yaptıkları zaman da ödüllendirilirler. Birer yetişkin olduklarında, acı çekenlere karşı sıcak ve hassas davranmayı başkalarına oranla daha kolayca becerebilirler.

Aynı çocuklar, korktukları yada öfkelendikleri için cezalandırılabilirler. Yetişkinlik yıllarında bir şeye öfkelenmek onlara anormal gelecek, öfkelendikleri için kendilerini gergin ve rahatsız hissedeceklerdir. Öfke o kadar yoğun bir şekilde bastırılır ki, kişi ne zaman öfkeli olup, ne zaman olmadığını ayırt edemeyecek hale gelir. Aynı zamanda, bazı çocukların da öfkesi desteklenir ve öfkelerini, kendilerinden zayıf olanlardan çıkarmaları beklenir. Bu kişiler yetişkinlik yıllarında, ifade edebildikleri tek duygunun kızgınlık olduğunu fark edebilirler. İncindiklerinde, bunun öcünü alırlar; üzgünken, çevrelerindeki nesnelere ya da insanlara saldırırlar; korktukları zaman kızıp bağırırlar.

Aynı çocuklar; hassas ya da yumuşak davrandıkları zaman, aşağılanır ve alay konusu edilirler. Yetişkinlik döneminde, bağımlı ya da muhtaç kimseler gördükleri zaman şefkat ve hassasiyet göstermek yerine, bu insanlara kızarlar. Bu örnekler kişinin yaşantısında ve duygularını ifade ediş biçiminde meydana gelen duygusal  zararın sonuçlarını göstermektedir. Tatmin edici ve eksiksiz bir yaşam deneyimi için, duyguların ifade edilmesi şarttır. Duygusal kişiliğimizi ortaya koyarken tüm duygularımızı (korku, öfke, sevgi, üzüntü vb.) incelemeli ve onlarla nasıl başa çıkacağımızı görmeliyiz. Böylece, bu duyguları, hatta en zor ifade edilenleri bile takdir etmeyi ve korumayı öğreniriz. Bunun farkına vardığımızda, bu duyguları yaşama ve ifade etme biçimimizi iyileştirmek için çok şey yapılabilir.

Duygusal iyileşmenin belki de en dramatik ve bazen de en tehlikeli tarafı, ruhun derinliklerinde donmuş olan duyguların bilinç düzeyine taşınmasıdır. Travma yaşayanlarda, iyileşmenin  bu bölümüne hassasiyetle ve dikkatle yaklaşılmalıdır. İyi bir terapist, bu aşamadaki tehlikelerin farkındadır. Bu uyarılardan sonra, kapatılmış duyguların farkına varmanın ve bunları yeniden yaşamanın oldukça önemli olduğunun altını çizebiliriz. Bu konuda bazı yararlı öneriler sunacağım. Bunların çoğu bir danışmanlık, destek grubu hatta bu konuda yardımı olabilecek yakın bir arkadaş ilişkisine uyarlanabilir. Yaralı insanların çoğu, duygularının yalnızca bir kısmının farkındadır; çoğu oldukça işlevli yaşamlar sürer, mantığa ve pratikliğe önem verirler. Yüzeyin altında bastırılmış yoğun bir duygusal enerji vardır. Genellikle geçmişin geride kaldığını ve unutulması gerektiğini düşünürler. Bazıları da geçmişte yaşadıklarının çoğunu hatırlayamazlar. Bastırmanın en belirgin özelliği, diğerlerinin, özellikle de çocukların duygusallıklarına karşı olumsuz tepki vermektedir. Kendi duygularını bastıran ve inkar eden ebeveynler, çocuklarının saf duygularıyla başa çıkamazlar. Bu tepkiler, çoğu duygunun bilinç düzeyinden uzaklaştırıldığını ve bastırıldığını gösterir. Bu duyguları serbest bırakmak sabır ve bağlılık ister.

İyileşmenin bu aşamasında dört önemli alan bulunmaktadır. Her alanın amacı, gömülmüş duyguları serbest bırakmak ve duygusal farkındalığı  arttırmaktır. Bu alanlar, kişinin kendi hikayesini anlatması; içteki çocuğa ulaşmak; yaratıcı ifade ve beden farkındalığıdır.

KİŞİNİN KENDİ HİKAYESİNİ ANLATMASI

Kişinin kendi hikayesini anlatması, duygularının farkına varmasının anahtarıdır. Kişi bu işleme bir danışma ortamında, destek grubunda ya da tek başına başlayabilir. Kişinin hikayesinin anahtar öğeleri, aile içindeki birincil ilişkiler etrafında döner. Hikayemizi bilmeden, hissettiklerimizin ne kadarının geçmişten kaynaklandığını bilemeyiz. Irwin Yalom’un bu konuda bir yorumu vardır: “Yaralı insanlar, geçmişi geleceğe taşımaya çalışırlar.” Hikayemizi bilmek, geçmişten gelip, bugünümüzü rahatsız eden, gelecek için sorunlar yaratan şeyleri fark etmemizi sağlar.

“Hikayemiz” derken, yalnızca olaylarla ilgili bilgiler anlaşılmamalıdır. Tüm hikayelerdeki gibi, duygusal içerik de gerçekler kadar önemlidir. Bunu açıklamak için örnek vermek faydalı olur. Çocukken çok dayak yediğini bilen bir kişiyi hayal edelim. Bu kişi küçük bir çocukken korkmuş ve gerilmiştir, anne ya da babanın ona acı vereceğini bilmektedir. İlk darbe geldiğinde ürker ve siner; iç dünyası yıkılmaya başlar, ama acı bedenine yayıldıkça, kontrolünü kaybetmemeye çalışır. Gittikçe öfkelenir, ama daha çok dövülmekten korktuğu için kendine bunu yapan yetişkine bu öfkesini gösteremez. Aynı zamanda, sevdiği yetişkin (anne ya da baba) tarafından dövülmek onu incitmiştir; affedilmek ister, yine yakınlık görmek ve güvenli ilişkiye kabul edilmek ister. Yaralı insanların ruhlarının derinliklerinde bunun gibi bir sürü el değmemiş deneyim vardır. Bu insanların hikayelerini anlatmaları bu deneyimleri gün ışığına çıkarır ve geri getirir, bastırmaya çalıştıkları duyguların tümü su yüzüne çıkar. Bu duyguları anlamak, onlarla yüzleşerek farkındalık kazanmak oldukça yararlıdır ve terapide bunlar amaçlanır.

Hikayenize başlamak için, hem annenize hem de babanıza ait ilk anılarınızla ilgili bir günlük çıkarmanız yararlı olur. Yavaş yavaş ayrıntılara girebilir, hatırladığınız olayların duygusal boyutlarına dikkat edebilirsiniz. Şu soruları sorabilirsiniz: Bu olduğunda kendimi nasıl hissettim? Bu annemin/babamın/kardeşimin beni nasıl gördükleri yada bana karşı neler hissettikleri hakkında neler ifade ediyor? Bu olayla nasıl baş ettim? Çocukluk ve ergenlikle ilgili tüm olayları hatırlayana kadar tabloya devam edin. Hem olumlu hem de olumsuz olaylar üzerinde durun, acı tatlı her anıyı hatırlamaya çalışın. Bu olayların, bugünkü yaşantınızı nasıl etkilediğini görünce şaşıracaksınız. Eğer cinsel taciz gibi çok travmatik olaylar varsa, bu işlem onları ortaya çıkarmayacaktır; ama yine de yararlı bir başlangıç olacaktır.

Duyguları serbest bırakmanın ikinci öğesi, içerideki çocuğa ulaşmaktır. Bu teknik, gömülmüş duyguları yeniden yaşama, yeniden anlama konusunda çok etkilidir ve dikkatle uygulanması gerekir. İlk önce bunun temel mantığından  ve bugünkü terapi dünyasında nasıl algılandığından bahsetmek gerekir. Birçok terapist, hepimizin içinde bir çocuk bulunduğu görüşünü savunmaktadır. Bu çocuk bizim çocukluk halimizdir. Bugün yaşadığımız bir çok problemin kaynağının çocukluk döneminde saklı olduğunu düşünürsek, içerideki çocuğa ulaşmanın ne kadar hayati olduğu anlaşılacaktır.

Terapide insanların yetişkin yaşamında karşılaştığı sorunların kaynağı derinlere inilerek keşfedilir ve iyileşme sağlanır.

Dr. Hatice TOPÇU ERSOY
Uzman Psikolog

Bu yazı yorumlara kapanmıştır.